Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kip mantığının araçları, bir özelliğin bir nesneye zorunlu olarak ait olup olmadığını bir karşıolgusal değişimle sınamayı sağlar; ama öz tartışması, bu sınamanın hangi tür altında yapıldığını ve sınıflandırmanın hangi öze dayandığını da sormayı gerektirir.
Locke'un Deneme'si sınıflandırmalarımızın gerçek özlere değil nominal özlere dayandığını, Wiggins'in Aynılık ve Töz kitabı bir şeyin özdeşliğinin ve özünün onun tür belirleyici terimine bağlı olduğunu, Dupré'nin makalesi ise aynı şeylerin farklı amaçlar için farklı ve eşit derecede meşru biçimlerde sınıflandırılabileceğini gösterdi.
Bir sınıflandırma kararı dört adımla değerlendirilir: nominal ölçütleri yazmak, bu ölçütlerin arkasında bir gerçek öz aranıp aranmadığını sormak, bir özelliğin öze ait olup olmadığını bir karşıolgusal değişimle sınamak ve sınıflandırmanın amacını belirlemek.
Özün zorunluluktan başka bir şey olmadığı, türlerin yalnızca bizim sınıflandırmalarımız olduğu ve çoğulculuğun karar vermeye yardımcı olmadığı itirazları, kip sınamasının tür belirtilmeden sonuç vermediğini, nominal ölçütlerin çoğu zaman bir kökenin kanıtları olarak kullanıldığını ve çoğulculuğun kararı amacın açıkça belirtilmesine bağladığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir şeyi bir türe yerleştirmek, onun ölçütleri karşılayıp karşılamadığına bakmak değil, bu ölçütlerin neyin kanıtı olduğunu, şeyin hangi tür altında düşünüldüğünü ve sınıflandırmanın hangi amaca hizmet ettiğini belirtmektir.
Açılış sahnesi
Grup, raporun ekindeki kataloğu hazırlarken bir karar vermek zorunda: kütüphanedeki el yazması, "atölye nüshaları" sınıfına mı konacak, yoksa "atölye dışı nüshalar" sınıfına mı? Kataloğun sınıflandırma ölçütleri açıktı: yazı biçimi, satır düzeni ve mürekkebin bileşimi atölyeninkine uyuyorsa, nüsha atölye nüshasıydı. Kütüphanedeki el yazması üç ölçütü de karşılıyordu. Ama filigran kaydı, kâğıdın atölyenin hiç kullanmadığı bir kâğıt olduğunu gösteriyordu ve grubun bir kısmı, el yazmasının atölyede değil, atölyenin üslubunu taklit eden başka bir yerde üretildiğini düşünüyordu. Kerem, sorunun bir sınıflandırma sorusu gibi göründüğünü, ama bir öz sorusu olduğunu fark ediyor: bir nüshayı atölye nüshası yapan şey neydi?
Selin, bir el yazmasının yeniden ciltlendiğinde hâlâ aynı el yazması olup olmadığının, onun bir metin olarak mı yoksa bir nesne olarak mı düşünüldüğüne bağlı olduğunu söylüyor. Tolga, bir özelliğin bir nüshanın özüne ait olup olmadığını sınamanın bir yolunu, o özelliği değiştirip nüshanın hâlâ aynı nüsha olup olmadığını sormayı öneriyor. Defne, bir hastalığın, bir hastane sınıflamasında belirtilerine, bir başkasında nedenine göre sınıflandığını ve iki sınıflamanın aynı hastayı farklı gruplara yerleştirdiğini anlatıyor. Barış, bir hukuk düzeninin bir kurumun ne olduğunu, bir tanımla belirlediğini hatırlatıyor. Lina ise kendi geleneğinde bir metnin sınıflandırıldığı türün, Türkçe katalogdaki türle örtüşmediğini söylüyor. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Modal ve Yoğun Mantıklar kursunda, kip mantığının araçlarının bir nesnenin özü hakkındaki felsefi tartışmaya nasıl uygulandığını, özün zorunluluk yoluyla mı yoksa tanım yoluyla mı anlaşılması gerektiğini ve bu tartışmanın bir sınıflandırma kararını nasıl etkilediğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Bu kursun önceki modülleri, kip mantığının araçlarını kurdu: olanaklı dünyalar, erişilebilirlik ilişkisi, katı göstericiler, nesneye ait ve söze ait kiplik. Metafizik dersi, bir nesnenin kökeninin ona zorunlu olarak ait olabileceğini ve Fine'ın ayrımıyla, bazı zorunlu özelliklerin nesnenin özünü söylemediğini göstermişti; özsel özellik kavramı orada tanımlanmıştı. Bu ders, kursun son modülünü, felsefi uygulamaları, açıyor: bu araçları yeni bir kavram tanıtmak için değil, bir felsefi tartışmayı, bir nesnenin ya da bir türün özünün ne olduğu tartışmasını, yürütmek için kullanıyor ve bu tartışmanın gerçek bir sınıflandırma kararına nasıl yansıdığını gösteriyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. John Locke, İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme'nin üçüncü kitabının altıncı bölümünde, bir şeyin gerçek özü ile nominal özü arasındaki ayrımı kurar ve türlere ayırmamızın gerçek özlere değil, nominal özlere dayandığını savunur. David Wiggins, 1980'de yayımladığı Aynılık ve Töz kitabında, bir şeyin ne olduğunu söyleyen tür terimlerinin, onun özdeşliğini ve özünü belirlediğini savunur. John Dupré ise 1981'de Philosophical Review'da yayımladığı Doğal Türler ve Biyolojik Taksonlar makalesinde, aynı şeylerin farklı amaçlar için farklı ama eşit derecede meşru biçimlerde sınıflandırılabileceğini savunur.
Ardından üç itirazı tartacağız: özün zorunluluktan başka bir şey olmadığı, türlerin yalnızca bizim sınıflandırmalarımız olduğu ve çoğulculuğun hiçbir sınıflandırmayı ötekinden üstün saymadığı için bir sınıflandırma kararına yardımcı olamayacağı itirazları.
Sonda, bir sınıflandırma kararını öz tartışmasının araçlarıyla değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: sınıflandırmanın nominal ölçütlerini yazmak, bu ölçütlerin arkasında bir gerçek öz aranıp aranmadığını sormak, bir özelliğin öze ait olup olmadığını bir karşıolgusal değişimle sınamak ve sınıflandırmanın hangi amaca hizmet ettiğini belirlemek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir nesnenin ya da bir türün özü nedir, kip mantığının araçları bu soruyu nasıl yürütür ve cevap bir sınıflandırma kararını nasıl etkiler?
Ölçülü iddiam şu: kip mantığının araçları, bir özelliğin bir nesneye zorunlu olarak ait olup olmadığını, o özelliğin taşınmadığı olanaklı bir durumda hâlâ aynı nesneden söz edilip edilmediğini sorarak sınamayı sağlar; bu sınama, Metafizik dersinde görüldüğü gibi, köken gibi özellikleri zorunlu çıkarır; ama öz tartışması, bu sınamadan daha fazlasını ister; Locke'un ayrımına göre, bir türün nominal özü, o türe bir şeyi yerleştirmek için kullandığımız gözlenebilir ölçütlerin kümesidir, gerçek özü ise bu ölçütleri doğuran, çoğu zaman bilinmeyen iç yapıdır ve sınıflandırmalarımız nominal özlere dayanır; bu yüzden bir sınıflandırma kararı, nominal ölçütlerin gerçek özü ne kadar iyi yakaladığına dair bir yargıyı gerektirir; Wiggins'in savunduğu gibi, bir şeyin hangi tür altında düşünüldüğü, onun hangi değişikliklere dayanabileceğini, yani hangi özelliklerinin özüne ait olduğunu belirler; ve Dupré'nin savunduğu gibi, aynı şeyler farklı amaçlar için farklı ve eşit derecede meşru biçimlerde sınıflandırılabilir; ama bu çoğulculuk, sınıflandırmaları keyfi kılmaz, her sınıflandırmanın hangi amaca hizmet ettiğini ve o amaç için nominal ölçütlerinin gerçek bir yapıyı izleyip izlemediğini sormayı gerektirir.
