Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
İntihal, başkasının sözcüklerini, düşüncelerini, bulgularını, yapısını ya da emeğini, kaynağını göstermeden kendi emeği gibi sunmaktır ve bir metnin okura ne sunduğuyla tanımlanır; yazarın niyeti, intihalin varlığını değil, doğurduğu sorumluluğun türünü belirler.
Martialis'in epigramı intihalin en eski adlandırmalarından birinin onu bir emek hırsızlığı olarak gördüğünü, Coleridge'in Schelling pasajları genel bir borç bildirmenin belirli pasajların kaynağını gizlemeyi meşru kılmadığını, Guttenberg raporu ise intihalin varlığının metinden, niyetin ise intihalin boyutundan ve biçiminden çıkarsanabildiğini gösterdi.
Bir araştırmacı intihalden dört adımla kaçınır: notlarında alıntıyı, özeti ve kendi yorumunu baştan ayırmak, her cümlesinin kaynağını sorabilmek, ara kaynaklarını gizlememek ve metnini teslimden önce kaynaklarıyla karşılaştırmak.
Niyetsiz kopyanın intihal olmadığı, intihalin yalnızca sözcükleri kopyalamak olduğu ve fikirlerin kimseye ait olamayacağı itirazları, zararın niyetten bağımsız doğduğunu, en önemli intihal biçimlerinin bir kısmının sözcük düzeyinde görünmediğini ve atfın düşüncenin dolaşımını kısıtlamadan onun izini tuttuğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden intihalden kaçınmak, kuralları ezberlemek değil, çalışmanın her aşamasında hangi sözcüğün, hangi düşüncenin ve hangi emeğin kime ait olduğunu izlemektir.
Açılış sahnesi
Mert, burs komitesinin toplantısından yorgun dönüyor. Komite, başvuru mektuplarından birinde, dört cümlenin bir internet sitesindeki bir yazıyla neredeyse aynı olduğunu bulmuştu. Başvuran öğrenci, yazının "herkesin bildiği şeyleri" anlattığını, bu yüzden atıf yapmaya gerek görmediğini söylemişti. Komitenin bir üyesi, bunun açık bir intihal olduğunu ve başvurunun reddedilmesi gerektiğini savunmuştu. Bir başka üyesi ise öğrencinin atıf kurallarını hiç öğrenmediğini, niyetinin aldatmak olmadığını ve bunun bir cezayı değil bir uyarıyı gerektirdiğini söylemişti. Komite bir karara varamamış ve Mert'ten, grubun kaynaklar üzerine yaptığı çalışmadan yola çıkarak, intihalin ne olduğunu açıklayan kısa bir not hazırlamasını istemişti.
Deniz, Mert'in anlattıklarını dinlerken sessizleşiyor. Kendi yamalı paragrafını hatırlıyor: o paragraf, monografinin yapısını kopyalıyordu ve hiçbir atıf taşımıyordu. Deniz'in niyeti de aldatmak değildi; paragrafı kendi sözcükleriyle yazdığını sanıyordu. Kerem, Deniz'in paragrafının raporun taslağında kaldığını, hiçbir okura ulaşmadan düzeltildiğini hatırlatıyor. Barış ise sitenin yazısının, internet sitesinin kendi yazarı tarafından başka bir kitaptan alınmış olabileceğini ve bu durumda kimin kimden intihal yaptığının ayrı bir soru olacağını söylüyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Kaynak, Atıf ve Araştırma Etiği kursunda, intihalin ne olduğunu, hangi biçimlerde ortaya çıktığını, niyetin bir intihal yargısında nasıl bir yer tuttuğunu ve bir araştırmacının başkasının emeğini kendi emeği gibi sunmaktan nasıl kaçınacağını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Bu kursun doğrudan alıntı, paraphrase ve ortak bilgi dersleri, bir kaynağın sözcüklerinin, düşüncesinin ve bilgisinin bir araştırmacının metnine nasıl dürüstçe taşınacağını gösterdi. Bu ders, bu taşımanın dürüst yapılmadığı duruma bakıyor. İntihal, önceki üç dersin kurallarının tek tek çiğnenmesinin ortak adıdır: bir kaynağın sözcüklerini tırnak işareti olmadan aktarmak, bir kaynağın düşüncesini atıf yapmadan anlatmak, bir kaynaktan öğrenilen bir bilgiyi ortak bilgi gibi sunmak. Ama intihal, kural ihlallerinin bir listesinden fazlasıdır; bir yargıdır ve bu yargı, niyet, emek ve sorumluluk kavramlarına dayanır.