İçeriğe geç

P02-D05-M03-01·Yoğun bağlam

İnanma

ileri3.786 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

İnanç cümleleri yoğun bir bağlam kurar: "inanır ki" ifadesinin içinde aynı nesneyi gösteren iki ad her zaman birbirinin yerine konamaz, çünkü inanç raporu inananın nesneyi hangi yoldan düşündüğünü de bildirir.

Frege'nin Anlam ve Yönelim makalesi dolaylı anlatımdaki ifadelerin olağan anlamlarını gösterdiğini, Kripke'nin İnanç Üzerine Bir Bulmaca makalesi aynı adın farklı biçimlerinin de inanç raporlarını belirsizleştirebileceğini, Crimmins ile Perry'nin makalesi ise inanç raporlarının bağlamın belirlediği gizli bir düşünme biçimine gönderme yapabileceğini gösterdi.

Bir inanç raporu dört adımla değerlendirilir: raporun inananın hangi ifadesini aktardığını belirlemek, raporun nesneye ait mi söze ait mi okunduğunu yazmak, yerine koymanın raporun doğruluğunu değiştirip değiştirmediğini sınamak ve raporun hangi amaçla, kime yapıldığını sormak.

Yerine koyma başarısızlığının bir yanılsama olduğu, Frege'nin anlamının belirsiz kaldığı ve gizli bağlam öğesinin sınanamaz olduğu itirazları, doğrudan gönderim görüşünün akılcı inananlara tutarsız inançlar yüklediğini, anlamların ne zaman farklı olduğunu belirleyen bir ölçütün bulunduğunu ve gizli öğenin konuşmanın amacıyla belirlendiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden birinin bir şeye inandığını aktarmak, yalnızca inancın hangi nesne hakkında olduğunu değil, inananın o nesneyi nasıl düşündüğünü ve raporun bu düşünme biçimini mi yoksa nesnenin kendisini mi aktardığını belirtmektir.

Açılış sahnesi

Selin, bir yıl önceki çalışma notlarını okurken iki cümlesini yan yana görüyor. Birinci not: "Katalogdaki en eski nüsha müstensihin eseridir; bundan eminim." İkinci not, aynı haftadan: "Müzedeki el yazmasının kimin eseri olduğunu bilmiyoruz; müstensihin eseri olduğuna inanmıyorum." Selin o zaman, katalogdaki en eski nüshanın müzedeki el yazması olduğunu bilmiyordu; bunu aylar sonra, katalog numaralarını karşılaştırırken öğrenmişti. Şimdi iki notun aynı nesne hakkında olduğunu biliyordu. O hafta, aynı el yazması hakkında hem bir şeye inanıyor hem inanmıyor muydu?

