İçeriğe geç

P02-D05-M01-02·Modal mantık

Zorunluluk

ileri3.444 kelime≈ 23 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir cümlenin zorunlu olarak doğru olması, belirli bir şey sabit tutulduğunda o cümlenin yanlış olduğu hiçbir tutarlı durumun bulunmaması demektir; kip ikiliğine göre zorunluluk ile olanak birbirinin olumsuzlamasıyla tanımlanabilir.

Aristoteles'in Yorum Üzerine'si zorunluluk ile olanağın birbirini nasıl izlediğini, Boethius'un Felsefenin Tesellisi koşullu zorunluluk ile yalın zorunluluğun ayrılması gerektiğini, Armstrong'un Doğa Yasası Nedir? kitabı ise doğa yasalarının zorunluluğunun düzenlilikten daha güçlü bir bağ olarak anlaşılabileceğini gösterdi.

Bir zorunluluk iddiası dört adımla değerlendirilir: iddiayı olanak diliyle yeniden yazmak, zorunluluğun koşullu cümleye mi sonuca mı ait olduğunu belirlemek, zorunluluğun türünü sormak ve zorunluluğun hangi bağlaç üzerine dağıldığını denetlemek.

Zorunluluğun dilin kuralı olduğu, doğa yasalarının yalnızca düzenlilik olduğu ve çok anlamın belirsizlik doğurduğu itirazları, nomik zorunluluğun sözcüklerin anlamından çıkmadığını, doğa yasalarının karşıolgusal güç taşıdığını ve zorunluluk türlerinin ortak bir yapı içinde ayırt edilebildiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir şeyin zorunlu olduğunu söylemek, onun kaçınılmaz göründüğünü bildirmek değil, neyin sabit tutulduğunu, zorunluluğun cümlenin hangi parçasına ait olduğunu ve bu zorunluluğun doğruluğu gerektirip gerektirmediğini belirtmektir.

Açılış sahnesi

Selin, raporun son sayfasına bir cümle yazıyor: "Ya kütüphanedeki el yazması kaynaktır ya da değildir." Grubun tarif edebildiği her durumda bu cümle doğruydu; hiçbir bulgu onu yanlışlayamazdı. Ama Selin, cümlenin iki yarısına ayrı ayrı baktığında farklı bir şey görüyor: el yazmasının kaynak olması zorunlu değildi, olmaması da zorunlu değildi. Bütün zorunluydu, parçalarının hiçbiri zorunlu değildi. Selin, zorunluluğun, olanağın "ve" üzerinde yaptığı gibi, bir bağlaç üzerinde dağılmayı reddettiğini fark ediyor, ama bu kez başka bir bağlaçta.

