Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
"Bilir ki" bağlamı da yoğundur, çünkü bilgi raporu bilenin nesneyi hangi yoldan düşündüğünü de bildirir; ama bilgi olgusaldır ve bu, dünya hakkındaki sonuçları ve nesneye ait bilgi raporlarını, söze ait bir bilgi raporundan güvenle çıkarmayı sağlar.
Russell'ın Tanışıklık Yoluyla Bilgi ve Betimleme Yoluyla Bilgi makalesi betimleme yoluyla bilinen bir nesne hakkındaki bilginin o betimlemenin sınırlarında kaldığını, Boër ile Lycan'ın Kim Olduğunu Bilmek kitabı birinin kim olduğunu bilmenin amaca göre değiştiğini, Stanley ile Williamson'ın makalesi ise soruyla kurulan bilgi ifadelerinin sorunun bir cevabını bilmek olarak çözümlenebileceğini gösterdi.
Bir bilgi raporu dört adımla değerlendirilir: olgusal içeriği ayrıca doğrulamak, raporun hangi betimleme altında yapıldığını belirlemek, soruyla kurulmuşsa sorunun hangi cevabının bilindiğini sormak ve bilginin hangi amaca yettiğini denetlemek.
Olgusallığın yerine koyma sorununu çözdüğü, amaca göreliliğin ifadeyi anlamsız kıldığı ve nasıl bilgisinin önermesel olmadığı itirazları, olgusallığın yalnızca nesneye ait okumaya geçişi güvenceye aldığını, amaç parametresinin bağlamdan çoğu zaman açık olduğunu ve nasıl bilgisi tartışmasının açık kaldığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir şeyi bildiğini söylemek, yalnızca doğru bir şeye güvendiğini bildirmek değil, o şeyi hangi yoldan bildiğini, bir sorunun hangi cevabını bildiğini ve bu cevabın hangi amaç için yeterli olduğunu belirtmektir.
Açılış sahnesi
Kerem, Selin'in bir yıl önceki notlarından birini yeniden okuyor: "Katalogdaki en eski nüshanın müstensihin eseri olduğunu artık biliyoruz." Not doğruydu: katalogdaki en eski nüsha gerçekten müstensihin eseriydi ve grup bunu karşılaştırmalı bir incelemeyle göstermişti. Katalogdaki en eski nüsha, müzedeki el yazmasıydı. O hâlde, "Selin, müzedeki el yazmasının müstensihin eseri olduğunu biliyordu" cümlesi de doğru muydu? Kerem, inanma üzerine yapılan çözümlemenin burada da işe yarayacağını düşünüyor, ama bir farkı fark ediyor: bilinen şey doğru olmak zorundaydı. İnançta yanlış bir içerik de raporlanabiliyordu; bilgide raporlanan içerik, dünyanın kendisi hakkında doğru bir şey söylemek zorundaydı.
Tolga, Selin'in müstensihin adını bildiğini, ama onun kim olduğunu bilip bilmediğini soruyor. Barış, bir tanığın sanığın kim olduğunu bilmesinin, onun adını bilmekten mi yoksa onu bir sırada teşhis edebilmekten mi oluştuğunu merak ediyor. Lina, iki ayrı adla tanıdığı iki müstensihin aynı kişi olduğunu öğrendiği gün, yeni bir şey öğrenip öğrenmediğini soruyor. Defne, bir hastanın kim olduğunu bilmenin, hastanede neden iki ayrı bilgiyle doğrulandığını anlatıyor. Selin ise müstensihin nasıl kopyaladığını bildiğini, ama onun gibi kopyalayamadığını söylüyor. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Modal ve Yoğun Mantıklar kursunda, "bilir ki" bağlamında aynı nesneyi gösteren adların yerine konmasının nasıl davrandığını, bilginin doğruluğu gerektirmesinin bu bağlamı inançtan nasıl ayırdığını ve "kim olduğunu bilmek" gibi ifadelerin ne anlama geldiğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. İnanma dersi, "inanır ki" bağlamının yoğun olduğunu, bu bağlamda aynı nesneyi gösteren iki adın her zaman birbirinin yerine konamadığını ve inanç raporlarının nesneye