Kerem, "Selin, katalogdaki en eski nüshanın müstensihin eseri olduğuna inanıyordu" cümlesinin doğru, "Selin, müzedeki el yazmasının müstensihin eseri olduğuna inanıyordu" cümlesinin ise yanlış olduğunu söylüyor; oysa iki cümle, yalnızca aynı nesneyi gösteren iki ifadenin yer değiştirmesiyle ayrılıyordu. Barış, bir tanığın sanığı gördüğüne inanıp komşusunun oğlunu gördüğüne inanmayabileceğini, sanık komşunun oğlu olsa bile, hatırlatıyor. Lina, müstensihin adının kendi dilindeki kaynaklarda başka bir yazımla geçtiğini ve bir süre onları iki ayrı kişi sandığını anlatıyor. Tolga, aynı inanç cümlesinin bir konuşmada doğru, başka bir konuşmada yanlış sayılabileceğini düşünüyor. Defne ise bir hastanın bir ilacı markasıyla tanıyıp etken maddesiyle tanımamasının hastanede yol açtığı bir karışıklığı anlatıyor. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Modal ve Yoğun Mantıklar kursunda, "inanır ki" ifadesinin içindeki bir adın, aynı nesneyi gösteren başka bir adla değiştirilmesinin neden cümlenin doğruluğunu değiştirebildiğini, inanç cümlelerinin nesneye ait ve söze ait okumalarının nasıl ayrıldığını ve bu yoğun bağlamın mantığının nasıl kurulabileceğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Kursun kiplik türleri modülü, inancı bir kişinin doxastik seçenekleri üzerinde tanımlanan bir kip olarak inceledi ve inanç mantığının bilgiden hangi ilkelerde ayrıldığını gösterdi. Metafizik dersi ise nesneye ait ve söze ait kiplik ayrımını tanıtmıştı. Programın yüklemler mantığı kursunda da, özdeş nesnelerin birbirinin yerine konabileceği ilkesinin bazı bağlamlarda çöktüğü, göndergesel geçirimsizlik adıyla ele alınmış ve Quine'ın bu konudaki iki makalesi tanıtılmıştı. Bu ders, yoğun bağlam modülünü açarak bu çöküşün inanç cümlelerindeki biçimini inceliyor: neden çöktüğünü, çöküşün nasıl açıklanabileceğini ve bir inanç raporunun ne zaman doğru sayılması gerektiğini.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Gottlob Frege, 1892'de yayımladığı Anlam ve Yönelim makalesinde, dolaylı anlatım içindeki sözcüklerin olağan nesnelerini değil, olağan anlamlarını gösterdiğini savunur. Saul Kripke, 1979'da yayımladığı İnanç Üzerine Bir Bulmaca makalesinde, hiçbir akıl yürütme hatası yapmayan birinin, aynı şehir hakkında birbiriyle çelişen iki inanç taşıyor görünebileceğini gösteren bir örnek kurar. Mark Crimmins ile John Perry ise 1989'da Journal of Philosophy'de yayımladıkları Prens ve Telefon Kulübesi makalesinde, inanç raporlarının, bağlamın belirlediği ve cümlede görünmeyen zihinsel temsillere gönderme yaptığını savunur.

Ardından üç itirazı tartacağız: inanç raporlarının yalnızca inananın nesnesiyle ilgili olduğu ve yerine koyma başarısızlığının bir yanılsama olduğu, Frege'nin anlam kavramının belirsiz kaldığı ve gizli bir bağlam öğesine başvurmanın açıklamayı sınanamaz kıldığı itirazları.

Sonda, bir inanç raporunu değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: raporun inananın hangi ifadesini aktardığını belirlemek, raporun nesneye ait mi söze ait mi okunduğunu yazmak, raporda aynı nesneyi gösteren başka bir ifadenin yerine konup konamayacağını sınamak ve raporun hangi amaçla, kime yapıldığını sormak.

Merkez soru

Sorumuz şu: "inanır ki" ifadesinin içinde aynı nesneyi gösteren iki ad neden her zaman birbirinin yerine konamaz ve bir inanç raporu ne zaman doğrudur?

Ölçülü iddiam şu: inanç cümleleri yoğun bir bağlam kurar: "Selin inanır ki" ifadesinin içindeki bir ad, aynı nesneyi gösteren başka bir adla değiştirildiğinde cümlenin doğruluk değeri değişebilir, çünkü inanç raporu yalnızca inananın hangi nesne hakkında düşündüğünü değil, o nesneyi hangi yoldan düşündüğünü de bildirir; Frege'nin önerdiği biçimiyle, dolaylı anlatım içindeki bir ad, olağan nesnesini değil, olağan anlamını, yani nesneyi sunma biçimini gösterir ve bu yüzden aynı nesneyi farklı biçimlerde sunan iki ad bu bağlamda birbirinin yerine konamaz; inanç raporlarının bir de nesneye ait okuması vardır: "Selin, müzedeki el yazması hakkında, onun müstensihin eseri olduğuna inanıyordu" cümlesi, Selin'in nesneyi hangi adla düşündüğünü söylemeden, nesnenin kendisi hakkında bir inanç bildirir ve bu okumada yerine koyma geçerlidir; Kripke'nin bulmacası, yerine koyma başarısızlığının yalnızca farklı adlardan değil, aynı adın farklı dillerdeki biçimlerinden de doğabileceğini ve bu durumda inanç raporunun ne söylemesi gerektiğinin belirsizleştiğini gösterir; Crimmins ile Perry'nin savunduğu gibi, bir inanç raporu, bağlamın belirlediği ve cümlede görünmeyen bir düşünme biçimine gönderme yapabilir ve bu yüzden aynı cümle farklı bağlamlarda farklı doğruluk değerleri taşıyabilir.

