İçeriğe geç

P02-D01-M02-03·Kavram ve tanım

Tanım kuralları

temel3.708 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

İyi bir tanım, kavramın bütün örneklerini ve yalnızca onları kapsar, döngüsel değildir, olumlu bir biçimde yazılabildiği yerde olumsuz değildir ve tanımlanan sözcükten daha açık bir dille, okuruna göre yazılır.

Copi'nin listesi tanım kurallarının her birinin bir tanımın belirli bir kusurunu yakaladığını, Johnson'ın "ağ" tanımı doğru bir tanımın anlaşılmaz olabildiğini, Robinson'ın ayrımı ise bir sözcüğün var olan kullanımını bildiren tanımlar ile ona yeni bir anlam veren tanımların farklı ölçütlerle değerlendirildiğini gösterdi.

Bir tanım dört adımla sınanır: bütün örnekleri ve yalnızca onları kapsayıp kapsamadığına bakmak, tanımda ya da tanımın terimlerinin tanımlarında bir döngü aramak, olumsuz bir tanımı olumlu yazmayı denemek ve tanımın dilinin okuruna göre açık olup olmadığını sormak.

Kuralların her tanıma aynı biçimde uygulandığı, döngüsel tanımların değersiz olduğu ve olumsuz tanımın her zaman kusur olduğu itirazları, kaplam kuralının ölçütünün tanımın türüne göre değiştiğini, bir sözlüğün döngüsünün darlığı değil genişliği ölçüsünde işe yaradığını ve bir yokluğu adlandıran kavramların ancak olumsuz biçimde tanımlanabildiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir tanım yazmak, bir kavramın sınırını çizmek, bu sınırı tanımlanan sözcüğe geri dönmeden ve okurun anlayacağı bir dille çizmek ve tanımın ne tür bir tanım olduğunu söylemektir.

Açılış sahnesi

Grup, raporun sonuna bir terimler listesi eklemeye karar veriyor ve raporun içinde dağınık duran tanımları bir araya topluyor. Topladıkça sorunlar ortaya çıkıyor. Tolga'nın düzeltilmiş eleştirel edisyon tanımı, bir eleştirel edisyonun seçilmeyen okunuşları bir aygıtla bildirmesini şart koşuyordu; ama grubun kütüphanede gördüğü bazı eski eleştirel edisyonların aygıtı çok kısaydı ve okunuşların yalnızca birkaçını bildiriyordu. Tanım, ilk hâlinde gereğinden genişti; şimdi gereğinden dar olabilirdi. Kerem, bir başka tanımı gösteriyor: "Tanık, bir metnin tanıklık eden el yazmasıdır." Tanım, tanımlanan sözcüğü kendi içinde yeniden kullanıyordu; tanığın ne olduğunu bilmeyen biri, tanıklık etmenin ne olduğunu da bilmeyecekti.

Selin ise bir tanımın yalnızca bir şeyin ne olmadığını söylediğini fark ediyor: "Popüler kaynak, uzman olmayan bir kaynaktır." Bu tanım, bir popüler kaynağın ne olduğunu değil, ne olmadığını söylüyordu ve uzman olmayan her kaynağı, örneğin bir öğrencinin ders notunu ya da bir dilekçeyi, popüler kaynak sayıyordu. Defne de raporun bir bölümünde, eleştirel aygıtın "metnin hafızası" olarak tanımlandığını gösteriyor: güzel bir benzetmeydi, ama bir okura aygıtın ne olduğunu söylemiyordu. Barış ise bütün bu kuralların bir terimler listesi için fazla katı olup olmadığını soruyor: kanunlar da bazen bir terimi, sözlükteki anlamından farklı olarak, yalnızca o kanunun amacı için tanımlıyordu. Bu ders, Mantık ve Akıl Yürütme programının Klasik Mantığa Giriş kursunda, iyi bir tanımın hangi kurallara uyması gerektiğini, bir tanımın gereğinden geniş ya da dar, döngüsel ya da olumsuz olduğunun nasıl fark edileceğini ve bu kuralların hangi durumlarda esnetilebileceğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Felsefi Diyalog ve Tartışma kursunun tanım isteme ve örnek ile karşı örnek dersleri, bir diyalogda bir tanımın bir karşı örnekle nasıl sınanıp onarılacağını gösterdi. Bu programın cins ve ayrım dersi ise bir tanımın bir cins ve bir ayırıcı özellikten nasıl kurulacağını ele aldı. Bu ders, bu iki yöntemin arkasındaki genel ölçütleri bir araya getiriyor: bir tanım, cins ve ayrım biçiminde olsun olmasın, hangi koşulları karşılamalıdır ve bu koşulları çiğneyen bir tanım nasıl fark edilir?

