Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir araştırmada hakkında bilgi kullanılan kişiler, o araştırmanın ne yazarı ne okuru olsa da, araştırmacının sorumluluğu altındadır ve bir kişinin adının çıkarılması onu korumaya yetmez, çünkü yarı tanımlayıcılar bir arada ya da başka bilgilerle birleştiğinde onu tanınabilir kılabilir.
Sweeney'nin çalışması adı çıkarılmış bir kaydın kamuya açık bir listeyle birleştiğinde bir kişiyi tanımlayabildiğini, Narayanan ve Shmatikov'un çalışması görünüşte önemsiz bilgilerin yeterince ayrıntılı olduklarında bir kişiyi tanımlayabildiğini, Belmont Raporu ise kişilere saygının onların bilgilendirilmiş rızasını gerektirdiğini gösterdi.
Bir araştırmada kişilere dair bilgiler dört adımla kullanılır: bir kişiye dair her bilgiyi bulmak, bu bilgilerin bir arada onu tanınabilir kılıp kılmadığını sormak, argümanın gerektirmediği ayrıntıları çıkarmak ya da genelleştirmek ve gereken yerde bilgilendirilmiş rıza almak.
Adı çıkarılmış bilginin zarar vermediği, kamuya açık bilginin serbestçe kullanılabildiği ve mahremiyetin araştırmanın değerini düşürdüğü itirazları, zararın kişiyi tanıyabilecek birkaç okurdan geldiğini, zararın çoğu zaman bilgilerin birleştirilmesinden doğduğunu ve kişiyi tanınabilir kılan ayrıntıların çoğu zaman argümana hiçbir şey katmadığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir araştırmada bir kişiden söz etmek, onun hayatından yalnızca argümanın gerektirdiği kadarını, onun tanınmayacağı biçimde ve gerektiğinde onun rızasıyla almaktır.
Açılış sahnesi
Ece, düzeltme notunu ekledikten sonra raporun atıf ve dürüstlük bölümünü yeniden okuyor. Bölüm, burs komitesine gelen başvuru mektubundaki intihal olayını anlatıyor. Başvuranın adı hiçbir yerde geçmiyor. Ama bölüm, başvurunun hangi dönemde yapıldığını, başvuranın hangi bölümde okuduğunu, mektubun hangi internet sitesinden cümleler aldığını ve komitenin başvurandan mektubu yeniden yazmasını istediğini ayrıntılı olarak anlatıyor. Ece, o bölümde o dönem burs başvurusu yapan öğrencilerin birkaç kişiden fazla olmadığını biliyor. Bölümdeki herhangi biri, bu ayrıntılardan başvuranın kim olduğunu kolayca çıkarabilirdi.
Mert, başvurandan bu olayın bir raporda anlatılması için hiç izin almadıklarını hatırlıyor; komite notu yalnızca komitenin kendi kullanımı içindi. Defne, raporda kendi anlattığı vaka raporu hikâyesini düşünüyor: hastanın adı yoktu, ama alışılmadık belirtileri ve hastanenin adı, onu tanıyan birinin onu tanıması için yeterli olabilirdi. Tolga, ayrıntıları çıkarmanın bölümün öğretici değerini azaltacağını, çünkü olayın ikna ediciliğinin tam da bu somut ayrıntılardan geldiğini söylüyor. Lina ise raporun, öğretim üyesinin meslektaşının yayımlanmamış el yazması incelemesinden söz ettiğini ve o meslektaşın bundan haberi olup olmadığını bilmediklerini hatırlatıyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Kaynak, Atıf ve Araştırma Etiği kursunda, bir araştırmada kişilere dair bilgilerin nasıl korunacağını, bir kişinin adı gizlense bile nasıl tanınabilir kalabileceğini, bir kişi hakkındaki bilgiyi kullanmak için ne zaman rıza gerektiğini ve bir araştırmacının bilginin değeri ile kişinin korunması arasında nasıl bir denge kuracağını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Bu kursun bütün dersleri, bir araştırmacının okurlarına ve kaynaklarının yazarlarına karşı sorumluluklarını ele aldı: kaynakları dürüstçe aktarmak, emeği doğru göstermek, bağları bildirmek, hataları düzeltmek. Bu ders, kursu kapatırken, üçüncü bir grup insana karşı sorumluluğa bakıyor: bir araştırmada hakkında bilgi kullanılan, ama o araştırmanın ne yazarı ne okuru olan kişiler. Bir başvuru sahibi, bir hasta, bir görüşmeci ya da bir meslektaş, bir araştırmanın malzemesi olduğunda, araştırmacı onların hayatına dair bir bilgiyi kamuya açık bir metne taşır.