Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
"Hiçbir A B değildir" cümlesi Türkçede iki olumsuz öğe taşısa da tek bir mantıksal olumsuzlama içerir ve bir evrensel niceleyiciyle içeride ya da bir varoluşsal niceleyiciyle dışarıda bir olumsuzlama olarak yazılır; "bazı A B değildir" cümlesinde olumsuzlama varoluşsal niceleyicinin içinde durur.
Jespersen'in incelemesi pek çok dilde iki olumsuzun olumsuzluğu pekiştirdiğini, Klima'nın makalesi olumsuzluğun bir cümlenin yüzeyiyle değil yapısıyla belirlendiğini, Ladusaw'ın tezi ise olumsuz bağlamların aşağı doğru gerektirme özelliğiyle açıklanabileceğini gösterdi.
Olumsuz ve nicelikli bir cümle dört adımla çevrilir: mantıksal olumsuzlamaları saymak, niceleyicileri ve kısıtlarını belirlemek, kapsam sıralarına göre bütün okumaları yazmak ve okumaları bir karşı örnekle ayırmak.
İki olumsuzun bir olumlu olduğu, belirsizliği bağlamın çözdüğü ve çevirinin imayı sildiği itirazları, olumsuz uyumun ikinci bir olumsuzlama olmadığını, bağlamın ancak görülen okumalar arasından seçim yapabildiğini ve imanın geri alınabildiği için anlamın parçası olmadığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden olumsuz ve nicelikli bir cümleyi çevirmek, sözcükleri değil olumsuzlamaları saymak, her okumayı ayrı yazmak ve bir terimi daraltmanın ya da genişletmenin hangi yönde güvenli olduğunu sormaktır.
Açılış sahnesi
Selin, raporun bir cümlesini tahtaya yazıyor: "Hiçbir tanık bazı el yazmalarının kopyası değildir." Cümle masada iki farklı biçimde okunuyor. Kerem'e göre cümle, bazı el yazmalarının, örneğin müstensihin tarihli öteki el yazmasının, hiçbir tanığın kaynağı olmadığını söylüyordu. Tolga'ya göre ise cümle, her tanık için, o tanığın kopyası olmadığı en az bir el yazması bulunduğunu söylüyordu; bu, neredeyse hiçbir şey söylememek demekti, çünkü her tanık zaten pek çok el yazmasının kopyası değildi. İki okuma aynı sözcüklerden kuruluyordu, ama biri raporun tarihlendirme bölümü için önemli bir bilgi taşıyor, öteki boş bir doğru söylüyordu.
Barış, aynı sorunun hukuk metinlerinde de çıktığını hatırlatıyor: "hiçbir kişi bazı haklardan yoksun bırakılamaz" cümlesi, belirli bazı hakların herkes için dokunulmaz olduğunu da, her kişinin en az bir hakkının korunacağını da söyleyebilirdi. Lina ise başka bir şeye takılıyor: Türkçede "hiç kimse gelmedi" diyorlardı; cümlede "hiç" sözcüğü de, fiildeki olumsuzluk eki de vardı, ama kimse bunu iki olumsuzlama gibi okumuyordu. İngilizcede ise "nobody came" deniyordu ve fiil olumsuz değildi. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Yüklemler Mantığı kursunda, "hiçbir" ve "bazı" sözcüklerinin bir olumsuzlamayla ve birbirleriyle birleştiği cümlelerin yüklemler mantığına nasıl çevrileceğini, bir cümlede kaç mantıksal olumsuzlama bulunduğunun nasıl sayılacağını ve bu cümlelerin olası okumalarının nasıl ayırt edileceğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Bu programın kıyas kursu, "hiçbir A B değildir" ve "bazı A B değildir" önermelerini dört önerme türünün ikisi olarak inceledi ve karşıtlık karesinde yerlerini gösterdi. Kapsam dersi, niceleyicilerin ve olumsuzlamanın sırasının bir cümlenin anlamını değiştirdiğini gösterdi; çoklu niceleme dersi de iç içe niceleyicilerin nasıl yazıldığını gösterdi. Bu ders, bu üç konuyu bir araya getiriyor: gündelik dilde olumsuzlama ile niceleyicilerin nasıl birleştiğini ve bu birleşimin yüklemler mantığına nasıl aktarılacağını inceliyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Otto Jespersen, 1917'de yayımladığı İngilizcede ve Başka Dillerde Olumsuzlama adlı incelemesinde, pek çok dilde iki olumsuz sözcüğün birbirini yok etmediğini, olumsuzluğu pekiştirdiğini ve "hepsi … değil" türünden cümlelerin sistemli bir belirsizlik taşıdığını gösterir. Edward Klima, 1964'te yayımlanan İngilizcede Olumsuzlama makalesinde, yalnızca olumsuz bağlamlarda kullanılabilen sözcükleri, bugün olumsuz kutup ifadeleri denen sözcükleri, dilbilgisel sınamalarla ayırır. William Ladusaw ise 1979'da tamamladığı doktora tezinde, bu sözcüklerin hangi bağlamlarda kullanılabildiğini, bir mantıksal özellikle, aşağı doğru gerektirmeyle açıklar.
