Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Metafizik zorunluluk, çoğu zaman bir nesnenin kendisi hakkındaki bir zorunluluktur: bir özelliğin bir nesneye zorunlu olarak ait olması, o nesnenin var olduğu her metafizik olarak olanaklı dünyada o özelliği taşıması demektir ve bu nesneye ait kiplik, bir cümlenin bütününe ait kiplikten ayrılmalıdır.
Kripke'nin Adlandırma ve Zorunluluk'u bir nesnenin kökeninin ona zorunlu olarak ait olabileceğini ve bu zorunluluğun deneyimden önce bilinemeyeceğini, Quine'ın Sözcük ve Nesne'si nesnelere ait zorunluluk yargılarının betimlemeye duyarlı göründüğünü, Fine'ın Öz ve Kiplik makalesi ise zorunlu bir özelliğin her zaman özsel olmadığını gösterdi.
Bir nesne hakkındaki bir metafizik zorunluluk iddiası dört adımla değerlendirilir: iddianın bir cümle hakkında mı bir nesne hakkında mı olduğunu belirlemek, nesneyi bir adla anmak, özelliğin değiştiği bir durumda hâlâ aynı nesneden söz edilip edilmediğini sormak ve zorunlu ile özsel olanı ayırmak.
Zorunluluğun betimlemeye bağlı olduğu, metafizik zorunluluğun mantıksal zorunluluk olduğu ve köken zorunluluğunun keyfi bir sezgi olduğu itirazları, betimlemeye duyarlılığın bütüne ait zorunluluktan geldiğini, bir nesneyi başka türlü olmaktan alıkoyan şeyin mantık değil onun ne olduğu olduğunu ve köken sezgisinin kimlik kararlarındaki yaygın bir uygulamanın kuralı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir nesnenin bir özelliğinin zorunlu olduğunu söylemek, onun o nesne için önemli olduğunu söylemek değil, o özelliği taşımayan bir durumda artık o nesneden söz edilemeyeceğini göstermek ve bu zorunluluğun nesnenin ne olduğunu mu yoksa yalnızca onunla her zaman birlikte bulunan bir şeyi mi söylediğini ayırmaktır.
Açılış sahnesi
Selin, müzedeki el yazmasının vitrininin önünde duruyor ve bir soru soruyor: bu el yazması, gerçekte yazıldığı kâğıttan başka bir kâğıda yazılmış olsaydı, yine bu el yazması olur muydu? Kerem, sorunun mantıkla cevaplanamayacağını fark ediyor. "Bu el yazması başka bir kâğıda yazılmıştır" cümlesinde bir çelişki yoktu; mantıksal olarak olanaklıydı. Ama Selin'in sorduğu şey, cümlenin tutarlı olup olmadığı değil, o durumda anlatılan şeyin hâlâ bu el yazması olup olmayacağıydı. Başka bir kâğıda, başka bir zamanda, başka bir el tarafından yazılmış bir metin, aynı sözcükleri taşısa bile, belki de başka bir el yazması olurdu.
Tolga, bir şeyin bazı özelliklerini yitirse de o şey olarak kalabileceğini, bazılarını ise yitiremeyeceğini söylüyor: el yazması başka bir rafta durabilirdi, ama başka bir müstensihin elinden çıkamazdı belki. Defne, bir hastalığın bir mikroorganizma tarafından doğurulduğunun keşfedilmesinin, o hastalığın o mikroorganizma olmadan var olamayacağını gösterip göstermediğini soruyor. Lina, bir şeyin zorunlu olarak doğru olmasının onun deneyimden önce bilinebilmesini gerektirip gerektirmediğini merak ediyor. Barış ise bir kişinin bir mahkeme kaydındaki kimliği ile o kişinin ne olduğu arasında bir fark görüyor. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Modal ve Yoğun Mantıklar kursunda, bir şeyin şeylerin ne olduğu yüzünden zorunlu olmasının ne demek olduğunu, metafizik zorunluluğun mantıksal zorunluluktan ve deneyimden önce bilinebilirlikten nasıl ayrıldığını ve bir nesnenin kökeni ya da yapısı gibi özelliklerin ona zorunlu olarak ait olup olmadığını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Kursun modal mantık modülü, olanak ve zorunluluğun genel yapısını, erişilebilirlik ilişkisini, Kripke çerçevelerini ve S4 ile S5 sistemlerini inceledi ve farklı zorunluluk türlerinin farklı sistemlere uyduğunu gösterdi. S4 ve S5 dersi, metafizik zorunluluğun S4'ün bir ilkesini bile taşımayabileceğini de göstermişti. Bu ders, kiplik türlerini tek tek inceleyen modülü açıyor ve ilk olarak metafizik zorunluluğa bakıyor. Programın önceki derslerinde metafizik olanaklılık, tasarlanabilirlik ve önsel bilgi kavramları tanıtılmış, yüklemler mantığı kursunda da bileşik ve ayrık anlam ayrımı ele alınmıştı. Bu ders, bunları yeniden tanımlamadan, bir nesnenin kendisi hakkındaki zorunluluk yargılarını inceliyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Saul Kripke, Adlandırma ve Zorunluluk'un üçüncü konuşmasında, bir nesnenin kökeninin ona zorunlu olarak ait olduğunu savunur ve zorunluluğun deneyimden önce bilinebilirlikle aynı şey olmadığını gösterir. Willard Van Orman Quine, 1960'ta yayımladığı Sözcük ve Nesne'nin kırk birinci kesiminde, bir nesnenin bazı özelliklerinin ona zorunlu olarak ait olduğu düşüncesine, bir matematikçi ve bisikletçi örneğiyle itiraz eder. Kit Fine ise 1994'te yayımladığı Öz ve Kiplik makalesinde, bir nesnenin özünün, ona zorunlu olarak ait özelliklerle aynı şey olmadığını savunur.
Ardından üç itirazı tartacağız: bir nesnenin özelliklerinin zorunluluğunun, o nesneyi nasıl betimlediğimize bağlı olduğu, metafizik zorunluluğun mantıksal zorunluluktan başka bir şey olmadığı ve bir nesnenin kökeninin zorunluluğunun keyfi bir sezgiye dayandığı itirazları.
Sonda, bir nesne hakkındaki bir metafizik zorunluluk iddiasını değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: iddianın bir cümle hakkında mı yoksa bir nesne hakkında mı olduğunu belirlemek, nesneyi betimleme biçiminden bağımsız olarak adlandırmak, özelliğin değiştiği bir durumda hâlâ aynı nesneden söz edilip edilmediğini sormak ve özelliğin nesneye zorunlu mu yoksa özsel olarak mı ait olduğunu ayırmak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir şeyin, mantık yüzünden değil, kendisinin ne olduğu yüzünden zorunlu olması ne demektir ve bu zorunluluk, mantıksal zorunluluktan ve deneyimden önce bilinebilirlikten nasıl ayrılır?
Ölçülü iddiam şu: metafizik zorunluluk, çoğu zaman bir cümlenin değil, bir nesnenin kendisi hakkındaki bir zorunluluktur: bir özelliğin bir nesneye zorunlu olarak ait olması, o nesnenin var olduğu her olanaklı dünyada o özelliği taşıması demektir; bu tür bir zorunluluk, bir cümlenin bütününe ait zorunluluktan ayrılmalıdır, çünkü "katalogdaki en eski nüsha zorunlu olarak müstensihin elinden çıkmıştır" cümlesi, bütüne ait bir zorunluluk olarak okunursa yanlış, gerçekte en eski olan nüsha hakkında bir zorunluluk olarak okunursa doğru olabilir; Kripke'nin savunduğu gibi, bir nesnenin kökeni, yapıldığı malzeme ya da onu yapan kaynak, ona zorunlu olarak ait olabilir ve bu zorunluluk, deneyimden önce bilinemez, ancak nesneyi inceleyerek öğrenilebilir; bu yüzden metafizik olanak mantıksal olanaktan daha dardır ve metafizik zorunluluk deneyimden önce bilinebilirlikten türce ayrılır; Quine'ın itirazı, bir nesnenin hangi özelliklerinin zorunlu sayılacağının onu nasıl betimlediğimize bağlı göründüğünü gösterir, ama bu itiraz, nesneyi bir betimlemeyle değil, onu doğrudan gösteren bir adla ele aldığımızda zayıflar; ve Fine'ın gösterdiği gibi, bir özelliğin bir nesneye zorunlu olarak ait olması, onun o nesnenin özüne ait olması için yeterli değildir: bazı zorunlu özellikler, nesnenin ne olduğu hakkında hiçbir şey söylemez.
