Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir bağlam, içinde yerine koymanın ve varlık genellemesinin geçerli olduğu bağlamdır ve bu iki ölçüt, bağlamın ifadenin sunuluş biçimine değil, gösterdiği nesneye baktığını birlikte sınar.
Kaplan'ın İçeriye Niceleme makalesi söze ait bir inançtan nesneye ait bir inanca geçişin her zaman güvenli olmadığını, Burge'ün Nesneye Ait İnanç makalesi nesneye ait inancın inananın nesneyle bağlamsal bir ilişkisine dayandığını, Perry'nin Temel Gösterici Sorunu makalesi ise "ben" gibi göstericilerle ifade edilen inançların hiçbir ad ya da betimlemeyle yerine konamayacağını gösterdi.
Bir bağlam dört adımla sınanır ve saydamlaştırılır: yerine koyma ve varlık genellemesiyle sınamak, yoğunsa nesneye ait bir okumaya dışa aktarmak, dışa aktarmanın inananın nesneyle bir ilişkisine dayanıp dayanmadığını sormak ve bir gösterici değiştirildiğinde neyin kaybolduğunu yazmak.
Saydamlığın yalnızca bir ölçüt olduğu, dışa aktarmanın her zaman geçerli olduğu ve temel göstericilerin bir dil kolaylığı olduğu itirazları, ölçütün hangi açıklamanın gerektiğini gösterdiğini, her zaman geçerli bir dışa aktarmanın inananın nesneyle ilişkisi tamamen farklı iki durumu aynı saydığını ve temel göstericinin inancı eyleme bağlayan bir bakış açısı taşıdığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden birinin bir şey hakkında ne düşündüğünü dışarıdan aktarmak, onun sözlerini nesnenin adlarıyla değiştirmek değil, bu değişikliğin inananın nesneyle ilişkisini ve kendi bakış açısını koruyup korumadığını sormaktır.
Açılış sahnesi
Kerem, raporun iki cümlesini yan yana koyuyor. Birincisi: "Müstensih titizdi." İkincisi: "Selin, katalogdaki en eski nüshanın müstensihin eseri olduğuna inanıyordu." Birinci cümlede, müstensihin adının yerine aynı kişiyi gösteren herhangi bir ad konabilirdi; cümle, bu yer değiştirmelerden hiçbirinde doğruluğunu yitirmezdi. Birinci cümleden bir sonuç da çıkarılabilirdi: "Titiz olan biri vardı." İkinci cümlede ise ne yerine koyma ne de bu türden bir sonuç güvenliydi. Kerem, birinci cümle gibi bağlamların, yoğun bağlamların karşıtı olarak, bir adı olması gerektiğini düşünüyor: hiçbir şeyi saklamayan, içinden nesnenin kendisinin göründüğü bağlamlar.
Selin, ikinci cümleden "Selin'in müstensihin eseri olduğuna inandığı bir şey vardı" sonucunun çıkarılıp çıkarılamayacağını soruyor ve hem evet hem hayır cevabının mümkün göründüğünü fark ediyor. Barış, bir tanığın "birini gördüm" demesinin, gördüğü belirli bir kişinin var olduğunu gerektirip gerektirmediğini soruyor. Tolga, müzenin ziyaretçi defterinde okuduğu bir notun kendisi hakkında olduğunu ancak günler sonra fark ettiğini ve bu fark edişin davranışını nasıl değiştirdiğini anlatıyor. Lina, müstensihin kolofonundaki "bugün burada bitirdim" cümlesini rapora aktarırken neyin kaybolduğunu merak ediyor. Defne ise bir hekimin bir görüntü hakkındaki inancının, görüntü yanlış hastaya bağlandığında, hangi hasta hakkında olduğunu soruyor. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Modal ve Yoğun Mantıklar kursunda, yerine koymanın ve varlık genellemesinin geçerli olduğu saydam bağlamların nasıl tanındığını, bir bağlamın saydam ya da yoğun olmasının neye bağlı olduğunu ve bir yoğun bağlamı saydamlaştırmanın yollarını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Yoğun bağlam modülünün önceki dersleri, yerine koymanın inanç, bilgi, kip ve alıntı bağlamlarında nasıl çöktüğünü ve İkame başarısızlığı dersi, bu çöküşlerin farklı nedenlere dayandığını gösterdi. Bu derslerde bir çıkış yolu da görüldü: inanç ve bilgi raporlarının nesneye ait okumalarında yerine koyma geçerliydi. Bu ders, modülü kapatırken, saydam bağlamların ölçütünü, bir yoğun bağlamdan nesneye ait bir okumaya geçişin, dışa aktarmanın, ne zaman güvenli olduğunu ve bu geçişin nerede durduğunu inceliyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. David Kaplan, 1968'de Synthese'de yayımladığı İçeriye Niceleme makalesinde, bir söze ait inanç raporundan nesneye ait bir inanç raporuna her zaman geçilemeyeceğini, en kısa casus örneğiyle gösterir ve geçişin, inananın nesneyle belirli bir ilişkisini gerektirdiğini savunur. Tyler Burge, 1977'de Journal of Philosophy'de yayımladığı Nesneye Ait İnanç makalesinde, nesneye ait inancın söze ait inanca indirgenemeyeceğini ve inananın nesneyle bağlamsal, çoğu zaman algısal, bir ilişkisine dayandığını savunur. John Perry ise 1979'da Noûs'ta yayımladığı Temel Gösterici Sorunu makalesinde, "ben", "burada" ve "şimdi" gibi sözcüklerle ifade edilen inançların, hiçbir ad ya da betimlemeyle yerine konamayacağını ve saydamlaştırmanın burada bir sınıra ulaştığını gösterir.
Ardından üç itirazı tartacağız: saydamlığın yalnızca bir ölçüt olduğu ve bir bağlamın doğasını açıklamadığı, dışa aktarmanın her zaman geçerli olduğu ve temel göstericilerin yalnızca bir dil kolaylığı olduğu itirazları.
Sonda, bir bağlamın saydam olup olmadığını belirlemenin ve onu saydamlaştırmanın dört adımını göstereceğiz: bağlamı yerine koyma ve varlık genellemesiyle sınamak, yoğunsa nesneye ait bir okumaya dışa aktarmayı denemek, dışa aktarmanın inananın nesneyle bir ilişkisine dayanıp dayanmadığını sormak ve raporda bir gösterici sözcük varsa, onun bir ad ya da betimlemeyle değiştirildiğinde neyin kaybolduğunu yazmak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir bağlam ne zaman saydamdır ve bir yoğun bağlam hangi koşullarda ve ne ölçüde saydamlaştırılabilir?
Ölçülü iddiam şu: bir bağlam, aynı nesneyi gösteren ifadelerin birbirinin yerine konabildiği ve içindeki bir ifadeden "öyle bir şey vardır ki" biçiminde bir varlık genellemesinin çıkarılabildiği bağlamdır; bu iki ölçüt birlikte gider, çünkü ikisi de bağlamın, ifadenin nasıl sunulduğuna değil, gösterdiği nesneye baktığını sınar; bir yoğun bağlam, nesneye ait bir okumaya dışa aktarılarak saydamlaştırılabilir: "Selin inanıyordu ki katalogdaki en eski nüsha müstensihin eseridir" cümlesinden "katalogdaki en eski nüsha hakkında, Selin onun müstensihin eseri olduğuna inanıyordu" cümlesine geçilebilir; ama Kaplan'ın gösterdiği gibi, bu geçiş her zaman güvenli değildir: bir inanç, betimlemenin anlamından çıkan bir boş doğruysa, inanan nesne hakkında gerçek bir inanç taşımıyor olabilir; Burge'ün savunduğu gibi, gerçek bir nesneye ait inanç, inananın nesneyle bağlamsal bir ilişkisine, çoğu zaman bir algıya, dayanır ve bu ilişki bir betimlemeye indirgenemez; ve Perry'nin gösterdiği gibi, "ben" gibi temel göstericilerle ifade edilen inançlar, hiçbir ad ya da betimlemeyle yerine konamaz, çünkü bir kişinin davranışını açıklayan şey, inancın bu gösterici biçimidir; bu yüzden saydamlaştırma, yoğun bağlamların bir kısmını çözer, ama inananın bakış açısını taşıyan bir çekirdeği ortadan kaldıramaz.