Ardından üç itirazı tartacağız: iki olumsuzun bir olumluya eşit olması gerektiği, belirsizliğin çeviriyle değil yalnızca bağlamla çözüleceği ve mantık çevirisinin "bazı" sözcüğünün gündelik imasını sildiği itirazları.
Sonda, olumsuz ve nicelikli bir cümleyi çevirmenin dört adımını göstereceğiz: cümledeki mantıksal olumsuzlamaları saymak, niceleyicileri ve kısıtlarını belirlemek, kapsam sıralarına göre bütün okumaları yazmak ve okumaları bir karşı örnekle ayırmak.
Merkez soru
Sorumuz şu: "hiçbir" ve "bazı" sözcüklerinin bir olumsuzlamayla birleştiği cümleler yüklemler mantığına nasıl çevrilir ve bu cümlelerin olası okumaları nasıl ayırt edilir?
Ölçülü iddiam şu: "hiçbir A B değildir" cümlesi, Türkçede iki olumsuz öğe taşısa da tek bir mantıksal olumsuzlama içerir ve iki eşdeğer biçimde yazılabilir: her x için, x A ise x B değildir; ya da, en az bir x için x A ve x B olacak biçimde bir x yoktur; "bazı A B değildir" cümlesi ise en az bir x için x A ve x B değildir biçiminde yazılır ve olumsuzlama varoluşsal niceleyicinin içinde durur; Türkçede "hiç", "hiçbir" ve "hiç kimse" gibi sözcükler fiildeki olumsuzlukla uyum içinde kullanılır ve bu uyum ikinci bir olumsuzlama değildir; bu yüzden çeviri, sözcükleri değil mantıksal olumsuzlamaları sayarak başlar; bir cümlede bir niceleyici ile bir olumsuzlama, ya da iki niceleyici ile bir olumsuzlama birleştiğinde, kapsam sırasına göre birden fazla okuma ortaya çıkabilir ve bu okumalar bir söylem evreninde biri doğru öteki yanlış olacak biçimde ayırt edilebilir; olumsuz bağlamların ortak bir mantıksal özelliği vardır: bir terimin yerine daha dar bir terim konduğunda doğruluk korunur ve bu özellik, hangi çıkarımların güvenli olduğunu gösterir.
Sıfır noktası
Bir öğrenci "hiçbir tanık tarih taşımaz" cümlesini yüklemler mantığına çevirirken, çoğu zaman Türkçenin iki olumsuz öğesini, "hiçbir" sözcüğünü ve fiildeki "-maz" ekini, iki ayrı olumsuzlama olarak yazar. Böyle bir çeviri, iki olumsuzlamanın birbirini götürdüğü bir cümle üretir ve cümlenin söylediğinin tersini söyleyebilir. Oysa hiçbir Türkçe konuşan, "hiçbir tanık tarih taşımaz" cümlesini "bazı tanıklar tarih taşır" diye anlamaz.
