Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kaynak uydurma, var olmayan bir kaynağı, bir kaynakta bulunmayan bir alıntıyı ya da hiç toplanmamış bir veriyi var ve doğrulanabilir gibi sunmaktır ve bir atfın gösterdiği yerde gerçekten bir şey bulunduğu güvenini çiğner.
Macpherson'ın Ossian şiirleri bir uydurmanın gerçek bir malzemeyi var olmayan bir kaynağa bağlayabildiğini ve bir kaynağın aslını istemenin en eski sınama yolu olduğunu, Stapel raporu bir veri uydurmasının verilerin nasıl elde edildiğini görmeden onlara güvenilen her yerde yaşayabildiğini, Mata ve Avianca davası ise bir kaynağı görmeden ona dayanmanın uydurmayı metne taşımanın sorumluluğunu doğurduğunu gösterdi.
Bir okur bir uydurmayı ve bir araştırmacı uydurmadan kaçınmayı dört adımla başarır: bir atfın gösterdiği yere gidip bakmak, söylenceyi, hatayı ve uydurmayı ayıran işaretleri okumak, bir kaynağın aslını istemek ve yalnızca kendisinin gördüğü kaynaklara atıf yapmak.
Uydurmanın yalnızca bilerek yapılan olduğu, tek bir uydurma alıntının zararsız olduğu ve uydurmayı yakalamanın okurun işi olmadığı itirazları, görmeden atıf yapmanın ihmalinin bir hatadan ağır olduğunu, bir uydurmanın zararının üzerine kurulan şeylerle ölçüldüğünü ve kurumların denetimi ile okurların merakının birbirini tamamladığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir kaynağa atıf yapmak, okura o kaynağın gösterilen yerde gerçekten var olduğunu, onu gördüğünü ve istendiğinde aslını gösterebileceğini söylemektir.
Açılış sahnesi
Konuk yazarın çok satan kitabı, okulun kurucusuna ait olduğunu söylediği bir özdeyişle açılıyor: "Eylemin meyvesi, onu eken elden başka hiçbir eli aramaz." Özdeyişin altında, temel metnin adı ve bir sayfa numarası var. Grup, bu özdeyişi temel metinde, iki monografide, üç makalede ve ansiklopedi maddesinde aramış, hiçbir yerde bulamamıştı. Selin, eleştirel edisyonun yeni baskısını açıp kitabın verdiği sayfaya bakıyor. Sayfada karmadan hiç söz edilmiyor; sayfa, okulun bilgi kuramına ayrılmış bir bölümün ortasında, algının güvenilirliği üzerine bir tartışmayı içeriyor.
Kerem, bunun Mert'in komitesindeki Machiavelli özdeyişi gibi bir alıntı söylencesi olup olmadığını soruyor: yıllar içinde bir düşünüre yakıştırılmış bir söz. Ama Selin, bir söylencenin genellikle bir sayfa numarası taşımadığını, bu özdeyişin ise belirli bir baskının belirli bir sayfasına bağlandığını söylüyor. Tolga, sayfa numarasının bir hata olabileceğini, yazarın başka bir sayfayı kastetmiş olabileceğini hatırlatıyor. Lina ise özdeyişin temel metnin hiçbir sayfasında bulunmadığını, bu yüzden bir sayfa hatasının durumu açıklamadığını söylüyor. Deniz, aracın uydurduğu eseri hatırlıyor ve bir insanın aynı şeyi bilerek yapıp yapmadığını, yaptıysa bunun nasıl anlaşılacağını soruyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Kaynak, Atıf ve Araştırma Etiği kursunda, bir araştırmacının bir kaynağı, bir alıntıyı ya da bir veriyi uydurmasının ne anlama geldiğini, bir uydurmanın bir söylenceden ve bir hatadan nasıl ayırt edileceğini ve bir okurun uydurulmuş bir kaynağı nasıl fark edebileceğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Bu kursun atıf ve akademik dürüstlük modülü, var olan kaynakların sözcüklerinin, düşüncelerinin ve bilgilerinin nasıl dürüstçe aktarılacağını ele aldı. İntihal dersi, başkasının emeğini kendi emeği gibi sunmayı; yapay zekâ kullanımı dersi ise bir aracın var olmayan bir eseri bir kalıptan üretebildiğini gösterdi. Bu ders, kursun son modülünü, araştırma etiği modülünü açıyor ve bir araştırmanın dayandığı güveni en temelinden sarsan yanlışa bakıyor: var olmayan bir kaynağın, bir alıntının ya da bir verinin var gibi gösterilmesi.