Sıfır noktası
Bir öğrenci bir cümlenin bir nesne hakkında olduğunu söylediğinde, çoğu zaman cümlede o nesnenin adının geçtiğini kasteder. Ama yoğun bağlam modülü, bir adın geçmesinin, cümlenin o nesne hakkında olduğunu göstermediğini gösterdi: "Selin inanıyordu ki katalogdaki en eski nüsha müstensihin eseridir" cümlesi, bir anlamda nüsha hakkında, başka bir anlamda Selin'in nüshayı düşünme biçimi hakkındaydı.
Quine, bir bağlamın nesneye bakıp bakmadığını sınamak için iki ölçüt önerdi. Birincisi yerine koymadır: bağlam, içindeki bir ifadenin yerine aynı nesneyi gösteren başka bir ifade konduğunda doğruluk değerini koruyorsa, nesneye bakıyordur. İkincisi varlık genellemesidir: "müstensih titizdi" cümlesinden "titiz olan biri vardı" sonucu çıkarılabiliyorsa, bağlam, adın gösterdiği nesneyi bir niceleyicinin erişebileceği bir yerde tutuyordur. Bu iki ölçütü geçen bağlamlara saydam bağlam denir.
İki ölçüt birlikte gider. Bir bağlam yerine koymaya izin vermiyorsa, bir varlık genellemesi de güvenli değildir: "Selin inanıyordu ki katalogdaki en eski nüsha müstensihin eseridir" cümlesinden "öyle bir şey vardı ki Selin onun müstensihin eseri olduğuna inanıyordu" sonucuna geçmek, "katalogdaki en eski nüsha" ifadesinin bir nesneyi, Selin'in düşünme biçiminden bağımsız olarak, gösterdiğini varsayar. Saydamlaştırmanın asıl sorusu, bu geçişin ne zaman meşru olduğudur.
Görüşler ve pozisyonlar
Söze ait bir inanç raporundan nesneye ait bir rapora geçişin, dışa aktarmanın, ne zaman meşru olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, serbest dışa aktarma görüşüdür. Buna göre bir kişi bir betimleme altında bir şeye inanıyorsa ve betimleme bir nesneye uyuyorsa, o kişi o nesne hakkında da inanır. Dışa aktarma her zaman geçerlidir; nesneye ait inanç, bir nesneye uyan bir betimleme altında söze ait inançtan başka bir şey değildir.
İkinci görüş, ilişki görüşüdür. Buna göre dışa aktarma, inananın nesneyle belirli bir ilişkisi, bir algı, bir tanışıklık ya da bir nedensel bağ, bulunduğunda meşrudur. Bir betimlemenin bir nesneye yalnızca uyması, o nesne hakkında bir inanç taşımak için yeterli değildir.
Üçüncü görüş, temel gösterici görüşüdür. Buna göre bazı inançlar, bir kişinin kendisi, bulunduğu yer ya da şimdiki an hakkındaki inançları, ne söze ait ne de olağan anlamda nesneye ait okumalarla tam olarak yakalanabilir; bu inançlar, bir bakış açısını taşır ve bu bakış açısı hiçbir ad ya da betimlemeyle dışarıya aktarılamaz.
Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün uyarısını, dışa aktarmanın bir sınırı olarak kabul eder. Birinci görüş, dışa aktarmanın pek çok durumda işe yaradığını doğru görür, ama Kaplan'ın en kısa casus örneği ve Selin'in boş inancında görüleceği gibi, boş doğrulara dayanan inançları nesneye ait inanç sayar. İkinci görüş, nesneye ait inancın bir ilişki gerektirdiğini söyleyerek bu durumları dışarıda bırakır. Üçüncü görüş, ikinci görüşün de yakalayamadığı bir durumu gösterir: Tolga'nın ziyaretçi defterinde görüleceği gibi, bir kişinin kendisi hakkında, kendisiyle en yakın ilişki içinde olduğu hâlde, bir "ben" inancı taşımaması.
Argümanın yapısı
Bir bağlamın saydam olup olmadığını belirlemek ve onu saydamlaştırmak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, bağlamı yerine koyma ve varlık genellemesiyle sınamaktır. Değerlendiren, bağlamdaki bir ifadenin yerine aynı nesneyi gösteren başka bir ifade koyar ve cümleden bir "öyle bir şey vardır ki" sonucu çıkarmayı dener. İkisi de güvenliyse bağlam saydamdır.
İkinci adım, bağlam yoğunsa nesneye ait bir okumaya dışa aktarmayı denemektir. Değerlendiren, nesneyi gösteren ifadeyi tutum sözcüğünün dışına taşıyarak cümleyi yeniden yazar.
