İçeriğe geç

P02-D05-M02-03·Kiplik türleri

Deontik

ileri3.540 kelime≈ 24 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Zorunlu kılınmış, serbest ve yasak kavramları olumsuzlamayla birbirine bağlanır ve yükümlülük kipi, erişilebilirlik ilişkisini, gerçek dünyadan bakıldığında yükümlülüklerin hepsinin yerine getirildiği deontik ideal dünyalara göre kurar.

Von Wright'ın Deontik Mantık makalesi yükümlülük kavramlarının bir kip mantığının yapısını taşıdığını ve zorunlu kılınmış olanın yapılmış olmak zorunda olmadığını, Anderson'un makalesi yükümlülük kipinin bir istenmeyen durum aracılığıyla olağan zorunluluğa indirgenebileceğini, van Fraassen'in makalesi ise gerçek ahlaki ikilemlerin yükümlülük mantığının tutarlılık ilkesini sorgulattığını gösterdi.

Bir yükümlülük iddiası dört adımla değerlendirilir: iddiayı öteki deontik kip sözcükleriyle yeniden yazmak, iddianın hangi ideal durumlara baktığını belirlemek, yükümlülüğün yerine getirilebilir olup olmadığını sormak ve başka bir yükümlülükle çatışıp çatışmadığını denetlemek.

Yükümlülüklerin doğru ya da yanlış olmadığı, paradoksların bu mantığı kullanılmaz kıldığı ve yaptırımın yükümlülüğün anlamı olmadığı itirazları, deontik mantığın buyrukları değil yükümlülükler hakkındaki cümleleri incelediğini, paradoksların yükümlülük dilinin karmaşık biçimini gösterdiğini ve indirgemenin bir tanım değil yapısal bir yakınlık gösterdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir şeyin yapılması gerektiğini söylemek, onun yapıldığını ya da yapılacağını söylemek değil, hangi kurallara göre ideal olan durumlarda yapıldığını, gerçek koşullarda yapılabilir olup olmadığını ve öteki yükümlülüklerle birlikte yerine getirilip getirilemeyeceğini belirtmektir.

Açılış sahnesi

Barış, savcılığın bildiği iki şeyin açık sonucunu çıkarmadığını söylediğinde, grubun bir üyesi "bunu bilmesi gerekirdi" demişti. Kerem, bu cümleyi yeniden ele alıyor. "Gerekirdi" sözcüğü bir bilgi bildirmiyordu: savcılığın bu sonucu bilmediği zaten biliniyordu. Bir olasılık da bildirmiyordu. Bir yükümlülük bildiriyordu: savcılığın o sonucu çıkarması, bir görevdi. Kerem, grubun şimdiye kadar incelediği kiplerin hepsinin "zorunlu" ve "olanaklı" gibi sözcüklerle çalıştığını, bu yeni kipin ise "zorunlu kılınmış", "serbest" ve "yasak" gibi sözcüklerle çalıştığını fark ediyor. Bu sözcükler de bir kip mantığı oluşturuyor muydu?

