İçeriğe geç

P02-D05-M03-04·Yoğun bağlam

İkame başarısızlığı

ileri3.700 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Yerine koyma başarısızlıklarının en az üç türü vardır: alıntıda neden sözcüklerin kendisi, kipte betimlemelerin farklı dünyalardaki davranışı, tutumlarda ise inananın ya da söyleyenin düşünme biçimidir.

Quine'ın Matematiksel Mantık kitabı bir ifadeyi kullanmak ile anmak arasındaki ayrımı ve alıntının yerine koymanın çöktüğü en açık bağlam olduğunu, Church'ün makalesi tutum bağlamlarının çeviri argümanı yüzünden alıntıya indirgenemeyeceğini, Davidson'ın Şunu Söylemek Üzerine makalesi ise dolaylı anlatımın bir sözceyi gösteren bir işaret sözcüğüyle çözümlenebileceğini gösterdi.

Bir yerine koyma başarısızlığı dört adımla çözümlenir: ifadenin kullanılıp kullanılmadığını ya da anılıp anılmadığını belirlemek, bağlamın türünü sormak, başarısızlığın nedenini bu türe göre yazmak ve bağlamı yerine koymaya izin verecek biçimde yeniden yazmanın mümkün olup olmadığını denetlemek.

Bütün başarısızlıkların alıntı olduğu, başarısızlığın yalnızca dile ait olduğu ve türlere ayırmanın açıklama olmadığı itirazları, çeviri argümanının tutum bağlamlarını alıntıdan ayırdığını, düşünme biçimlerinin dilden bağımsız olarak da çoğaldığını ve başarısızlığı giderecek koşulların türden türe değiştiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir ifadenin yerine aynı şeyi gösteren başka bir ifade koymadan önce, cümlenin neye baktığını, sözcüklere mi, dünyalara mı, yoksa birinin düşünme biçimine mi, sormak gerekir.

Açılış sahnesi

Kerem, raporun ekindeki bir cümleye takılıyor: "Müstensihin adı dört harflidir." Cümle doğruydu. Müstensih, Lina'nın kendi dilindeki kaynaklarda başka bir yazımla, beş harfli bir adla anılıyordu ve iki ad aynı kişiyi gösteriyordu. Kerem, birinci adın yerine ikincisini koyunca cümlenin yanlış çıktığını görüyor. Bu, Zorunlu özdeşlik dersinde tartışılan bir yerine koyma başarısızlığına benziyordu, ama bir farkı vardı: burada kimsenin inancı ya da hiçbir dünyanın yapısı söz konusu değildi. Cümle, müstensih hakkında değil, onun adının kendisi hakkındaydı.

Tolga, yerine koymanın çöktüğü bağlamların hepsini bir çizelgede toplamayı ve her birinin nedenini yazmayı öneriyor. Barış, bir sözleşmede "yukarıda adı geçen taraf" ile "Kiracı" ifadelerinin birbirinin yerine konmasının bazen sözleşmenin anlamını değiştirdiğini, bazen değiştirmediğini söylüyor. Lina, müstensihin bir notunu Türkçeye çevirirken, tırnak içindeki sözcüklerin çevrilip çevrilemeyeceğini soruyor. Selin, "Kerem şunu söyledi" gibi bir cümlenin neyi gösterdiğini merak ediyor. Defne ise bir hastanın kendi sözlerinin hasta dosyasına neden tırnak içinde yazıldığını anlatıyor. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Modal ve Yoğun Mantıklar kursunda, özdeş iki ifadenin birbirinin yerine konamadığı bağlamların türlerini, bu başarısızlığın alıntı, kip ve tutum bağlamlarında nasıl farklı nedenlere dayandığını ve başarısızlığın dilin mi yoksa düşüncenin mi bir özelliği olduğunu soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Yoğun bağlam modülünün önceki üç dersi, yerine koymanın üç ayrı bağlamda nasıl davrandığını inceledi. İnanma dersi, inanç raporlarında yerine koymanın, inananın nesneyi düşünme biçimi yüzünden çöktüğünü; Bilme dersi, bilginin olgusal olmasının bu çöküşü ortadan kaldırmadığını; Zorunlu özdeşlik dersi ise kip bağlamlarında yerine koymanın, betimlemeler için çöktüğünü, katı göstericiler için ise güvenli olduğunu gösterdi. Programın yüklemler mantığı kursunda da göndergesel geçirimsizlik kavramı tanıtılmış, Mates'in eşanlamlılık üzerine çalışması ise eleştirel düşünme derslerinde ele alınmıştı. Bu ders, bu bulguları bir araya getiriyor: yerine koyma başarısızlıklarını türlerine ayırıyor, her türün nedenini soruyor ve bu nedenlerin dilin mi yoksa düşüncenin mi bir özelliği olduğunu tartışıyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Willard Van Orman Quine, 1940'ta yayımladığı Matematiksel Mantık kitabının başında, bir ifadeyi kullanmak ile onu anmak arasındaki ayrımı keskin bir biçimde çizer ve alıntının, yerine koymanın çöktüğü en açık bağlam olduğunu gösterir. Alonzo Church, 1950'de Analysis'te yayımladığı kısa bir makalede, inanç ve söyleme bildiren cümlelerin, inananın ya da söyleyenin kullandığı cümleler hakkında cümleler olarak çözümlenemeyeceğini bir çeviri argümanıyla gösterir. Donald Davidson ise 1968'de Synthese'de yayımladığı Şunu Söylemek Üzerine makalesinde, "şunu söyledi" gibi cümlelerdeki "şunu" sözcüğünün, ardından gelen bir sözceyi gösteren bir işaret sözcüğü olduğunu önerir.