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Romalı şair Martialis, birinci yüzyılda, şiirlerini kendi şiiri gibi okuyan birini "plagiarius", yani özgür bir insanı kaçırıp köleleştiren biri olarak adlandırır ve intihal sözcüğünün Batı dillerindeki kökünü verir. Samuel Taylor Coleridge'in 1817'de yayımlanan edebî yaşam öyküsündeki felsefi bölümlerin, Schelling'in bir eserinden kaynağı yeterince gösterilmeden aktarılmış pasajlar içerdiği, onun ölümünden sonra ortaya çıkar. Karl-Theodor zu Guttenberg'in doktora tezindeki intihaller ise 2011'de, internette gönüllülerin ortaklaşa yürüttüğü bir incelemeyle belgelenir ve üniversitesi, bir komisyon raporunda onun bilerek aldattığı sonucuna varır.
Ardından üç itirazı tartacağız: niyetsiz bir kopyanın intihal sayılamayacağı, intihalin yalnızca sözcükleri kopyalamak olduğu ve bir düşüncenin kimseye ait olamayacağı için fikir intihalinin anlamsız olduğu itirazları.
Sonda, bir araştırmacının intihalden kaçınmasının dört adımını göstereceğiz: notlarında alıntıyı, paraphrase'i ve kendi düşüncesini baştan ayırmak, metnindeki her cümlenin kaynağını sorabilmek, kullandığı ara kaynakları gizlememek ve metnini teslim etmeden önce kaynaklarıyla yeniden karşılaştırmak.
Merkez soru
Sorumuz şu: intihal nedir, hangi biçimlerde ortaya çıkar, niyet bir intihal yargısında nasıl bir yer tutar ve bir araştırmacı başkasının emeğini kendi emeği gibi sunmaktan nasıl kaçınır?
Ölçülü iddiam şu: intihal, başkasının sözcüklerini, düşüncelerini, bulgularını, yapısını ya da emeğini, kaynağını göstermeden ya da yeterince göstermeden, kendi emeği gibi sunmaktır; intihal, bir metnin okura ne sunduğuyla tanımlanır, yazarının niyetiyle değil: atıfsız bir kopya, yazarı aldatmayı amaçlamasa da okura başkasının emeğini yazarın emeği gibi sunar; ama niyet, bir intihal yargısının ikinci bir sorusu olarak, yani bu durumun ne tür bir sorumluluk doğurduğu sorusu olarak önemlidir: bir öğrenme eksikliğinden doğan kasıtsız bir intihal bir düzeltmeyi ve bir öğretmeyi, bilerek yapılan bir intihal ise bir yaptırımı gerektirebilir; intihal, sözcüklerin kopyalanmasıyla sınırlı değildir, bir düşüncenin, bir yapının, bir çevirinin ya da bir ara kaynağın gizlenmesini de kapsar; ve bir araştırmacı intihalden, kuralları ezberleyerek değil, çalışmasının her aşamasında hangi sözcüğün, hangi düşüncenin ve hangi bulgunun kime ait olduğunu izleyerek kaçınır.
Sıfır noktası
Bir öğrenci intihal sözcüğünü duyduğunda, çoğu zaman bir başkasının ödevini alıp kendi adıyla teslim eden birini düşünür. Bu, intihalin en açık ve en kolay tanınan biçimidir: bütün bir metin, olduğu gibi, başka bir adla sunulur. Ama intihalin çoğu biçimi bu kadar açık değildir. Bir paragrafın sözcüklerini değiştirip yapısını korumak, bir kitabın argümanını atıf yapmadan anlatmak, bir çevirinin cümlesini kendi çevirisi gibi sunmak, bir ikincil kaynaktan öğrenilen bir alıntıyı birincil kaynaktan okunmuş gibi göstermek: bunların hepsi, farklı ölçülerde, başkasının emeğini kendi emeği gibi sunmaktır.