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Latanya Sweeney, 1990'ların sonunda, adları çıkarılmış bir sağlık veri setindeki bir kaydı, kamuya açık bir seçmen listesiyle eşleştirerek bir eyalet valisinin sağlık kaydını bulur ve adın çıkarılmasının bir kişiyi korumaya yetmediğini gösterir. Arvind Narayanan ve Vitaly Shmatikov, 2008'de, anonimleştirilmiş sayılan bir film puanlama veri setindeki kullanıcıların bir kısmını, başka bir sitedeki kamuya açık puanlarla eşleştirerek tanımlar. Amerika Birleşik Devletleri'nde kurulan bir ulusal komisyon ise 1979'da yayımladığı Belmont Raporu'nda, insanlarla yürütülen araştırmaların dayanması gereken ilkeleri ortaya koyar ve kişilere saygının, onların bilgilendirilmiş rızasını gerektirdiğini belirtir.
Ardından üç itirazı tartacağız: adı çıkarılmış bir bilginin kimseye zarar vermeyeceği, kamuya açık bir bilginin serbestçe kullanılabileceği ve mahremiyet kaygısının bir araştırmanın değerini düşüreceği itirazları.
Sonda, bir araştırmada kişilere dair bilgileri kullanmanın dört adımını göstereceğiz: metinde bir kişiye dair her bilgiyi bulmak, bu bilgilerin bir arada kişiyi tanınabilir kılıp kılmadığını sormak, argümanın gerektirmediği ayrıntıları çıkarmak ya da genelleştirmek ve gereken yerde kişinin bilgilendirilmiş rızasını almak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir araştırmada kişilere dair bilgiler nasıl korunur, bir kişi adı gizlense bile nasıl tanınabilir kalır ve bir kişi hakkındaki bilgiyi kullanmak için ne zaman rıza gerekir?
Ölçülü iddiam şu: bir araştırmada hakkında bilgi kullanılan kişiler, o araştırmanın ne yazarı ne okuru olsa da, araştırmacının sorumluluğu altındadır; bir kişinin adının çıkarılması onu korumaya yetmez, çünkü tek başına zararsız görünen ayrıntılar, yani bir dönem, bir bölüm, bir yer ya da alışılmadık bir özellik, bir arada ya da başka bilgilerle birleştirildiğinde onu tanınabilir kılabilir; bu yüzden bir araştırmacı, metnindeki bir kişiye dair bütün bilgileri bir arada değerlendirir ve argümanın gerektirmediği ayrıntıları çıkarır ya da genelleştirir; bir bilgi, kişinin kendisine özgü bir olayı ya da hayatının özel bir yanını anlatıyorsa ve kişi tanınabilir kalıyorsa, araştırmacı onun bilgilendirilmiş rızasını alır; kişi rıza vermezse, araştırmacı o bilgiyi kullanmaz ya da onu kişinin tanınamayacağı biçimde yeniden kurar ve bunu okura bildirir; ve bu dengede, bir bilginin öğretici değeri, onun bir kişiye verebileceği zararı haklı kılmaz, ama çoğu zaman o zarar olmadan da korunabilir.
Sıfır noktası
Bir öğrenci bir araştırmada bir kişi hakkında yazarken, onu korumak için çoğu zaman yalnızca adını çıkarır. Bu, anlaşılır bir başlangıçtır: ad, bir kişiyi tanımanın en doğrudan yoludur. Ama bir kişi, adından başka birçok şeyle de tanınabilir. Bir bölümde okuyan birkaç öğrenciden biri, belirli bir dönemde bir başvuru yapmışsa; bir hastanede alışılmadık bir hastalıkla yatan tek hasta ise; bir alanda belirli bir el yazmasını incelemiş tek araştırmacı ise, adı olmadan da kimin olduğu bilinebilir.
