Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir aramanın bulabildiği çalışmalar onda kullanılan sözcüklerle sınırlıdır ve aynı kavram farklı alanlarda, dillerde ve dönemlerde farklı sözcüklerle adlandırıldığı için, bir araştırmacı her kavram için tek bir sözcük değil, bir terim kümesi kurar.
Roget'nin sözlüğü bir kavramdan onu adlandıran sözcüklere doğru yürümenin ayrı bir yol olduğunu, Cleverdon'un deneyleri bir aramanın kapsayıcılığı ile isabeti arasında ortadan kaldırılamayan bir gerilim bulunduğunu, Bates'in böğürtlen toplama tanımı ise arama terimlerinin arama boyunca bulunan çalışmalardan öğrenilerek büyüdüğünü gösterdi.
Bir araştırmada arama terimleri dört adımla seçilir: sorunun kavramlarını ayırıp her biri için bir küme kurmak, kümeleri başka alanların, dillerin ve dönemlerin adlarıyla genişletmek, veri tabanının denetimli terimlerini eklemek ve bulunan çalışmalardan yeni terimler öğrenmek.
Tek bir iyi sözcüğün yettiği, denetimli terimin her zaman üstün olduğu ve terimleri genişletmenin sonuçları kullanılamaz kıldığı itirazları, başka alanların terimlerinin eş anlamlı bile sayılmadığını, denetimli terim ile kendi sözcüklerin birbirinin kör noktalarını gördüğünü ve geniş kümelerin bağlaçlarla kesiştirilerek isabetin geri kazanılabildiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir arama için sözcük seçmek, bir kavramın bütün adlarını bir arada düşünmek ve bu adları arama boyunca bulunan her çalışmadan yeniden öğrenmektir.
Açılış sahnesi
Lina, bölgesel veri tabanında bulduğu el yazması incelemesinin başlığını ve özetini gruba okuyor. İncelemede "karma" sözcüğü hiç geçmiyor, okulun adı yalnızca bir kez, bir dipnotta anılıyor. Onun yerine inceleme, el yazmasını bir "yazma eser" olarak adlandırıyor ve kâğıdın lif yapısından, mürekkebin bileşiminden, yazı türünden ve metni istinsah eden, yani elle kopyalayan kişinin başka el yazmalarında bıraktığı izlerden söz ediyor. Grubun aylardır yaptığı hiçbir arama bu terimleri kullanmamıştı. Grup, kendi sorusunu kendi sözcükleriyle sormuş ve aynı nesneyi başka sözcüklerle inceleyen bir alanın çalışmalarını hiç görmemişti.
Tolga, grubun arama terimlerinin bir listesini çıkarıyor: okulun adı, karma, el yazması, eleştirel edisyon. Liste kısa ve hepsi grubun kendi sorusunun dilinden geliyor. Ece, felsefe veri tabanının kendi terim listesine baktığında, veri tabanının "karma" için ayrı bir konu terimi kullanmadığını, bu kavramı daha geniş bir terimin altında topladığını görüyor. Kerem ise, sözcüğü genişlettiklerinde, örneğin "el yazması" yerine "yazma eser, kodeks, istinsah" gibi terimleri de eklediklerinde, sonuçların binlere çıktığını ve bunların çoğunun okulla ilgisi olmadığını söylüyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Kaynak, Atıf ve Araştırma Etiği kursunda, bir araştırmacının bir arama için sözcüklerini nasıl seçeceğini, bir kavramın farklı alanlardaki, dillerdeki ve dönemlerdeki adlarını nasıl bulacağını ve bir veri tabanının kendi terim listesi ile araştırmacının kendi sözcükleri arasındaki farkın bir aramanın sonuçlarını nasıl değiştirdiğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Felsefi Yöntemler kursunun kavram tarihi dersi, anahtar