Mantık, bir cümlenin sözcüklerini değil, anlamını çevirir. "Hiçbir tanık tarih taşımaz" cümlesinin anlamı, tanıklar ile tarih taşıyanların kesişmesinin boş olmasıdır. Bu anlam, tek bir olumsuzlamayla, iki biçimde yazılabilir. Birinci biçim, olumsuzlamayı içeri koyar: her x için, x bir tanıksa, x tarih taşımaz. İkinci biçim, olumsuzlamayı dışarı koyar: en az bir x için, x bir tanık ve x tarih taşıyor olacak biçimde bir x yoktur. İki biçim eşdeğerdir; ikisinde de tek bir olumsuzlama vardır.
"Bazı tanıklar tarih taşımaz" cümlesi ise başka bir şey söyler: en az bir x için, x bir tanıktır ve x tarih taşımaz. Burada olumsuzlama varoluşsal niceleyicinin içinde durur ve dışarı çıkarılamaz; dışarı çıkarılırsa, "her tanık tarih taşır" cümlesinin olumsuzu elde edilir, bu da aynı anlama gelir, ama bu kez olumsuzlamanın altında bir evrensel niceleyici bulunur.
Görüşler ve pozisyonlar
Olumsuz ve nicelikli cümlelerin çevirisi konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, sözcük sözcük çeviri görüşüdür. Buna göre bir cümledeki her olumsuz sözcük, bir mantıksal olumsuzlamaya karşılık gelir. "Hiçbir" sözcüğü bir olumsuzlamadır, fiildeki olumsuzluk eki bir başkasıdır; Türkçenin "hiçbir tanık tarih taşımaz" cümlesi, bu yüzden, mantıksal olarak özensiz bir cümledir.
İkinci görüş, olumsuz uyum görüşüdür. Buna göre bazı dillerde, Türkçe de bunlardan biri, olumsuz sözcükler birbirine uyar ve birlikte tek bir olumsuzlama ifade eder. "Hiçbir" sözcüğü, bir olumsuzlama değil, fiildeki olumsuzluğa eşlik eden bir niceleyicidir. Çeviri, uyum içindeki öğeleri tek bir olumsuzlama olarak saymalıdır.
Üçüncü görüş, kapsam görüşüdür. Buna göre olumsuz ve nicelikli cümlelerin belirsizliği, olumsuzlamanın ve niceleyicilerin birbirine göre sırasından gelir. Bir cümlede bir olumsuzlama ve bir ya da iki niceleyici bulunduğunda, bunların hangisinin hangisinin kapsamında olduğu cümlenin anlamını belirler ve çeviri, her olası sırayı ayrı bir okuma olarak yazmalıdır.
Bu ders ikinci ve üçüncü görüşü birlikte temel alır. Birinci görüş, mantıkta her olumsuzlamanın bir etkisi olduğunu doğru görür, ama gündelik dilin olumsuz sözcüklerini mantığın olumsuzlamalarıyla karıştırır. İkinci görüş, kaç olumsuzlama bulunduğunu doğru sayar; üçüncü görüş, bu olumsuzlamanın niceleyicilere göre nerede durduğunu belirler. Bir çeviri, önce saymalı, sonra sıralamalıdır.
Argümanın yapısı
Olumsuz ve nicelikli bir cümleyi çevirmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, cümledeki mantıksal olumsuzlamaları saymaktır. Çeviren, cümledeki her olumsuz öğeyi işaretler ve Kerem'in sorusunu sorar: bu öğeyi silersem cümle olumluya mı döner, yoksa yalnızca bozulur mu? Uyum içindeki öğeleri tek bir olumsuzlama olarak sayar.
İkinci adım, niceleyicileri ve kısıtlarını belirlemektir. Çeviren, cümledeki her niceleyiciyi, "hiçbir", "bazı", "her", "hiç kimse", bulur ve her birinin hangi sınıfla kısıtlandığını yazar: "hiçbir tanık" niceleyicisi tanıklarla, "bazı el yazmaları" niceleyicisi el yazmalarıyla kısıtlanır. "Hiçbir" sözcüğünü, bir evrensel niceleyici ile içeride bir olumsuzlama, ya da dışarıda bir olumsuzlama ile bir varoluşsal niceleyici olarak yazar.