Selin, bir şeyin zorunlu kılınmış olması ile yapılmamasının serbest olmaması arasında bir bağ görüyor. Tolga, müzenin arşiv kurallarından birinin, eldivensiz dokunmanın bir yaptırım doğurduğu biçiminde yazılabileceğini ve bunun yükümlülüğün tamamını söyleyip söylemediğini soruyor. Barış, bir hukuk düzeninin aynı eylemi hem zorunlu kılıp hem yasaklayamayacağını, ama bazen tam da bunu yaptığını hatırlatıyor. Defne, bir hekimin bir hastanın sırrını saklama yükümlülüğü ile bir başkasını tehlikeden koruma yükümlülüğü çatıştığında, iki yükümlülüğün de gerçek olup olamayacağını soruyor. Lina ise savcılığın o sonucu çıkarması gerekiyorsa, onu çıkarabilecek durumda olması gerektiğini söylüyor. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Modal ve Yoğun Mantıklar kursunda, "zorunludur", "yasaktır" ve "serbesttir" gibi yükümlülük ifadelerinin bir kip mantığıyla nasıl ifade edildiğini, yükümlülük kipinin neden "zorunlu olan doğrudur" ilkesini taşımadığını ve yükümlülük mantığının paradokslarını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Epistemik dersi, bilgiyi bir kişinin bildikleriyle uyumlu dünyalar üzerinde tanımlanan bir zorunluluk olarak ele aldı. Kursun modal mantık modülünde Barış'ın yasa maddesi, yasal zorunluluğun "zorunlu olan doğrudur" ilkesini taşımadığını ve bu yüzden S4 ile S5 sistemlerinin dışında kaldığını göstermişti. Programın felsefi yöntemler kursunda ise deontik mantık kavramı, Ross'un buyruklar üzerine çalışması ve Chisholm'un zıt-ödev durumu tanıtılmıştı. Bu ders, bunları yeniden tanımlamadan, yükümlülük kipinin iç yapısını, onun erişilebilirlik ilişkisinin taşıdığı özelliği ve yükümlülüklerin çatışıp çatışamayacağı sorusunu inceliyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Georg Henrik von Wright, 1951'de Mind dergisinde yayımladığı Deontik Mantık makalesinde, zorunlu kılınmış, serbest ve yasak kavramlarını bir kip mantığının işleçleri olarak ele alır ve bu kavramların birbiriyle nasıl bağlandığını gösterir. Alan Ross Anderson, 1958'de yine Mind'da yayımladığı makalesinde, yükümlülük kipini, bir yaptırıma ya da istenmeyen bir duruma dayanarak, olağan zorunluluk kipine indirgemeyi önerir. Bas van Fraassen ise 1973'te Journal of Philosophy'de yayımladığı Değerler ve Yüreğin Buyruğu makalesinde, gerçek ahlaki ikilemlerin var olabileceğini ve bu yüzden yükümlülük mantığının çatışan yükümlülüklere yer açması gerektiğini savunur.

Ardından üç itirazı tartacağız: yükümlülüklerin doğru ya da yanlış olmadığı için bir mantığa konu olamayacağı, yükümlülük mantığının paradoksları yüzünden kullanılamayacağı ve bir yükümlülüğü bir yaptırımla tanımlamanın yükümlülüğün anlamını kaçırdığı itirazları.

Sonda, bir yükümlülük iddiasını değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: iddiayı öteki iki deontik kip sözcüğüyle yeniden yazmak, iddianın hangi ideal durumlara baktığını belirlemek, yükümlülüğün yerine getirilebilir olup olmadığını sormak ve iddianın başka bir yükümlülükle çatışıp çatışmadığını denetlemek.

Merkez soru

Sorumuz şu: yükümlülük ifadeleri bir kip mantığıyla nasıl ifade edilir ve bu mantık hangi ilkeleri taşır?

Ölçülü iddiam şu: von Wright'ın gösterdiği gibi, zorunlu kılınmış, serbest ve yasak kavramları birbirleriyle, olağan kiplerdeki zorunluluk ve olanak gibi, olumsuzlamayla tanımlanabilir: bir eylem, yapılmaması serbest değilse zorunlu kılınmıştır; yapılması zorunlu kılınmışın olumsuzlamasıysa yasaktır; yükümlülük kipi, erişilebilirlik ilişkisini, gerçek dünyadan bakıldığında yükümlülüklerin hepsinin yerine getirildiği ideal dünyalara göre kurar; bu yüzden "zorunlu kılınmış olan yapılmıştır" ilkesi geçerli değildir, çünkü gerçek dünya, yükümlülüklerin çiğnendiği bir dünyaysa, kendisinden erişilebilir değildir; bunun yerine daha zayıf bir ilke önerilir: zorunlu kılınmış olan serbesttir, yani aynı eylem hem zorunlu kılınıp hem yasaklanamaz; bu ilke, her dünyadan en az bir ideal dünyanın erişilebilir olmasına, erişilebilirlik ilişkisinin dizisel olmasına karşılık gelir; Anderson'un önerdiği indirgeme, yükümlülüğü, yapılmadığında bir yaptırımın ya da istenmeyen bir durumun zorunlu olarak ortaya çıkması olarak tanımlar ve yükümlülük mantığını olağan kip mantığının içine yerleştirir, ama yükümlülüğün anlamını bir yaptırıma indirgemenin bedelini taşır; ve van Fraassen'in savunduğu gibi, gerçek ahlaki ikilemler varsa, zorunlu kılınmış olanın serbest olduğu ilkesi de her durumda geçerli olmayabilir.

