İçeriğe geç

P01-D08-M01-01·Kaynak türleri

Birincil eser

orta3.462 kelime≈ 23 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir felsefe araştırmasında birincil eser, incelenen düşünürün kendi yazdığı metindir ve araştırmanın asıl kanıtıdır; ikincil kaynaklar ise bu eseri seçerek, sıkıştırarak ve yorumlayarak aktarır.

Schopenhauer büyük düşünürlerin kendi eserlerinin onlar hakkında yazılmış yorumların yerine okunması gerektiğini, Machiavelli'nin on sekizinci bölümü çok alıntılanan bir özdeyişin birincil eserdeki kaynağından hem biçim hem anlam bakımından uzaklaşabileceğini, Descartes'ın ikinci meditasyonu ise ünlü bir sözün farklı eserlerde farklı biçimlerde geçebileceğini ve bu farkların bir felsefi tartışmayı taşıyabileceğini gösterdi.

Bir araştırmada birincil esere dört adımla gidilir: bir iddianın hangi birincil esere dayandığını belirlemek, iddiayı birincil eserde bağlamıyla bulmak, ikincil kaynağın aktarımını birincil eserle karşılaştırmak ve kullanılan çeviriyi ya da baskıyı açıkça yazmak.

İyi bir ikincil kaynağın eseri daha iyi anlattığı, birincil eserin de bir aracıdan geçtiği ve her birincil eseri okumanın imkânsız olduğu itirazları, bir iddianın doğruluğunun birincil esere bağlı olduğunu, bir çevirinin bir yorumdan farklı olarak eserin bütününü korumaya çalıştığını ve her eseri baştan sona değil, atfedilen iddiaların geçtiği yerleri okumanın yeterli olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden birincil esere gitmek, ikincil kaynakları reddetmek değil, bir düşünüre atfedilen her iddiayı onun kendi metninde bulmaya çalışmak ve bulamadığı yerde bunu açıkça söylemektir.

Açılış sahnesi

Burs komitesinin bir toplantısında, bir üye Mert'e dönüp şöyle diyor: "Machiavelli'nin dediği gibi, amaç araçları haklı kılar; bursu kime verirsek verelim, sonuçta bir öğrencinin okulu bitirmesi önemli." Mert, toplantıdan sonra gruba bu cümleyi aktarıyor ve Barış'tan, Machiavelli'nin bunu gerçekten nerede söylediğini bulmasını istiyor. Barış, kütüphanede Hükümdar'ın bir çevirisini alıp baştan sona okuyor. Cümleyi bulamıyor. En yakın yer, kitabın on sekizinci bölümü; ama orada Machiavelli, başka bir şey söylüyor ve bu söz, bir genel ahlak ilkesi değil, bir hükümdarın halk tarafından nasıl yargılandığına dair bir gözlem.

Tolga da benzer bir şey yaşamış: bir ödevinde Descartes'ın "düşünüyorum, öyleyse varım" sözünü Meditasyonlar'dan alıntılamış, ama hocası ona bu cümlenin Meditasyonlar'da o biçimiyle geçmediğini söylemişti. Kerem, ikisinin de ünlü sözlerin ikincil kaynaklardan, ders kitaplarından ve alıntı derlemelerinden öğrenildiğini ve hiçbirinin birincil esere bakmadığını fark ediyor. Lina ise, grubun Hint okulları hakkında bildiği şeylerin de aynı biçimde, o okulların kendi metinlerinden değil, onlar hakkında yazılmış tanıtımlardan geldiğini hatırlatıyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Kaynak, Atıf ve Araştırma Etiği kursunda, bir felsefe araştırmasında bir düşünürün kendi yazdığı eser ile onun hakkında yazılmış kaynaklar arasındaki farkı, birincil esere gitmenin neden gerekli olduğunu ve bir birincil eseri, ona ulaşmayı sağlayan çeviriler ve yorumlar aracılığıyla okurken nelere dikkat etmek gerektiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Felsefi Yazma kursunun kaynak kontrolü dersi, kaynak zincirini, yani bir alıntının yazarın elindeki metinden birincil kaynağa kadar geçtiği halkaları tanıttı ve bir yazarın kendi yazısında alıntılarını denetlemesini öğretti. Felsefi Yöntemler kursunun metin aktarımı dersi de, bir birincil eserin kendisinin bile el yazmalarından ve baskılardan geçerek bize ulaştığını gösterdi. Bu kurs, kaynakları bir araştırmanın hammaddesi olarak ele alıyor ve bu ders onun ilk adımı: bir araştırmada birincil eser nedir, ikincil kaynaklardan nasıl ayrılır ve bir araştırmacı neden, ikincil kaynaklar ne kadar iyi olursa olsun, birincil esere gitmek zorundadır?

Sonra üç kaynağa bakacağız. Arthur Schopenhauer, okuma üzerine yazdığı bir denemede, büyük düşünürlerin kendi eserlerinin, onlar hakkında yazılmış yorumların ve özetlerin yerine okunması gerektiğini söyler. Machiavelli'nin Hükümdar'ının on sekizinci bölümü, çok alıntılanan bir özdeyişin gerçekte ne söylediğini gösterir. Descartes'ın Meditasyonlar'ının ikinci meditasyonu ise, ünlü bir sözün, bir eserde hangi biçimde ve hangi bağlamda geçtiğini ve bu biçimin, özdeyişe dönüşmüş biçiminden ne kadar farklı olabileceğini gösterir.