İntihalin neden bir yanlış olduğunu anlamak için, atfın ne iş gördüğünü hatırlamak gerekir. Atıf, okura bir sözcüğün, bir düşüncenin ya da bir bulgunun kime ait olduğunu söyler. Bu, iki kişiye karşı bir sorumluluktur: kaynağın yazarına, çünkü onun emeği onun adıyla anılmalıdır; ve okura, çünkü okur, metnin hangi kısmının yazara, hangi kısmının başkalarına ait olduğunu bilmeden, metni değerlendiremez. İntihal, bu iki sorumluluğu birden çiğner: yazarın emeğini ondan alır ve okura, bir metnin kime ait olduğu hakkında yanlış bir şey söyler.
Görüşler ve pozisyonlar
İntihalin tanımında niyetin yeri konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, niyet görüşüdür. Buna göre intihal, başkasının emeğini bilerek kendi emeği gibi sunmaktır. Aldatma niyeti olmayan bir kopya, bir hata ya da bir bilgisizliktir, bir intihal değildir. Atıf kurallarını bilmeyen bir öğrencinin atıfsız bir paragrafı, bir intihal suçlamasını hak etmez.
İkinci görüş, sonuç görüşüdür. Buna göre intihal, yalnızca bir metnin okura ne sunduğuyla tanımlanır ve niyetin hiçbir önemi yoktur. Başkasının emeğini kendi emeği gibi sunan bir metin, yazarı ne düşünürse düşünsün, bir intihaldir ve aynı yaptırımı gerektirir.
Üçüncü görüş, iki aşamalı yargı görüşüdür. Buna göre bir intihal yargısı iki ayrı soruya cevap verir. Birinci soru, intihalin var olup olmadığıdır: bir metin, başkasının emeğini kaynağını göstermeden yazarın emeği gibi sunuyor mu? Bu soru, niyete bakılmadan, metnin kendisine ve kaynaklarına bakılarak cevaplanır. İkinci soru, bu durumun ne tür bir sorumluluk doğurduğudur: burada niyet, bilgi düzeyi, intihalin boyutu ve tekrar edilip edilmediği önem kazanır. Kasıtsız bir intihal bir düzeltmeyi ve bir öğretmeyi, bilerek yapılan bir intihal ise bir yaptırımı gerektirebilir.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, niyetin bir yargıda önemli olduğunu doğru görür, ama intihalin varlığını niyete bağlamak, bir okura ya da bir kaynağın yazarına verilen zararı, yazarın iç dünyasına bağlar; oysa okur, bir metnin yazarının niyetini değil, metnin kendisini okur. İkinci görüş, intihalin metnin kendisine bakılarak belirlenmesi gerektiğini doğru görür, ama bir öğrenme eksikliği ile bir aldatmayı aynı yaptırıma bağlamanın, sorumluluk kavramının kendisini yok saydığını hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir araştırmacının intihalden kaçınması için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, notlarında alıntıyı, paraphrase'i ve kendi düşüncesini baştan ayırmaktır. Araştırmacı, bir kaynağı okurken aldığı notlarda, kaynaktan olduğu gibi kopyaladığı cümleleri tırnak içinde, kendi sözcükleriyle özetlediği düşünceleri ayrı bir işaretle ve kendi yorumlarını üçüncü bir işaretle yazar; her notun yanına kaynağını ve sayfasını ekler.
İkinci adım, metnindeki her cümlenin kaynağını sorabilmektir. Araştırmacı, yazdığı her cümle için şu soruyu sorabilmelidir: bu sözcükler, bu düşünce ya da bu bilgi nereden geliyor? Cevap bir kaynaksa, o kaynak gösterilir; cevap "kendi düşüncem" ise, o düşüncenin başka bir kaynaktan öğrenilip öğrenilmediği sorulur.
