İçeriğe geç

P02-D05-M03-03·Yoğun bağlam

Zorunlu özdeşlik

ileri3.796 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

İki özel adın aynı nesneyi gösterdiği bir özdeşlik cümlesi zorunludur, çünkü özel adlar katı göstericilerdir ve bir nesne hiçbir dünyada kendisinden başka bir şeyle özdeş olamaz; betimlemeleri içeren özdeşlikler ise söze ait okumada olumsal olabilir.

Barcan Marcus'un Kiplikler ve Yoğun Diller makalesi özel adların nesnelerini bir etiket gibi gösterdiğini, Kripke'nin Özdeşlik ve Zorunluluk makalesi özel adların katı gösterici olduğunu ve zorunlu özdeşliklerin deneyimle öğrenilebileceğini, Gibbard'ın Olumsal Özdeşlik makalesi ise çakışan nesnelerin özdeşliğin olumsal olabileceğini düşündürdüğünü gösterdi.

Bir özdeşlik cümlesi dört adımla değerlendirilir: iki tarafın ad mı betimleme mi olduğunu belirlemek, betimleme varsa kapsamını yazmak, cümlenin nasıl öğrenildiğini zorunluluğundan ayırmak ve iki tarafın her dünyada birlikte var olup yok olup olmadığını sormak.

Argümanın yoğun bir bağlamda yerine koyma yaptığı, deneyimle öğrenilenin zorunlu olamayacağı ve Gibbard'ın örneğinin olumsal özdeşliği gösterdiği itirazları, katı göstericiler için kip bağlamında yerine koymanın güvenli olduğunu, deneyimle öğrenilmenin epistemik, zorunluluğun metafizik bir özellik olduğunu ve çakışan nesnelerin farklı özellikler taşıyabileceğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden iki şeyin aynı olduğunu söylemek, onların nasıl adlandırıldığını, bu özdeşliğin nasıl öğrenildiğini ve iki şeyin gerçekten her durumda aynı mı yoksa yalnızca şimdilik çakışan iki şey mi olduğunu ayırmaktır.

Açılış sahnesi

Lina, iki ayrı adla tanıdığı iki müstensihin aynı kişi olduğunu öğrendiği günü bir kez daha düşünüyor. Bu özdeşliği bir incelemeyle, bir tarih ve bir atölye adının iki kaynakta da aynı çıkmasıyla öğrenmişti; incelemeden önce iki adın farklı kişileri gösterdiği bir durum, onun bildiklerine göre, pekâlâ olanaklıydı. Ama şimdi Lina bir soru soruyor: iki ad gerçekten aynı kişiyi gösteriyorsa, bu kişinin kendisiyle özdeş olmaması olanaklı mıydı? Bir kişi, başka türlü olabilseydi bile, kendisinden başka biri olamazdı. O hâlde, Lina'nın bir incelemeyle öğrendiği şey, zorunlu bir doğru muydu?