Üçüncü adım, dışa aktarmanın inananın nesneyle bir ilişkisine dayanıp dayanmadığını sormaktır. Değerlendiren, inananın nesneyi bir algı, bir karşılaştırma ya da bir nedensel bağ aracılığıyla mı yoksa yalnızca bir betimlemenin anlamı aracılığıyla mı düşündüğünü sorar; ikinci durumda dışa aktarma yanıltıcı olabilir.
Dördüncü adım, raporda bir gösterici sözcük varsa, onun bir ad ya da betimlemeyle değiştirildiğinde neyin kaybolduğunu yazmaktır. Değerlendiren, "ben", "burada", "şimdi" gibi sözcüklerin yerine ad ya da tarih koyduğunda, raporun inananın davranışını açıklama gücünün değişip değişmediğini sorar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Saydamlığı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir bağlam, içinde yerine koymanın ve varlık genellemesinin geçerli olduğu bağlamdır ve bu iki ölçüt, bağlamın ifadenin sunuluş biçimine değil, gösterdiği nesneye baktığını birlikte sınar. Bir yoğun bağlam, nesneye ait bir okumaya dışa aktarılarak saydamlaştırılabilir; ama Kaplan'ın gösterdiği gibi, bu geçiş, inancın bir betimlemenin anlamından çıkan boş bir doğru olduğu durumlarda yanıltıcıdır. Burge'ün savunduğu gibi, gerçek bir nesneye ait inanç, inananın nesneyle bağlamsal, çoğu zaman algısal bir ilişkisine dayanır ve bu ilişki bir betimlemeye indirgenemez; bu yüzden dışa aktarma, bu ilişki bulunduğunda meşrudur. Perry'nin gösterdiği gibi, "ben", "burada" ve "şimdi" gibi temel göstericilerle ifade edilen inançlar, hiçbir ad ya da betimlemeyle yerine konamaz, çünkü inananın davranışını açıklayan, inancın bu gösterici biçimidir. Saydamlaştırma, yoğun bağlamların bir kısmını çözer, ama inananın bakış açısını taşıyan bir çekirdeği ortadan kaldıramaz.
Açık kalan sorular
Barış'ın "birini gördüm"ü, bir algının nesneye ait bir inanç için yeterli bir ilişki olduğunu gösterdi. Ama algı dışında hangi ilişkiler yeterlidir? Bir kişi, yalnızca bir kitaptan okuduğu bir tarihsel kişi hakkında, nesneye ait bir inanç taşıyabilir mi? Okuma zinciri, bir algı ilişkisinin yerini tutabilir mi?
Tolga'nın ziyaretçi defteri, "ben" inancının davranışı açıklamak için vazgeçilmez olduğunu gösterdi. Bir grup da "biz" diye bir inanç taşıyabilir mi? Bir araştırma grubunun kendi hatasını fark etmesi, bir kişinin kendi hatasını fark etmesine benzer bir temel gösterici gerektirir mi?
Lina'nın kolofonu, saydamlaştırmanın bir olguyu korurken bir sesi kaybettiğini gösterdi. Bir metin, başkasının bakış açısını, onun göstericilerini koruyarak nasıl aktarabilir? Doğrudan alıntı dışında bir yol var mıdır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışBir adın geçmesini saydamlık saymak.
Bir cümlede bir nesnenin adının geçmesinden, cümlenin o nesne hakkında saydam bir biçimde konuştuğu sonucunu çıkarmak, Kerem'in iki sınamasında görüldüğü gibi, yerine koymanın ve varlık genellemesinin başarısız olduğu yoğun bir bağlamı saydam bir bağlam gibi okur.
Yaygın yanlışBoş bir inançtan dışa aktarma yapmak.
Bir betimlemenin anlamından çıkan boş bir doğruya inanmaktan, betimlemenin uyduğu nesne hakkında bir inanç taşındığı sonucunu çıkarmak, Selin'in boş inancında görüldüğü gibi, inananın nesneyle hiçbir ilişkisi olmadığı hâlde onun hakkında bir şey bildiği izlenimini verir.
Yaygın yanlışAlgıya dayanan bir inancı bir etiketle başkasına aktarmak.
