Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Her aktarma bir seçimdir, ama seçici aktarma, bir kaynağın ya da bir literatürün yalnızca aktaranın görüşünü destekleyen kısımlarını aktararak, her parçası doğru olsa bile, okura bütün hakkında yanlış bir izlenim vermektir.
Karneades'in iki konuşması bir sorunun yalnızca bir yanını aktarmanın okura eksik bir resim verdiğini, Cherniss'in çözümlemesi büyük bir düşünürün bile bir literatürü kendi kuramına uymayan kısımlarını dışarıda bırakarak aktarabildiğini, Turner ve arkadaşlarının çalışması ise seçici aktarmanın bir literatürün bütününde, yayımlanan ve yayımlanmayan sonuçlar arasında da ortaya çıkabildiğini gösterdi.
Bir araştırmacı seçici aktarmadan dört adımla kaçınır: kaynağın bütününü okuyup genel tutumunu belirlemek, aktarılanın bu tutumu çarpıtıp çarpıtmadığını sormak, kendi görüşüne aykırı en güçlü kanıtı bulup aktarmak ve seçiminin ölçütünü okura söylemek.
Her aktarmanın bir seçim olduğu, savunuculuğun karşı kanıtı aktarmadığı ve karşı kanıtı okurun bulması gerektiği itirazları, seçici aktarmanın seçimin kendisinde değil bütün hakkında verdiği izlenimde yattığını, en açık savunuculuk rolünde bile en önemli aykırı kanıtın bildirildiğini ve okurun arama yükümlülüğünün yazarın aktarma yükümlülüğünü kaldırmadığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir kaynağı dürüstçe aktarmak, onun doğru bir parçasını vermek değil, o parçayı verirken bütünün ne söylediğini okurdan saklamamaktır.
Açılış sahnesi
Ece, ikinci monografinin yazarının makalesini ve birinci monografiye yazılmış iki eleştiri yazısını yan yana koyuyor. Makale, iki eleştiri yazısından dört alıntı yapıyor ve dördü de doğru: her biri gösterilen sayfada, gösterilen sözcüklerle duruyor. Dört alıntının dördü de birinci monografiyi eleştiriyor: yorum tezinin okulun bazı düşünürlerini dışarıda bıraktığını, eleştirel edisyondaki farklı okunuşları tartışmadığını, tek bir okunuşa dayandığını. Ama iki eleştiri yazısının her biri, bu eleştirilerden önce, birinci monografinin okulun tarihini ve temel metinlerini alanda o güne kadar yazılmış en açık ve en ayrıntılı biçimde anlattığını söyleyen uzun bir paragrafla başlıyor. Makale bu paragraflardan hiç söz etmiyor.
Kerem, makaleyi okuyan birinin iki eleştirmenin de birinci monografiyi reddettiğini düşüneceğini söylüyor; oysa ikisi de onu değerli ama sınırlı bir çalışma olarak görmüştü. Tolga, makalenin konusunun birinci monografinin zayıflıkları olduğunu, bir yazarın konusu olmayan övgüleri aktarmak zorunda olmadığını hatırlatıyor. Selin ise burada hiçbir kaynağın uydurulmadığını, hiçbir alıntının yanlış aktarılmadığını, ama okurun yine de yanıltıldığını söylüyor. Lina, grubun kendi raporunun da aynı şeyi yapıp yapmadığını merak ediyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Kaynak, Atıf ve Araştırma Etiği kursunda, bir araştırmacının bir kaynağın ya da bir literatürün yalnızca bir kısmını aktararak okuru nasıl yanıltabileceğini, meşru bir seçim ile yanıltıcı bir seçici aktarma arasındaki sınırın nerede olduğunu ve bir araştırmacının kendi görüşüne aykırı kanıtları nasıl dürüstçe aktaracağını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Eleştirel Düşünme kursunun doğrulama yanlılığı dersi, insanların kendi görüşlerini destekleyen kanıtları arayıp aykırı olanları gözden kaçırma eğilimini bir düşünme hatası olarak