İçeriğe geç

P01-D08-M03-01·Atıf ve akademik dürüstlük

Doğrudan alıntı

orta3.379 kelime≈ 23 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir doğrudan alıntı, bir kaynağın sözcüklerini olduğu gibi aktarır ve okura bu sözcüklerin kaynağa ait olduğunu bildirir; araştırmacı onu, argümanı kaynağın tam sözcüklerine dayandığında kullanır ve yorumlar.

Marx'ın afyon benzetmesi bir alıntının sözcükleri doğru olsa bile bağlamından koparıldığında başka bir şey söyleyebildiğini, Darwin'in göz pasajı bir itirazın cevabı atlanarak alıntılandığında yazarın görüşü gibi sunulabildiğini, Heidegger'in parantezi ise bir metne sonradan eklenen bir açıklamanın o metnin anlamını değiştirebildiğini gösterdi.

Bir araştırmada doğrudan alıntı dört adımla yapılır: alıntının gerekip gerekmediğine karar vermek, alıntıyı kaynağın kendisinden harfi harfine aktarmak, her atlamayı ve eklemeyi görünür biçimde işaretlemek ve alıntının bağlamını okuyup onu o bağlamdaki işleviyle uyumlu kullanmak.

Alıntının düşüncenin yerine geçtiği, bağlamdan koparmanın kaçınılmaz olduğu ve alıntı kurallarının biçimsel ayrıntılar olduğu itirazları, yorumlanan bir alıntının düşüncenin konusu olduğunu, bağlamı taşımamak ile onu okumamak arasında bir fark bulunduğunu ve bu işaretlerin kaynak ile araştırmacı arasındaki sınırı çizdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden doğrudan alıntı yapmak, bir kaynağın sözcüklerini olduğu gibi taşımak ve onları taşırken hem sınırlarını hem de yerlerini korumaktır.

Açılış sahnesi

Grup, raporunun ilk paragrafını yazmak için toplanıyor. Paragraf, tartışmanın merkezindeki cümleyi okura göstermek zorunda. Tolga, cümleyi kendi sözcükleriyle anlatmayı öneriyor: "Temel metin, eylemlerin sonuçlarının bir süre sonra kişiye döndüğünü söyler." Kerem hemen itiraz ediyor: tartışma tam da cümlenin tek bir sözcüğü üzerine, "kendiliğinden" mi yoksa "zamanı gelince" mi yazıldığı üzerine yürüyordu. Tolga'nın cümlesindeki "bir süre sonra", iki okunuştan birini sessizce seçmişti. Kerem, o sözcüğün, iki okunuşuyla birlikte, tırnak içinde ve olduğu gibi görünmesi gerektiğini söylüyor.