sözcüğü Raymond Williams'ın anlamıyla, yani bir toplumun kendini düşünmesinin merkezinde duran ve anlamı üzerinde tartışılan bir sözcük olarak tanıttı. Bu ders, aynı adı başka bir anlamda kullanıyor: bir aramada kullanılan sözcük. İki anlam arasında bir bağ da var: Williams'ın gösterdiği gibi bir sözcüğün anlamı dönemden döneme değişiyorsa, o sözcükle yapılan bir arama da dönemden döneme farklı çalışmaları bulur. Bu kursun akademik veri tabanı dersi, bir arama sorgusunun terimlerden ve bağlaçlardan kurulduğunu göstermişti; atıf zinciri dersi ise hiçbir çalışmanın atıf yapmadığı bir çalışmaya ancak onun kendi terimleriyle ulaşılabileceğini ortaya koymuştu. Bu ders, bu terimlerin nasıl seçileceğini soruyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Peter Mark Roget, 1852'de, sözcükleri alfabeye göre değil, dile getirdikleri fikirlere göre düzenleyen bir sözlük yayımlar ve böylece bir fikirden onu adlandıran sözcüklere gitmenin bir yolunu açar. Cyril Cleverdon, 1960'larda Cranfield'da yürüttüğü deneylerde, farklı dizinleme sistemlerini karşılaştırır ve bir aramanın ilgili belgeleri bulma gücü ile bulduklarının isabeti arasında bir gerilim olduğunu gösterir. Marcia Bates ise 1989'da, bir araştırmacının arama terimlerinin arama boyunca değiştiğini ve iyi bir aramanın baştan kurulmuş bir sorgu değil, adım adım gelişen bir yürüyüş olduğunu öne sürer.
Ardından üç itirazı tartacağız: tek bir iyi sözcüğün yeteceği, veri tabanının terim listesinin araştırmacının kendi sözcüklerinden her zaman üstün olduğu ve arama terimlerini genişletmenin sonuçları kullanılamayacak kadar çoğaltacağı itirazları.
Sonda, bir araştırmada arama terimlerini seçmenin dört adımını göstereceğiz: sorunun kavramlarını ayırmak ve her biri için bir terim kümesi kurmak, bu kümeleri başka alanların, dillerin ve dönemlerin adlarıyla genişletmek, veri tabanının kendi terim listesindeki karşılıkları bulmak ve bulunan çalışmalardan yeni terimler öğrenerek kümeleri güncellemek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir araştırmacı bir arama için sözcüklerini nasıl seçer, bir kavramın farklı alanlardaki, dillerdeki ve dönemlerdeki adlarını nasıl bulur ve bir veri tabanının terim listesi ile araştırmacının kendi sözcükleri arasındaki fark bir aramayı nasıl değiştirir?
Ölçülü iddiam şu: bir aramanın bulabildiği çalışmalar, aramada kullanılan sözcüklerle sınırlıdır ve aynı kavram, farklı alanlarda, dillerde ve dönemlerde farklı sözcüklerle adlandırıldığı için, bir araştırmacının kendi sorusunun diliyle seçtiği sözcükler, o kavramı başka sözcüklerle inceleyen çalışmaları görünmez kılar; bu yüzden bir araştırmacı, sorusunun her kavramı için eş anlamlıları, çevirileri, başka alanların terimlerini ve eski adları içeren bir terim kümesi kurar ve veri tabanının kendi terim listesindeki karşılıkları da bu kümeye ekler; terim kümesini genişletmek, ilgili çalışmaları bulma gücünü artırır ama ilgisiz sonuçları da çoğaltır, daraltmak ise isabeti artırır ama ilgili çalışmaları kaçırır; bu gerilim ortadan kaldırılamaz, yalnızca bilinçli olarak yönetilir; ve bir araştırmacının terimleri arama boyunca, bulduğu çalışmalardan öğrendiği yeni sözcüklerle değişir.