Bir algıya dayanan bir inancı, algılanan nesneye bağlı bir etiket aracılığıyla bir başka nesne hakkında bir inanç gibi raporlamak, Defne'nin karışan görüntüsünde görüldüğü gibi, yanlış bir etiketin inancı yanlış bir nesneye bağlamasına izin verir.
Yaygın yanlışGöstericileri kayıpsız değiştirilebilir saymak.
Bir kişinin "ben", "burada" ya da "bugün" ile ifade ettiği bir inancı, bir ad ya da tarihle değiştirilmiş bir biçimde, hiçbir şey kaybetmeden raporlanabilir saymak, Tolga'nın ziyaretçi defterinde ve Lina'nın kolofonunda görüldüğü gibi, inananın davranışını açıklayan ve sesini taşıyan bakış açısını siler.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir bağlam, içinde yerine koymanın ve varlık genellemesinin geçerli olduğu bağlamdır ve bu iki ölçüt, bağlamın ifadenin sunuluş biçimine değil, gösterdiği nesneye baktığını birlikte sınar.
Kaplan'ın İçeriye Niceleme makalesi söze ait bir inançtan nesneye ait bir inanca geçişin her zaman güvenli olmadığını, Burge'ün Nesneye Ait İnanç makalesi nesneye ait inancın inananın nesneyle bağlamsal bir ilişkisine dayandığını, Perry'nin Temel Gösterici Sorunu makalesi ise "ben" gibi göstericilerle ifade edilen inançların hiçbir ad ya da betimlemeyle yerine konamayacağını gösterdi.
Bir bağlam dört adımla sınanır ve saydamlaştırılır: yerine koyma ve varlık genellemesiyle sınamak, yoğunsa nesneye ait bir okumaya dışa aktarmak, dışa aktarmanın inananın nesneyle bir ilişkisine dayanıp dayanmadığını sormak ve bir gösterici değiştirildiğinde neyin kaybolduğunu yazmak.
Saydamlığın yalnızca bir ölçüt olduğu, dışa aktarmanın her zaman geçerli olduğu ve temel göstericilerin bir dil kolaylığı olduğu itirazları, ölçütün hangi açıklamanın gerektiğini gösterdiğini, her zaman geçerli bir dışa aktarmanın inananın nesneyle ilişkisi tamamen farklı iki durumu aynı saydığını ve temel göstericinin inancı eyleme bağlayan bir bakış açısı taşıdığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden birinin bir şey hakkında ne düşündüğünü dışarıdan aktarmak, onun sözlerini nesnenin adlarıyla değiştirmek değil, bu değişikliğin inananın nesneyle ilişkisini ve kendi bakış açısını koruyup korumadığını sormaktır.
Sonraki derse köprü
Yoğun bağlam modülü, bir nesne hakkında konuşmanın ne zaman nesnenin kendisi hakkında, ne zaman onun bir sunuluş biçimi hakkında olduğunu sormuştu. Kerem, bu sorunun daha önceki bir soruyla birleştiğini fark ediyor: bir nesnenin bazı özelliklerinin ona zorunlu olarak ait olduğu, Fine'ın ayrımıyla ise bazı zorunlu özelliklerin nesnenin özünü söylemediği görülmüştü. Grubun kataloğundaki sınıflandırma kararları, bir el yazmasını hangi tür altına yerleştirecekleri, hangi özelliklerini onun ne olduğunu belirleyen özellikler sayacakları sorusuna dayanıyordu.
Selin, kip mantığının araçlarıyla, dünyalar, erişilebilirlik ve katı göstericilerle, bir nesnenin özü hakkındaki bir felsefi tartışmanın nasıl yürütülebileceğini soruyor. Tolga, bir el yazmasının özünün, onun kökeni mi, içeriği mi, yoksa biçimi mi olduğu sorusunun bir sınıflandırma sorusu mu yoksa bir metafizik soru mu olduğunu merak ediyor. Barış, bir hukuk düzeninin bir kurumun ne olduğunu tanımlarken hangi özelliklerini zorunlu saydığını hatırlatıyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Öz ve zorunluluk dersi, kip mantığının araçlarının bir nesnenin özü hakkındaki felsefi tartışmaya nasıl uygulandığını, özün zorunluluk yoluyla mı yoksa tanım yoluyla mı anlaşılması gerektiğini ve bu tartışmanın bir sınıflandırma kararını nasıl etkilediğini soruyor.