Sıfır noktası
Bir öğrenci bir şeyin "özünden" söz ettiğinde, çoğu zaman o şeyin en önemli özelliğini kasteder; Metafizik dersinde, özün, bir şeyin o şey olmak için taşıması gereken özellikler olduğu görülmüştü. Bu ders, bu kavramı bir adım ileri taşıyor: tek tek nesnelerin özü yanında, türlerin özünü ve bu iki öz kavramının bir sınıflandırma kararında nasıl birleştiğini soruyor.
Bir türün özü sorusu, bir nesneyi bir türe yerleştirme kararıyla başlar. Kütüphanedeki el yazmasını "atölye nüshaları" türüne yerleştirmek için grup, bir ölçütler listesi kullanıyordu. Bu liste, türün sınırını çiziyordu. Ama liste, türün neden bu sınırı taşıdığını söylemiyordu: bir nüshanın atölye nüshası olması, onun yazı biçiminin atölyeninkine benzemesinden mi, yoksa atölyede üretilmiş olmasından mı kaynaklanıyordu?
Kip mantığı, bu soruyu keskinleştirmenin bir yolunu verir. Bir nüshanın atölye nüshası olması, "atölyede üretilmiş olma" özelliğine bağlıysa, atölyede üretilmemiş ama yazı biçimi, satır düzeni ve mürekkebi atölyeninkine uyan bir nüsha, olanaklı bir dünyada ya da gerçek dünyada, atölye nüshası sayılmaz. Nüshanın atölye nüshası olması ölçütlere bağlıysa, sayılır. Karşıolgusal durumlar, türün hangi özelliğe dayandığını ortaya çıkarır.
Görüşler ve pozisyonlar
Türlerin özünün ne olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, doğal tür özcülüğüdür. Buna göre bazı türlerin, bizim sınıflandırmalarımızdan bağımsız olarak, bir gerçek özü vardır ve doğru bir sınıflandırma, bu özü izler. Suyun özü kimyasal yapısı, bir hayvan türünün özü belki genetik yapısıdır. Kip mantığıyla ifade edilirse, bir şey, gerçek özü taşıdığı her olanaklı dünyada o türe aittir.
İkinci görüş, Locke'çu nominalizmdir. Buna göre türlerin sınırlarını bizim nominal özlerimiz çizer. Gerçek özler varsa bile, onlara ulaşamadığımız için, türler bizim kurduğumuz sınıflardır ve bir şeyin bir türe ait olması, onun bizim ölçütlerimizi karşılamasıdır.
Üçüncü görüş, çoğulcu gerçekçiliktir. Buna göre doğada gerçek yapılar vardır, ama bu yapılar tek bir sınıflandırmayı dayatmaz. Aynı şeyler, farklı amaçlar için, her biri gerçek bir yapıyı izleyen farklı sınıflandırmalara yerleştirilebilir. Hiçbir sınıflandırma, ötekilerden daha doğal değildir.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve birinci görüşün, bazı türler için, gerçek özlerin sınıflandırmaya yön vermesi gerektiği sezgisini, çoğulcu gerçekçiliğin içinde bir amaç olarak kabul eder. Birinci görüş, kimyasal maddeler gibi bazı türler için güçlüdür, ama biyolojik ve toplumsal türlerde, Defne'nin iki sınıflamasında görüleceği gibi, tek bir gerçek öz bulmakta güçlük çeker. İkinci görüş, sınıflandırmalarımızın nominal ölçütlere dayandığını doğru görür, ama bu ölçütlerin gerçek yapıları izleyip izlemediğini sormayı bırakır. Üçüncü görüş, ikisinin güçlü yanlarını birleştirir: sınıflandırmalar amaca göre değişir, ama her biri, amacı için gerçek bir yapıyı izlemelidir.
Argümanın yapısı
Bir sınıflandırma kararını öz tartışmasının araçlarıyla değerlendirmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, sınıflandırmanın nominal ölçütlerini yazmaktır. Değerlendiren, bir şeyi bir türe yerleştirmek için kullanılan gözlenebilir özelliklerin listesini çıkarır.