tanıttı. Bu kursun doğrudan alıntı dersi, bir alıntının bağlamından koparıldığında yazarın söylediğinden farklı bir şey söyleyebileceğini gösterdi. Kaynak uydurma dersi ise var olmayan bir kaynağın var gibi gösterilmesini ele aldı. Bu ders, bu üçünün kesiştiği yere bakıyor: var olan kaynaklardan, doğru alıntılarla, ama kanıtların yalnızca bir kısmını aktararak okuru yanıltmak. Bu, bir düşünme hatası olmaktan çıkıp bir araştırma etiği sorusuna dönüşür, çünkü okur, araştırmacının kendisine kanıtların dengeli bir resmini sunduğuna güvenir.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Karneades, milattan önce 155'te Roma'ya elçi olarak gittiğinde, bir gün adaletin lehine, ertesi gün aleyhine konuşur ve bir sorunun yalnızca bir yanını dinleyenin onun hakkında ne kadar az şey bildiğini gösterir. Harold Cherniss, 1935'te, Aristoteles'in kendinden önceki filozofların görüşlerini kendi kuramına götüren basamaklar olarak seçip düzenlediğini ve bu yüzden onun aktarımlarının tarihsel bir kaynak olarak dikkatle okunması gerektiğini savunur. Erick Turner ve arkadaşları ise 2008'de, bir ilaç grubuyla ilgili klinik çalışmaların yayımlanmış literatürde nasıl göründüğünü, aynı çalışmaların bir düzenleyici kurumun kayıtlarındaki sonuçlarıyla karşılaştırır.
Ardından üç itirazı tartacağız: her aktarmanın zaten bir seçim olduğu, bir savunuculuk metninin karşı kanıtları aktarmak zorunda olmadığı ve okurun karşı kanıtları kendisinin bulması gerektiği itirazları.
Sonda, bir araştırmacının seçici aktarmadan kaçınmasının dört adımını göstereceğiz: bir kaynağın bütününü okuyup onun genel tutumunu belirlemek, aktarılan kısmın bu genel tutumu çarpıtıp çarpıtmadığını sormak, kendi görüşüne aykırı en güçlü kanıtı bulup aktarmak ve seçimin ölçütünü okura söylemek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir araştırmacı bir kaynağın ya da bir literatürün yalnızca bir kısmını aktararak okuru nasıl yanıltabilir, meşru bir seçim ile yanıltıcı bir seçici aktarma arasındaki sınır nerededir ve bir araştırmacı kendi görüşüne aykırı kanıtları nasıl dürüstçe aktarır?
Ölçülü iddiam şu: her aktarma bir seçimdir, çünkü bir araştırmacı bir kaynağın ya da bir literatürün her şeyini aktaramaz; bir seçim, aktarılan kısım okura kaynağın ya da literatürün genel tutumu hakkında doğru bir izlenim verdiği sürece meşrudur; seçici aktarma ise bir kaynağın ya da bir literatürün, araştırmacının görüşünü destekleyen kısımlarını aktarıp ona aykırı olan kısımlarını anmayarak, okura kaynağın ya da literatürün genel tutumu hakkında yanlış bir izlenim vermektir; seçici aktarmanın her parçası doğru olabilir ve bu yüzden bir uydurmadan daha zor fark edilir; meşru bir seçimi seçici aktarmadan ayıran sınama, aktarılan kaynağın yazarının kendi görüşünü bu aktarmada tanıyıp tanımayacağı ve literatürü bilen bir okurun aktarılanı dengeli bulup bulmayacağıdır; ve bir araştırmacı, kendi görüşüne aykırı en güçlü kanıtı bulup aktararak ve seçiminin ölçütünü okura söyleyerek seçici aktarmadan kaçınır.
Sıfır noktası
Bir araştırmacı bir kaynaktan alıntı yaptığında ya da bir literatürü özetlediğinde, her zaman bir seçim yapar. Bir kitabın yüzlerce sayfasından birkaç cümleyi, bir tartışmanın onlarca makalesinden birkaçını seçer. Bu seçim kaçınılmazdır ve kendi başına bir sorun değildir: okur, araştırmacının kendisi için önemli olanı seçmesini bekler.