Ama cümleyi olduğu gibi aktarmak da yeni sorular açıyor. Hangi dilde aktarılacak: özgün dilde mi, Lina'nın Türkçe çevirisiyle mi, yoksa İngilizce çevirilerden biriyle mi? Cümle uzun ve ortasında grubun sorusuyla ilgisiz bir bölüm var; o bölüm atlanırsa bu nasıl gösterilecek? Lina, cümlede geçen bir zamirin neyi gösterdiğinin, cümle tek başına okunduğunda anlaşılmadığını, okura bir açıklama eklemek gerektiğini söylüyor. Selin ise elli yıllık monografinin aynı cümleyi aktarırken, metinde bulunmayan bir sözcüğü, hiçbir işaret koymadan cümlenin içine yerleştirdiğini fark ediyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Kaynak, Atıf ve Araştırma Etiği kursunda, bir araştırmacının bir kaynağın sözcüklerini ne zaman olduğu gibi aktarması gerektiğini, bir alıntının nasıl işaretleneceğini, bir alıntıda yapılan atlama ve eklemelerin nasıl gösterileceğini ve bir alıntının kendi bağlamından koparıldığında nasıl çarpıtılabileceğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Bu kursun ilk iki modülü, kaynakların türlerini ve onlara nasıl ulaşılacağını ele aldı; birincil eser dersi ise alıntı söylencesini, yani bir düşünüre ait sanılan ama onun eserlerinde bulunmayan bir sözü, tanıttı. Bu ders, kursun üçüncü modülünü, atıf ve akademik dürüstlük modülünü açıyor. Soru artık bir kaynağın nerede bulunacağı değil, bulunan bir kaynağın sözcüklerinin bir araştırmacının kendi metnine nasıl taşınacağıdır. Bu taşımanın ilk ve en katı biçimi, doğrudan alıntıdır: bir kaynağın sözcüklerini, olduğu gibi ve kaynağına bağlı olarak aktarmak.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Karl Marx'ın dinin "halkın afyonu" olduğunu söyleyen cümlesinin, onu çevreleyen cümlelerle birlikte okunduğunda nasıl farklı bir anlam kazandığını göreceğiz. Charles Darwin'in gözün doğal seçilimle oluşmasının saçma göründüğünü "itiraf eden" cümlesinin, onu izleyen cümle atlandığında nasıl kendi görüşünün tam tersini söyler hâle geldiğine bakacağız. Martin Heidegger'in 1935'teki bir dersinin 1953'te yayımlanan metnindeki bir parantezin, ne zaman yazıldığı üzerine süren tartışmanın, bir alıntıya yapılan bir eklemenin neden görünür olması gerektiğini nasıl gösterdiğini inceleyeceğiz.

Ardından üç itirazı tartacağız: alıntının bir düşüncenin yerine geçtiği, bağlamdan koparmanın kaçınılmaz olduğu ve alıntı işaretleriyle ilgili kuralların biçimsel ayrıntılar olduğu itirazları.

Sonda, bir araştırmada doğrudan alıntı yapmanın dört adımını göstereceğiz: alıntının gerekip gerekmediğine karar vermek, alıntıyı kaynağın kendisinden harfi harfine aktarmak, her atlamayı ve eklemeyi görünür biçimde işaretlemek ve alıntının çevresindeki bağlamı okuyup alıntının o bağlamda da aynı şeyi söylediğini denetlemek.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir araştırmacı bir kaynağın sözcüklerini ne zaman olduğu gibi aktarmalıdır, bir alıntı nasıl işaretlenir ve bir alıntının atlamaları, eklemeleri ve bağlamı onu nasıl koruyabilir ya da çarpıtabilir?

Ölçülü iddiam şu: bir doğrudan alıntı, bir kaynağın sözcüklerini olduğu gibi aktarır ve okura, bu sözcüklerin araştırmacının değil kaynağın sözcükleri olduğunu, tırnak işaretleri ya da ayrı bir blok ve bir atıfla bildirir; doğrudan alıntı, bir argümanın kaynağın tam sözcüklerine dayandığı durumlarda, yani tartışmanın bir sözcük, bir ifade ya da bir tanım üzerine yürüdüğü, kaynağın sözcüklerinin kendisinin incelendiği ya da bir yorumun kaynağın kendi sözlerine karşı sınanması gerektiği durumlarda gereklidir; öteki durumlarda araştırmacı, kaynağı kendi sözcükleriyle anlatır; bir alıntıdan atlanan her sözcük ve alıntıya eklenen her sözcük, okura görünür biçimde işaretlenir; ve bir alıntının sadakati yalnızca sözcüklerinin doğruluğuna değil, onun kendi bağlamında söylediği şeyi araştırmacının metninde de söylemesine bağlıdır.

Sıfır noktası

Bir öğrenci, bir kaynaktan alıntı yaparken çoğu zaman iki şeyden birini yapar: ya çok az alıntı yapar ve kaynağın sözlerini kendi sözlerine karıştırır, ya da çok fazla alıntı yapar ve kendi metnini başkalarının cümlelerinden bir dizi hâline getirir. İki alışkanlık da, alıntının bir metinde ne iş gördüğünü sormamaktan doğar.