Kerem, "katalogdaki en eski nüsha, müzedeki el yazmasıdır" cümlesinin de bir özdeşlik olduğunu, ama bunun zorunlu olmadığını, çünkü katalogda başka bir nüshanın en eski olabileceğini söylüyor. Selin, daha önce görülen özdeşliğin zorunluluğu kanıtının, bir kip bağlamı içinde yerine koyma yaptığını ve yerine koymanın yoğun bağlamlarda şüpheli olduğunu hatırlatıyor. Barış, iki kimlik belgesinin aynı kişiye ait olduğunun bir mahkemede kanıtlanmasının, bu özdeşliği zorunlu kılıp kılmadığını soruyor. Tolga, müzedeki bir balmumu mühür baskısı ile onu oluşturan balmumu parçasının aynı şey olup olmadığını merak ediyor. Defne ise bir ilacın iki farklı ülkede iki farklı adla anıldığını ve bir hekimin bu iki adın aynı maddeyi gösterdiğini ancak bir yayından öğrendiğini anlatıyor. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Modal ve Yoğun Mantıklar kursunda, iki adın aynı nesneyi gösterdiği bir özdeşlik cümlesinin, sonradan öğrenildiği hâlde zorunlu olup olmadığını, özdeşliğin zorunluluğunu savunan argümanı ve bu argümanın adlar ile betimlemeler arasındaki farka nasıl dayandığını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Bilme dersi, "bilir ki" bağlamının yoğun olduğunu ve iki farklı adla kurulan bir özdeşlik cümlesinin, Lina'nın durumunda görüldüğü gibi, bir kişinin bilgi durumunu değiştirebildiğini gösterdi. Programın yüklemler mantığı kursunda, özdeşlik kurallarından ve bir kip işlecinden, iki ad özdeşse onların zorunlu olarak özdeş olduğu sonucunun türetilebildiği gösterilmiş ve bu türetim Barcan Marcus'un 1947 tarihli makalesine bağlanmıştı. Metafizik dersinde ise köken zorunluluğu ve zorunluluk ile deneyimden önce bilinebilirlik ayrımı tanıtılmıştı. Bu ders, bu türetimi yeniden yapmadan, onun hangi varsayıma dayandığını, bu varsayımın adlar için neden makul, betimlemeler için neden makul olmadığını ve özdeşliğin zorunluluğuna yöneltilen bir itirazı inceliyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Ruth Barcan Marcus, 1961'de Synthese'de yayımladığı Kiplikler ve Yoğun Diller makalesinde, özel adların nesneleri bir etiket gibi, hiçbir betimleme taşımadan gösterdiğini ve bu yüzden iki özel ad arasındaki bir özdeşliğin zorunlu olduğunu savunur. Saul Kripke, 1971'de yayımladığı Özdeşlik ve Zorunluluk makalesinde, özdeşliğin zorunluluğunu, her olanaklı dünyada aynı nesneyi gösteren ifadelere, katı göstericilere, dayandırır ve bu zorunluluğun deneyimle öğrenilebileceğini gösterir. Allan Gibbard ise 1975'te Journal of Philosophical Logic'te yayımladığı Olumsal Özdeşlik makalesinde, bir heykel ile onu oluşturan kil parçasının özdeş olduğu, ama özdeş olmayabileceği bir durum kurarak, bazı özdeşliklerin olumsal olabileceğini savunur.

Ardından üç itirazı tartacağız: özdeşliğin zorunluluğu argümanının yoğun bir bağlamda yerine koyma yaptığı için geçersiz olduğu, deneyimle öğrenilen bir şeyin zorunlu olamayacağı ve Gibbard'ın örneğinin özdeşliğin olumsal olabileceğini gösterdiği itirazları.

Sonda, bir özdeşlik cümlesini değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: cümlenin iki tarafının ad mı betimleme mi olduğunu belirlemek, betimleme varsa kapsamını yazmak, cümlenin nasıl öğrenildiğini zorunluluğundan ayırmak ve iki tarafın her olanaklı dünyada birlikte var olup yok olup olmadığını sormak.

Merkez soru

Sorumuz şu: iki adın aynı nesneyi gösterdiği bir özdeşlik cümlesi, sonradan ve deneyimle öğrenildiği hâlde zorunlu mudur?

Ölçülü iddiam şu: iki özel adın aynı nesneyi gösterdiği bir özdeşlik cümlesi zorunludur, çünkü Kripke'nin savunduğu gibi özel adlar katı göstericilerdir, yani gösterdikleri nesneyi, o nesnenin var olduğu her olanaklı dünyada gösterirler ve bir nesne hiçbir dünyada kendisinden başka bir şeyle özdeş olamaz; özdeşliğin zorunluluğunu türeten argüman, bir kip bağlamı içinde yerine koyma yapar, ama bu yerine koyma, katı göstericiler için güvenlidir, çünkü katı bir gösterici, kip bağlamı içinde de aynı nesneyi gösterir; betimlemeler ise çoğu zaman katı değildir: "katalogdaki en eski nüsha" farklı dünyalarda farklı nüshaları gösterebilir ve bu yüzden bir betimleme içeren özdeşlik cümlesi, söze ait okumada olumsal olabilir; Barcan Marcus'un etiket kuramı, özel adların bu davranışını, adların nesnelerini bir betimleme aracılığı olmadan göstermesiyle açıklar; Kripke'nin gösterdiği gibi, iki ad arasındaki bir özdeşliğin zorunlu olması, onun deneyimden önce bilinebilir olmasını gerektirmez: zorunlu ama deneyimle öğrenilen doğrular vardır ve Lina'nın öğrendiği özdeşlik bunlardan biridir; Gibbard'ın heykel ile kil örneği, bazı özdeşliklerin olumsal göründüğü durumlar olduğunu gösterir, ama bu görüntü, heykel ile kilin gerçekten özdeş olup olmadığı, yani her dünyada birlikte var olup olmadıkları sorusuna dayanır ve özdeşliğin zorunluluğunu çürütmekten çok, iki nesnenin gerçekten özdeş sayılıp sayılmayacağını sorgulatır.