Sıfır noktası

Bir öğrenci "Ali, Ahmet'in doktor olduğuna inanıyor" dediğinde, çoğu zaman Ali'nin Ahmet adındaki kişi hakkındaki bir inancını bildirdiğini düşünür. Ahmet aynı zamanda Ali'nin komşusuysa, "Ali, komşusunun doktor olduğuna inanıyor" demek de aynı şeyi söylüyor gibi görünür. Ama Ali, komşusunun Ahmet olduğunu bilmiyorsa, ikinci cümle yanlış olabilir.

Bu durum, yüklemler mantığının temel bir ilkesine aykırıdır. Özdeş nesnelerin ayırt edilemezliği ilkesine göre, iki ad aynı nesneyi gösteriyorsa, birinin yerine ötekini koymak bir cümlenin doğruluk değerini değiştirmemelidir. "Ahmet doktordur" doğruysa ve Ahmet komşudur, "komşu doktordur" da doğrudur. Ama "Ali inanır ki" ifadesinin içinde bu ilke çöker. Böyle bir bağlama yoğun bağlam denir; ilkenin çöktüğü duruma ise göndergesel geçirimsizlik.

Çöküşün nedeni, inanç raporlarının iki şey birden bildirmesidir: inananın hangi nesne hakkında düşündüğünü ve o nesneyi nasıl düşündüğünü. Ali, Ahmet'i "Ahmet" olarak düşündüğünde doktor olduğuna inanıyordu; "komşum" olarak düşündüğünde ise bu inancı yoktu. Rapor, bu düşünme biçimlerinden birini seçerek bildirir ve seçim, raporun doğruluğunu belirler.

Görüşler ve pozisyonlar

İnanç raporlarının neyi bildirdiği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, Fregeci görüştür. Buna göre bir inanç raporu, inananın bir anlamla, nesneyi sunmanın belirli bir biçimiyle, ilişkisini bildirir. "İnanır ki" bağlamındaki ifadeler anlamlarını gösterir ve bu yüzden aynı nesneyi farklı anlamlarla sunan ifadeler birbirinin yerine konamaz.

İkinci görüş, doğrudan gönderim görüşüdür. Buna göre bir ad, nesnesini doğrudan gösterir ve bir anlam taşımaz; bu yüzden aynı nesneyi gösteren iki ad, inanç bağlamında da birbirinin yerine konabilir. "Selin, müzedeki el yazmasının müstensihin eseri olduğuna inanıyordu" cümlesi, bir yıl önce de doğruydu; yanlış görünmesi, cümlenin söylenmesinin ima ettiği bir şeyden, Selin'in bu adla da aynı yargıya varacağı imasından kaynaklanır.

Üçüncü görüş, gizli bağlam görüşüdür. Buna göre bir inanç raporu, inananın nesnesi ile inanılan özellik arasında bir ilişki bildirir, ama bu ilişki, cümlede görünmeyen ve bağlamın belirlediği bir düşünme biçimine göre kurulur. Aynı rapor, bir bağlamda bir düşünme biçimine, başka bir bağlamda başka birine gönderme yapabilir.

Bu ders birinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşü onun esnek bir biçimi sayar. İkinci görüş, adların nesnelerini doğrudan gösterdiği sezgisini, Kripke'nin Metafizik dersinde tartışılan çalışmasına uygun biçimde korur, ama Selin'in iki notunun neden tutarsız olmadığını açıklamakta güçlük çeker: bu görüşe göre Selin, aynı nesne hakkında hem bir şeye inanıyor hem inanmıyordu. Birinci görüş, bu tutarlılığı açıklar. Üçüncü görüş, Fregeci anlamları, her bağlamda sabit bir anlam yerine, bağlamın seçtiği bir düşünme biçimi olarak ele alır ve Tolga'nın göstereceği bağlam farklarını yakalar.