ait ve söze ait okumalarının ayrılması gerektiğini gösterdi. Epistemik dersi ise bilgiyi, bir kişinin bildikleriyle uyumlu dünyalar üzerinde tanımlanan bir zorunluluk olarak ele almış ve "bilinen doğrudur" ilkesinin bilgi mantığında geçerli olduğunu göstermişti. Programın düşünme yöntemleri kursunda ise tanışıklık bilgisi, önermesel bilgiden ayrı bir bilgi türü olarak tanıtılmıştı. Bu ders, bunları yeniden tanımlamadan, bilgi bağlamının yoğunluğunu, bilginin doğruluğu gerektirmesinin bu bağlama kattığı farkı ve bir soruyla kurulan bilgi ifadelerini inceliyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Bertrand Russell, 1911'de Aristoteles Derneği'nin tutanaklarında yayımladığı Tanışıklık Yoluyla Bilgi ve Betimleme Yoluyla Bilgi makalesinde, bir nesneyi doğrudan tanımak ile onu yalnızca bir betimleme aracılığıyla bilmek arasındaki ayrımı kurar. Steven Boër ile William Lycan, 1986'da yayımladıkları Kim Olduğunu Bilmek kitabında, birinin kim olduğunu bilmenin tek bir şey olmadığını, ne amaçla bilindiğine göre değiştiğini savunur. Jason Stanley ile Timothy Williamson ise 2001'de Journal of Philosophy'de yayımladıkları Nasıl Olduğunu Bilmek makalesinde, bir soruyla kurulan bilgi ifadelerinin, o sorunun bir cevabını bilmek olarak çözümlenebileceğini savunur.
Ardından üç itirazı tartacağız: bilginin olgusal olmasının yerine koyma sorununu çözdüğü, "kim olduğunu bilmek" ifadesinin amaca göre değişmesinin onu anlamsız kıldığı ve bir şeyi nasıl yapacağını bilmenin bir önermeyi bilmeye indirgenemeyeceği itirazları.
Sonda, bir bilgi raporunu değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: raporun olgusal içeriğini ayrıca doğrulamak, raporun hangi betimleme ya da ad altında yapıldığını belirlemek, raporun bir soruyla kuruluyorsa o sorunun hangi cevabının bilindiğini sormak ve bilginin hangi amaca yetip yetmediğini denetlemek.
Merkez soru
Sorumuz şu: "bilir ki" bağlamı inanç bağlamı gibi yoğun mudur ve bilginin doğruluğu gerektirmesi bu bağlama ne katar?
Ölçülü iddiam şu: "bilir ki" bağlamı da yoğundur: Selin katalogdaki en eski nüshanın müstensihin eseri olduğunu bildiği hâlde, iki ifadenin aynı nesneyi gösterdiğini bilmiyorsa, müzedeki el yazmasının müstensihin eseri olduğunu bilmeyebilir; bu yoğunluk, inançtaki gibi, bilgi raporunun bilenin nesneyi hangi yoldan düşündüğünü de bildirmesinden gelir; ama bilgi olgusaldır, yani bilinen şey doğrudur ve bu, bilgi bağlamını inançtan bir noktada ayırır: bir kişi bir betimlemenin bir nesneye uyduğunu bilirse, o nesnenin var olduğu ve betimlemeye uyduğu da doğrudur, bu yüzden söze ait bir bilgi raporundan nesneye ait bir bilgi raporuna geçmek, inançtakinden daha güvenlidir; Russell'ın ayrımı, bir nesneyi yalnızca bir betimleme aracılığıyla bilmenin, o nesne hakkındaki bilgimizi o betimlemenin sınırlarına bağladığını gösterir; Boër ile Lycan'ın savunduğu gibi, birinin kim olduğunu bilmek, onun hakkında, belirli bir amaç için doğru olan bir tanımlayıcı bilgiye sahip olmaktır ve bu yüzden aynı kişi, bir amaç için "kim olduğu bilinen", başka bir amaç için "kim olduğu bilinmeyen" biri olabilir; Stanley ile Williamson'ın önerdiği gibi, bir soruyla kurulan bilgi ifadeleri, sorunun doğru bir cevabını bilmek olarak çözümlenebilir; ama bu çözümlemenin nasıl bilgisine, bir şeyi yapabilmeye, uygulanıp uygulanamayacağı tartışmalı kalır.