Sonra üç kaynağa bakacağız. Irving Copi, 1953'te yayımladığı mantık kitabında, cins ve ayrımla yapılan tanımların uyması gereken kuralları, mantık geleneğinden devralarak, kısa bir liste hâlinde toplar. Samuel Johnson, 1755'te yayımladığı İngilizce sözlükte, "ağ" sözcüğünü tanımlarken, tanımladığı sözcükten çok daha zor anlaşılan bir tanım yazar ve bu tanım, sonraki yüzyıllarda anlaşılmaz tanımların örneği olarak anılır. Richard Robinson ise 1950'de, tanımın tek bir türü olmadığını, bir sözcüğün var olan kullanımını bildiren tanımlar ile bir sözcüğe yeni bir anlam veren tanımların farklı kurallara tabi olduğunu savunur.

Ardından üç itirazı tartacağız: tanım kurallarının her tanım için geçerli olduğu, döngüsel her tanımın değersiz olduğu ve olumsuz bir tanımın hiçbir zaman kabul edilemeyeceği itirazları.

Sonda, bir tanımı sınamanın dört adımını göstereceğiz: tanımın kavramın bütün örneklerini kapsayıp kapsamadığını ve başka hiçbir şeyi kapsamadığını sınamak, tanımda tanımlanan sözcüğün ya da onun bir türevinin geçip geçmediğine bakmak, tanımın bir şeyin ne olduğunu mu yoksa yalnızca ne olmadığını mı söylediğini sormak ve tanımın tanımlanan sözcükten daha açık bir dille yazılıp yazılmadığını, kimin için yazıldığını düşünerek sınamak.

Merkez soru

Sorumuz şu: iyi bir tanım hangi kurallara uymalıdır, bir tanımın gereğinden geniş ya da dar, döngüsel ya da olumsuz olduğu nasıl fark edilir ve bu kurallar hangi durumlarda esnetilebilir?

Ölçülü iddiam şu: iyi bir tanım, tanımladığı kavramın bütün örneklerini ve yalnızca onları kapsamalı, yani ne gereğinden geniş ne de gereğinden dar olmalı; tanımlanan sözcüğü ya da onunla aynı anlamı taşıyan bir sözcüğü kendi içinde kullanmamalı, yani döngüsel olmamalı; bir şeyin ne olduğunu söyleyebildiği yerde yalnızca ne olmadığını söylememeli, yani gereksiz yere olumsuz olmamalı; ve tanımlanan sözcükten daha açık, benzetmesiz ve belirsizlikten uzak bir dille, okuruna göre yazılmalıdır; ama bu kurallar, bir tanımın amacına göre farklı ağırlıklar taşır: bir sözcüğün var olan kullanımını bildiren bir tanım, o kullanımın sınırlarına sadık kalmak zorundayken, bir sözcüğe belirli bir amaç için yeni bir anlam veren bir tanım, o sınırları bilerek genişletebilir ya da daraltabilir; ve bazı kavramlar, özellikle olumsuzluk ya da yokluk kavramları, ancak olumsuz bir biçimde tanımlanabilir.

Sıfır noktası

Bir öğrenci bir tanım yazdığında, çoğu zaman onun doğru olup olmadığını, aklına gelen birkaç örneğe uyup uymadığına bakarak sınar. Eleştirel edisyonun tanımı, grubun gördüğü iki edisyona uyuyordu; öyleyse doğru görünüyordu. Ama bir tanımın iyi olup olmadığı, yalnızca akla gelen örneklere uymasına değil, onun birkaç farklı yönden sınanmasına bağlıdır.