Argümanın yapısı

Bir inanç raporunu değerlendirmek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, raporun inananın hangi ifadesini aktardığını belirlemektir. Değerlendiren, inananın nesneyi hangi adla, hangi betimlemeyle ya da hangi algıyla düşündüğünü sorar ve raporun bu düşünme biçimini koruyup korumadığına bakar.

İkinci adım, raporun nesneye ait mi söze ait mi okunduğunu yazmaktır. Değerlendiren, raporu iki okumaya ayırır ve hangisinin kastedildiğini belirtir.

Üçüncü adım, raporda aynı nesneyi gösteren başka bir ifadenin yerine konup konamayacağını sınamaktır. Değerlendiren, yerine koymanın söze ait okumada raporun doğruluğunu değiştirip değiştirmediğini sorar; değiştiriyorsa, rapor bir düşünme biçimine bağlıdır.

Dördüncü adım, raporun hangi amaçla, kime yapıldığını sormaktır. Değerlendiren, raporun dinleyicisinin inananın davranışını mı anlamak, yoksa nesne hakkında bir bilgi mi edinmek istediğini belirler; birinci amaçta düşünme biçimi önemlidir, ikincisinde nesne.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

İnanmanın yoğun bağlamını ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. İnanç cümleleri yoğun bir bağlam kurar, çünkü inanç raporu yalnızca inananın hangi nesne hakkında düşündüğünü değil, onu hangi yoldan düşündüğünü de bildirir; bu yüzden "inanır ki" ifadesinin içinde aynı nesneyi gösteren iki ad her zaman birbirinin yerine konamaz. Frege'nin önerdiği biçimiyle, dolaylı anlatım içindeki bir ad olağan anlamını, nesneyi sunma biçimini, gösterir ve bu, yerine koyma başarısızlığını, özdeşlerin yerine konabileceği ilkesini bozmadan açıklar. İnanç raporlarının nesneye ait okumasında ise nesne düşünme biçiminden bağımsız olarak anılır ve yerine koyma geçerlidir; birçok çelişki görüntüsü iki okumanın karıştırılmasından doğar. Kripke'nin bulmacası, bu güçlüğün farklı adlardan olduğu kadar, aynı adın farklı biçimlerinden de doğabileceğini ve bazı inanç durumlarının tek bir raporla tam olarak aktarılamayabileceğini gösterir. Crimmins ile Perry'nin savunduğu gibi, bir inanç raporu, bağlamın ve konuşmanın amacının belirlediği bir düşünme biçimine göre değerlendirilebilir.

Açık kalan sorular

Kerem'in iki okuması, nesneye ait okumada yerine koymanın geçerli olduğunu gösterdi. Ama nesneye ait bir inanç, inananın nesneyle nasıl bir ilişkisi olmasını gerektirir? Bir kişi, hiç görmediği ve yalnızca bir betimlemeyle bildiği bir nesne hakkında nesneye ait bir inanç taşıyabilir mi?

Lina'nın iki müstensihi, bazı inanç durumlarının tek bir raporla aktarılamayabileceğini gösterdi. Böyle bir durumda, inananın ne inandığını aktarmanın en dürüst yolu nedir? İki ayrı raporu, hangi düşünme biçimine dayandıklarını belirterek yan yana vermek yeterli midir?

Defne'nin marka adı, hekimin nesneye ait okumaya, formun ise söze ait okumaya dayandığını gösterdi. Bir kayıt sistemi, bir kişinin inançlarını kaydederken, hangi okumayı kaydetmelidir? İkisini birden kaydetmek her zaman mümkün müdür?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışAynı nesneyi gösteren adları inanç içinde değiştirmek.
Doğrusu

Bir inanç raporunda bir adın yerine aynı nesneyi gösteren başka bir ad koyup raporun hâlâ doğru olduğunu varsaymak, Selin'in iki notunda görüldüğü gibi, inananın nesneyi hangi yoldan düşündüğünü değiştirir ve doğru bir raporu yanlış bir rapora dönüştürebilir.

Yaygın yanlışNesneye ait ve söze ait okumaları karıştırmak.
Doğrusu

Bir inanç raporunun hangi okumayla kastedildiğini belirtmemek, Kerem'in iki okumasında görüldüğü gibi, aynı nesne hakkında birbiriyle çelişen inançlar varmış gibi bir görüntü doğurur.