Sıfır noktası

Bir öğrenci "gerekir" ya da "yapmalı" sözcüğünü kullandığında, çoğu zaman bir kural, bir görev ya da bir öneriyi kasteder. Bu sözcükler, bir şeyin nasıl olduğunu değil, nasıl olması gerektiğini söyler. Bu yüzden onların mantığı, olguları betimleyen cümlelerin mantığından ayrı görünür. Ama yükümlülük sözcükleri de birbirleriyle belirli biçimlerde bağlanır ve bu bağlar, bir kip mantığının yapısını taşır.

Üç temel deontik kavram vardır. Bir eylem zorunlu kılınmış olabilir: yapılması gerekir. Serbest olabilir: yapılmasına izin verilir. Yasak olabilir: yapılmaması gerekir. Bu üç kavram, birbirleriyle tanımlanabilir. Bir eylemin yasak olması, onun yapılmamasının zorunlu kılınmış olması demektir. Bir eylemin serbest olması, onun yasak olmaması, yani yapılmamasının zorunlu kılınmamış olması demektir. Bu tanımlar, zorunluluk ile olanak arasındaki kip ikiliğinin yükümlülük alanındaki karşılığıdır.

Kip mantığının diliyle, yükümlülük kipi, gerçek dünyadan bakıldığında belirli bir ideal dünyalar kümesine bakar: yükümlülüklerin hepsinin yerine getirildiği dünyalar. Bir eylem, bu ideal dünyaların hepsinde yapılıyorsa zorunlu kılınmıştır; en az birinde yapılıyorsa serbesttir. Gerçek dünya, yükümlülüklerin bir kısmının çiğnendiği bir dünya olabilir; bu yüzden ideal dünyalar arasında bulunmak zorunda değildir.

Görüşler ve pozisyonlar

Yükümlülük mantığının ne olduğu konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, özerk kip görüşüdür. Buna göre yükümlülük, kendine özgü bir kiptir ve ideal dünyalar üzerinde tanımlanan bir erişilebilirlik ilişkisiyle ifade edilir. Bu ilişki yansımalı değildir, ama dizisel olabilir: her dünyadan en az bir ideal dünya erişilebilirdir. Yükümlülük mantığı, olağan kip mantığından bu ilişkinin özellikleriyle ayrılır.

İkinci görüş, indirgeme görüşüdür. Buna göre yükümlülük, olağan zorunluluğa indirgenebilir: bir eylemin zorunlu kılınmış olması, o eylem yapılmadığında bir yaptırımın ya da istenmeyen bir durumun zorunlu olarak ortaya çıkması demektir. Anderson'un önerdiği bu indirgeme, yükümlülük mantığını ayrı bir mantık olmaktan çıkarır.

Üçüncü görüş, ikilem görüşüdür. Buna göre yükümlülükler gerçekten çatışabilir: bir kişi, aynı anda iki şeyi yapmakla yükümlü olabilir ve ikisini birden yapamayabilir. Bu yüzden yükümlülük mantığı, çatışan yükümlülükleri bir tutarsızlık olarak değil, ahlaki yaşamın bir olgusu olarak kabul etmelidir.

Bu ders birinci görüşü temel alır, ikinci görüşü onun yararlı bir yorumu sayar ve üçüncü görüşün uyarısını ciddiye alır. İkinci görüş, yükümlülük mantığını olağan kip mantığıyla bağlamanın zarif bir yolunu verir, ama Tolga'nın arşiv kuralında görüleceği gibi, yükümlülüğün ne olduğunu bir yaptırıma indirger. Üçüncü görüş, Defne'nin hekimlik ikileminde görüleceği gibi, gerçek bir olguyu yakalar, ama her çatışmanın gerçek bir ikilem olduğunu gösteremez. Birinci görüş, yükümlülüğün yapısını ideal dünyalar üzerinden açıklar ve dizisellik ilkesinin ne zaman geçerli olup ne zaman bozulduğunu sormaya izin verir.

Argümanın yapısı

Bir yükümlülük iddiasını değerlendirmek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, iddiayı öteki iki deontik kip sözcüğüyle yeniden yazmaktır. Değerlendiren, "zorunludur" diye yazılmış bir kuralı "yapılmaması yasaktır" ve "yapılmaması serbest değildir" biçimlerinde yazar ve kuralın neyi bağladığını, neyi serbest bıraktığını belirler.