Sıfır noktası

Bir öğrenci bir özdeşlik cümlesiyle karşılaştığında, çoğu zaman onu ya boş bir doğru, "a, a'dır", ya da bir keşif, "sabah yıldızı, akşam yıldızıdır", olarak görür. Boş doğrular zorunludur ve deneyimden önce bilinir; keşifler ise deneyimle öğrenilir ve bu yüzden olumsal görünür. Bu ders, bu iki ayrımın, zorunlu ile olumsal ve deneyimden önce ile deneyimle bilinen ayrımlarının, özdeşlik cümlelerinde birbirinden ayrıldığını gösteriyor.

Özdeşliğin zorunluluğunu türeten argüman kısadır. Her nesne zorunlu olarak kendisiyle özdeştir. İki ad, a ve b, aynı nesneyi gösteriyorsa, özdeşlerin ayırt edilemezliği ilkesine göre, a'nın taşıdığı her özelliği b de taşır. a, "zorunlu olarak a ile özdeş olma" özelliğini taşır; öyleyse b de bu özelliği taşır: b zorunlu olarak a ile özdeştir. Argüman, yüklemler mantığı kursunda biçimsel olarak türetilmişti.

Argümanın kritik adımı, "zorunlu olarak a ile özdeş olma" ifadesinin bir özellik olarak ele alınması ve a'nın yerine b'nin bir kip bağlamı içinde konmasıdır. Yoğun bağlam modülünün önceki derslerinde, bu tür yerine koymaların inanç ve bilgi bağlamlarında her zaman güvenli olmadığı görülmüştü. Soru, kip bağlamının da böyle bir bağlam olup olmadığıdır. Cevap, a ve b'nin nasıl ifadeler olduğuna bağlıdır: her olanaklı dünyada aynı nesneyi gösteriyorlarsa, yerine koyma güvenlidir; göstermiyorlarsa, değildir.

Görüşler ve pozisyonlar

Özdeşlik cümlelerinin zorunluluğu konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, zorunlu özdeşlik görüşüdür. Buna göre iki özel ad arasındaki her doğru özdeşlik zorunludur, çünkü özel adlar katı göstericilerdir. Betimlemeler içeren özdeşlikler ise olumsal olabilir, çünkü betimlemeler katı değildir.

İkinci görüş, anlam görüşüdür. Buna göre özel adlar da bir anlam, nesneyi sunmanın bir biçimini, taşır ve iki özel ad arasındaki bir özdeşlik, iki anlamın aynı nesneye uyduğunu söyler. Bu, betimlemeler arasındaki özdeşlikler gibi, olumsal bir olgudur: iki anlam başka bir dünyada farklı nesnelere uyabilirdi.

Üçüncü görüş, olumsal özdeşlik görüşüdür. Buna göre bazı nesneler, bir heykel ile onu oluşturan kil gibi, gerçekte özdeş oldukları hâlde başka bir dünyada farklı olabilir. Özdeşlik, her durumda zorunlu değildir; nesnelerin hangi tür altında düşünüldüğüne bağlı olarak olumsal olabilir.

Bu ders birinci görüşü temel alır. İkinci görüş, Frege'nin anlam kavramının yoğun bağlamlardaki açıklayıcı gücünü doğru görür, ama İnanma dersinde görüldüğü gibi, anlamlar bir kişinin nesneyi düşünme biçimleriyse, bu biçimler kip bağlamlarındaki davranışı belirlemez: Lina'nın müstensihi, Lina onu hangi adla düşünürse düşünsün, aynı kişiydi. Üçüncü görüş, zorunlu özdeşlik görüşüne yöneltilen en ciddi itirazı dile getirir ve Tolga'nın mühür baskısında görüleceği gibi, gerçek bir güçlüğü yakalar; ama bu güçlük, özdeşliğin zorunluluğundan çok, iki şeyin gerçekten özdeş olup olmadığı sorusuna ilişkindir.

Argümanın yapısı

Bir özdeşlik cümlesini değerlendirmek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, cümlenin iki tarafının ad mı betimleme mi olduğunu belirlemektir. Değerlendiren, her tarafın bir nesneyi doğrudan mı yoksa bir özellik aracılığıyla mı gösterdiğini sorar.