Yaygın yanlışRaporun amacını sormamak.
Doğrusu

Bir inanç raporunu, onu kimin ve hangi amaçla okuyacağını düşünmeden yazmak, Barış'ın tutanak cümlesinde görüldüğü gibi, nesneye ait okumada doğru olan bir cümleyi, söze ait okumayı düşündüren bir dille yazar ve okura yanlış bir izlenim verir.

Yaygın yanlışKaydedilen ifadeyi nesne bilgisi saymak.
Doğrusu

Bir kişinin kendi ifadesiyle kaydedilmiş bir inancını, o inancın nesnesi hakkında eksiksiz bir bilgi gibi kullanmak, Defne'nin marka adında görüldüğü gibi, aynı nesnenin başka adlarla anıldığı durumları gözden kaçırır ve tehlikeli bir karara yol açabilir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

İnanç cümleleri yoğun bir bağlam kurar: "inanır ki" ifadesinin içinde aynı nesneyi gösteren iki ad her zaman birbirinin yerine konamaz, çünkü inanç raporu inananın nesneyi hangi yoldan düşündüğünü de bildirir.

Frege'nin Anlam ve Yönelim makalesi dolaylı anlatımdaki ifadelerin olağan anlamlarını gösterdiğini, Kripke'nin İnanç Üzerine Bir Bulmaca makalesi aynı adın farklı biçimlerinin de inanç raporlarını belirsizleştirebileceğini, Crimmins ile Perry'nin makalesi ise inanç raporlarının bağlamın belirlediği gizli bir düşünme biçimine gönderme yapabileceğini gösterdi.

Bir inanç raporu dört adımla değerlendirilir: raporun inananın hangi ifadesini aktardığını belirlemek, raporun nesneye ait mi söze ait mi okunduğunu yazmak, yerine koymanın raporun doğruluğunu değiştirip değiştirmediğini sınamak ve raporun hangi amaçla, kime yapıldığını sormak.

Yerine koyma başarısızlığının bir yanılsama olduğu, Frege'nin anlamının belirsiz kaldığı ve gizli bağlam öğesinin sınanamaz olduğu itirazları, doğrudan gönderim görüşünün akılcı inananlara tutarsız inançlar yüklediğini, anlamların ne zaman farklı olduğunu belirleyen bir ölçütün bulunduğunu ve gizli öğenin konuşmanın amacıyla belirlendiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden birinin bir şeye inandığını aktarmak, yalnızca inancın hangi nesne hakkında olduğunu değil, inananın o nesneyi nasıl düşündüğünü ve raporun bu düşünme biçimini mi yoksa nesnenin kendisini mi aktardığını belirtmektir.

Sonraki derse köprü

Selin'in iki notu, bir yıl önce bir şeye inanıp inanmadığını çözümlemişti. Kerem, aynı sorunun bilgi için de sorulabileceğini fark ediyor: "Selin, katalogdaki en eski nüshanın müstensihin eseri olduğunu biliyordu." Bu cümle doğruysa, "Selin, müzedeki el yazmasının müstensihin eseri olduğunu biliyordu" cümlesi de doğru muydu? Bilginin, inançtan farklı olarak, doğruluğu gerektirmesi, yerine koymanın davranışını değiştirir miydi?

Tolga, "kim olduğunu bilmek" gibi bir ifadenin daha karmaşık olduğunu söylüyor: Selin, müstensihin adını biliyordu, ama onun kim olduğunu biliyor muydu? Barış, bir tanığın sanığın kim olduğunu bilmesinin, onun adını bilmekten mi yoksa onu bir sırada teşhis edebilmekten mi oluştuğunu soruyor. Lina, iki müstensihin aynı kişi olduğunu öğrendiği gün, yeni bir şey öğrenip öğrenmediğini merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Bilme dersi, "bilir ki" bağlamında aynı nesneyi gösteren adların yerine konmasının nasıl davrandığını, bilginin doğruluğu gerektirmesinin bu bağlamı inançtan nasıl ayırdığını ve "kim olduğunu bilmek" gibi ifadelerin ne anlama geldiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.