Sıfır noktası
Bir öğrenci bilgiyi inançtan ayırmak istediğinde, çoğu zaman bilgiyi "kesin inanç" ya da "gerekçeli inanç" diye tanımlar. Bu tanımlar, bilginin en az bir özelliğini gözden kaçırır: bilgi doğruluğu gerektirir. Bir kişi yanlış bir şeye ne kadar emin olarak ve ne kadar iyi gerekçelerle inanırsa inansın, onu bilemez.
Bu özelliğe olgusallık denir. Olgusal bir işleç, "bilir ki", "fark etti ki", "hatırlıyor ki" gibi, bir cümleye eklendiğinde, o cümlenin doğru olduğunu da gerektirir. "İnanır ki", "sanıyor ki", "iddia ediyor ki" gibi işleçler ise olgusal değildir. Bu fark, bilgi raporlarının dünyaya bağlılığını belirler: bir bilgi raporu, bilenin zihni hakkında olduğu kadar, dünya hakkında da bir iddia taşır.
Ama olgusallık, bilgi bağlamını saydam kılmaz. "Selin biliyordu ki katalogdaki en eski nüsha müstensihin eseridir" cümlesi doğruysa, katalogdaki en eski nüsha gerçekten müstensihin eseridir; ve katalogdaki en eski nüsha müzedeki el yazması olduğu için, müzedeki el yazması da gerçekten müstensihin eseridir. Bunlar olgulardır. Ama Selin'in müzedeki el yazmasının müstensihin eseri olduğunu bildiği sonucu çıkmaz; çünkü Selin, iki ifadenin aynı nesneyi gösterdiğini bilmeyebilir. Olgusallık, dünya hakkındaki sonucu güvenceye alır; bilenin ne bildiği hakkındaki sonucu değil.
Görüşler ve pozisyonlar
"Kim olduğunu bilmek" gibi bir soruyla kurulan bilgi ifadelerinin ne anlama geldiği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, tanışıklık görüşüdür. Buna göre birinin kim olduğunu bilmek, onu doğrudan, bir betimleme aracılığı olmadan tanımaktır. Bir kişiyi yalnızca bir betimlemeyle bilen biri, onun kim olduğunu bilmez; yalnızca bir betimlemenin birine uyduğunu bilir.
İkinci görüş, amaç görüşüdür. Buna göre birinin kim olduğunu bilmek, onun hakkında, belirli bir amaç için doğru ve yeterli olan bir tanımlayıcı bilgiye sahip olmaktır. Bir mahkemede bir tanığın sanığın kim olduğunu bilmesi, onu teşhis edebilmesi; bir kütüphanecinin bir yazarın kim olduğunu bilmesi, onun eserlerini bir kataloğa yerleştirebilmesidir.
Üçüncü görüş, soru-cevap görüşüdür. Buna göre bir soruyla kurulan her bilgi ifadesi, "kim olduğunu", "nerede olduğunu", "nasıl yapıldığını", o sorunun doğru bir cevabını bilmek olarak çözümlenir. Birinin kim olduğunu bilmek, "o kimdir?" sorusunun doğru bir cevabını bilmektir; hangi cevabın yeterli sayılacağını ise bağlam belirler.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşü, hangi cevabın yeterli sayılacağını belirleyen bir açıklama olarak onun içine yerleştirir. Birinci görüş, doğrudan tanımanın önemli bir bilgi türü olduğunu doğru görür, ama gündelik dilde "kim olduğunu biliyorum" dediğimiz pek çok durumu, bir yazarı eserlerinden, bir bilim insanını buluşundan tanıdığımız durumları, dışarıda bırakır. İkinci görüş, bu durumları kapsar. Üçüncü görüş, ikincisinin amaç kavramını bir soru ve cevap yapısına bağlar ve "kim olduğunu bilmek" ile "nerede olduğunu bilmek" gibi ifadeleri tek bir çerçevede toplar.
Argümanın yapısı
Bir bilgi raporunu değerlendirmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, raporun olgusal içeriğini ayrıca doğrulamaktır. Değerlendiren, bir bilgi raporunun, bilinen şeyin doğru olduğunu da iddia ettiğini hatırlar ve bu içeriğin doğru olup olmadığını, bilenin güvenilirliğinden bağımsız olarak sorar.