İkinci adım, betimleme varsa kapsamını yazmaktır. Değerlendiren, bir betimleme içeren özdeşlik cümlesini, söze ait ve nesneye ait okumalara ayırır: "zorunludur ki katalogdaki en eski nüsha müzedeki el yazmasıdır" ile "katalogdaki en eski nüsha hakkında, zorunludur ki o, müzedeki el yazmasıdır."

Üçüncü adım, cümlenin nasıl öğrenildiğini zorunluluğundan ayırmaktır. Değerlendiren, cümlenin deneyimle mi yoksa deneyimden önce mi bilindiğini bir soru, başka türlü olup olamayacağını ayrı bir soru olarak yazar.

Dördüncü adım, iki tarafın her olanaklı dünyada birlikte var olup yok olup olmadığını sormaktır. Değerlendiren, iki tarafın birinin var olduğu, ötekinin var olmadığı bir dünya tarif etmeye çalışır; böyle bir dünya varsa, iki taraf gerçekten özdeş sayılamaz.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Zorunlu özdeşliği ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. İki özel adın aynı nesneyi gösterdiği bir özdeşlik cümlesi zorunludur, çünkü Kripke'nin savunduğu gibi özel adlar katı göstericilerdir ve bir nesne hiçbir dünyada kendisinden başka bir şeyle özdeş olamaz; Barcan Marcus'un etiket kuramı, adların nesnelerini bir betimleme aracılığı olmadan gösterdiğini söyleyerek bu davranışı açıklar. Özdeşliğin zorunluluğu argümanı bir kip bağlamında yerine koyma yapar, ama katı göstericiler için bu yerine koyma güvenlidir; betimlemeler ise katı olmadığı için, onları içeren özdeşlikler söze ait okumada olumsal olabilir. Kripke'nin gösterdiği gibi, zorunlu bir özdeşlik deneyimle öğrenilebilir; öğrenilmeden önce özdeşliğin yanlış olması epistemik olarak olanaklıdır, ama metafizik olarak olanaklı değildir. Gibbard'ın heykel ile kil örneği, özdeşliğin olumsal olabileceğini düşündürür, ama çakışan iki nesnenin farklı özellikler taşıdığı gözlemi, onların gerçekte özdeş olmadığını ve özdeşliğin zorunluluğunun korunabileceğini gösterir.

Açık kalan sorular

Kerem'in iki özdeşliği, özel adların katı, betimlemelerin katı olmadığını gösterdi. Ama bazı betimlemeler de katı olabilir mi? "İkinin karekökü" gibi matematiksel bir betimleme, her dünyada aynı sayıyı gösteriyorsa, katı bir gösterici midir?

Tolga'nın mühür baskısı, çakışan iki nesnenin farklı özellikler taşıyabileceğini gösterdi. Ama bir yerde aynı anda aynı malzemeden oluşan iki nesne varsa, onları birbirinden ne ayırır? Bir nesnenin hangi nesne olduğu, onun malzemesinden başka neye bağlıdır?

Barış'ın iki belgesi, bir mahkemenin bir özdeşliği deneyimle öğrendiğini ve bu özdeşliğin nesneye ait okumada zorunlu olduğunu gösterdi. Ama bir mahkeme kararı, yanlış çıkabilir. Yanlış bir özdeşlik kararı, zorunlu olarak yanlış mıdır?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışBetimleme özdeşliğini ad özdeşliği gibi okumak.
Doğrusu

Bir betimleme içeren bir özdeşlik cümlesini, iki özel ad arasındaki bir özdeşlik gibi zorunlu saymak, Kerem'in iki özdeşliğinde görüldüğü gibi, farklı dünyalarda farklı nesnelere uyabilen bir betimlemenin olumsallığını gözden kaçırır.

Yaygın yanlışDeneyimle öğrenilmeyi olumsallık saymak.
Doğrusu

Bir özdeşliğin bir incelemeyle öğrenilmiş olmasından, onun olumsal olduğu sonucunu çıkarmak, Barış'ın iki belgesinde görüldüğü gibi, bilgi kuramının bir özelliğini, bir özdeşliğin nasıl öğrenildiğini, metafiziğin bir özelliğiyle, onun başka türlü olup olamayacağıyla karıştırır.