Sıfır noktası
Bir öğrenci bir şeyin "özünden" söz ettiğinde, çoğu zaman o şeyin en önemli ya da en belirgin özelliğini kasteder. Metafizikte "öz", bir şeyin o şey olmak için taşıması gereken özellikleri adlandırır; bu özellikler, çoğu zaman en belirgin olanlar değildir. El yazmasının en belirgin özelliği belki kenar notlarıdır, ama kenar notları olmasa da el yazması yine o el yazması olabilirdi.
Kip mantığı, bu soruyu kesin bir biçime sokar. Bir nesnenin bir özelliği, o nesnenin var olduğu her olanaklı dünyada o özelliği taşıyorsa, nesneye zorunlu olarak aittir. Bir özellik, nesnenin var olduğu bazı dünyalarda taşınıp bazılarında taşınmıyorsa, nesneye ilineksel olarak aittir. Buradaki "her olanaklı dünya", mantıksal olarak tutarlı her tarif değildir; metafizik olarak olanaklı dünyalardır, yani şeylerin ne olduğu sabit tutulduğunda gerçekleşebilecek durumlardır.
Bu tanım, zorunluluk dersinde görülen bir ayrımın yeni bir biçimini doğurur. Bir kip sözcüğü, bir cümlenin bütününe ait olabilir: "zorunludur ki katalogdaki en eski nüsha müstensihin elinden çıkmıştır." Buna bütüne ait, ya da de dicto, kiplik denir. Ya da bir nesneye, bir özelliği taşıyan belirli bir şeye ait olabilir: "katalogdaki en eski nüsha, zorunlu olarak müstensihin elinden çıkmış bir şeydir." Buna nesneye ait, ya da de re, kiplik denir. İki okuma, farklı şeyler iddia eder ve farklı doğruluk değerleri taşıyabilir.
Görüşler ve pozisyonlar
Nesnelerin zorunlu özellikleri olup olmadığı konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, kiplik özcülüğüdür. Buna göre nesnelerin, onları nasıl betimlediğimizden bağımsız olarak, zorunlu ve ilineksel özellikleri vardır. Bir nesnenin zorunlu özellikleri, onun var olduğu her olanaklı dünyada taşıdığı özelliklerdir ve bu özellikler, nesnenin kendisi hakkında bir olgudur.
İkinci görüş, Quine'ın şüpheciliğidir. Buna göre bir özelliğin bir nesneye zorunlu olarak ait olduğunu söylemek anlamlı değildir, çünkü aynı nesne, farklı betimlemeler altında, farklı özellikleri zorunlu olarak taşıyor gibi görünür. Zorunluluk, cümlelere, onların anlamlarına aittir; nesnelere değil.
Üçüncü görüş, tanımsal özcülüktür. Buna göre bir nesnenin özü, ona zorunlu olarak ait özelliklerle değil, o nesnenin ne olduğunu tanımlayan özelliklerle verilir. Her özsel özellik zorunludur, ama her zorunlu özellik özsel değildir. Öz, zorunluluktan önce gelir ve onu açıklar.
Bu ders birinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün düzeltmesini kabul eder. İkinci görüş, zorunluluk yargılarının betimleme biçimine duyarlı göründüğü durumları doğru yakalar, ama Kripke'nin gösterdiği gibi, bir nesneyi bir betimlemeyle değil de onu doğrudan gösteren bir adla ele aldığımızda, bu duyarlılık ortadan kalkar. Birinci görüş, köken zorunluluğu gibi yargıları anlamlı kılar. Üçüncü görüş ise, Fine'ın örneğinde görüleceği gibi, birinci görüşün gözden kaçırdığı bir ayrımı yapar: bir özelliğin zorunlu olması, onun nesnenin ne olduğunu söylemesi demek değildir.
Argümanın yapısı
Bir nesne hakkındaki bir metafizik zorunluluk iddiasını değerlendirmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, iddianın bir cümle hakkında mı yoksa bir nesne hakkında mı olduğunu belirlemektir. Değerlendiren, kip sözcüğünün cümlenin bütününe mi yoksa belirli bir nesnenin bir özelliği taşımasına mı ait olduğunu sorar ve iki okumayı ayrı ayrı yazar.