Sıfır noktası
Bir öğrenci, bir konuda arama yaparken, çoğu zaman aklına ilk gelen sözcüğü yazar. Bu sözcük, genellikle öğrencinin konuyla ilk karşılaştığı kaynaktan, bir derste duyduğu terimden ya da kendi sorusunu dile getirirken kullandığı ifadeden gelir. Ama bir konunun yazarları, o konuyu aynı sözcüklerle adlandırmak zorunda değildir. Bir felsefeci ile bir tarihçi, aynı metni farklı adlarla anar; bir İngilizce çeviri ile bir Almanca çeviri, aynı kavram için farklı sözcükler kullanır; bir yüzyıl önce yazılmış bir çalışma, bugün başka bir adla bilinen bir düşünceyi eski adıyla tartışır.
Bu yüzden bir arama sözcüğü seçmek, bir kavramın bütün adlarını bir arada düşünmeyi gerektirir. Araştırmacı, bir kavramı aklında tutar ve o kavramın hangi alanlarda, hangi dillerde ve hangi dönemlerde hangi sözcüklerle adlandırıldığını sorar. Bu, bir sözcükten bir kavrama değil, bir kavramdan onun sözcüklerine doğru yürümektir.
Görüşler ve pozisyonlar
Arama terimlerinin seçimi konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, doğru sözcük görüşüdür. Buna göre her kavram için bir doğru arama sözcüğü vardır ve bir araştırmacının işi onu bulmaktır. Bu sözcük, alanın en yaygın kullandığı terimdir; onunla yapılan bir arama, o kavram hakkındaki çalışmaların hepsini ya da neredeyse hepsini getirir.
İkinci görüş, denetimli terim görüşüdür. Buna göre bir araştırmacı, kendi sözcüklerini bir kenara bırakıp veri tabanının kendi terim listesini kullanmalıdır. Veri tabanını hazırlayanlar, her çalışmaya o listeden terimler vermiştir; listenin terimiyle yapılan bir arama, çalışmanın kendi sözcüklerinden bağımsız olarak, o kavram altında kaydedilmiş bütün çalışmaları getirir.
Üçüncü görüş, terim kümesi görüşüdür. Buna göre bir kavramın tek bir doğru sözcüğü yoktur ve hiçbir terim listesi bir kavramın bütün adlarını kapsamaz. Bir araştırmacı, her kavram için kendi sözcüklerini, eş anlamlıları, çevirileri, başka alanların terimlerini, eski adları ve veri tabanının kendi terimlerini içeren bir küme kurar; bu kümeyi, bulduğu çalışmalardan öğrendiği yeni sözcüklerle arama boyunca günceller.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bir alanın yaygın terimlerinin bir aramanın iyi bir başlangıcı olduğunu doğru görür, ama Lina'nın alan tablosu, aynı nesnenin üç alanda üç ayrı terim kümesiyle adlandırıldığını ve bir alanın yaygın teriminin öteki alanların çalışmalarını hiç getirmediğini gösterdi. İkinci görüş, bir veri tabanının terim listesinin, çalışmaların kendi sözcüklerinden bağımsız olarak onları bir araya getirdiğini doğru görür, ama bir terim listesi de yalnızca o veri tabanının kapsamındaki çalışmalar için ve yalnızca listeyi hazırlayanların ayırt ettiği kavramlar için işler.
Argümanın yapısı
Bir araştırmada arama terimlerini seçmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, sorunun kavramlarını ayırmak ve her biri için bir terim kümesi kurmaktır. Araştırmacı, sorusunu birkaç temel kavrama ayırır ve her kavram için aklına gelen bütün adları yazar: kendi kullandığı sözcük, eş anlamlılar, daha geniş ve daha dar terimler.
İkinci adım, bu kümeleri başka alanların, dillerin ve dönemlerin adlarıyla genişletmektir. Araştırmacı, kavramın başka alanlarda nasıl adlandırıldığını, başlıca çevirilerde hangi sözcüklerle karşılandığını ve eski çalışmalarda hangi adla anıldığını araştırır; bunun için ansiklopedi maddelerinden, monografilerin dizinlerinden ve kavramdan sözcüklere götüren sözlüklerden yararlanır.