Ardından üç itirazı tartacağız: bütün yerine koyma başarısızlıklarının alıntının bir türü olduğu, başarısızlığın yalnızca dile ait olduğu ve düşüncede böyle bir başarısızlık bulunmadığı, ve türlere ayırmanın ortak bir açıklamanın yerini tutamayacağı itirazları.

Sonda, bir yerine koyma başarısızlığını çözümlemenin dört adımını göstereceğiz: ifadenin kullanılıp kullanılmadığını ya da anılıp anılmadığını belirlemek, bağlamın bir kip, bir tutum ya da bir alıntı bağlamı olup olmadığını sormak, başarısızlığın nedenini bağlamın türüne göre yazmak ve bağlamı yerine koymaya izin verecek biçimde yeniden yazmanın mümkün olup olmadığını denetlemek.

Merkez soru

Sorumuz şu: özdeş iki ifadenin birbirinin yerine konamadığı bağlamlar hangileridir ve bu başarısızlıkların tek bir nedeni var mıdır?

Ölçülü iddiam şu: yerine koyma başarısızlıklarının en az üç türü vardır ve bu türler farklı nedenlere dayanır; alıntı bağlamlarında, Quine'ın gösterdiği gibi, bir ifade kullanılmaz, anılır: "müstensihin adı dört harflidir" cümlesi müstensih hakkında değil, onun adı hakkındadır ve bu yüzden aynı kişiyi gösteren başka bir ad, bu cümlede aynı şeyi göstermez; bu başarısızlık dile aittir, çünkü neyin söylendiği, hangi sözcüklerin kullanıldığına bağlıdır; kip bağlamlarında başarısızlık, betimlemelerin farklı dünyalarda farklı nesneleri göstermesinden gelir ve dünyaların yapısına aittir; tutum bağlamlarında, inanç ve söylemede, başarısızlık, inananın ya da söyleyenin nesneyi düşünme biçiminden gelir ve düşünceye aittir; ama tutum bağlamlarını alıntıya indirgemek, Church'ün çeviri argümanının gösterdiği gibi, yanlıştır: bir inanç raporu, inananın kullandığı sözcükler hakkında değildir, çünkü rapor başka bir dile çevrildiğinde de aynı inancı bildirir; Davidson'ın önerisi, "şunu söyledi" cümlelerini, bir sözceyi gösteren ve onunla aynı şeyi söyleyen bir sözce bulunduğunu bildiren cümleler olarak çözümleyerek, alıntı ile dolaylı anlatım arasında bir orta yol açar; bu yüzden yerine koyma başarısızlığı tek bir nedene değil, bağlamın neye baktığına, sözcüklere, dünyalara ya da düşünme biçimlerine, bağlıdır.