Bir doğrudan alıntı, bir kaynağın sözcüklerini okurun gözü önüne koyar. Bu, okura iki şey verir. Birincisi, okur, araştırmacının kaynak hakkında söylediklerini kaynağın kendi sözcükleriyle karşılaştırabilir; araştırmacının yorumuna güvenmek zorunda kalmaz. İkincisi, okur, kaynağın sözcüklerinin kendisini, yani yalnızca ne dediğini değil nasıl dediğini, görür. Bir tartışma bir sözcüğün seçimi üzerine yürüyorsa, bir tanımın tam biçimi önemliyse ya da bir yazarın üslubu inceleniyorsa, bu ikinci şey vazgeçilmezdir.

Ama bir alıntı, kaynağın sözcüklerini okura sunarken onları kendi yerlerinden de alır. Bir cümle, bir paragrafın içinde, bir argümanın bir aşamasında ve belirli bir soruya cevap olarak yazılmıştır. Alıntı, bu cümleyi başka bir metne, başka bir argümanın içine ve başka bir soruya cevap olarak taşır. Bu taşıma, cümlenin sözcüklerini değiştirmeden onun anlamını değiştirebilir.

Görüşler ve pozisyonlar

Bir araştırmada doğrudan alıntının yeri konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, bolca alıntı görüşüdür. Buna göre bir araştırmacı, kaynaklarını mümkün olduğunca onların kendi sözcükleriyle aktarmalıdır. Her anlatım bir yorumdur ve kaynağın sözcüklerini değiştirir; doğrudan alıntı ise kaynağı olduğu gibi gösterir. Bolca alıntı yapan bir metin, okuruna kaynaklarını bizzat görme imkânı verir.

İkinci görüş, en az alıntı görüşüdür. Buna göre bir araştırmacı alıntıdan olabildiğince kaçınmalıdır. Bir kaynağı kendi sözcükleriyle anlatmak, onu anladığını gösterir; alıntı ise çoğu zaman anlamamanın ya da düşünmemenin bir örtüsüdür. İyi bir metin, kendi sözcükleriyle yazılmış bir metindir.

Üçüncü görüş, işlevsel alıntı görüşüdür. Buna göre doğrudan alıntı, belirli işler için kullanılan bir araçtır: bir tartışma bir sözcük ya da bir ifade üzerine yürüdüğünde, bir tanımın ya da bir formülün tam biçimi önemli olduğunda, bir yorum kaynağın kendi sözlerine karşı sınanması gerektiğinde ya da bir kaynağın üslubu incelendiğinde. Bu durumların dışında araştırmacı, kaynağı kendi sözcükleriyle anlatır ve atıfla gösterir. Her alıntı, araştırmacının metninde bir iş görmelidir ve araştırmacı, alıntıyı yalnızca vermekle kalmaz, onu yorumlar.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, doğrudan alıntının okura kaynağı bizzat gösterdiğini doğru görür, ama bir alıntının da seçilmiş, kesilmiş ve bağlamından alınmış bir parça olduğunu, bu yüzden bolca alıntının bir metni yorumdan kurtarmadığını hesaba katmaz. İkinci görüş, kendi sözcükleriyle anlatmanın bir anlayışın göstergesi olduğunu doğru görür, ama Kerem'in tek sözcüğü durumu, bir tartışma bir sözcük üzerine yürüdüğünde, o sözcüğü anlatmanın onu değiştirmek olduğunu gösterdi.

Argümanın yapısı

Bir araştırmada doğrudan alıntı yapmak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, alıntının gerekip gerekmediğine karar vermektir. Araştırmacı, argümanının kaynağın tam sözcüklerine dayanıp dayanmadığını sorar. Dayanıyorsa alıntı yapar; dayanmıyorsa kaynağı kendi sözcükleriyle anlatır ve atıfla gösterir.

İkinci adım, alıntıyı kaynağın kendisinden harfi harfine aktarmaktır. Araştırmacı, alıntıyı başka bir çalışmanın aktarımından değil, kaynağın kendisinden, atıf yaptığı baskıdan ve nüshadan alır; yazımı, noktalamayı ve vurguları olduğu gibi korur. Alıntı bir çeviriyse, hangi çeviriden alındığını ya da çevirinin araştırmacıya ait olduğunu belirtir.