Üçüncü adım, veri tabanının kendi terim listesindeki karşılıkları bulmaktır. Araştırmacı, kullandığı veri tabanının konu terimleri listesine bakar, kendi kavramının orada hangi terimle, hangi daha geniş ya da daha dar terimin altında kaydedildiğini bulur ve bu terimi kümesine ekler.
Dördüncü adım, bulunan çalışmalardan yeni terimler öğrenerek kümeleri güncellemektir. Araştırmacı, işine yarayan her çalışmanın başlığına, özetine ve konu terimlerine bakar, orada kendi kümesinde olmayan sözcükleri bulur ve bunlarla yeni aramalar yapar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Arama terimlerini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir aramanın bulabildiği çalışmalar, onda kullanılan sözcüklerle sınırlıdır ve aynı kavram farklı alanlarda, dillerde ve dönemlerde farklı sözcüklerle adlandırılır. Bir araştırmacı, sorusunun her kavramı için eş anlamlıları, çevirileri, başka alanların terimlerini, eski adları ve veri tabanının denetimli terimlerini içeren bir küme kurar. Kümeleri genişletmek kapsayıcılığı, daraltmak isabeti artırır; araştırmacı bu gerilimi kümeleri bağlaçlarla kesiştirerek ve sorusunun ihtiyacına göre yönetir. Terimler arama boyunca, bulunan çalışmalardan öğrenilen yeni sözcüklerle büyür ve bir arama günlüğü, bu büyümenin izini tutar.
Açık kalan sorular
Tolga'nın üç karma'sı, bir çevirinin terim seçiminin, o çeviriyi kullanan bütün çalışmaların arama terimlerini belirlediğini gösterdi. Bir kavramı çevirmeden, özgün terimiyle kullanmak, onu farklı dillerdeki çalışmalar arasında bulunabilir kılar; ama o terimi bilmeyen okurlar için görünmez kılar. Bir yazar, bir kavramı çevirip çevirmemeye karar verirken, okurlarının anlamasını mı, yoksa çalışmasının bulunabilirliğini mi gözetmelidir?
Cleverdon'un deneyleri, çalışmaların kendi metinlerinden alınan basit terimlerin denetimli listelerden beklenmedik ölçüde daha kötü olmadığını gösterdi. Bugün birçok arama aracı, çalışmaların bütün metnini tarıyor. Bir çalışmanın bütün metni aranabildiğinde, denetimli terim listelerine hâlâ ihtiyaç var mıdır? Yoksa bir terim listesinin asıl değeri, kavramları sözcüklerden bağımsız olarak bir araya getirmesinde midir?
Selin'in arama günlüğü, grubun sorusunun da arama boyunca değiştiğini gösterdi: grup, bir felsefi okulun karma görüşünü sorarak başlamış, bir müstensihin çalışma dönemini sormaya varmıştı. Bates'in tanımladığı gibi bir arama sorunun kendisini değiştirebiliyorsa, bir araştırmacı sorusundan ne zaman sapmış sayılır? Bir aramanın açtığı yeni soruyu izlemek, bir araştırmayı derinleştirmek mi, yoksa ondan uzaklaşmak mıdır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışAklına gelen ilk sözcükle aramak.
Bir kavramı yalnızca araştırmacının kendi sorusunun diliyle seçtiği tek bir sözcükle aramak, aynı kavramı başka sözcüklerle adlandıran alanların, dillerin ve dönemlerin çalışmalarını görünmez kılar. Her kavram için bir terim kümesi kurulur.
Yaygın yanlışÇeviriyi terim saymak.
Bir kavramı yalnızca bir çevirinin kullandığı sözcükle aramak, özgün terimi ya da başka çevirilerin sözcüklerini kullanan çalışmaları gözden kaçırır. Kavramın özgün terimi ve başlıca çevirileri kümeye eklenir.
Yaygın yanlışDenetimli terimi görmemek.