İkinci adım, nesneyi betimleme biçiminden bağımsız olarak adlandırmaktır. Değerlendiren, nesneyi "en eski nüsha" ya da "müstensihin eseri" gibi bir betimlemeyle değil, onu doğrudan gösteren bir adla ya da bir envanter numarasıyla anar; böylece betimlemenin kendisinin taşıdığı özellikleri nesnenin özelliklerinden ayırır.
Üçüncü adım, özelliğin değiştiği bir durumda hâlâ aynı nesneden söz edilip edilmediğini sormaktır. Değerlendiren, özelliğin taşınmadığı bir olanaklı durumu tarif eder ve o durumda anlatılan şeyin hâlâ aynı nesne olup olmadığını sorar.
Dördüncü adım, özelliğin nesneye zorunlu mu yoksa özsel olarak mı ait olduğunu ayırmaktır. Değerlendiren, zorunlu olduğu belirlenen bir özelliğin, nesnenin ne olduğunu söyleyip söylemediğini, yoksa yalnızca her durumda onunla birlikte bulunup bulunmadığını sorar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Metafizik zorunluluğu ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Metafizik zorunluluk, çoğu zaman bir cümlenin değil, bir nesnenin kendisi hakkındaki bir zorunluluktur: bir özelliğin bir nesneye zorunlu olarak ait olması, o nesnenin var olduğu her metafizik olarak olanaklı dünyada o özelliği taşıması demektir ve bu nesneye ait kiplik, bir cümlenin bütününe ait kiplikten ayrılmalıdır. Kripke'nin savunduğu gibi, bir nesnenin kökeni ona zorunlu olarak ait olabilir ve bu zorunluluk, deneyimden önce bilinemez, nesneyi inceleyerek öğrenilir; bu yüzden metafizik olanak mantıksal olanaktan daha dardır ve metafizik zorunluluk deneyimden önce bilinebilirlikten türce ayrılır. Quine'ın itirazı, zorunluluk yargılarının betimlemeye duyarlı göründüğünü gösterir, ama bu duyarlılık, betimlemenin taşıdığı bütüne ait zorunluluktan gelir ve nesne doğrudan bir adla anıldığında ortadan kalkar. Fine'ın gösterdiği gibi, bir özelliğin zorunlu olması onun özsel olması için yeterli değildir: bazı zorunlu özellikler, nesnenin ne olduğu hakkında hiçbir şey söylemez.
Açık kalan sorular
Selin'in kâğıt sorusu, kâğıdın birkaç yaprağının farklı olmasının belki aynı el yazmasını bıraktığını, ama farklılıklar birikince başka bir el yazmasına varıldığını gösterdi. Bu sınır keskin midir, yoksa belirsiz midir? Bir nesnenin kimliği, belirsiz sınırlı olabilir mi?
Lina'nın sonradan öğrenilen zorunluluğu, zorunluluk ile deneyimden önce bilinebilirliğin ayrı eksenler olduğunu gösterdi. Ama tersi de mümkün müdür: deneyimden önce bilinebilen, ama zorunlu olmayan bir doğru var mıdır?
Fine'ın ayrımı, özün zorunluluktan önce geldiğini ve onu açıkladığını söyledi. Ama bir nesnenin özünü, onun zorunlu özelliklerinden bağımsız olarak nasıl belirleyebiliriz? Özü bilmenin, olanaklı durumları düşünmekten başka bir yolu var mıdır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışBütüne ait ve nesneye ait okumaları karıştırmak.
Bir betimleme içeren bir zorunluluk cümlesini, hangi okumanın kastedildiğini belirtmeden kullanmak, Kerem'in en eski nüshasında görüldüğü gibi, bir katalog hakkındaki yanlış bir iddiayı, bir nesne hakkındaki doğru bir iddiayla karıştırır.
Yaygın yanlışBetimlemenin zorunluluğunu nesneye yüklemek.
Bir nesneyi anmak için kullanılan bir betimlemenin taşıdığı zorunluluğu, nesnenin kendisine ait sanmak, Tolga'nın iki betimlemesinde görüldüğü gibi, aynı nesneye çelişik zorunluluklar yükler.
Yaygın yanlışZorunluluğu deneyimden önce bilinebilirlikle karıştırmak.
Bir şeyin zorunlu olmasından, onun deneyimden önce, yalnızca düşünerek bilinebileceği sonucunu çıkarmak, Lina'nın sonradan öğrenilen zorunluluğunda görüldüğü gibi, yıllarca süren bir inceleme ile öğrenilmiş zorunlu bir olguyu, bir düşünce çalışmasıyla bulunabilecek bir şey gibi sunar.