Tolga, bir cümlenin yanlış olmasının olanaksız olması ile onun zorunlu olarak doğru olması arasında bir fark olup olmadığını soruyor. Kerem, filigran kaydına dayanan bir cümlenin, "kütüphanedeki el yazması atölyenin kâğıdında değildir" cümlesinin, zorunlu mu yoksa yalnızca kayıt doğruysa mı zorunlu olduğunu merak ediyor. Barış, bir yasanın bir şeyi zorunlu kılmasının, bir mantık yasasının bir şeyi zorunlu kılmasından çok farklı olduğunu, çünkü yasaların çiğnenebildiğini hatırlatıyor. Defne, bir kalıtım kuralının bir çocuğun kan grubunu zorunlu kılıp kılmadığını soruyor. Lina ise kendi dilinde bir çıkarımın sonucunu bildiren "olmalı" ile bir zorunluluğu bildiren sözcüğün ayrı olduğunu söylüyor. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Modal ve Yoğun Mantıklar kursunda, bir cümlenin zorunlu olarak doğru olmasının ne demek olduğunu, zorunluluğun olanakla nasıl bağlandığını ve mantıksal, fiziksel ve başka türden zorunluluklar arasındaki farkı soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Olanak dersi, bir şeyin olanaklı olmasının, belirli bir şey sabit tutulduğunda o şeyin gerçekleştiği tutarlı bir durumun bulunması demek olduğunu gösterdi ve mantıksal, fiziksel ve pratik olanağı, neyin sabit tutulduğuna göre ayırdı. Olanağın "ve" bağlacı üzerine dağılmadığını da gördük. Bu ders, olanağın eşini, zorunluluğu inceliyor: zorunluluğun olanakla nasıl tanımlanabildiğini, hangi bağlaçlar üzerine dağıldığını, bir koşullunun zorunluluğu ile o koşullunun sonucunun zorunluluğu arasındaki farkı ve doğa yasalarının bir zorunluluk taşıyıp taşımadığını.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Aristoteles, Yorum Üzerine'nin on ikinci ve on üçüncü bölümlerinde, "olanaklıdır", "zorunludur" ve "olanaksızdır" gibi ifadelerin olumsuzlamalarının nasıl kurulduğunu ve bu ifadelerin birbirini nasıl izlediğini inceler. Boethius, Felsefenin Tesellisi'nin beşinci kitabında, yalın zorunluluk ile koşullu zorunluluğu ayırarak, Tanrı'nın önceden bilmesinin insan eylemlerini zorunlu kılıp kılmadığı sorusuna cevap verir. David Armstrong ise 1983'te yayımladığı Doğa Yasası Nedir? kitabında, doğa yasalarının yalnızca olaylar arasındaki düzenlilikler olmadığını, özellikler arasındaki bir zorunlu kılma ilişkisi olduğunu savunur.

Ardından üç itirazı tartacağız: zorunluluğun yalnızca dilin kurallarından doğduğu, doğa yasalarının zorunluluk değil düzenlilik olduğu ve zorunluluk sözcüğünün bu kadar farklı anlamda kullanılmasının onu belirsiz kıldığı itirazları.

Sonda, bir zorunluluk iddiasını değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: iddiayı olanak diliyle yeniden yazmak, zorunluluğun bütün koşullu cümleye mi yoksa yalnızca sonuca mı ait olduğunu belirlemek, hangi tür zorunluluktan söz edildiğini sormak ve zorunluluğun hangi bağlaç üzerine dağıldığını denetlemek.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir cümlenin zorunlu olarak doğru olması ne demektir ve zorunluluk olanakla nasıl bağlanır?

Ölçülü iddiam şu: bir cümlenin zorunlu olarak doğru olması, belirli bir şey sabit tutulduğunda, o cümlenin yanlış olduğu hiçbir tutarlı durumun bulunmaması demektir; bu yüzden zorunluluk ile olanak birbiriyle tanımlanabilir: bir cümle, yanlış olması olanaklı değilse zorunludur, doğru olmaması zorunlu değilse olanaklıdır; Aristoteles'in Yorum Üzerine'de kurduğu bu karşılıklılık, kip mantığının temel yapısını verir; zorunluluk, olanağın tersine, "ve" bağlacı üzerine dağılır, ama "ya da" bağlacı üzerine dağılmaz: "ya kaynaktır ya değildir" zorunlu olduğu hâlde, iki seçenekten hiçbiri zorunlu olmayabilir; Boethius'un ayrımının gösterdiği gibi, bir koşullu cümlenin zorunlu olması, o koşullunun sonucunun zorunlu olması demek değildir ve bu iki zorunluluğun karıştırılması, bir kanıta dayanan bir sonucu kanıttan bağımsız olarak zorunlu sanmaya yol açar; zorunluluğun da tek bir türü yoktur: mantıksal zorunluluk yalnızca mantığı, fiziksel zorunluluk doğa yasalarını da sabit tutar ve Armstrong'un savunduğu gibi, doğa yasalarının zorunluluğu, yalnızca olayların düzenliliğinden daha güçlü bir bağ olarak anlaşılabilir; ve bir yasanın ya da kuralın bir şeyi zorunlu kılması, doğruluğu gerektirmediği için, mantıksal ve fiziksel zorunluluktan türce ayrılır.