Ama okur, bir şeyi daha bekler: seçimin, seçilen şeyin bütünü hakkında ona yanlış bir şey söylememesini. Bir araştırmacı bir eleştirmenin bir kitabı nasıl değerlendirdiğini aktardığında, okur, bu aktarımın eleştirmenin genel yargısını yansıttığını varsayar. Bir araştırmacı bir tartışmanın kanıtlarını özetlediğinde, okur, bu özetin kanıtların dengesini yansıttığını varsayar. Seçici aktarma, bu varsayımı çiğner: her parçası doğru olan bir aktarım, bütünü hakkında yanlış bir izlenim bırakır.
Bu yanlışın özel bir güçlüğü vardır. Bir uydurma, okur bir atfın gösterdiği yere gittiğinde ortaya çıkar. Seçici aktarma ise okur atfın gösterdiği yere gittiğinde de ortaya çıkmaz: alıntı oradadır, doğrudur. Seçici aktarmayı fark etmek için, okurun atfın gösterdiği yerin çevresini, kaynağın bütününü ya da literatürün geri kalanını da okuması gerekir.
Görüşler ve pozisyonlar
Bir aktarmanın ne zaman seçici aktarmaya dönüştüğü konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, doğruluk görüşüdür. Buna göre bir aktarma, aktarılan her alıntı doğru olduğu ve kaynağında bulunduğu sürece dürüsttür. Bir araştırmacı, kendi argümanı için gereken kısımları seçmekte özgürdür; okur, kaynağın geri kalanını merak ediyorsa kaynağa gidip okuyabilir.
İkinci görüş, bütünlük görüşüdür. Buna göre bir araştırmacı, bir kaynaktan ya da bir literatürden yaptığı her aktarmada, kaynağın ya da literatürün bütün yanlarını, hem kendi görüşünü destekleyen hem de ona aykırı olan kısımları, eşit ağırlıkla aktarmalıdır. Aksi hâlde her aktarma bir ölçüde seçicidir.
Üçüncü görüş, temsil görüşüdür. Buna göre bir aktarmanın dürüstlüğü, aktarılan kısmın doğruluğuyla değil, aktarılan kısmın kaynağın ya da literatürün genel tutumunu okura doğru temsil edip etmediğiyle ölçülür. Bir araştırmacı, kaynağın her yanını aktarmak zorunda değildir; ama aktardığı kısım, okura kaynağın genel tutumu hakkında yanlış bir izlenim vermemelidir. Aktardığı kısım kaynağın genel tutumundan ayrılıyorsa, bunu okura bir cümleyle söyler. Bir literatürü özetlerken de, kendi görüşüne aykırı en güçlü kanıtları anar.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bir araştırmacının kendi argümanı için gereken kısımları seçmekte özgür olduğunu doğru görür, ama her alıntısı doğru olan bir aktarımın bütün olarak okuru yanıltabildiğini ve okurun her kaynağın geri kalanını okuyamayacağını hesaba katmaz. İkinci görüş, aykırı kanıtların aktarılması gerektiğini doğru görür, ama her aktarmada bir kaynağın bütün yanlarının eşit ağırlıkla verilmesini istemek, bir araştırmacının kendi sorusu için önemli olanı seçmesini imkânsız kılar.
Argümanın yapısı
Bir araştırmacının seçici aktarmadan kaçınması için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, bir kaynağın bütününü okuyup onun genel tutumunu belirlemektir. Araştırmacı, bir kaynaktan alıntı yapmadan önce, kaynağın genel tutumunu, yani yazarın bütün olarak ne savunduğunu ya da nasıl bir yargıya vardığını, bir cümleyle yazabilmelidir.
İkinci adım, aktarılan kısmın bu genel tutumu çarpıtıp çarpıtmadığını sormaktır. Araştırmacı, aktardığı kısmın, okura kaynağın genel tutumu hakkında nasıl bir izlenim vereceğini sorar ve aktarılan kısmın yazarının, bu aktarmada kendi görüşünü tanıyıp tanımayacağını düşünür.