Üçüncü adım, kapsam sıralarına göre bütün okumaları yazmaktır. Çeviren, niceleyicilerin ve olumsuzlamanın olası her sırasını dener ve her sıranın ayrı bir anlam verip vermediğine bakar. Ayrı anlam veren her sırayı ayrı bir okuma olarak yazar.
Dördüncü adım, okumaları bir karşı örnekle ayırmaktır. Çeviren, okumalardan birinin doğru, ötekinin yanlış olduğu küçük bir söylem evreni kurar. Böyle bir evren bulunabiliyorsa, okumalar gerçekten farklıdır ve cümlenin kullanıldığı bağlam, hangisinin kastedildiğini söylemelidir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Olumsuz ve nicelikli cümleleri ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. "Hiçbir A B değildir" cümlesi, Türkçede iki olumsuz öğe taşısa da tek bir mantıksal olumsuzlama içerir ve bir evrensel niceleyiciyle içeride ya da bir varoluşsal niceleyiciyle dışarıda bir olumsuzlama olarak yazılır; "bazı A B değildir" cümlesinde olumsuzlama varoluşsal niceleyicinin içinde durur. Olumsuz uyum bir dilin olumsuzluğu işaretleme biçimidir, ikinci bir olumsuzlama değildir; bu yüzden çeviri, sözcükleri değil mantıksal olumsuzlamaları sayarak başlar. Bir olumsuzlama bir ya da iki niceleyiciyle birleştiğinde, kapsam sırasına göre birden fazla okuma ortaya çıkabilir; bu okumalar, biri doğru öteki yanlış olacak biçimde kurulan bir söylem evreniyle ayırt edilir. Olumsuz bağlamlar aşağı doğru gerektirir ve bu özellik, bir terimin yerine daha dar ya da daha geniş bir terim koymanın hangi yönde güvenli olduğunu gösterir.
Açık kalan sorular
Jespersen, iki olumsuzun bir olumluya eşit olması kuralının belirli bir yazım geleneğinin kuralı olduğunu savundu. Ama mantığın çifte olumsuzlama eleme kuralı, bir dilin geleneği değil, mantıksal bir kuraldır. Bir dilin olumsuzluğu işaretleme biçimi ile mantığın olumsuzlama kuralları arasındaki ilişki nedir? Bir dil, mantığın kurallarına uymak zorunda mıdır?
Ladusaw, olumsuz kutup ifadelerinin aşağı doğru gerektiren bağlamlarda kullanıldığını önerdi. Ama bazı olumsuz kutup ifadeleri, bu özelliği taşımayan bağlamlarda da kullanılabiliyor gibi görünür; sorular buna bir örnek olabilir. Bir dilbilgisel dağılımı tek bir mantıksal özellikle açıklamak ne kadar ileri götürülebilir?
Selin'in iki okuması, raporun bağlamının bir okumayı istediğini ama cümlenin bunu söylemediğini gösterdi. Bir metnin yazarının kastettiği okuma ile metnin kendisinin izin verdiği okumalar ayrıştığında, hangisi metnin anlamıdır? Bir hukuk metninde ya da bir tarih raporunda bu sorunun cevabı aynı mıdır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışOlumsuz sözcükleri saymak.
Bir cümledeki olumsuz sözcükleri mantıksal olumsuzlamalar gibi saymak, "hiçbir tanık tarih taşımaz" cümlesini iki olumsuzlamayla yazar ve cümlenin anlamını tersine çevirir. Uyum içindeki öğeler tek bir olumsuzlamadır.
Yaygın yanlış"Hiçbir" ile "bazı … değil" sözcüklerini karıştırmak.
"Hiçbir tanık tarih taşımaz" ile "bazı tanıklar tarih taşımaz" cümlelerini aynı saymak, güçlü bir evrensel iddiayı zayıf bir varoluşsal iddiayla karıştırır. Birincisi ikincisini, tanık varsa, gerektirir; ikincisi birincisini gerektirmez.