Sıfır noktası

Bir öğrenci bir sözcüğü tırnak içine aldığında, çoğu zaman onu vurgulamak ya da bir başkasına ait olduğunu belirtmek ister. Mantıkta ise tırnak işaretleri daha kesin bir iş görür: bir sözcüğü, gösterdiği şeyi değil, kendisini gösterecek biçimde anmaya yarar. "İstanbul kalabalıktır" cümlesi bir şehir hakkındadır; "'İstanbul' sekiz harflidir" cümlesi ise bir sözcük hakkındadır.

Bu ayrım, yerine koyma ilkesinin nerede geçerli olduğunu belirler. İlke, bir ifadenin bir nesneyi gösterecek biçimde kullanıldığı bağlamlar için kuruludur: iki ifade aynı nesneyi gösteriyorsa, birinin yerine ötekini koymak, cümlenin hangi nesne hakkında olduğunu değiştirmez. Ama bir ifade anıldığında, cümle o ifadenin kendisi hakkındadır ve aynı nesneyi gösteren başka bir ifade, farklı bir ifadedir. Yerine koyma, bu bağlamda, cümlenin hakkında olduğu şeyi değiştirir.

Bu yüzden alıntı, yerine koyma başarısızlığının en açık ve en az gizemli biçimidir. Asıl soru, öteki başarısızlıkların, kip ve tutum bağlamlarındakilerin, alıntının gizli biçimleri olup olmadığıdır. Bir inanç raporu, gizlice, inananın kullandığı sözcükleri mi anar? Bir kip cümlesi, gizlice, bir cümlenin kendisi hakkında mı konuşur? Bu ders, bu soruların cevabının hayır olduğunu, ama tutum bağlamlarının alıntıyla bir akrabalık taşıdığını savunuyor.

Görüşler ve pozisyonlar

Yerine koyma başarısızlıklarının nedeni konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, alıntı görüşüdür. Buna göre bütün yerine koyma başarısızlıkları, alıntının bir biçimidir. Bir inanç raporu, gizlice, inananın kabul ettiği bir cümleyi anar; bir kip cümlesi, gizlice, bir cümlenin mantıksal ya da anlamsal bir özelliğini bildirir. Yoğun bağlamların hepsi, açık ya da örtük tırnak işaretleri taşır.

İkinci görüş, Fregeci görüştür. Buna göre alıntı dışındaki yerine koyma başarısızlıkları, ifadelerin bu bağlamlarda olağan nesnelerini değil, anlamlarını göstermesinden gelir. İnanç raporları sözcükler hakkında değil, anlamlar hakkındadır; bu yüzden alıntıdan farklıdır, ama olağan gönderimden de farklıdır.

Üçüncü görüş, çoğulcu görüştür. Buna göre yerine koyma başarısızlıklarının farklı türleri farklı nedenlere dayanır: alıntıda neden sözcüklerin kendisi, kipte dünyaların yapısı, tutumlarda düşünme biçimleridir. Bu nedenler birbirine indirgenemez, ama bazıları arasında akrabalık vardır.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, alıntı ile tutum bağlamları arasındaki akrabalığı doğru görür, ama Church'ün çeviri argümanının göstereceği gibi, bir inanç raporunun inananın sözcükleri hakkında olmadığını gözden kaçırır. İkinci görüş, tutum bağlamları için güçlü bir açıklama verir, ama kip bağlamlarındaki başarısızlığı açıklamak için gerekli değildir: Zorunlu özdeşlik dersinde görüldüğü gibi, kipteki başarısızlık, anlamlara değil, betimlemelerin farklı dünyalardaki davranışına bağlıdır. Üçüncü görüş, her türe kendi açıklamasını verir ve Tolga'nın çizelgesinde görüleceği gibi, türleri birbirinden ayırmanın yolunu gösterir.

Argümanın yapısı

Bir yerine koyma başarısızlığını çözümlemek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, ifadenin kullanılıp kullanılmadığını ya da anılıp anılmadığını belirlemektir. Değerlendiren, cümlenin ifadenin gösterdiği nesne hakkında mı yoksa ifadenin kendisi hakkında mı olduğunu sorar ve gerekiyorsa cümleyi tırnak işaretleriyle yeniden yazar.