Üçüncü adım, kendi görüşüne aykırı en güçlü kanıtı bulup aktarmaktır. Araştırmacı, bir literatürü özetlerken ya da bir tartışmayı sunarken, kendi görüşüne aykırı kanıtları aramak için bilinçli bir çaba gösterir ve bunların en güçlüsünü, onu savunan birinin kabul edeceği bir biçimde aktarır.
Dördüncü adım, seçimin ölçütünü okura söylemektir. Araştırmacı, bir kaynağın ya da bir literatürün yalnızca bir kısmını ele aldığında, hangi kısmı neden seçtiğini okura söyler; böylece okur, aktarılanın bütünü temsil ettiğini sanmaz.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Seçici aktarmayı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Her aktarma bir seçimdir ve bir seçim, aktarılan kısım okura kaynağın ya da literatürün genel tutumu hakkında doğru bir izlenim verdiği sürece meşrudur. Seçici aktarma, bir kaynağın ya da bir literatürün yalnızca aktaranın görüşünü destekleyen kısımlarını aktararak, her parçası doğru olsa bile, bütün hakkında yanlış bir izlenim vermektir. Meşru bir seçimi seçici aktarmadan ayıran sınama, aktarılan kaynağın yazarının bu aktarmada kendi görüşünü tanıyıp tanımayacağıdır. Bir araştırmacı, kaynağın bütününü okuyup genel tutumunu belirleyerek, kendi görüşüne aykırı en güçlü kanıtı bulup aktararak, bir literatürün sessizliklerini de anarak ve seçiminin ölçütünü okura söyleyerek seçici aktarmadan kaçınır.
Açık kalan sorular
Karneades'in iki konuşması, bir sorunun iki yanı için de güçlü argümanlar kurulabileceğini gösterdi ve Romalı dinleyicilerin bir kısmını rahatsız etti. Bir araştırmacının, her sorunun iki yanını eşit güçle sunması, bir erdem midir, yoksa bir yargıdan kaçınma mıdır? Kanıt dengesinin açıkça bir yana ağdığı bir durumda, iki yanı eşit ağırlıkla sunmak, okura dengeyi yanlış göstermek olmaz mı?
Cherniss, Aristoteles'in önceki filozofları kendi kuramına götüren basamaklar olarak sunduğunu savundu. Her felsefe tarihi, geçmişi bir ölçüde kendi sorularına göre düzenlemek zorunda değil midir? Bir literatürü kendi sorusunun merceğinden okumak ile onu kendi kuramına uyacak biçimde seçerek aktarmak arasındaki sınır nerededir?
Turner ve arkadaşlarının çalışması, yayın yanlılığının tek tek yazarların değil, bir literatürün bütününün bir özelliği olabileceğini gösterdi. Bir literatürün sessizliklerinden kim sorumludur: sonuçlarını yayımlamayan araştırmacılar mı, belirsiz sonuçları yayımlamayan dergiler mi, yoksa kesin sonuçları ödüllendiren bir akademik kültür mü? Tolga'nın öğrendiği yayımlanmamış inceleme, bir felsefe ya da filoloji literatüründe de benzer bir sessizliğin var olabileceğini düşündürür mü?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışDoğru alıntıyı dürüst aktarım saymak.
Bir aktarımın her alıntısı doğru ve kaynağında bulunuyor diye onu dürüst saymak, alıntıların bir arada kaynağın genel tutumu hakkında yanlış bir izlenim verebileceğini gözden kaçırır. Aktarılan kısım, kaynağın genel tutumuyla karşılaştırılır.
Yaygın yanlışKaynağın yalnızca işe yarayan kısmını okumak.
Bir kaynağı yalnızca kendi argümanı için gereken kısmı bulmak için okumak, kaynağın genel tutumunu, sınırlamalarını ve aykırı sonuçlarını gözden kaçırır. Bir kaynaktan alıntı yapmadan önce onun bütünü okunur.
Yaygın yanlışAykırı kanıtı aramamak.