Yaygın yanlışHer zorunlu özelliği özsel saymak.
Bir özelliğin bir nesneye zorunlu olarak ait olmasından, onun nesnenin ne olduğunu söylediği sonucunu çıkarmak, Barış'ın dosya kaydında görüldüğü gibi, nesnenin kimliği hakkında hiçbir şey söylemeyen bir özelliği, kimliği belirleyen bir özellik gibi kullanır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Metafizik zorunluluk, çoğu zaman bir nesnenin kendisi hakkındaki bir zorunluluktur: bir özelliğin bir nesneye zorunlu olarak ait olması, o nesnenin var olduğu her metafizik olarak olanaklı dünyada o özelliği taşıması demektir ve bu nesneye ait kiplik, bir cümlenin bütününe ait kiplikten ayrılmalıdır.
Kripke'nin Adlandırma ve Zorunluluk'u bir nesnenin kökeninin ona zorunlu olarak ait olabileceğini ve bu zorunluluğun deneyimden önce bilinemeyeceğini, Quine'ın Sözcük ve Nesne'si nesnelere ait zorunluluk yargılarının betimlemeye duyarlı göründüğünü, Fine'ın Öz ve Kiplik makalesi ise zorunlu bir özelliğin her zaman özsel olmadığını gösterdi.
Bir nesne hakkındaki bir metafizik zorunluluk iddiası dört adımla değerlendirilir: iddianın bir cümle hakkında mı bir nesne hakkında mı olduğunu belirlemek, nesneyi bir adla anmak, özelliğin değiştiği bir durumda hâlâ aynı nesneden söz edilip edilmediğini sormak ve zorunlu ile özsel olanı ayırmak.
Zorunluluğun betimlemeye bağlı olduğu, metafizik zorunluluğun mantıksal zorunluluk olduğu ve köken zorunluluğunun keyfi bir sezgi olduğu itirazları, betimlemeye duyarlılığın bütüne ait zorunluluktan geldiğini, bir nesneyi başka türlü olmaktan alıkoyan şeyin mantık değil onun ne olduğu olduğunu ve köken sezgisinin kimlik kararlarındaki yaygın bir uygulamanın kuralı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir nesnenin bir özelliğinin zorunlu olduğunu söylemek, onun o nesne için önemli olduğunu söylemek değil, o özelliği taşımayan bir durumda artık o nesneden söz edilemeyeceğini göstermek ve bu zorunluluğun nesnenin ne olduğunu mu yoksa yalnızca onunla her zaman birlikte bulunan bir şeyi mi söylediğini ayırmaktır.
Sonraki derse köprü
Lina'nın sonradan öğrenilen zorunluluğu, bir şeyin nasıl bilindiği ile başka türlü olup olamayacağı arasında bir ayrım çizmişti. Kerem, grubun gündelik konuşmalarında "olmalı" ve "olamaz" sözcüklerinin çoğu zaman bu ikinci anlamda, metafizik anlamda değil, birinci anlamda, bilgi anlamında kullanıldığını fark ediyor. "Kütüphanedeki el yazması kaynak olamaz" dediklerinde, kastettikleri, onun kaynak olmasının metafizik olarak olanaksız olduğu değil, bildiklerine göre kaynak olmadığıydı.
Tolga, bu tür bir olanaksızlığın, grubun yeni bir şey öğrenmesiyle değişebileceğini, metafizik olanaksızlığın ise değişemeyeceğini söylüyor. Selin, bir kişinin bir şeyi bilmesinin, o kişinin bilgi durumunda o şeyin her olanaklı durumda doğru olması olarak anlaşılıp anlaşılamayacağını soruyor. Defne, bir hekimin "bu hasta bu hastalığı taşıyor olamaz" demesinin, hekimin bildiklerine göre mi yoksa hastanın kendisine göre mi bir yargı olduğunu merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Epistemik dersi, "bilinir" ve "bildiklerimize göre olabilir" gibi ifadelerin bir kip mantığıyla nasıl ifade edildiğini, bilgi kipinin metafizik kipten nasıl ayrıldığını ve bilgiye dair kip ilkelerinin hangilerinin gerçek bilenler için geçerli olduğunu soruyor.