İkinci adım, bağlamın bir kip, bir tutum ya da bir alıntı bağlamı olup olmadığını sormaktır. Değerlendiren, yerine koymanın yapıldığı ifadeyi çevreleyen sözcüklere bakar: "zorunlu olarak", "inanır ki", "dedi ki", "diye anılır" gibi.

Üçüncü adım, başarısızlığın nedenini bağlamın türüne göre yazmaktır. Değerlendiren, alıntıda sözcüklerin, kipte betimlemelerin katı olmamasının, tutumda düşünme biçiminin başarısızlığa yol açtığını belirtir.

Dördüncü adım, bağlamı yerine koymaya izin verecek biçimde yeniden yazmanın mümkün olup olmadığını denetlemektir. Değerlendiren, cümleyi nesneye ait bir okumaya çevirmenin, betimleme yerine bir ad kullanmanın ya da doğrudan alıntıyı dolaylı anlatıma dönüştürmenin, yerine koymayı güvenli kılıp kılmadığını sorar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

İkame başarısızlığını ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Yerine koyma başarısızlıklarının en az üç türü vardır ve bu türler farklı nedenlere dayanır. Alıntıda, Quine'ın gösterdiği gibi, bir ifade kullanılmaz, anılır ve cümle ifadenin kendisi hakkında olduğu için, aynı nesneyi gösteren başka bir ifade, cümlenin hakkında olduğu şeyi değiştirir; bu başarısızlık dile aittir. Kipte başarısızlık, betimlemelerin farklı dünyalarda farklı nesneleri göstermesinden gelir ve dünyaların yapısına aittir. Tutumlarda başarısızlık, inananın ya da söyleyenin nesneyi düşünme biçiminden gelir ve düşünceye aittir; Church'ün çeviri argümanı, tutum bağlamlarının inananın sözcükleri hakkında olmadığını, bu yüzden alıntıya indirgenemeyeceğini gösterir. Davidson'ın parataktik çözümlemesi, dolaylı anlatımı bir sözceyi gösteren bir işaret sözcüğüyle çözümleyerek alıntı ile dolaylı anlatım arasında bir köprü kurar. Başarısızlığın tek bir nedeni yoktur; nedeni, bağlamın neye baktığıdır: sözcüklere, dünyalara ya da düşünme biçimlerine.

Açık kalan sorular

Kerem'in harf sayısı, bir cümlenin hem bir ifadeyi kullanıp hem de anabildiğini gösterdi: "uzun boyu yüzünden 'Uzun' diye anılırdı." Bu karışık kullanımlarda, yerine koyma cümlenin hangi yarısında güvenli, hangisinde güvensizdir? Bir cümlenin karışık olup olmadığını nasıl anlarız?

Davidson'ın çözümlemesi, "aynı şeyi söyleme" ilişkisine dayanıyordu. Ama iki sözcenin aynı şeyi söyleyip söylemediği nasıl belirlenir? Bu ilişki, Fregeci anlamlara başvurmadan tanımlanabilir mi, yoksa onları örtük olarak mı varsayar?

Defne'nin tırnak içindeki şikâyeti, doğrudan alıntının, dolaylı anlatımın silebileceği bir bilgiyi sakladığını gösterdi. Bir kayıt, bir kişinin sözlerini ne zaman doğrudan, ne zaman dolaylı olarak aktarmalıdır? İki biçim arasındaki seçim, kaydın okuru hakkında hangi varsayımlara dayanır?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışAnılan ifadenin yerine başka bir ifade koymak.
Doğrusu

Bir ifadenin kendisi hakkında konuşan bir cümlede, o ifadenin yerine aynı nesneyi gösteren başka bir ifade koymak, Kerem'in harf sayısında görüldüğü gibi, cümleyi bir sözcük hakkında başka bir sözcük hakkındaki bir cümleye dönüştürür.

Yaygın yanlışYerine koyma başarısızlıklarını tek türe indirgemek.
Doğrusu

Alıntı, kip ve tutum bağlamlarındaki başarısızlıkları aynı nedene bağlamak, Tolga'nın çizelgesinde görüldüğü gibi, her türde başarısızlığı giderecek koşulun farklı olduğunu gözden kaçırır.