Bir veri tabanında yalnızca kendi sözcükleriyle arama yapmak, çalışmaları kendi sözcüklerinden bağımsız olarak bir araya getiren denetimli terimleri kullanmamak olur. Veri tabanının terim listesine bakılır ve karşılık kümeye eklenir.
Yaygın yanlışTerimleri baştan dondurmak.
Arama terimlerini aramanın başında bir kez seçip değiştirmemek, bulunan çalışmaların öğrettiği yeni sözcükleri kullanmamak olur. Terimler arama boyunca güncellenir ve bir günlükte kaydedilir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir aramanın bulabildiği çalışmalar onda kullanılan sözcüklerle sınırlıdır ve aynı kavram farklı alanlarda, dillerde ve dönemlerde farklı sözcüklerle adlandırıldığı için, bir araştırmacı her kavram için tek bir sözcük değil, bir terim kümesi kurar.
Roget'nin sözlüğü bir kavramdan onu adlandıran sözcüklere doğru yürümenin ayrı bir yol olduğunu, Cleverdon'un deneyleri bir aramanın kapsayıcılığı ile isabeti arasında ortadan kaldırılamayan bir gerilim bulunduğunu, Bates'in böğürtlen toplama tanımı ise arama terimlerinin arama boyunca bulunan çalışmalardan öğrenilerek büyüdüğünü gösterdi.
Bir araştırmada arama terimleri dört adımla seçilir: sorunun kavramlarını ayırıp her biri için bir küme kurmak, kümeleri başka alanların, dillerin ve dönemlerin adlarıyla genişletmek, veri tabanının denetimli terimlerini eklemek ve bulunan çalışmalardan yeni terimler öğrenmek.
Tek bir iyi sözcüğün yettiği, denetimli terimin her zaman üstün olduğu ve terimleri genişletmenin sonuçları kullanılamaz kıldığı itirazları, başka alanların terimlerinin eş anlamlı bile sayılmadığını, denetimli terim ile kendi sözcüklerin birbirinin kör noktalarını gördüğünü ve geniş kümelerin bağlaçlarla kesiştirilerek isabetin geri kazanılabildiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir arama için sözcük seçmek, bir kavramın bütün adlarını bir arada düşünmek ve bu adları arama boyunca bulunan her çalışmadan yeniden öğrenmektir.
Sonraki derse köprü
Selin, arama günlüğünü tutarken, grubun atıf zincirinde karşılaştığı yanlış sayfa numarasına geri dönüyor. Yanlış numara, eleştirel edisyonun eski baskısından geliyordu: elli yıllık monografi eski baskıyı kullanmıştı, sonraki makaleler ise yeni baskıya atıf yaptıklarını söylüyordu. Selin, iki baskıyı kütüphanede yan yana açtığında, sayfa numaralarının yanında başka farklar da görüyor: yeni baskının eleştirel aygıtında eski baskıda bulunmayan bir tanık, yani üçüncü el yazması, eklenmiş; tartışmalı cümlenin dipnotu ise yeniden yazılmış. Kerem, grubun şimdiye kadar "eleştirel edisyon" diye tek bir kitaptan söz ettiğini, ama aslında elinde iki ayrı baskı olduğunu ve bunların aynı cümle hakkında aynı şeyi söylemediğini fark ediyor.
Bir eser, zaman içinde birden çok baskıyla yayımlanır ve baskılar yalnızca sayfa numaralarında değil, metinlerinde, aygıtlarında ve açıklamalarında da ayrılabilir. Bir araştırmacının hangi baskıyı okuduğu, hangi metni okuduğunu belirler.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Baskı karşılaştırması dersi, bir eserin farklı baskılarının nasıl karşılaştırılacağını, iki baskı arasında hangi türden farkların bulunabileceğini, bu farkların bir araştırmacının iddialarını nasıl etkileyebileceğini ve bir araştırmacının hangi baskıya neden atıf yapması gerektiğini soruyor.