Yaygın yanlışTek okumayla yetinmek.
Bir olumsuzlama ile iki niceleyici içeren bir cümlenin yalnızca akla ilk gelen okumasını yazmak, Selin'in iki okumasında ve Barış'ın hak cümlesinde görüldüğü gibi, cümlenin öteki okumalarını ve bu okumaların doğurduğu farklı sonuçları gözden kaçırır.
Yaygın yanlışYukarı doğru çıkarım yapmak.
Aşağı doğru gerektiren bir bağlamda, bir terimin yerine daha geniş bir terim koymak, Defne'nin yan etki raporunda görüldüğü gibi, "ciddi yan etki görülmedi" cümlesinden "yan etki görülmedi" sonucunu çıkarır ve raporun söylemediği bir şeyi söyletir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
"Hiçbir A B değildir" cümlesi Türkçede iki olumsuz öğe taşısa da tek bir mantıksal olumsuzlama içerir ve bir evrensel niceleyiciyle içeride ya da bir varoluşsal niceleyiciyle dışarıda bir olumsuzlama olarak yazılır; "bazı A B değildir" cümlesinde olumsuzlama varoluşsal niceleyicinin içinde durur.
Jespersen'in incelemesi pek çok dilde iki olumsuzun olumsuzluğu pekiştirdiğini, Klima'nın makalesi olumsuzluğun bir cümlenin yüzeyiyle değil yapısıyla belirlendiğini, Ladusaw'ın tezi ise olumsuz bağlamların aşağı doğru gerektirme özelliğiyle açıklanabileceğini gösterdi.
Olumsuz ve nicelikli bir cümle dört adımla çevrilir: mantıksal olumsuzlamaları saymak, niceleyicileri ve kısıtlarını belirlemek, kapsam sıralarına göre bütün okumaları yazmak ve okumaları bir karşı örnekle ayırmak.
İki olumsuzun bir olumlu olduğu, belirsizliği bağlamın çözdüğü ve çevirinin imayı sildiği itirazları, olumsuz uyumun ikinci bir olumsuzlama olmadığını, bağlamın ancak görülen okumalar arasından seçim yapabildiğini ve imanın geri alınabildiği için anlamın parçası olmadığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden olumsuz ve nicelikli bir cümleyi çevirmek, sözcükleri değil olumsuzlamaları saymak, her okumayı ayrı yazmak ve bir terimi daraltmanın ya da genişletmenin hangi yönde güvenli olduğunu sormaktır.
Sonraki derse köprü
Tolga'nın yeniden yazdığı cümle, grubu raporun bir başka cümlesine götürdü: "yalnızca müstensihin atölyesinde çalışanlar tarihli el yazması kopyalamıştır." Cümlede ne "her" ne "hiçbir" vardı, ama cümle bir genelleme yapıyordu. Kerem, cümleyi "her müstensihin atölyesinde çalışan tarihli el yazması kopyalamıştır" diye çevirmeye çalışıyor ve bunun cümlenin söylediği olmadığını fark ediyor: atölyede çalışan herkesin tarihli el yazması kopyaladığı söylenmiyordu.
Barış, "yalnızca" sözcüğünün hukuk metinlerinde de sık kullanıldığını ve çevirisinin sık sık ters yönde yapıldığını hatırlatıyor: "yalnızca yetkili memurlar bu belgeyi imzalayabilir" cümlesi, her yetkili memurun belgeyi imzalayabileceğini değil, belgeyi imzalayabilen herkesin yetkili memur olduğunu söylüyordu. Selin, bu yön değişiminin önerme mantığındaki "yalnızca … ise" bağlacında gördükleri yön değişimine benzediğini fark ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Yalnızca dersi, "yalnızca A'lar B'dir" türünden cümlelerin yüklemler mantığına nasıl çevrileceğini, bu cümlelerin neden "her A B'dir" değil "her B A'dır" biçiminde yazıldığını ve "yalnızca" sözcüğünün bir niceleyici mi yoksa başka türden bir öğe mi olduğunu soruyor.