İkinci adım, iddianın hangi ideal durumlara baktığını belirlemektir. Değerlendiren, yükümlülüğün hangi kural kümesine göre, bir yasaya, bir yönergeye ya da bir ahlaki ilkeye göre tanımlandığını ve o kural kümesinin hepsinin yerine getirildiği durumların neye benzediğini yazar.

Üçüncü adım, yükümlülüğün yerine getirilebilir olup olmadığını sormaktır. Değerlendiren, yükümlü kişinin, gerçek koşullar altında, yükümlülüğü yerine getirebilecek durumda olup olmadığını sorar.

Dördüncü adım, iddianın başka bir yükümlülükle çatışıp çatışmadığını denetlemektir. Değerlendiren, aynı kişinin aynı durumda taşıdığı öteki yükümlülükleri listeler ve bunların hepsinin birlikte yerine getirilebileceği bir durumun bulunup bulunmadığını sorar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Deontik kipi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Von Wright'ın gösterdiği gibi, zorunlu kılınmış, serbest ve yasak kavramları olumsuzlamayla birbirine bağlanır ve bir kip mantığının yapısını taşır; yükümlülük kipi, erişilebilirlik ilişkisini gerçek dünyadan bakıldığında yükümlülüklerin hepsinin yerine getirildiği ideal dünyalara göre kurar. Bu ilişki yansımalı değildir, bu yüzden "zorunlu kılınmış olan yapılmıştır" ilkesi geçerli değildir; ama dizisel olabilir ve o zaman "zorunlu kılınmış olan serbesttir" ilkesi, yükümlülüklerin birbiriyle tutarlı olmasını ister. Anderson'un indirgemesi, yükümlülük mantığını olağan kip mantığı içine yerleştirir, ama yükümlülüğü ya bir yaptırıma ya da bir döngüye bağlar. Van Fraassen'in savunduğu gibi, gerçek ahlaki ikilemler varsa dizisellik ilkesi de her durumda geçerli olmayabilir; hukuk ve meslek kuralları ise bu ilkeyi öncelik kurallarıyla sağlamaya çalışır. Yapılması gereken şeyin yapılabilir olması gerektiği ilkesi, yükümlülük kipini olağan olanak kipine bağlar.

Açık kalan sorular

Barış'ın çelişen maddeleri, bir öncelik kuralının ideal dünyalar kümesini yeniden boş olmaktan çıkardığını gösterdi. Ama öncelik kurallarının kendileri de çatışabilir: sonraki düzenleme ile özel düzenleme farklı sonuçlar verdiğinde, hangi öncelik kuralı öncelik taşır?

Defne'nin hekimlik ikilemi, bir yükümlülüğün geçersiz kılındığı durumda bile bir şeyin çiğnendiği duygusunun kaldığını gösterdi. Bu duygu, gerçek bir yükümlülüğün çiğnendiğinin mi, yoksa yalnızca bir değerin feda edildiğinin mi işaretidir?

Lina'nın yapabilme koşulu, yapılması gerekenin yapılabilir olması gerektiğini söyledi. Ama bir kişi, bir yükümlülüğü yerine getirme olanağını kendi kusuruyla yitirmişse, yükümlülük ortadan kalkar mı? Kendi kusuruyla sözünü tutamaz hâle gelen biri, hâlâ sözünü tutmakla yükümlü müdür?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışZorunlu kılınmışı yapılmış saymak.
Doğrusu

Bir eylemin zorunlu kılınmış olmasından, onun yapıldığı sonucunu çıkarmak, Kerem'in iki ilkesinde görüldüğü gibi, yansımalı olmayan bir erişilebilirlik ilişkisine "zorunlu olan doğrudur" ilkesini uygular.

Yaygın yanlışBir kuralın neyi serbest bıraktığını sormamak.
Doğrusu

Bir yükümlülüğü, öteki iki deontik kip sözcüğüyle yeniden yazmadan uygulamak, Selin'in deontik çevirisinde görüldüğü gibi, kuralın kimi ve neyi bağladığını, neyi ise serbest bıraktığını gözden kaçırır.