Bir tanım, dört farklı yönden kusurlu olabilir. Kaplamı yanlış olabilir: kavramın bazı örneklerini dışarıda bırakabilir ya da kavrama ait olmayan şeyleri içeri alabilir. Döngüsel olabilir: tanımladığı şeyi, onu zaten bilmeyi gerektiren bir sözcükle tanımlayabilir. Gereksiz yere olumsuz olabilir: bir şeyin ne olduğunu söyleyebilecekken yalnızca ne olmadığını söyleyebilir. Ve anlaşılmaz olabilir: tanımladığı sözcükten daha zor, bir benzetmeye ya da belirsiz sözcüklere dayanan bir dille yazılabilir.

Görüşler ve pozisyonlar

Tanım kurallarının geçerliliği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, katı kurallar görüşüdür. Buna göre tanım kuralları, her tanım için, amacı ne olursa olsun, istisnasız geçerlidir. Bir tanım bu kurallardan birini çiğniyorsa, kötü bir tanımdır; kuralların esnetilmesi, tanımın işini bozmanın bir bahanesidir.

İkinci görüş, kural şüpheciliği görüşüdür. Buna göre tanım kuralları, bir mantık kitabının yapay bir icadıdır ve gerçek tanımların çoğu bu kurallara uymaz. Sözlükler döngüsel tanımlarla doludur, kanunlar terimleri keyfî biçimde genişletir ya da daraltır, bilimler de terimlerini olumsuz biçimde tanımlar; bu tanımlar yine de işe yarar.

Üçüncü görüş, amaca göre kural görüşüdür. Buna göre tanım kuralları, bir tanımın bir okura bir kavramı öğretme işini koruyan gerçek ölçütlerdir; ama bu işin kendisi, tanımın amacına göre değişir. Bir sözcüğün var olan kullanımını bildiren bir tanım, o kullanımın kaplamına sadık kalmak zorundadır ve bu yüzden gereğinden geniş ya da dar olmamalıdır. Bir sözcüğe belirli bir amaç için yeni ya da daha kesin bir anlam veren bir tanım ise o kullanımın sınırlarını bilerek değiştirebilir, ama bunu açıkça bildirmelidir. Döngüsellik ve anlaşılmazlık ise her tanımın işini bozar; olumsuzluk ise yalnızca olumlu bir tanımın mümkün olduğu yerde bir kusurdur.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, kuralların bir tanımın işini koruduğunu doğru görür, ama Barış'ın kanun tanımlarının gösterdiği gibi, bir sözcüğü bilerek daraltan ya da genişleten tanımların meşru bir amaca hizmet edebildiğini hesaba katmaz. İkinci görüş, gerçek tanımların çoğu zaman kurallara uymadığını doğru görür, ama Kerem'in tanığı ve Selin'in popüler kaynağı durumlarının gösterdiği gibi, kuralları çiğneyen tanımların bir okura yanlış bir sınır çizebildiğini ya da hiçbir şey öğretmediğini göz ardı eder.

Argümanın yapısı

Bir tanımı sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, tanımın kavramın bütün örneklerini kapsayıp kapsamadığını ve başka hiçbir şeyi kapsamadığını sınamaktır. Sınayan, kavramın açık örneklerini ve kavrama en çok benzeyen ama ona ait olmayan şeyleri listeler. Tanım bir açık örneği dışarıda bırakıyorsa gereğinden dar, kavrama ait olmayan bir şeyi içeri alıyorsa gereğinden geniştir.

İkinci adım, tanımda tanımlanan sözcüğün ya da onun bir türevinin geçip geçmediğine bakmaktır. Sınayan, tanımda tanımlanan sözcüğü, onun bir türevini ya da onunla aynı anlamı taşıyan bir sözcüğü arar; ayrıca tanımın kullandığı öteki terimlerin tanımlarının, tanımlanan sözcüğe geri gönderip göndermediğine bakar.