Yaygın yanlışBir sözcüğün anlamını belirleyen maddeyi olağan madde gibi okumak.
Doğrusu

Bir metnin bir sözcüğün neyi göstereceğini belirleyen bir maddesini, o sözcüğü kullanan bir madde gibi yorumlamak, Barış'ın sözleşme maddelerinde görüldüğü gibi, bir tanım maddesinde yerine koyma yapmaya çalışır ve maddeyi anlamsızlaştırır.

Yaygın yanlışDoğrudan alıntıyı içerik aktarımıyla değiştirmek.
Doğrusu

Bir kişinin kendi sözlerini, onun ne demek istediğini yorumlayan bir dolaylı anlatımla değiştirip iki kaydın aynı bilgiyi taşıdığını varsaymak, Lina'nın çevirisinde ve Defne'nin tırnak içindeki şikâyetinde görüldüğü gibi, sözcük seçiminde saklı bilgiyi siler.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Yerine koyma başarısızlıklarının en az üç türü vardır: alıntıda neden sözcüklerin kendisi, kipte betimlemelerin farklı dünyalardaki davranışı, tutumlarda ise inananın ya da söyleyenin düşünme biçimidir.

Quine'ın Matematiksel Mantık kitabı bir ifadeyi kullanmak ile anmak arasındaki ayrımı ve alıntının yerine koymanın çöktüğü en açık bağlam olduğunu, Church'ün makalesi tutum bağlamlarının çeviri argümanı yüzünden alıntıya indirgenemeyeceğini, Davidson'ın Şunu Söylemek Üzerine makalesi ise dolaylı anlatımın bir sözceyi gösteren bir işaret sözcüğüyle çözümlenebileceğini gösterdi.

Bir yerine koyma başarısızlığı dört adımla çözümlenir: ifadenin kullanılıp kullanılmadığını ya da anılıp anılmadığını belirlemek, bağlamın türünü sormak, başarısızlığın nedenini bu türe göre yazmak ve bağlamı yerine koymaya izin verecek biçimde yeniden yazmanın mümkün olup olmadığını denetlemek.

Bütün başarısızlıkların alıntı olduğu, başarısızlığın yalnızca dile ait olduğu ve türlere ayırmanın açıklama olmadığı itirazları, çeviri argümanının tutum bağlamlarını alıntıdan ayırdığını, düşünme biçimlerinin dilden bağımsız olarak da çoğaldığını ve başarısızlığı giderecek koşulların türden türe değiştiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir ifadenin yerine aynı şeyi gösteren başka bir ifade koymadan önce, cümlenin neye baktığını, sözcüklere mi, dünyalara mı, yoksa birinin düşünme biçimine mi, sormak gerekir.

Sonraki derse köprü

Tolga'nın çizelgesi, yerine koymanın her türde farklı bir koşulla güvenli hâle gelebildiğini göstermişti: kipte katı göstericilerle, tutumda inananın özdeşliği bilmesiyle, nesneye ait okumalarda ise her zaman. Kerem, yerine koymanın güvenli olduğu bağlamların, yoğun bağlamların karşıtı olarak, bir adı olup olmadığını soruyor. "Müstensih titizdi" cümlesinde, müstensihin adının yerine aynı kişiyi gösteren herhangi bir ad konabilirdi; bu bağlam, hiçbir şeyi saklamıyordu.

Selin, yerine koymanın yanı sıra, bir başka çıkarımın da bu bağlamlarda farklı davrandığını fark ediyor: "Selin, katalogdaki en eski nüshanın müstensihin eseri olduğuna inanıyordu" cümlesinden, "Selin'in müstensihin eseri olduğuna inandığı bir şey vardı" sonucu çıkarılabilir miydi? Barış, bir tanığın "birini gördüm" demesinin, gördüğü belirli bir kişinin var olduğunu gerektirip gerektirmediğini soruyor. Lina, bir bağlamı, yerine koymaya izin verecek biçimde yeniden yazmanın her zaman mümkün olup olmadığını merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Saydamlık dersi, yerine koymanın ve varlık genellemesinin geçerli olduğu saydam bağlamların nasıl tanındığını, bir bağlamın saydam ya da yoğun olmasının neye bağlı olduğunu ve bir yoğun bağlamı saydamlaştırmanın yollarını soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.