Yaygın yanlışYükümlülüğü yaptırımla özdeşleştirmek.
Doğrusu

Bir yükümlülüğün geçerliliğini, onun çiğnenmesine bir yaptırım uygulanıp uygulanmayacağına bağlamak, Tolga'nın yaptırım çevirisinde görüldüğü gibi, kimse fark etmediğinde yükümlülüğün de ortadan kalktığı sonucunu verir.

Yaygın yanlışHer çatışmayı bir tutarsızlık saymak.
Doğrusu

Çatışan iki yükümlülükten birinin mutlaka geçersiz olduğunu varsaymak, Defne'nin hekimlik ikileminde görüldüğü gibi, bir öncelik kuralının bir yükümlülüğü geçersiz kıldığı durumlar ile iki yükümlülüğün de geçerli kaldığı gerçek ikilemleri birbirinden ayırmayı engeller.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Zorunlu kılınmış, serbest ve yasak kavramları olumsuzlamayla birbirine bağlanır ve yükümlülük kipi, erişilebilirlik ilişkisini, gerçek dünyadan bakıldığında yükümlülüklerin hepsinin yerine getirildiği deontik ideal dünyalara göre kurar.

Von Wright'ın Deontik Mantık makalesi yükümlülük kavramlarının bir kip mantığının yapısını taşıdığını ve zorunlu kılınmış olanın yapılmış olmak zorunda olmadığını, Anderson'un makalesi yükümlülük kipinin bir istenmeyen durum aracılığıyla olağan zorunluluğa indirgenebileceğini, van Fraassen'in makalesi ise gerçek ahlaki ikilemlerin yükümlülük mantığının tutarlılık ilkesini sorgulattığını gösterdi.

Bir yükümlülük iddiası dört adımla değerlendirilir: iddiayı öteki deontik kip sözcükleriyle yeniden yazmak, iddianın hangi ideal durumlara baktığını belirlemek, yükümlülüğün yerine getirilebilir olup olmadığını sormak ve başka bir yükümlülükle çatışıp çatışmadığını denetlemek.

Yükümlülüklerin doğru ya da yanlış olmadığı, paradoksların bu mantığı kullanılmaz kıldığı ve yaptırımın yükümlülüğün anlamı olmadığı itirazları, deontik mantığın buyrukları değil yükümlülükler hakkındaki cümleleri incelediğini, paradoksların yükümlülük dilinin karmaşık biçimini gösterdiğini ve indirgemenin bir tanım değil yapısal bir yakınlık gösterdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir şeyin yapılması gerektiğini söylemek, onun yapıldığını ya da yapılacağını söylemek değil, hangi kurallara göre ideal olan durumlarda yapıldığını, gerçek koşullarda yapılabilir olup olmadığını ve öteki yükümlülüklerle birlikte yerine getirilip getirilemeyeceğini belirtmektir.

Sonraki derse köprü

Barış'ın çelişen maddeleri, dördüncü yılda ortaya çıkan bir çatışmayı göstermişti: kayıtlar üç yıl sonra imha edilmeli, beş yıl saklanmalıydı. Kerem, çatışmanın zaman içinde doğduğunu fark ediyor: üçüncü yıldan önce iki yükümlülük çatışmıyordu, beşinci yıldan sonra da çatışmayacaktı. Yükümlülüklerin geçerliliği, zamana bağlıydı.

Selin, grubun çalışmasındaki pek çok cümlenin de zamana bağlı olduğunu hatırlatıyor: müstensih el yazmasını bitirmişti, kenar notları sonradan eklenmişti, grup raporunu yayımlayacaktı. Bu cümlelerdeki "-mişti", "sonradan" ve "-acaktı" gibi ifadeler de birer kip gibi mi davranıyordu? Tolga, Selin'in daha önce çizdiği zaman oklarının zaten bir zaman mantığının başlangıcı olduğunu söylüyor. Lina, geleceğe dair bir cümlenin, grup raporunu yayımlayacaktır cümlesinin, şimdiden doğru ya da yanlış olup olmadığını merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Zamansal dersi, "olmuştur", "olacaktır" ve "her zaman" gibi zaman ifadelerinin bir kip mantığıyla nasıl ifade edildiğini, geçmişin ve geleceğin mantığının nasıl ayrıldığını ve geleceğe dair cümlelerin şimdiden bir doğruluk değeri taşıyıp taşımadığını soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.