İkinci adım, bu ölçütlerin arkasında bir gerçek öz aranıp aranmadığını sormaktır. Değerlendiren, ölçütlerin kendileri için mi yoksa arkalarındaki bir yapının, bir kökenin ya da bir nedenin kanıtları olarak mı kullanıldığını belirler.
Üçüncü adım, bir özelliğin öze ait olup olmadığını bir karşıolgusal değişimle sınamaktır. Değerlendiren, özelliğin taşınmadığı bir durumu tarif eder ve o durumda, hangi tür altında düşünüldüğünü belirterek, hâlâ aynı şeyden ya da aynı türün bir üyesinden söz edilip edilmediğini sorar.
Dördüncü adım, sınıflandırmanın hangi amaca hizmet ettiğini belirlemektir. Değerlendiren, sınıflandırmanın bir tarihsel üretimi mi, bir kullanımı mı, yoksa bir tedaviyi mi yönlendirmek için yapıldığını sorar ve ölçütlerin bu amaç için gerçek bir yapıyı izleyip izlemediğini değerlendirir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Öz ve zorunluluk tartışmasını ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Kip mantığının araçları, bir özelliğin bir nesneye zorunlu olarak ait olup olmadığını, onun taşınmadığı bir karşıolgusal durumda hâlâ aynı nesneden söz edilip edilmediğini sorarak sınamayı sağlar; ama öz tartışması bu sınamadan fazlasını ister. Locke'un ayrımına göre, sınıflandırmalarımız nominal özlere, gözlenebilir ölçütlere dayanır ve bir sınıflandırma kararı, bu ölçütlerin gerçek özü ne kadar iyi yakaladığına dair bir yargı gerektirir. Wiggins'in savunduğu gibi, bir şeyin hangi tür belirleyici terim altında düşünüldüğü, onun hangi değişikliklere dayanabileceğini ve hangi özelliklerinin özüne ait olduğunu belirler; bu yüzden kip sınaması, tür belirtilmeden sonuç vermez. Dupré'nin savunduğu gibi, aynı şeyler farklı amaçlar için farklı ve eşit derecede meşru biçimlerde sınıflandırılabilir; ama bu çoğulculuk kararları keyfi kılmaz, her sınıflandırmanın amacını ve bu amaç için ölçütlerinin gerçek bir yapıyı izleyip izlemediğini sormayı gerektirir.
Açık kalan sorular
Tolga'nın karşıolgusal sınaması, "atölye nüshası" türünün gerçek özünün köken olduğunu gösterdi. Ama köken de belirsiz sınırlıdır: atölyenin bir kopyacısının atölye dışında, kendi evinde yazdığı bir nüsha, atölye nüshası mıdır? Gerçek özlerin sınırları keskin midir?
Selin'in iki kimliği, bir el yazmasının bir metin olarak ve bir nesne olarak farklı kalıcılık koşulları taşıdığını gösterdi. Ama müzedeki el yazması, bir metin ile bir nesne olmak üzere iki ayrı şey midir, yoksa iki tür altında düşünülen tek bir şey mi? Bu soru, Zorunlu özdeşlik dersinde tartışılan çakışan nesneler sorusuyla nasıl ilişkilidir?
Barış'ın tüzel kişisi, hukuki türlerde nominal özün kurulduğunu gösterdi. Kurulan bir öz ile keşfedilen bir öz arasındaki fark, her zaman keskin midir? Bir müzenin sınıflandırma kuralları, kurulan mı yoksa keşfedilen bir özü mü izler?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışNominal ölçütleri türün kendisi saymak.
Bir türe yerleştirmek için kullanılan gözlenebilir ölçütleri, türün kendisiyle özdeşleştirmek, Kerem'in iki özünde görüldüğü gibi, ölçütleri karşılayan ama gerçek özü taşımayan bir taklidi türün bir üyesi sayar.
Yaygın yanlışTür belirtmeden özdeşlik sormak.
Bir şeyin bir değişiklikten sonra hâlâ aynı şey olup olmadığını, onun hangi tür altında düşünüldüğünü belirtmeden sormak, Selin'in iki kimliğinde görüldüğü gibi, bir metin olarak ve bir nesne olarak farklı cevaplar alan bir soruyu tek bir cevaba zorlar.