Üçüncü adım, kullandığı ara kaynakları gizlememektir. Araştırmacı, bir birincil kaynağa ya da bir çeviriye, başka bir çalışmanın aktarımı üzerinden ulaştıysa, bunu gizlemez: ya birincil kaynağı kendisi okuyup ona atıf yapar ya da ara kaynağı da gösterir.
Dördüncü adım, metnini teslim etmeden önce kaynaklarıyla yeniden karşılaştırmaktır. Araştırmacı, özellikle bir kaynağa yakından dayanan bölümleri, kaynağın kendisiyle sözcük ve yapı bakımından karşılaştırır ve yamalı yazımı, atıfsız paraphrase'i ya da işaretsiz alıntıyı teslimden önce düzeltir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
İntihali ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. İntihal, başkasının sözcüklerini, düşüncelerini, bulgularını, yapısını ya da emeğini, kaynağını göstermeden kendi emeği gibi sunmaktır ve bir metnin okura ne sunduğuyla tanımlanır. Bir intihal yargısı iki soruya cevap verir: intihalin var olup olmadığına, metnin kendisine bakılarak; ve bunun ne tür bir sorumluluk doğurduğuna, niyete, bilgi düzeyine, boyuta ve tekrara bakılarak. İntihal sözcüklerle sınırlı değildir; bir düşüncenin, bir yapının, bir çevirinin ya da bir ara kaynağın gizlenmesini de kapsar. Bir araştırmacı intihalden, notlarında kaynağın sözü ile kendi sözünü baştan ayırarak, her cümlesinin kaynağını sorabilerek, ara kaynaklarını göstererek ve metnini teslimden önce kaynaklarıyla karşılaştırarak kaçınır.
Açık kalan sorular
Martialis, şiirlerini kendi çocukları ya da azat ettiği insanlar gibi gördü ve onları sahiplenen birini bir insan hırsızına benzetti. Bir metin, yazarının bir parçası mıdır, yoksa yayımlandıktan sonra okurlarının ortak malı mı olur? Bir yazarın metni üzerindeki hakkı, onun adının anılmasını istemekle mi sınırlıdır, yoksa metninin nasıl kullanılacağını belirlemeyi de kapsar mı?
Coleridge'in savunucuları, onun notlarını karıştırmış olabileceğini ve Schelling'e genel borcunu açıkça söylediğini öne sürdüler. Bir yazarın notlarını karıştırması, bir intihali kasıtsız kılar mı? Yoksa bir yazarın, notlarını karıştırmayacak bir çalışma düzeni kurma yükümlülüğü, notlarını karıştırmasını da bir sorumluluk konusu yapar mı?
Guttenberg'in tezindeki intihaller, internette gönüllülerin ortaklaşa yürüttüğü bir incelemeyle belgelendi. Bir araştırmacının çalışmasını, onun kurumunun dışındaki kişilerin, kamuya açık bir biçimde incelemesi, akademik dürüstlüğü korumanın meşru bir yolu mudur? Yoksa böyle bir inceleme, bir intihal yargısını, onun doğurduğu sorumluluğu değerlendirmesi gereken kurumlardan alıp kamuoyuna mı bırakır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışİntihali yalnızca kopyalamak sanmak.
İntihali yalnızca bir metnin sözcüklerini atıfsız kopyalamak olarak görmek, yamalı yazımı, atıfsız paraphrase'i, çeviri gizlemeyi ve fikir intihalini gözden kaçırır. Başkasının her türlü emeği, kaynağıyla birlikte sunulur.
Yaygın yanlışNiyetsizliği aklanma saymak.
Bir intihalin kasıtsız olduğunu göstermenin, onun bir intihal olmadığını gösterdiğini sanmak, okura ve kaynağın yazarına verilen zararın niyetten bağımsız olduğunu gözden kaçırır. Kasıtsız intihal de düzeltilir.
Yaygın yanlışGenel teşekkürü atıf saymak.