Yaygın yanlışZorunlu özdeşliği bilinen özdeşlik saymak.
Doğrusu

Bir özdeşliğin zorunlu olmasından, onun herkes tarafından bilindiği ya da bilinmesinin bir güvence sağladığı sonucunu çıkarmak, Defne'nin iki ilaç adında görüldüğü gibi, zorunlu bir özdeşliğin ancak öğrenildiğinde bir güvence sağladığını gözden kaçırır.

Yaygın yanlışÇakışmayı özdeşlik saymak.
Doğrusu

Aynı yeri ve malzemeyi paylaşan iki şeyi, farklı özellikler taşıyıp taşımadıklarını sormadan özdeş saymak, Tolga'nın mühür baskısında görüldüğü gibi, bir nesnenin yitirebileceği bir özelliği, ötekinin yitiremeyeceği bir özellik olarak gözden kaçırır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

İki özel adın aynı nesneyi gösterdiği bir özdeşlik cümlesi zorunludur, çünkü özel adlar katı göstericilerdir ve bir nesne hiçbir dünyada kendisinden başka bir şeyle özdeş olamaz; betimlemeleri içeren özdeşlikler ise söze ait okumada olumsal olabilir.

Barcan Marcus'un Kiplikler ve Yoğun Diller makalesi özel adların nesnelerini bir etiket gibi gösterdiğini, Kripke'nin Özdeşlik ve Zorunluluk makalesi özel adların katı gösterici olduğunu ve zorunlu özdeşliklerin deneyimle öğrenilebileceğini, Gibbard'ın Olumsal Özdeşlik makalesi ise çakışan nesnelerin özdeşliğin olumsal olabileceğini düşündürdüğünü gösterdi.

Bir özdeşlik cümlesi dört adımla değerlendirilir: iki tarafın ad mı betimleme mi olduğunu belirlemek, betimleme varsa kapsamını yazmak, cümlenin nasıl öğrenildiğini zorunluluğundan ayırmak ve iki tarafın her dünyada birlikte var olup yok olup olmadığını sormak.

Argümanın yoğun bir bağlamda yerine koyma yaptığı, deneyimle öğrenilenin zorunlu olamayacağı ve Gibbard'ın örneğinin olumsal özdeşliği gösterdiği itirazları, katı göstericiler için kip bağlamında yerine koymanın güvenli olduğunu, deneyimle öğrenilmenin epistemik, zorunluluğun metafizik bir özellik olduğunu ve çakışan nesnelerin farklı özellikler taşıyabileceğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden iki şeyin aynı olduğunu söylemek, onların nasıl adlandırıldığını, bu özdeşliğin nasıl öğrenildiğini ve iki şeyin gerçekten her durumda aynı mı yoksa yalnızca şimdilik çakışan iki şey mi olduğunu ayırmaktır.

Sonraki derse köprü

Selin'in yerine koyma kaygısı, yerine koymanın inanç bağlamında ve kip bağlamında farklı nedenlerle çöktüğünü göstermişti: inançta düşünme biçimleri, kipte ise ifadelerin farklı dünyalarda neyi gösterdiği önemliydi. Kerem, yerine koymanın çöktüğü başka bağlamlar da olduğunu fark ediyor: "müstensihin adı dört harflidir" cümlesinde, adın yerine aynı kişiyi gösteren başka bir ad konursa, cümle yanlış olabilirdi; çünkü cümle, kişi hakkında değil, adın kendisi hakkındaydı.

Tolga, yerine koyma başarısızlıklarının tek bir türü olup olmadığını soruyor: alıntı, kip, inanç ve bilgi bağlamlarındaki başarısızlıklar aynı nedene mi dayanıyordu? Barış, bir sözleşmede "yukarıda adı geçen taraf" gibi bir ifadenin, aynı kişiyi gösteren başka bir ifadeyle değiştirildiğinde sözleşmenin anlamının değişip değişmediğini soruyor. Lina, kendi dilinden Türkçeye çevirirken, bir adın çevrilmesinin bir cümlenin doğruluğunu ne zaman değiştirdiğini merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. İkame başarısızlığı dersi, özdeş iki ifadenin birbirinin yerine konamadığı bağlamların türlerini, bu başarısızlığın alıntı, kip ve tutum bağlamlarında nasıl farklı nedenlere dayandığını ve başarısızlığın dilin mi yoksa düşüncenin mi bir özelliği olduğunu soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.