İkinci adım, raporun hangi betimleme ya da ad altında yapıldığını belirlemektir. Değerlendiren, bilenin nesneyi hangi yoldan düşündüğünü sorar ve raporun başka bir betimlemeye aktarılıp aktarılamayacağını, bilenin iki betimlemenin özdeşliğini bilip bilmediğine bakarak belirler.
Üçüncü adım, rapor bir soruyla kuruluyorsa o sorunun hangi cevabının bilindiğini sormaktır. Değerlendiren, "kim olduğunu biliyor" ya da "nerede olduğunu biliyor" gibi bir raporda, bilenin hangi cevabı bildiğini açıkça yazar.
Dördüncü adım, bilginin hangi amaca yetip yetmediğini denetlemektir. Değerlendiren, bilinen cevabın, raporun kullanılacağı amaç için yeterli olup olmadığını sorar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Bilmenin yoğun bağlamını ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. "Bilir ki" bağlamı da yoğundur: bilen, iki ifadenin aynı nesneyi gösterdiğini bilmiyorsa, birini içeren bir bilgiden ötekini içeren bir bilgiye geçilemez; bu yoğunluk, bilgi raporunun bilenin nesneyi hangi yoldan düşündüğünü bildirmesinden gelir. Ama bilgi olgusaldır ve bu, bilgi bağlamını inançtan bir noktada ayırır: bilinen şeyin doğruluğu güvence altında olduğu için, dünya hakkındaki sonuçlar ve nesneye ait bilgi raporları, söze ait bir bilgi raporundan güvenle çıkarılabilir. Russell'ın ayrımı, betimleme yoluyla bilinen bir nesne hakkındaki bilginin o betimlemenin sınırlarında kaldığını gösterir. Boër ile Lycan'ın savunduğu gibi, birinin kim olduğunu bilmek, bir amaç için yeterli bir tanımlayıcı bilgiye sahip olmaktır; Stanley ile Williamson'ın önerdiği gibi, bir soruyla kurulan bilgi ifadeleri, sorunun doğru bir cevabını bilmek olarak çözümlenebilir, ama bu çözümlemenin nasıl bilgisine uzanıp uzanmadığı açık kalır.
Açık kalan sorular
Kerem'in olgusal adımı, olgusallığın söze ait bir bilgi raporundan nesneye ait bir bilgi raporuna geçişi güvenceye aldığını gösterdi. Ama nesneye ait bir bilgi, bilenin nesneyle nasıl bir ilişkisi olmasını gerektirir? Bir kişi, yalnızca "en uzun yaşayacak kişi" gibi bir betimlemeyle bildiği biri hakkında, nesneye ait bir bilgi taşıyabilir mi?
Lina'nın öğrendiği özdeşlik, iki farklı adla kurulan bir özdeşlik cümlesinin bilgi durumunu değiştirdiğini gösterdi. Ama iki ad aynı kişiyi gösteriyorsa, bu özdeşlik cümlesi, gösterdiği kişi bakımından, "müstensih müstensihtir" cümlesinden farklı bir şey mi söyler? Sonradan öğrenilen bir özdeşlik, zorunlu bir özdeşlik olabilir mi?
Selin'in kopyalama tekniği, nasıl bilgisinin bir yetenekle ilişkisinin açık kaldığını gösterdi. Bir yeteneği kaybeden ama yöntemi hatırlayan bir usta, o şeyin nasıl yapıldığını hâlâ bilir mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışOlgusallığı saydamlık saymak.
Bilginin doğruluğu gerektirmesinden, bir bilgi raporunda aynı nesneyi gösteren adların her zaman birbirinin yerine konabileceği sonucunu çıkarmak, Kerem'in olgusal adımında görüldüğü gibi, dünya hakkındaki güvenceyi, bilenin ne bildiği hakkındaki bir güvenceyle karıştırır.
Yaygın yanlışAmacı belirtmeden "kim olduğunu biliyor" demek.
Birinin kim olduğunun bilindiğini, hangi amaç için bilindiğini belirtmeden bildirmek, Tolga'nın müstensihinde görüldüğü gibi, bir katalog için yeterli bir tanımlamayı, bir biyografi için de yeterliymiş gibi sunar.