Üçüncü adım, tanımın bir şeyin ne olduğunu mu yoksa yalnızca ne olmadığını mı söylediğini sormaktır. Sınayan, tanım olumsuz bir biçimdeyse, onu olumlu bir biçimde yazmanın mümkün olup olmadığını dener; mümkünse, olumlu biçimi tercih eder.

Dördüncü adım, tanımın tanımlanan sözcükten daha açık bir dille yazılıp yazılmadığını, kimin için yazıldığını düşünerek sınamaktır. Sınayan, tanımın bir benzetmeye, belirsiz bir sözcüğe ya da tanımlanan sözcükten daha zor bir terime dayanıp dayanmadığına bakar ve tanımı, onun hedef okurunun anlayabileceği bir dille yazıp yazmadığını sorar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Tanım kurallarını ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. İyi bir tanım, kavramın bütün örneklerini ve yalnızca onları kapsar, döngüsel değildir, olumlu bir biçimde yazılabildiği yerde olumsuz değildir ve tanımlanan sözcükten daha açık bir dille, okuruna göre yazılır. Bu kuralların her biri, bir tanımın bir okura bir kavramı öğretme işini bozan belirli bir kusura karşı bir korumadır. Ama kuralların ağırlığı, tanımın türüne göre değişir: sözlüksel bir tanım bir sözcüğün var olan kaplamına sadık kalmak zorundayken, belirleyici bir tanım o kaplamı bilerek değiştirebilir ve bunu açıkça bildirir. Bir sözlüğün bütünü sonunda döngüseldir; kusur döngünün darlığındadır. Ve bir yokluğu adlandıran kavramlar, ancak olumsuz biçimde doğru tanımlanabilir.

Açık kalan sorular

Robinson, belirleyici bir tanımın doğru ya da yanlış olmadığını, yalnızca bir öneri olduğunu söyledi. Ama bir felsefeci "bilgi, gerekçelendirilmiş doğru inançtır" dediğinde, bir sözlüksel tanım mı yapıyor, bir belirleyici tanım mı, yoksa bilginin gerçekte ne olduğuna dair bir iddiada mı bulunuyor? Felsefi tanımlar, Robinson'ın iki türünden birine mi aittir, yoksa üçüncü bir tür müdür?

Johnson'ın "ağ" tanımı doğruydu ama anlaşılmazdı. Bir tanımın açıklığı, onun okuruna göre değişiyorsa, aynı tanım bir uzman için iyi, bir öğrenci için kötü olabilir mi? Bir tanımın iyiliği, tanımın kendisinin bir özelliği midir, yoksa tanım ile okuru arasındaki bir ilişki midir?

Bir sözlüğün bütünü sonunda döngüseldir ve okur, çemberin bir yerinde bir sözcüğü zaten bildiği için bu döngü işe yarar. Ama bir okur, ilk sözcüğünü nasıl öğrenir? Bir sözcük, bir tanımla değil, bir örnekle, bir gösterimle ya da bir deneyimle öğreniliyorsa, tanımlar bir kavramı öğretmenin ilk adımı değil, ancak sonraki adımı olabilir mi?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışTanımı yalnızca akla gelen örneklerle sınamak.
Doğrusu

Bir tanımı yalnızca akla gelen birkaç açık örneğe uyup uymadığına bakarak sınamak, onun bazı örnekleri dışarıda bıraktığını ya da kavrama ait olmayan şeyleri içeri aldığını gözden kaçırır. Kavramın açık örnekleri ve ona en çok benzeyen dışarıdaki şeyler listelenir.

Yaygın yanlışZincirdeki döngüyü görmemek.
Doğrusu

Bir tanımın döngüsel olup olmadığını yalnızca o tanımın kendisine bakarak sınamak, onun kullandığı bir terimin tanımının tanımlanan sözcüğe geri gönderebileceğini gözden kaçırır. Tanımın terimlerinin tanımlarına da bakılır.