Sonra üç kaynağa bakacağız. James Macpherson, 1760'larda, üçüncü yüzyılda yaşamış bir İskoç ozanın destanlarını eski Gal dilinden çevirdiğini söyleyerek yayımladığı şiirlerle Avrupa'da büyük bir ün kazanır; ama özgün el yazmalarını göstermesi istendiğinde bunu hiçbir zaman yapmaz. Hollandalı sosyal psikolog Diederik Stapel'in onlarca yayınındaki verilerin uydurma olduğu, 2011'de genç araştırmacıların şüphelerini bildirmesiyle ortaya çıkar. 2023'te New York'ta görülen bir davada ise iki avukat, bir yapay zekâ aracının ürettiği ve hiçbiri var olmayan mahkeme kararlarına dayanan bir dilekçe sunar ve yargıç, onlara yaptırım uygular.
Ardından üç itirazı tartacağız: uydurmanın yalnızca bilerek yapılan bir aldatma olduğu, tek bir uydurma alıntının zararsız olduğu ve uydurmayı yakalamanın okurun değil editörlerin ve hakemlerin işi olduğu itirazları.
Sonda, bir okurun uydurulmuş bir kaynağı fark etmesinin ve bir araştırmacının uydurmadan kaçınmasının dört adımını göstereceğiz: bir atfın gösterdiği yere gidip bakmak, bir söylenceyi, bir hatayı ve bir uydurmayı ayıran işaretleri okumak, bir kaynağın aslını istemek ve kendi metninde yalnızca kendisinin gördüğü kaynaklara atıf yapmak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir kaynağı, bir alıntıyı ya da bir veriyi uydurmak ne anlama gelir, bir uydurma bir söylenceden ve bir hatadan nasıl ayırt edilir ve bir okur uydurulmuş bir kaynağı nasıl fark edebilir?
Ölçülü iddiam şu: kaynak uydurma, var olmayan bir kaynağı, bir kaynakta bulunmayan bir alıntıyı ya da hiç toplanmamış bir veriyi, var ve doğrulanabilir gibi sunmaktır; uydurma, bir araştırmanın dayandığı en temel güveni, yani bir atfın gösterdiği yerde gerçekten bir şey bulunduğu güvenini çiğnediği için, akademik dürüstlüğün en ağır ihlallerinden biridir; bir uydurma, bir alıntı söylencesinden, kaynağına belirli ve doğrulanabilir gibi görünen bir bağla bağlanmasıyla, bir hatadan ise gösterilen kaynağın hiçbir yerinde bulunmamasıyla ayrılır; niyet, bir uydurmanın doğurduğu sorumluluğun türünü belirler, ama kaynağını görmeden bir atıf yapan araştırmacı, niyetsiz olsa bile, bir uydurmayı metnine taşımanın sorumluluğunu taşır; ve bir okur, bir uydurmayı ancak bir atfın gösterdiği yere gidip bakarak ve gerekirse bir kaynağın aslını isteyerek fark edebilir.
Sıfır noktası
Bir okur, bir metinde bir atıf gördüğünde, çoğu zaman o atfın gösterdiği kaynağa gitmez. Bu, bir tembellik değil, bir güvendir: okur, yazarın bir kaynağa atıf yaptığında, o kaynağı gördüğünü, orada atıf yaptığı şeyi bulduğunu ve okurun isterse aynı şeyi bulabileceğini varsayar. Bütün bir araştırma dünyası, bu varsayım üzerine kuruludur; hiçbir araştırmacı, okuduğu her atfı kendisi denetleyemez.