Üçüncü adım, her atlamayı ve eklemeyi görünür biçimde işaretlemektir. Araştırmacı, alıntının ortasından atladığı her sözcüğü bir atlama işaretiyle, alıntıya eklediği her açıklamayı köşeli ayraçla gösterir; alıntıdaki bir vurguyu kendisi eklemişse bunu belirtir.

Dördüncü adım, alıntının çevresindeki bağlamı okuyup alıntının o bağlamda da aynı şeyi söylediğini denetlemektir. Araştırmacı, alıntıladığı cümlenin öncesini ve sonrasını okur; cümlenin bir itirazı mı aktardığını, bir soruyu mu sorduğunu, yoksa yazarın kendi görüşünü mü dile getirdiğini belirler ve alıntıyı kendi metninde bu işleviyle uyumlu biçimde kullanır.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Doğrudan alıntıyı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir doğrudan alıntı, bir kaynağın sözcüklerini olduğu gibi aktarır ve okura bu sözcüklerin kaynağa ait olduğunu bildirir. Araştırmacı, alıntıyı argümanı kaynağın tam sözcüklerine dayandığında kullanır, alıntıyı kaynağın kendisinden harfi harfine alır ve çeviriyse çevirmeni belirtir. Her atlamayı ve eklemeyi görünür biçimde işaretler ve atlanan kısmın alıntının anlamını değiştirmediğini denetler. Alıntının çevresindeki bağlamı okur ve alıntıyı, o bağlamda gördüğü işle uyumlu biçimde kullanır. Bir alıntının sadakati, sözcüklerinin doğruluğuyla başlar, ama onun kendi yerinde söylediği şeyi araştırmacının metninde de söylemesiyle tamamlanır.

Açık kalan sorular

Marx'ın afyon benzetmesi, bağlamından koparılmış biçimiyle, bağlamı içindeki biçiminden çok daha yaygın biçimde bilinir. Bir cümlenin yaygın biçimde yanlış anlaşılan bir alıntısı, zamanla o cümlenin kendi alımlama tarihinin bir parçası hâline gelir mi? Bir araştırmacı, bir yazarın ne demek istediğini düzeltmekle, o yazarın nasıl anlaşıldığını incelemek arasında nasıl bir ayrım yapmalıdır?

Heidegger'in parantezi üzerine süren tartışma, bir yazarın kendi metnine sonradan eklediği bir açıklamanın, o metnin ilk hâlinin ne söylediğini belirsizleştirebildiğini gösterdi. Bir yazarın kendi alıntısına, yani kendi eski metnine yaptığı bir ekleme, bir araştırmacının alıntıya yaptığı bir eklemeyle aynı kurallara mı tabi olmalıdır? Bir yazar kendi eski sözlerini açıklarken onları değiştirmiş olur mu?

Selin'in çeviri notu, bir çeviriyi alıntılamanın iki kaynağı birden alıntılamak olduğunu gösterdi. Bir tartışmanın merkezindeki bir sözcük yalnızca özgün dilinde tam olarak anlaşılabiliyorsa, özgün dili bilmeyen bir okur için yazılmış bir raporda doğrudan alıntı gerçekten mümkün müdür? Yoksa her çeviri alıntısı, bir ölçüde, dolaylı bir aktarım mıdır?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışAlıntıyı başka bir çalışmadan almak.
Doğrusu

Bir alıntıyı kaynağın kendisinden değil, başka bir çalışmanın aktarımından almak, o çalışmanın yaptığı atlamaları, eklemeleri ya da hataları tekrarlamaya yol açar. Alıntı, atıf yapılan kaynağın kendisinden harfi harfine alınır.

Yaygın yanlışAtlamayı anlamı değiştirecek biçimde yapmak.
Doğrusu

Bir alıntının ortasından, alıntılanan sözlerin anlamını değiştiren bir kısmı atlamak, atlama işareti konsa bile, kaynağa söylemediği bir şeyi söyletmektir. Atlanan kısmın anlamı değiştirmediği denetlenir.