Yaygın yanlışİki sınıflamayı birbiriyle özdeşleştirmek.
Farklı amaçlara hizmet eden iki sınıflamadan birindeki bir grubu, ötekindeki bir grupla aynı sanmak, Defne'nin iki sınıflamasında görüldüğü gibi, aynı belirtilerin farklı nedenlerden doğabileceğini gözden kaçırır.
Yaygın yanlışÇoğulculuğu keyfilik saymak.
Aynı şeyin farklı sınıflandırmalara yerleştirilebilmesinden, hiçbir sınıflandırma kararının gerekçelendirilemeyeceği sonucunu çıkarmak, Lina'nın iki türünde görüldüğü gibi, her sınıflandırmanın amacı belirtildiğinde keyfi olmaktan çıktığını gözden kaçırır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kip mantığının araçları, bir özelliğin bir nesneye zorunlu olarak ait olup olmadığını bir karşıolgusal değişimle sınamayı sağlar; ama öz tartışması, bu sınamanın hangi tür altında yapıldığını ve sınıflandırmanın hangi öze dayandığını da sormayı gerektirir.
Locke'un Deneme'si sınıflandırmalarımızın gerçek özlere değil nominal özlere dayandığını, Wiggins'in Aynılık ve Töz kitabı bir şeyin özdeşliğinin ve özünün onun tür belirleyici terimine bağlı olduğunu, Dupré'nin makalesi ise aynı şeylerin farklı amaçlar için farklı ve eşit derecede meşru biçimlerde sınıflandırılabileceğini gösterdi.
Bir sınıflandırma kararı dört adımla değerlendirilir: nominal ölçütleri yazmak, bu ölçütlerin arkasında bir gerçek öz aranıp aranmadığını sormak, bir özelliğin öze ait olup olmadığını bir karşıolgusal değişimle sınamak ve sınıflandırmanın amacını belirlemek.
Özün zorunluluktan başka bir şey olmadığı, türlerin yalnızca bizim sınıflandırmalarımız olduğu ve çoğulculuğun karar vermeye yardımcı olmadığı itirazları, kip sınamasının tür belirtilmeden sonuç vermediğini, nominal ölçütlerin çoğu zaman bir kökenin kanıtları olarak kullanıldığını ve çoğulculuğun kararı amacın açıkça belirtilmesine bağladığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir şeyi bir türe yerleştirmek, onun ölçütleri karşılayıp karşılamadığına bakmak değil, bu ölçütlerin neyin kanıtı olduğunu, şeyin hangi tür altında düşünüldüğünü ve sınıflandırmanın hangi amaca hizmet ettiğini belirtmektir.
Sonraki derse köprü
Tolga'nın karşıolgusal sınaması ve Selin'in iki kimliği, grubun sürekli olarak olanaklı durumlar tarif ettiğini göstermişti: bir kopyacının komşu atölyeden mürekkep aldığı bir dünya, kusursuz bir taklidin başka bir kentte üretildiği bir dünya. Kerem, bu dünyaların ne tür şeyler olduğunu soruyor: grup onları tarif ederken, bir yerlerde var olan başka dünyaları mı betimliyordu, yoksa yalnızca tutarlı hikâyeler mi kuruyordu?
Selin, bu sorunun cevabının kip iddialarının anlamını değiştirip değiştirmeyeceğini merak ediyor: "atölye nüshası olmak için atölyede üretilmiş olmak zorunludur" cümlesi, gerçek başka dünyalar hakkında bir iddia mıydı? Tolga, olanaklı dünyaların gerçek olduğunu söyleyen bir görüşün, Kerem'in daha önce çizdiği dairelere bir ağırlık yüklediğini söylüyor. Barış, bir mahkemenin "sanık başka türlü davranabilirdi" dediğinde, hangi dünyaya baktığını soruyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Mümkün dünyalar dersi, kip mantığında kullanılan olanaklı dünyaların ne tür şeyler olduğunu, onların gerçek dünya gibi var olan dünyalar mı yoksa tutarlı tarifler mi olduğunu ve bu seçimin kip iddialarının anlamını nasıl etkilediğini soruyor.