Bu yüzden bir kişiyi korumak, onun adını değil, onu tanınabilir kılan bilgilerin bütününü düşünmeyi gerektirir. Tek başına bakıldığında zararsız görünen bir ayrıntı, bir başka ayrıntıyla birleştiğinde bir kişiyi tanımlayabilir; bir metindeki ayrıntılar, okurun zaten bildiği ya da kolayca bulabileceği başka bilgilerle birleştiğinde de. Bir araştırmacı, okurunun neyi bildiğini tam olarak bilemez; bu yüzden bir kişiye dair ayrıntıları, en çok şey bilen okurun gözüyle değerlendirmek zorundadır: bu kişiyi tanıyan biri, bu metni okusaydı onu tanır mıydı?
Görüşler ve pozisyonlar
Bir araştırmada kişilere dair bilgilerin kullanımı konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, ad çıkarma görüşüdür. Buna göre bir kişiyi korumak için onun adını, adresini ve kimlik bilgilerini çıkarmak yeterlidir. Geri kalan ayrıntılar bir araştırmanın malzemesidir ve araştırmanın değeri için gereklidir; onları da çıkarmak, araştırmayı soyut ve öğretici olmaktan uzak bir metne dönüştürür.
İkinci görüş, tam rıza görüşüdür. Buna göre bir araştırmada bir kişiye dair herhangi bir bilgi, o kişinin açık rızası olmadan hiçbir biçimde kullanılmamalıdır. Bir araştırmacı, bir kişinin tanınıp tanınmayacağını hiçbir zaman kesin olarak bilemez; bu yüzden tek güvenli yol, her bilgi için rıza almaktır.
Üçüncü görüş, tanınabilirlik ve rıza görüşüdür. Buna göre bir araştırmacı, metnindeki bir kişiye dair bütün bilgileri bir arada değerlendirir ve bunların, onu tanıyan birinin gözünde, onu tanınabilir kılıp kılmadığını sorar. Argümanın gerektirmediği ayrıntıları çıkarır ya da genelleştirir. Kişi buna rağmen tanınabilir kalıyorsa ve bilgi onun kendisine özgü bir olayını ya da hayatının özel bir yanını anlatıyorsa, onun bilgilendirilmiş rızasını alır. Kişi rıza vermezse, bilgiyi kullanmaz ya da onu kişinin tanınamayacağı biçimde yeniden kurar ve bunu okura bildirir.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bir araştırmanın değerinin çoğu zaman somut ayrıntılardan geldiğini doğru görür, ama Sweeney'nin bulgusu ve Ece'nin ayrıntı sayımı, adı çıkarılmış ayrıntıların bir arada bir kişiyi tanımlayabildiğini gösterdi. İkinci görüş, bir kişinin tanınıp tanınmayacağının kesin olarak bilinemeyeceğini doğru görür, ama bir kişiyi hiçbir biçimde tanınabilir kılmayan genel bilgiler için bile rıza istemenin, bir araştırmanın insanlar hakkında hiçbir şey söyleyememesine yol açacağını hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir araştırmada kişilere dair bilgileri kullanmak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, metinde bir kişiye dair her bilgiyi bulmaktır. Araştırmacı, metninde adı geçsin geçmesin, belirli bir kişiye dair her bilgiyi, yani bir tarihi, bir yeri, bir kurumu, bir ilişkiyi, bir özelliği ya da bir olayı işaretler.
İkinci adım, bu bilgilerin bir arada kişiyi tanınabilir kılıp kılmadığını sormaktır. Araştırmacı, işaretlediği bilgileri bir arada değerlendirir ve kendini, o kişiyi tanıyan ya da onun çevresindeki bir okurun yerine koyar: bu okur, bu bilgilerden kişinin kim olduğunu çıkarabilir mi?
Üçüncü adım, argümanın gerektirmediği ayrıntıları çıkarmak ya da genelleştirmektir. Araştırmacı, her ayrıntı için onun argümana ne kattığını sorar. Argüman için gerekli olmayan ayrıntıları çıkarır; gerekli olanları, kişiyi tanınabilir kılmayacak bir düzeye genelleştirir, örneğin bir bölüm adı yerine bir alanı, bir tarih yerine bir dönemi verir.