Yaygın yanlışAdı bilmeyi teşhis etmek saymak.
Bir kişinin adını bilmekten, onu karşısındaki biriyle eşleştirebileceği sonucunu çıkarmak, Barış'ın teşhis sırasında görüldüğü gibi, bir amaç için yeterli olan bilgiyi başka bir amaç için de yeterli sayar.
Yaygın yanlışBir yöntemi bilmeyi onu uygulayabilmek saymak.
Bir şeyin nasıl yapıldığına dair bir sorunun cevabını bilmekten, onu yapabileceği sonucunu çıkarmak, Selin'in kopyalama tekniğinde görüldüğü gibi, bir yöntem hakkındaki bilgi ile o yöntemi uygulama yeteneği arasındaki farkı gözden kaçırır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
"Bilir ki" bağlamı da yoğundur, çünkü bilgi raporu bilenin nesneyi hangi yoldan düşündüğünü de bildirir; ama bilgi olgusaldır ve bu, dünya hakkındaki sonuçları ve nesneye ait bilgi raporlarını, söze ait bir bilgi raporundan güvenle çıkarmayı sağlar.
Russell'ın Tanışıklık Yoluyla Bilgi ve Betimleme Yoluyla Bilgi makalesi betimleme yoluyla bilinen bir nesne hakkındaki bilginin o betimlemenin sınırlarında kaldığını, Boër ile Lycan'ın Kim Olduğunu Bilmek kitabı birinin kim olduğunu bilmenin amaca göre değiştiğini, Stanley ile Williamson'ın makalesi ise soruyla kurulan bilgi ifadelerinin sorunun bir cevabını bilmek olarak çözümlenebileceğini gösterdi.
Bir bilgi raporu dört adımla değerlendirilir: olgusal içeriği ayrıca doğrulamak, raporun hangi betimleme altında yapıldığını belirlemek, soruyla kurulmuşsa sorunun hangi cevabının bilindiğini sormak ve bilginin hangi amaca yettiğini denetlemek.
Olgusallığın yerine koyma sorununu çözdüğü, amaca göreliliğin ifadeyi anlamsız kıldığı ve nasıl bilgisinin önermesel olmadığı itirazları, olgusallığın yalnızca nesneye ait okumaya geçişi güvenceye aldığını, amaç parametresinin bağlamdan çoğu zaman açık olduğunu ve nasıl bilgisi tartışmasının açık kaldığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir şeyi bildiğini söylemek, yalnızca doğru bir şeye güvendiğini bildirmek değil, o şeyi hangi yoldan bildiğini, bir sorunun hangi cevabını bildiğini ve bu cevabın hangi amaç için yeterli olduğunu belirtmektir.
Sonraki derse köprü
Lina'nın öğrendiği özdeşlik, iki farklı adla kurulan bir özdeşlik cümlesinin, sonradan ve bir inceleme sonucunda öğrenildiğini göstermişti. Kerem, bu cümlenin kendisinin ne tür bir doğru olduğunu soruyor: iki ad gerçekten aynı müstensihi gösteriyorsa, bu özdeşlik, başka türlü olabilir miydi? İki adın farklı iki kişiyi gösterdiği bir dünya olanaklı mıydı?
Selin, daha önce tartışılan köken zorunluluğunu hatırlatıyor: bir el yazması, başka bir elden çıkamazdı. Tolga, bir kişinin kendisiyle özdeş olmasının zorunlu olduğunu, ama "kendi dilindeki yazımla anılan müstensih, Türkçe katalogdaki müstensihtir" cümlesinin, Lina'nın bir incelemeyle öğrendiği bir olgu gibi göründüğünü söylüyor. Barış, iki farklı kimlik belgesinin aynı kişiye ait olduğunun bir mahkemede kanıtlanmasının, bu özdeşliği zorunlu kılıp kılmadığını soruyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Zorunlu özdeşlik dersi, iki adın aynı nesneyi gösterdiği bir özdeşlik cümlesinin, sonradan öğrenildiği hâlde zorunlu olup olmadığını, özdeşliğin zorunluluğunu savunan argümanı ve bu argümanın adlar ile betimlemeler arasındaki farka nasıl dayandığını soruyor.