Kaynak uydurma, tam bu güveni çiğner. İntihal, bir kaynağın kime ait olduğunu gizler; uydurma ise var olmayan bir kaynağı var gibi gösterir. İntihalde okur, en azından bir düşüncenin bir yerde var olduğunu bilir, yalnızca kime ait olduğunu yanlış bilir. Uydurmada ise okurun izleyebileceği bir iz bile yoktur: atıf, bir yeri gösterir ve o yerde hiçbir şey yoktur. Uydurma bir kaynak, bir araştırmacının metnine girdiğinde, o metne atıf yapan her sonraki çalışmaya da taşınabilir ve atıf zinciri boyunca, gerçek bir kaynak gibi yayılabilir.
Görüşler ve pozisyonlar
Kaynak uydurmanın tanımında niyetin yeri konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, bilinçli aldatma görüşüdür. Buna göre uydurma, yalnızca bir araştırmacının bir kaynağın var olmadığını bilerek onu var gibi göstermesidir. Bir araştırmacı, bir kaynağı bir başkasından duyup onun var olduğuna inanarak atıf yaptıysa, bir uydurma yapmamış, bir hataya düşmüştür.
İkinci görüş, metin görüşüdür. Buna göre bir metin, var olmayan bir kaynağa atıf yapıyorsa, yazarı ne bilirse bilsin, bir uydurma içerir ve aynı biçimde değerlendirilir. Okur için önemli olan, atfın gösterdiği yerde bir şey bulunup bulunmadığıdır; yazarın ne bildiği okuru ilgilendirmez.
Üçüncü görüş, görme yükümlülüğü görüşüdür. Buna göre bir metnin bir uydurma içerip içermediği, metne ve kaynağa bakılarak belirlenir; ama bu uydurmanın doğurduğu sorumluluk, yazarın bir kaynağı görme yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğine bağlıdır. Bir kaynağı bilerek uyduran bir araştırmacı bir aldatma yapar. Bir kaynağı görmeden, bir başkasının aktarımına ya da bir aracın çıktısına dayanarak atıf yapan bir araştırmacı ise bir aldatma yapmamıştır, ama bir kaynağı görmeden ona atıf yapmanın ihmalinden sorumludur.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bilerek yapılan bir uydurma ile bilmeden aktarılan bir uydurmanın farklı olduğunu doğru görür, ama bir araştırmacının atıf yaptığı kaynağı görme yükümlülüğünü göz ardı eder; bu yükümlülük olmadan, her uydurma, onu aktaran ilk kişi dışında herkes için bir hata olarak mazur görülebilirdi. İkinci görüş, okurun yazarın ne bildiğiyle ilgilenmediğini doğru görür, ama bilerek aldatan bir yazarla, görmeden aktaran bir yazarın aynı sorumluluğu taşımadığını hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir okurun uydurulmuş bir kaynağı fark etmesi ve bir araştırmacının uydurmadan kaçınması için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, bir atfın gösterdiği yere gidip bakmaktır. Okur, özellikle bir argüman için belirleyici olan ya da kulağa fazla iyi gelen bir alıntının ya da verinin atfını izler ve gösterilen kaynağın gösterilen yerinde, atfedilen şeyin bulunup bulunmadığına bakar.
İkinci adım, bir söylenceyi, bir hatayı ve bir uydurmayı ayıran işaretleri okumaktır. Okur, atfedilen şeyin kaynakta başka bir yerde bulunup bulunmadığını, başka ikincil kaynaklarda bir söylence olarak dolaşıp dolaşmadığını ve atfın kaynağına belirli bir yerle bağlanıp bağlanmadığını ayrı ayrı sorar.
Üçüncü adım, bir kaynağın aslını istemektir. Okur, bir kaynağa ulaşamıyorsa ya da bir kaynağın gerçekliğinden şüphe ediyorsa, yazardan, yayınevinden ya da dergiden kaynağın aslını, bir verinin ham hâlini ya da bir alıntının tam künyesini ister.