Dördüncü adım, gereken yerde kişinin bilgilendirilmiş rızasını almaktır. Kişi, ayrıntılar çıkarıldıktan sonra da tanınabilir kalıyorsa ve bilgi onun kendisine özgü bir olayını ya da hayatının özel bir yanını anlatıyorsa, araştırmacı ona bilginin nasıl kullanılacağını açıklar ve rızasını alır; rıza verilmezse bilgiyi kullanmaz.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Veri mahremiyetini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir araştırmada hakkında bilgi kullanılan kişiler, o araştırmanın ne yazarı ne okuru olsa da, araştırmacının sorumluluğu altındadır. Bir kişinin adının çıkarılması onu korumaya yetmez, çünkü yarı tanımlayıcılar bir arada ya da kamuya açık başka bilgilerle birleştiğinde onu tanınabilir kılabilir. Bir araştırmacı, bir kişiye dair bütün bilgileri bir arada değerlendirir, argümanın gerektirmediği ayrıntıları çıkarır ya da genelleştirir ve kişi tanınabilir kalıyorsa onun bilgilendirilmiş rızasını alır; rıza verilmezse bilgiyi kullanmaz ya da onu yeniden kurar ve bunu okura bildirir. Bir bilginin öğretici değeri, bir kişiye verebileceği zararı haklı kılmaz; ama çoğu zaman o zarar olmadan da korunabilir.
Açık kalan sorular
Belmont Raporu, kişilere saygının bilgilendirilmiş rızayı gerektirdiğini belirtti. Ama bir felsefe araştırmacısı, bir düşünürün yayımlanmamış mektuplarını, günlüklerini ya da özel notlarını, o düşünür ölmüş ve rıza veremeyecek durumdayken inceler. Ölmüş bir kişinin mahremiyeti korunmalı mıdır? Bir düşünürün yayımlamamayı seçtiği bir yazısı, onun ölümünden sonra yayımlandığında, bu onun rızasına aykırı mıdır, yoksa bir düşünürün düşüncesi onun ölümünden sonra bir kamu malı mı olur?
Mert, başvuru olayının ayrıntılarını değiştirdiklerini okura bildiren bir not ekledi ve bunun kaynak uydurmadan farkı olduğunu söyledi. Bir araştırmacı, bir kişiyi korumak için bir olayın ayrıntılarını değiştirdiğinde, bu değişikliğin ne kadar ileri gidebileceğinin bir sınırı var mıdır? Ayrıntıları birçok gerçek olaydan bir araya getirilmiş bir örnek, gerçek bir olay olarak mı, yoksa bir kurgu olarak mı sunulmalıdır?
Narayanan ve Shmatikov'un çalışması, yeterince ayrıntılı bir veri setinin anonimliğinin, onu başka bilgilerle birleştirebilecek birinin karşısında her zaman korunamayacağını gösterdi. Bir araştırmacı, bugün tanınamaz görünen bir bilginin, gelecekte ortaya çıkacak yeni bilgilerle ya da yeni araçlarla birleştirildiğinde tanınabilir hâle gelmeyeceğinden emin olabilir mi? Bu belirsizlik, bir araştırmacının kişilere dair bilgileri yayımlarken ne kadar temkinli olması gerektiği hakkında ne söyler?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışAdı çıkarmayı yeterli saymak.
Bir kişiyi korumak için yalnızca adını çıkarmak, onu tanınabilir kılabilecek yarı tanımlayıcıları, yani bir dönemi, bir yeri, bir kurumu ya da alışılmadık bir özelliği gözden kaçırır. Kişiye dair bütün bilgiler bir arada değerlendirilir.
Yaygın yanlışAyrıntıları tek tek değerlendirmek.
Bir kişiye dair ayrıntıları yalnızca tek tek değerlendirip her birinin zararsız olduğunu görmek, onların bir arada kişiyi tanımlayabileceğini gözden kaçırır. Ayrıntılar, kişiyi tanıyan bir okurun gözüyle birlikte değerlendirilir.
Yaygın yanlışKamuya açık bilgiyi zararsız saymak.
Bir bilginin kamuya açık olmasını, onun bir araştırmada kullanılmasının kişiye zarar vermeyeceğinin kanıtı saymak, bilgilerin birleştirilmesinden doğan zararı gözden kaçırır. Bir bilginin metindeki öteki bilgilerle birlikte ne yapabileceği sorulur.