Sıfır noktası

Bir öğrenci "zorunlu" sözcüğünü kullandığında, çoğu zaman "kaçınılmaz", "başka türlü olamaz" ya da "yapılması gereken" demek ister. Bu kullanımlar, farklı türden zorunlulukları bir araya toplar. Kip mantığı, bu sözcüğü olanakla bağlayarak ona kesin bir yapı verir.

Kip mantığında "zorunludur ki kütüphanedeki el yazması ya kaynaktır ya değildir" cümlesi, bu cümlenin tarif edilebilen her tutarlı durumda doğru olduğunu söyler. Olanak, en az bir durumda doğruluğu; zorunluluk ise her durumda doğruluğu söyler. Bu yüzden ikisi birbirinin olumsuzlamasıyla tanımlanabilir: bir cümle zorunluysa, onun yanlış olduğu bir durum yoktur, yani yanlış olması olanaklı değildir; bir cümle olanaklıysa, onun her durumda yanlış olması söz konusu değildir, yani yanlış olması zorunlu değildir.

Bu tanımdan iki temel kural çıkar. Birincisi, zorunlu olan doğrudur: bir cümle her durumda doğruysa, gerçek durumda da doğrudur. İkincisi, zorunlu olan olanaklıdır: bir cümle her durumda doğruysa, en az bir durumda da doğrudur. Ama bu kuralların tersleri geçerli değildir: doğru olan her şey zorunlu değildir ve olanaklı olan her şey doğru değildir.

Görüşler ve pozisyonlar

Zorunluluğun kaynağı konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, dilsel görüştür. Buna göre zorunlu doğrular, dilin kurallarından ve sözcüklerin anlamlarından doğar. "Ya kaynaktır ya değildir" cümlesi, "ya" ve "değil" sözcüklerinin anlamları yüzünden zorunludur. Dünya hakkında bir şey söylemez; yalnızca dilimizi nasıl kullandığımızı gösterir.

İkinci görüş, düzenlilik görüşüdür. Buna göre fiziksel zorunluluk, olaylar arasındaki istisnasız düzenliliklerden başka bir şey değildir. Bir doğa yasasının zorunlu olduğunu söylemek, onun her yerde ve her zaman geçerli olduğunu söylemektir; olayların arkasında, onları birbirine bağlayan ayrıca bir zorunluluk yoktur.

Üçüncü görüş, çoğulcu görüştür. Buna göre zorunluluğun birden fazla türü vardır ve her tür, neyin sabit tutulduğuyla belirlenir: mantıksal zorunluluk mantığın yasalarını, fiziksel zorunluluk doğa yasalarını, bir kuralın zorunluluğu ise o kuralı sabit tutar. Bu türler aynı mantıksal yapıyı, kip ikiliğini, paylaşır, ama farklı durum kümeleri üzerinde tanımlanır.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, mantıksal zorunluluğun dilin yapısıyla sıkı bir bağı olduğunu doğru görür, ama fiziksel zorunluluğu açıklayamaz: bir doğa yasası, sözcüklerin anlamından çıkmaz. İkinci görüş, fiziksel zorunluluğun gözleme dayandığını doğru görür, ama Armstrong'un gösterdiği gibi, rastlantısal olarak istisnasız olan bir düzenlilik ile bir doğa yasasını ayıramaz. Üçüncü görüş, zorunluluk sözcüğünün farklı kullanımlarını ortak bir yapı altında toplar ve her birinin neyi sabit tuttuğunu açıkça sormayı ister.

Argümanın yapısı

Bir zorunluluk iddiasını değerlendirmek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, iddiayı olanak diliyle yeniden yazmaktır. Değerlendiren, "zorunludur ki" ile başlayan bir cümleyi, "yanlış olması olanaklı değildir ki" biçiminde yazar ve yanlış olduğu bir durumu tarif etmeye çalışır.

İkinci adım, zorunluluğun bütün koşullu cümleye mi yoksa yalnızca sonuca mı ait olduğunu belirlemektir. Değerlendiren, "şu doğruysa, bu zorunlu olarak doğrudur" biçimindeki bir cümlenin, koşullunun kendisinin zorunlu olduğunu mu, yoksa sonucun tek başına zorunlu olduğunu mu söylediğini sorar.