Dördüncü adım, kendi metninde yalnızca kendisinin gördüğü kaynaklara atıf yapmaktır. Araştırmacı, bir kaynağa, onu kendisi görmeden, yalnızca bir başka çalışmanın aktarımına ya da bir aracın çıktısına dayanarak atıf yapmaz; bir kaynağı göremiyorsa, onu aktaran çalışmayı gösterir ve kaynağı kendisinin görmediğini belirtir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Kaynak uydurmayı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Kaynak uydurma, var olmayan bir kaynağı, bir kaynakta bulunmayan bir alıntıyı ya da hiç toplanmamış bir veriyi var ve doğrulanabilir gibi sunmaktır ve bir atfın gösterdiği yerde gerçekten bir şey bulunduğu güvenini çiğner. Bir uydurma, bir söylenceden kaynağına belirli bir bağla bağlanmasıyla, bir hatadan ise gösterilen kaynağın hiçbir yerinde bulunmamasıyla ayrılır. Niyet sorumluluğun türünü belirler, ama bir kaynağı görmeden ona atıf yapan bir araştırmacı, bir uydurmayı metnine taşımanın ihmalinden sorumludur. Bir okur, bir uydurmayı ancak bir atfın gösterdiği yere gidip bakarak ve bir kaynağın aslını isteyerek fark edebilir; bir araştırmacı ise yalnızca kendisinin gördüğü kaynaklara atıf yaparak ondan kaçınır.
Açık kalan sorular
Macpherson'ın Ossian şiirleri, uydurma oldukları anlaşıldıktan sonra da okunmaya ve birçok şairi etkilemeye devam etti. Bir eser, kaynağı uydurma olduğu anlaşıldığında değerini yitirir mi? Bir eserin değeri, onun kaynağına dair iddiadan ayrılabilir mi, yoksa Ossian şiirlerinin ününün bir kısmı, eski bir ozanın sesi olduklarına dair inançtan mı geliyordu?
Stapel raporu, ortak yazarların ve öğrencilerin, verilerin nasıl toplandığını görmediği için uydurmayı fark etmediğini gösterdi. Bir ortak yazar, bir çalışmanın bütün verilerinin nasıl toplandığını görmekle yükümlü müdür? Büyük ekiplerle yürütülen çalışmalarda, bir araştırmacının her veriyi kendisinin görmesi mümkün değilse, ortak bir çalışmanın dürüstlüğü nasıl güvence altına alınabilir?
Mata ve Avianca davasındaki avukat, aracın ürettiği kararların gerçek olup olmadığını aracın kendisine sormuş ve araç gerçek olduklarını söylemişti. Bir kaynağın varlığını, o kaynağı üreten bir araca sorarak doğrulamanın neden bir doğrulama olmadığı, bir aracın kendi çıktısını değerlendiremeyeceği hakkında ne söyler? Bir bilgi kaynağının kendi güvenilirliğine dair tanıklığı, hangi koşullarda bir kanıt sayılabilir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışGörmediği kaynağa doğrudan atıf yapmak.
Bir kaynağa, onu kendisi görmeden, bir başka çalışmanın aktarımına ya da bir aracın çıktısına dayanarak doğrudan atıf yapmak, o aktarımdaki bir uydurmayı ya da hatayı metne taşır. Görülmeyen bir kaynak, onu aktaran çalışma üzerinden gösterilir.
Yaygın yanlışSayfa numarası uydurmak.
Bir alıntıya ya da bir iddiaya, kaynağın o sayfasına bakmadan bir sayfa numarası eklemek, bir söylenceyi ya da bir hatırlamayı belirli ve doğrulanabilir gibi gösterir. Her sayfa numarası, kaynağın kendisinden doğrulanır.
Yaygın yanlışEksik veriyi tahminle doldurmak.
Toplanmamış bir veriyi ya da yapılmamış bir ölçümü, makul bir tahminle doldurmak, bir eksikliği bir bulgu gibi sunar. Eksik veri, eksik olarak gösterilir.