Yaygın yanlışEklemeyi işaretlememek.
Doğrusu

Bir alıntıya bir açıklama ya da bir sözcük eklerken köşeli ayraç kullanmamak, araştırmacının sözcüklerini kaynağın sözcükleri gibi sunar. Her ekleme köşeli ayraçla gösterilir.

Yaygın yanlışİtirazı yazarın görüşü gibi alıntılamak.
Doğrusu

Bir yazarın bir itirazı dile getirdiği bir cümleyi, onun cevabını atlayarak alıntılamak, yazarın reddettiği bir görüşü onun görüşü gibi sunar. Alıntılanan cümlenin bağlamdaki işlevi okunur ve belirtilir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir doğrudan alıntı, bir kaynağın sözcüklerini olduğu gibi aktarır ve okura bu sözcüklerin kaynağa ait olduğunu bildirir; araştırmacı onu, argümanı kaynağın tam sözcüklerine dayandığında kullanır ve yorumlar.

Marx'ın afyon benzetmesi bir alıntının sözcükleri doğru olsa bile bağlamından koparıldığında başka bir şey söyleyebildiğini, Darwin'in göz pasajı bir itirazın cevabı atlanarak alıntılandığında yazarın görüşü gibi sunulabildiğini, Heidegger'in parantezi ise bir metne sonradan eklenen bir açıklamanın o metnin anlamını değiştirebildiğini gösterdi.

Bir araştırmada doğrudan alıntı dört adımla yapılır: alıntının gerekip gerekmediğine karar vermek, alıntıyı kaynağın kendisinden harfi harfine aktarmak, her atlamayı ve eklemeyi görünür biçimde işaretlemek ve alıntının bağlamını okuyup onu o bağlamdaki işleviyle uyumlu kullanmak.

Alıntının düşüncenin yerine geçtiği, bağlamdan koparmanın kaçınılmaz olduğu ve alıntı kurallarının biçimsel ayrıntılar olduğu itirazları, yorumlanan bir alıntının düşüncenin konusu olduğunu, bağlamı taşımamak ile onu okumamak arasında bir fark bulunduğunu ve bu işaretlerin kaynak ile araştırmacı arasındaki sınırı çizdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden doğrudan alıntı yapmak, bir kaynağın sözcüklerini olduğu gibi taşımak ve onları taşırken hem sınırlarını hem de yerlerini korumaktır.

Sonraki derse köprü

Ece'nin alıntı sayımından sonra grup, taslaktaki alıntıların çoğunu çıkarmaya karar veriyor. Ama bu, yeni bir iş doğuruyor: iki monografinin uzun paragraflarında söylenenleri, artık grubun kendi sözcükleriyle anlatması gerekiyor. Deniz, birinci monografinin karma üzerine bir paragrafını yeniden yazmaya çalışıyor ve sözcükleri tek tek eş anlamlılarıyla değiştirerek yeni bir paragraf elde ediyor. Selin, Deniz'in paragrafını monografinin paragrafıyla yan yana koyduğunda, cümlelerin sırasının, yapısının ve argümanın adımlarının neredeyse aynı kaldığını fark ediyor. Kerem, bunun kendi sözcükleriyle anlatmak mı, yoksa monografinin paragrafını başka sözcüklerle kopyalamak mı olduğunu soruyor.

Bir kaynağı kendi sözcükleriyle anlatmak, onun sözcüklerini değiştirmekten fazlasını gerektirir. Kaynağın düşüncesini alıp onu kendi anlayışının diliyle yeniden kurmak, doğrudan alıntıdan farklı bir beceri ve farklı bir dürüstlük ister.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Paraphrase dersi, bir kaynağı kendi sözcükleriyle anlatmanın ne demek olduğunu, bir paraphrase'in kaynağın düşüncesini nasıl koruyup onun sözcüklerinden ve yapısından nasıl ayrılması gerektiğini ve sözcükleri değiştirilmiş bir kopyanın gerçek bir paraphrase'den nasıl ayırt edileceğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.