Üçüncü adım, hangi tür zorunluluktan söz edildiğini sormaktır. Değerlendiren, zorunluluğun mantığa mı, doğa yasalarına mı, yoksa bir kurala ya da yasaya mı dayandığını belirler ve bu dayanağın doğruluğu gerektirip gerektirmediğini sorar.

Dördüncü adım, zorunluluğun hangi bağlaç üzerine dağıldığını denetlemektir. Değerlendiren, bir "ya da" cümlesinin zorunluluğundan bir seçeneğin zorunluluğuna, ya da bir seçeneğin olanağından bir "ve" cümlesinin olanağına geçilip geçilmediğine bakar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Zorunluluğu ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir cümlenin zorunlu olarak doğru olması, belirli bir şey sabit tutulduğunda, o cümlenin yanlış olduğu hiçbir tutarlı durumun bulunmaması demektir; Aristoteles'in kurduğu kip ikiliğine göre, zorunluluk ile olanak birbirinin olumsuzlamasıyla tanımlanabilir. Zorunluluk "ve" üzerine dağılır, ama "ya da" üzerine dağılmaz; olanak ise tersine davranır. Boethius'un ayrımı, bir koşullu cümlenin zorunluluğunun, o koşullunun sonucunun zorunluluğu olmadığını gösterir; bir kanıta dayanan bir sonuç, ancak o kanıt doğruysa zorunludur. Armstrong'un savunduğu gibi, nomik zorunluluk olayların düzenliliğinden daha güçlü bir bağ olarak anlaşılabilir ve bir doğa yasasını rastlantısal bir genellemeden ayırır. Zorunluluğun türleri, neyin sabit tutulduğuyla ayrılır ve ortak bir yapıyı paylaşır; ama yasal zorunluluk, zorunlu olanın doğru olduğu kuralını taşımadığı için, mantıksal ve fiziksel zorunluluktan türce ayrılır.

Açık kalan sorular

Aristoteles, zorunlu olanın olanaklı olup olmadığı sorusunu, "olanaklı" sözcüğünün iki anlamını ayırarak cevapladı. Gündelik dilde "olanaklı" dediğimizde çoğu zaman hangi anlamı kastederiz ve bu belirsizlik hangi akıl yürütme hatalarına yol açar?

Boethius'un ayrımı, Tanrı'nın bilgisinin eylemleri yalnızca koşullu olarak zorunlu kıldığını söyledi. Ama bir kişinin geçmişte ne yaptığı da artık değiştirilemez; geçmiş, yalın bir zorunluluk mu taşır, yoksa yalnızca koşullu bir zorunluluk mu?

Armstrong'un zorunlu kılma ilişkisi doğrudan gözlenemez. Bir özelliğin bir başka özelliği zorunlu kıldığını, gözlenen düzenliliklerden başka hangi kanıtla bilebiliriz?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışBütünün zorunluluğunu parçalara dağıtmak.
Doğrusu

Bir "ya da" cümlesinin zorunlu olmasından, seçeneklerinden birinin zorunlu olduğu sonucunu çıkarmak, Selin'in ayrılmayan bütününde görüldüğü gibi, her durumda doğru olan bir bütünü, her durumda doğru olan bir parça gibi okur.

Yaygın yanlışKoşullunun zorunluluğunu sonuca taşımak.
Doğrusu

"Kayıt doğruysa kâğıt atölyenin değildir" cümlesinin zorunluluğundan, kâğıdın atölyenin olmamasının zorunlu olduğu sonucunu çıkarmak, Kerem'in iki okumasında görüldüğü gibi, bir kanıta bağlı sonucu kanıttan bağımsız bir zorunluluk gibi sunar.