Yaygın yanlışBenzetmeyi tanım sanmak.
Doğrusu

Bir kavramı bir benzetmeyle ya da bir mecazla tanımlamak, okura kavramın ne yaptığını sezdirse de onun ne olduğunu söylemez. Kavram düz bir dille tanımlanır, benzetme bir açıklama olarak eklenebilir.

Yaygın yanlışTanımın türünü belirtmemek.
Doğrusu

Bir sözcüğü, var olan kullanımından farklı bir anlamda tanımlayıp bunu okura bildirmemek, okurun tanımı sözcüğün alandaki kullanımını bildiren bir tanım sanmasına yol açar. Belirleyici tanımlar açıkça işaretlenir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

İyi bir tanım, kavramın bütün örneklerini ve yalnızca onları kapsar, döngüsel değildir, olumlu bir biçimde yazılabildiği yerde olumsuz değildir ve tanımlanan sözcükten daha açık bir dille, okuruna göre yazılır.

Copi'nin listesi tanım kurallarının her birinin bir tanımın belirli bir kusurunu yakaladığını, Johnson'ın "ağ" tanımı doğru bir tanımın anlaşılmaz olabildiğini, Robinson'ın ayrımı ise bir sözcüğün var olan kullanımını bildiren tanımlar ile ona yeni bir anlam veren tanımların farklı ölçütlerle değerlendirildiğini gösterdi.

Bir tanım dört adımla sınanır: bütün örnekleri ve yalnızca onları kapsayıp kapsamadığına bakmak, tanımda ya da tanımın terimlerinin tanımlarında bir döngü aramak, olumsuz bir tanımı olumlu yazmayı denemek ve tanımın dilinin okuruna göre açık olup olmadığını sormak.

Kuralların her tanıma aynı biçimde uygulandığı, döngüsel tanımların değersiz olduğu ve olumsuz tanımın her zaman kusur olduğu itirazları, kaplam kuralının ölçütünün tanımın türüne göre değiştiğini, bir sözlüğün döngüsünün darlığı değil genişliği ölçüsünde işe yaradığını ve bir yokluğu adlandıran kavramların ancak olumsuz biçimde tanımlanabildiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir tanım yazmak, bir kavramın sınırını çizmek, bu sınırı tanımlanan sözcüğe geri dönmeden ve okurun anlayacağı bir dille çizmek ve tanımın ne tür bir tanım olduğunu söylemektir.

Sonraki derse köprü

Ece'nin iki listesi, grubu bir başka soruya götürdü. Terimler listesindeki "tanık" tanımı, bir metnin özgün biçimine ulaşmak için karşılaştırılan her el yazması ya da erken baskıyı kapsıyordu. Tolga, grubun bu tanıkları raporda nasıl sınıfladığına bakıyor ve bir karışıklık görüyor: raporun bir bölümü tanıkları yazıldıkları yüzyıla göre, bir başka bölümü bulundukları kütüphaneye göre, bir üçüncüsü de hangi okunuşu taşıdıklarına göre ayırıyordu. Üç sınıflama birbiriyle örtüşmüyordu ve bir tanık, bir sınıflamada iki gruba birden giriyor gibi görünüyordu: yazıldığı yüzyıl tartışmalı olan üçüncü el yazması, hem erken hem geç tanıklar arasında sayılmıştı. Kerem, bir kavramın kapsadığı şeyleri alt gruplara ayırmanın da, bir tanım gibi, kuralları olup olmadığını soruyor.

Bir kavramı tanımlamak onun sınırını çizer; ama bir kavramın kaplamını alt gruplara ayırmak, yani onu bölümlemek, ayrı bir işlemdir ve kendi ölçütleri vardır. Bir bölümlemenin bütün öğeleri kapsaması, hiçbir öğeyi iki gruba birden koymaması ve tek bir ölçüte dayanması gerekir.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Bölümleme dersi, bir kavramın kaplamının alt gruplara nasıl ayrıldığını, iyi bir bölümlemenin hangi koşulları karşılaması gerektiğini ve bir bölümlemenin ölçütünün seçiminin, bir kavram hakkında neyi görünür kıldığını ve neyi gizlediğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.