Yaygın yanlışKaynağın varlığını onu üretene sormak.
Bir kaynağın varlığını, onu aktaran kişiye ya da onu üreten bir araca sorarak doğrulamaya çalışmak, bir doğrulama değil, aynı iddianın tekrarıdır. Kaynağın varlığı, kaynağın kendisine bakılarak doğrulanır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kaynak uydurma, var olmayan bir kaynağı, bir kaynakta bulunmayan bir alıntıyı ya da hiç toplanmamış bir veriyi var ve doğrulanabilir gibi sunmaktır ve bir atfın gösterdiği yerde gerçekten bir şey bulunduğu güvenini çiğner.
Macpherson'ın Ossian şiirleri bir uydurmanın gerçek bir malzemeyi var olmayan bir kaynağa bağlayabildiğini ve bir kaynağın aslını istemenin en eski sınama yolu olduğunu, Stapel raporu bir veri uydurmasının verilerin nasıl elde edildiğini görmeden onlara güvenilen her yerde yaşayabildiğini, Mata ve Avianca davası ise bir kaynağı görmeden ona dayanmanın uydurmayı metne taşımanın sorumluluğunu doğurduğunu gösterdi.
Bir okur bir uydurmayı ve bir araştırmacı uydurmadan kaçınmayı dört adımla başarır: bir atfın gösterdiği yere gidip bakmak, söylenceyi, hatayı ve uydurmayı ayıran işaretleri okumak, bir kaynağın aslını istemek ve yalnızca kendisinin gördüğü kaynaklara atıf yapmak.
Uydurmanın yalnızca bilerek yapılan olduğu, tek bir uydurma alıntının zararsız olduğu ve uydurmayı yakalamanın okurun işi olmadığı itirazları, görmeden atıf yapmanın ihmalinin bir hatadan ağır olduğunu, bir uydurmanın zararının üzerine kurulan şeylerle ölçüldüğünü ve kurumların denetimi ile okurların merakının birbirini tamamladığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir kaynağa atıf yapmak, okura o kaynağın gösterilen yerde gerçekten var olduğunu, onu gördüğünü ve istendiğinde aslını gösterebileceğini söylemektir.
Sonraki derse köprü
Grup, uydurma özdeyişin peşinden giderken, ikinci monografinin yazarının bir makalesinde başka türden bir sorunla karşılaşıyor. Makale, birinci monografiye yazılmış iki eleştiri yazısından alıntılar yapıyordu ve alıntıların hepsi doğruydu: her biri, gösterilen sayfada, gösterilen sözcüklerle bulunuyordu. Ama Ece, iki eleştiri yazısını da baştan sona okuduğunda, makalenin yalnızca birinci monografiyi eleştiren cümleleri aktardığını, eleştiri yazılarının aynı monografiyi öven ve onun okulun tarihini açık ve ayrıntılı biçimde anlattığını söyleyen cümlelerini hiç anmadığını görüyor. Makaleyi okuyan biri, iki eleştirmenin de birinci monografiyi reddettiğini düşünecekti. Kerem, burada hiçbir kaynağın uydurulmadığını, hiçbir alıntının yanlış aktarılmadığını, ama okurun yine yanıltıldığını söylüyor.
Bir araştırmacı, var olan kaynaklardan doğru alıntılar yaparak da okuru yanıltabilir: yalnızca kendi görüşünü destekleyen kısımları seçip ötekileri anmadan. Bu tür bir yanıltma, bir uydurmadan daha zor fark edilir, çünkü her parçası doğrudur.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Seçici aktarma dersi, bir araştırmacının bir kaynağın ya da bir literatürün yalnızca bir kısmını aktararak okuru nasıl yanıltabileceğini, meşru bir seçim ile yanıltıcı bir seçici aktarma arasındaki sınırın nerede olduğunu ve bir araştırmacının kendi görüşüne aykırı kanıtları nasıl dürüstçe aktaracağını soruyor.