Yaygın yanlışKural zorunluluğundan olguya geçmek.
Doğrusu

Bir yasanın bir şeyi zorunlu kılmasından, o şeyin gerçekleştiği sonucunu çıkarmak, Barış'ın çiğnenen zorunluluğunda görüldüğü gibi, zorunlu olanın doğru olduğu kuralını, bu kuralı taşımayan bir zorunluluğa uygular.

Yaygın yanlışİstisnasızlığı zorunluluk saymak.
Doğrusu

Bir kuralın bütün gözlenen vakalarda istisnasız olmasından, onun zorunlu olduğu sonucunu çıkarmak, Defne'nin kalıtım kuralında görüldüğü gibi, kuralı doğuran mekanizmaya bakmadan bir düzenliliği bir doğa yasası gibi sunar.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir cümlenin zorunlu olarak doğru olması, belirli bir şey sabit tutulduğunda o cümlenin yanlış olduğu hiçbir tutarlı durumun bulunmaması demektir; kip ikiliğine göre zorunluluk ile olanak birbirinin olumsuzlamasıyla tanımlanabilir.

Aristoteles'in Yorum Üzerine'si zorunluluk ile olanağın birbirini nasıl izlediğini, Boethius'un Felsefenin Tesellisi koşullu zorunluluk ile yalın zorunluluğun ayrılması gerektiğini, Armstrong'un Doğa Yasası Nedir? kitabı ise doğa yasalarının zorunluluğunun düzenlilikten daha güçlü bir bağ olarak anlaşılabileceğini gösterdi.

Bir zorunluluk iddiası dört adımla değerlendirilir: iddiayı olanak diliyle yeniden yazmak, zorunluluğun koşullu cümleye mi sonuca mı ait olduğunu belirlemek, zorunluluğun türünü sormak ve zorunluluğun hangi bağlaç üzerine dağıldığını denetlemek.

Zorunluluğun dilin kuralı olduğu, doğa yasalarının yalnızca düzenlilik olduğu ve çok anlamın belirsizlik doğurduğu itirazları, nomik zorunluluğun sözcüklerin anlamından çıkmadığını, doğa yasalarının karşıolgusal güç taşıdığını ve zorunluluk türlerinin ortak bir yapı içinde ayırt edilebildiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir şeyin zorunlu olduğunu söylemek, onun kaçınılmaz göründüğünü bildirmek değil, neyin sabit tutulduğunu, zorunluluğun cümlenin hangi parçasına ait olduğunu ve bu zorunluluğun doğruluğu gerektirip gerektirmediğini belirtmektir.

Sonraki derse köprü

Selin'in ayrılmayan bütünü ve Barış'ın çiğnenen zorunluluğu, zorunluluğun hep "her durumda doğru" diye tanımlandığını, ama "her durum" sözünün farklı zorunluluklarda farklı durum kümelerini kastettiğini göstermişti. Mantıksal zorunluluk, tarif edilebilen bütün tutarlı durumlara bakıyordu. Nomik zorunluluk, yalnızca bizim doğa yasalarımızın geçerli olduğu durumlara bakıyordu. Barış'ın yasa maddesi ise, yasanın çiğnenmediği durumlara bakıyor gibiydi.

Kerem, bu farkı bir soruyla dile getiriyor: gerçek durumdan bakıldığında, hangi durumlar "olabilecek olanlar" arasında sayılıyordu? Tolga, bir durumdan başka bir duruma "ulaşılabilir" olmanın ne demek olduğunu ve bu ulaşılabilirliğin, zorunluluğun hangi kuralları taşıdığını belirleyip belirlemediğini soruyor. Defne, bir hastanın bugünkü durumundan, hangi gelecek durumların olanaklı sayılacağının, hastalığın doğasına bağlı olduğunu söylüyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Erişilebilirlik dersi, bir cümlenin zorunlu ya da olanaklı olup olmadığının, gerçek durumdan hangi durumların erişilebilir sayıldığına nasıl bağlı olduğunu, bu erişilebilirlik ilişkisinin nasıl tanımlandığını ve farklı zorunluluk türlerinin farklı erişilebilirlik ilişkileriyle nasıl ayrıldığını soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.