Bir literatürü özetlerken yalnızca kendi görüşünü destekleyen kanıtları aramak, doğrulama yanlılığını bir araştırma metnine taşır. Kendi görüşüne aykırı en güçlü kanıt bilinçli olarak aranır ve aktarılır.
Yaygın yanlışYayımlanmış olanı bütün kanıt saymak.
Bir alandaki yayımlanmış çalışmaları, o alandaki bütün kanıtlar saymak, belirsiz ya da olumsuz sonuçların yayımlanmamış olabileceğini gözden kaçırır. Bir literatürün sessizlikleri de araştırılır ve belirtilir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Her aktarma bir seçimdir, ama seçici aktarma, bir kaynağın ya da bir literatürün yalnızca aktaranın görüşünü destekleyen kısımlarını aktararak, her parçası doğru olsa bile, okura bütün hakkında yanlış bir izlenim vermektir.
Karneades'in iki konuşması bir sorunun yalnızca bir yanını aktarmanın okura eksik bir resim verdiğini, Cherniss'in çözümlemesi büyük bir düşünürün bile bir literatürü kendi kuramına uymayan kısımlarını dışarıda bırakarak aktarabildiğini, Turner ve arkadaşlarının çalışması ise seçici aktarmanın bir literatürün bütününde, yayımlanan ve yayımlanmayan sonuçlar arasında da ortaya çıkabildiğini gösterdi.
Bir araştırmacı seçici aktarmadan dört adımla kaçınır: kaynağın bütününü okuyup genel tutumunu belirlemek, aktarılanın bu tutumu çarpıtıp çarpıtmadığını sormak, kendi görüşüne aykırı en güçlü kanıtı bulup aktarmak ve seçiminin ölçütünü okura söylemek.
Her aktarmanın bir seçim olduğu, savunuculuğun karşı kanıtı aktarmadığı ve karşı kanıtı okurun bulması gerektiği itirazları, seçici aktarmanın seçimin kendisinde değil bütün hakkında verdiği izlenimde yattığını, en açık savunuculuk rolünde bile en önemli aykırı kanıtın bildirildiğini ve okurun arama yükümlülüğünün yazarın aktarma yükümlülüğünü kaldırmadığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir kaynağı dürüstçe aktarmak, onun doğru bir parçasını vermek değil, o parçayı verirken bütünün ne söylediğini okurdan saklamamaktır.
Sonraki derse köprü
Barış, grubun raporunu değerlendirmeyi kabul eden öğretim üyesi hakkında öğrendiği bir şeyi anlatıyor. Öğretim üyesi, ikinci monografinin yazarıyla birlikte iki makale yazmış ve onun doktora öğrencisi olmuştu. Grubun raporu ise, el yazması tartışmasında ikinci monografinin yazarının makalesindeki seçici aktarmayı ve ansiklopedi maddesindeki metin geri dönüşümünü eleştiren bölümler içeriyordu. Kerem, öğretim üyesinin raporu dürüstçe değerlendireceğinden şüphe etmediğini, ama bir okurun onun değerlendirmesini okurken bu ilişkiyi bilmesi gerektiğini düşünüyor. Selin ise öğretim üyesinin bu ilişkiyi kendisinin söyleyip söylemediğini soruyor; Barış, bunu başka bir kaynaktan öğrendiğini, öğretim üyesinin hiç anmadığını söylüyor.
Bir araştırmacının ya da bir değerlendiricinin, değerlendirdiği şeyle kişisel, mesleki ya da maddi bir bağı olması, onun yargısını etkilemeyebilir; ama okurun o yargıya ne kadar güveneceğini etkiler. Bu bağların ne zaman bildirilmesi gerektiği, bir araştırma etiği sorusudur.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Çıkar çatışması dersi, bir araştırmacının ya da bir değerlendiricinin yargısını etkileyebilecek bağların neler olduğunu, bu bağların ne zaman ve nasıl bildirilmesi gerektiğini ve bir çıkar çatışmasının bildirilmesinin, onun doğurduğu sorunu ne ölçüde çözdüğünü soruyor.