Yaygın yanlışBir kez alınan rızayı her şeye izin saymak.
Bir kişinin bir bilginin kullanılmasına verdiği rızayı, o bilginin her ayrıntısıyla ve her biçimde kullanılmasına izin olarak görmek, kişinin rıza verdiği şeyin sınırlarını gözden kaçırır. Rıza alınmış bir bilgide de argümanın gerektirmediği ayrıntılar çıkarılır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir araştırmada hakkında bilgi kullanılan kişiler, o araştırmanın ne yazarı ne okuru olsa da, araştırmacının sorumluluğu altındadır ve bir kişinin adının çıkarılması onu korumaya yetmez, çünkü yarı tanımlayıcılar bir arada ya da başka bilgilerle birleştiğinde onu tanınabilir kılabilir.
Sweeney'nin çalışması adı çıkarılmış bir kaydın kamuya açık bir listeyle birleştiğinde bir kişiyi tanımlayabildiğini, Narayanan ve Shmatikov'un çalışması görünüşte önemsiz bilgilerin yeterince ayrıntılı olduklarında bir kişiyi tanımlayabildiğini, Belmont Raporu ise kişilere saygının onların bilgilendirilmiş rızasını gerektirdiğini gösterdi.
Bir araştırmada kişilere dair bilgiler dört adımla kullanılır: bir kişiye dair her bilgiyi bulmak, bu bilgilerin bir arada onu tanınabilir kılıp kılmadığını sormak, argümanın gerektirmediği ayrıntıları çıkarmak ya da genelleştirmek ve gereken yerde bilgilendirilmiş rıza almak.
Adı çıkarılmış bilginin zarar vermediği, kamuya açık bilginin serbestçe kullanılabildiği ve mahremiyetin araştırmanın değerini düşürdüğü itirazları, zararın kişiyi tanıyabilecek birkaç okurdan geldiğini, zararın çoğu zaman bilgilerin birleştirilmesinden doğduğunu ve kişiyi tanınabilir kılan ayrıntıların çoğu zaman argümana hiçbir şey katmadığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir araştırmada bir kişiden söz etmek, onun hayatından yalnızca argümanın gerektirdiği kadarını, onun tanınmayacağı biçimde ve gerektiğinde onun rızasıyla almaktır.
Sonraki derse köprü
Rapor, düzeltme notu ve yeniden yazılmış bölümleriyle komitenin sayfasında yeniden yayımlanıyor. Grup, haftalardır süren çalışmanın sonunda, raporun el yazması bölümündeki bir argümana dönüp bakıyor. Bölgesel inceleme okunmadan önce, grubun taslağında şöyle bir akıl yürütme vardı: el yazmasının kâğıdı erken bir yüzyıla aitse, el yazması da o yüzyılda yazılmıştır; kâğıt erken bir yüzyıla aittir; öyleyse el yazması o yüzyılda yazılmıştır. Kerem, akıl yürütmenin biçiminin kusursuz olduğunu, öncüller doğru olsaydı sonucun da doğru olmak zorunda olduğunu söylüyor. Ama incelemenin sonuç paragrafı, kâğıdın daha eski bir stoktan gelmiş olabileceğini, yani el yazmasının kâğıdından daha geç bir tarihte yazılmış olabileceğini belirtmişti: birinci öncül yanlış olabilirdi. Tolga, bir akıl yürütmenin biçimce kusursuz olup yine de yanlış bir sonuca götürebileceğini ve bu iki şeyi birbirinden ayırmayı bilmediklerini fark ediyor.
Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programı burada bitiyor. Bir sonraki program, Mantık ve Akıl Yürütme, bir akıl yürütmenin biçimini onun içeriğinden ayırarak incelemeyi öğretiyor ve bu incelemenin ilk ayrımıyla başlıyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Doğruluk ve geçerlilik dersi, bir önermenin doğru olması ile bir akıl yürütmenin geçerli olması arasındaki farkı, geçerli bir akıl yürütmenin yanlış öncüllerle yanlış bir sonuca nasıl götürebileceğini ve bir argümanı değerlendirirken bu iki sorunun neden ayrı ayrı sorulması gerektiğini soruyor.