Bir kaynağa önsözde ya da kaynakçada genel bir borç bildirmenin, o kaynaktan belirli pasajları metinde göstermeden aktarmayı meşru kıldığını sanmak, okurun hangi cümlenin kime ait olduğunu bilmesini engeller. Her belirli borç, kullanıldığı yerde gösterilir.
Yaygın yanlışKaynağı belirsiz notu kullanmak.
Kaynağı artık hatırlanmayan bir notu, kendi düşüncesiymiş gibi bir metne taşımak, kasıtsız intihalin en sık yollarından biridir. Kaynağı belirlenemeyen bir not ya yeniden kaynağına bulunur ya da kullanılmaz.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
İntihal, başkasının sözcüklerini, düşüncelerini, bulgularını, yapısını ya da emeğini, kaynağını göstermeden kendi emeği gibi sunmaktır ve bir metnin okura ne sunduğuyla tanımlanır; yazarın niyeti, intihalin varlığını değil, doğurduğu sorumluluğun türünü belirler.
Martialis'in epigramı intihalin en eski adlandırmalarından birinin onu bir emek hırsızlığı olarak gördüğünü, Coleridge'in Schelling pasajları genel bir borç bildirmenin belirli pasajların kaynağını gizlemeyi meşru kılmadığını, Guttenberg raporu ise intihalin varlığının metinden, niyetin ise intihalin boyutundan ve biçiminden çıkarsanabildiğini gösterdi.
Bir araştırmacı intihalden dört adımla kaçınır: notlarında alıntıyı, özeti ve kendi yorumunu baştan ayırmak, her cümlesinin kaynağını sorabilmek, ara kaynaklarını gizlememek ve metnini teslimden önce kaynaklarıyla karşılaştırmak.
Niyetsiz kopyanın intihal olmadığı, intihalin yalnızca sözcükleri kopyalamak olduğu ve fikirlerin kimseye ait olamayacağı itirazları, zararın niyetten bağımsız doğduğunu, en önemli intihal biçimlerinin bir kısmının sözcük düzeyinde görünmediğini ve atfın düşüncenin dolaşımını kısıtlamadan onun izini tuttuğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden intihalden kaçınmak, kuralları ezberlemek değil, çalışmanın her aşamasında hangi sözcüğün, hangi düşüncenin ve hangi emeğin kime ait olduğunu izlemektir.
Sonraki derse köprü
Ece'nin not düzeninden sonra grup, raporda kullandığı bütün kaynakları bir kez daha tarıyor. Kerem, bu tarama sırasında, uzman ansiklopedisindeki maddenin birkaç paragrafının, maddenin yazarının kendi monografisindeki paragraflarla neredeyse aynı olduğunu fark ediyor. Madde, monografiyi kaynakçasında sayıyordu, ama bu paragrafların monografiden alındığını metinde hiçbir yerde belirtmiyordu. Selin, bir yazarın kendi yazdığı bir metni yeniden kullanmasının bir intihal olup olamayacağını soruyor: sonuçta yazar kimsenin emeğini almamış, yalnızca kendi emeğini yeniden kullanmıştı. Tolga ise maddenin okurunun, bu paragrafları madde için yeni yazılmış bir değerlendirme sandığını ve bunun okura yine yanlış bir şey söylediğini hatırlatıyor.
Bir araştırmacının kendi önceki çalışmalarına atıf yapması ve onları yeniden kullanması, intihalin tanımının ucunda duran bir sorudur. Kendi emeğini kullanmanın hangi koşullarda meşru, hangi koşullarda yanıltıcı olduğu, atfın yalnızca başkalarına değil, yazarın kendisine karşı da bir sorumluluk taşıyıp taşımadığını sorar.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Öz-atıf dersi, bir araştırmacının kendi önceki çalışmalarına ne zaman ve nasıl atıf yapması gerektiğini, kendi metinlerini yeniden kullanmasının hangi koşullarda okuru yanılttığını ve kendine atıf yapmanın ne zaman bir bilgilendirme, ne zaman bir kendini öne çıkarma olduğunu soruyor.