Ardından üç itirazı tartacağız: iyi bir ikincil kaynağın birincil eseri daha iyi anlattığı, birincil eserin de bir çeviri ya da bir baskı aracılığıyla okunduğu için onun da bir tür ikincil kaynak olduğu ve her araştırmacının her birincil eseri okumasının imkânsız olduğu itirazları.

Sonda, bir araştırmada birincil esere gitmenin dört adımını göstereceğiz: bir iddianın hangi birincil esere dayandığını belirlemek, iddiayı birincil eserin kendisinde, bölümü ve bağlamıyla birlikte bulmak, ikincil kaynağın aktarımını birincil eserle karşılaştırmak ve birincil esere hangi çeviri ya da baskı aracılığıyla ulaşıldığını açıkça yazmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir felsefe araştırmasında bir düşünürün kendi yazdığı eser ile onun hakkında yazılmış kaynaklar arasındaki fark nedir, birincil esere gitmek neden gereklidir ve bir birincil eser, ona ulaşmayı sağlayan çeviriler ve yorumlar aracılığıyla okunurken nelere dikkat edilmelidir?

Ölçülü iddiam şu: bir felsefe araştırmasında birincil eser, incelenen düşünürün kendi yazdığı metindir ve araştırmanın asıl kanıtıdır; ikincil kaynaklar, yani bu metin hakkında yazılmış yorumlar, özetler, tanıtımlar ve ders kitapları, araştırmacıya yol gösterir ama birincil eserin yerini alamaz, çünkü her ikincil kaynak birincil eseri bir seçimle, bir sıkıştırmayla ve bir yorumla aktarır ve bu aktarım, özellikle çok alıntılanan sözlerde, birincil eserin söylediğinden uzaklaşabilir; bu yüzden bir araştırmacı, bir düşünüre bir iddia atfetmeden önce, o iddiayı birincil eserin kendisinde, bölümü ve bağlamıyla birlikte bulmalıdır; birincil esere çoğu zaman bir çeviri ya da bir baskı aracılığıyla ulaşılır ve bu aracılık gizlenmemeli, açıkça yazılmalıdır, ama bu, birincil eserle ikincil kaynak arasındaki farkı ortadan kaldırmaz.

Sıfır noktası

Bir felsefe öğrencisi, bir düşünürle çoğu zaman önce onun eserleri aracılığıyla değil, onun hakkında yazılmış metinler aracılığıyla tanışır: bir ders kitabı, bir ansiklopedi maddesi, bir tanıtım kitabı ya da bir hocanın ders notları. Bu metinler, düşünürün görüşlerini kısa, anlaşılır ve düzenli bir biçimde aktarır. Çoğu zaman da, düşünürün en ünlü sözlerini birer özdeyiş olarak sunar.

Bu aktarım, çok yararlıdır; ama bir bedeli vardır. Her ikincil kaynak, birincil eseri üç biçimde değiştirir. Birincisi, seçer: eserin bütününden bazı bölümleri öne çıkarır, bazılarını dışarıda bırakır. İkincisi, sıkıştırır: uzun ve karmaşık bir argümanı birkaç cümleye indirir. Üçüncüsü, yorumlar: eserin ne demek istediğini, kendi anlayışına göre söyler. Bu üç değişiklik, ikincil kaynaklar birbirinden alıntı yaptıkça birikir ve bir süre sonra, bir düşünürün en ünlü sözü, onun hiç söylemediği bir cümleye dönüşebilir.

Barış'ın aradığı cümle ve Tolga'nın alıntıladığı söz, bu birikimin iki örneğiydi. İkisi de sayısız ikincil kaynakta tekrarlanmıştı; ama ikisi de, birincil eserin kendisinde, o biçimiyle yoktu.

Görüşler ve pozisyonlar

Bir felsefe araştırmasında birincil eserlerin ve ikincil kaynakların yeri konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, ikincil kaynak yeterliliği görüşüdür. Buna göre bir araştırmacı, bir düşünürün görüşlerini güvenilir ikincil kaynaklardan öğrenebilir. İyi bir ikincil kaynak, birincil eseri dikkatle okumuş bir uzman tarafından yazılmıştır ve onun özeti, bir öğrencinin birincil eseri kendi başına okumasından daha güvenilirdir. Birincil esere gitmek, uzmanlara bırakılmalıdır.

İkinci görüş, birincil eser saflığı görüşüdür. Buna göre bir araştırmacı, yalnızca birincil eserleri okumalı ve ikincil kaynaklardan uzak durmalıdır. İkincil kaynaklar, birincil eseri kendi yorumlarıyla çarpıtır ve araştırmacının eseri kendi gözleriyle görmesini engeller. Bir düşünürü anlamanın tek yolu, onun eserini aracısız okumaktır.

Üçüncü görüş, birincil eser önceliği görüşüdür. Buna göre birincil eser, araştırmanın asıl kanıtıdır ve bir düşünüre bir iddia atfetmek için ona gitmek gerekir; ama ikincil kaynaklar da değerlidir, çünkü araştırmacıya bir eserin nasıl okunabileceğini, hangi bölümlerinin önemli olduğunu ve hangi tartışmaları doğurduğunu gösterir. Araştırmacı, ikincil kaynakları bir yol gösterici olarak kullanır, ama bir iddiayı onlardan değil, birincil eserden alır.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, iyi bir ikincil kaynağın bir öğrenciye yol gösterebileceğini doğru görür, ama en iyi ikincil kaynakların bile bir eseri seçerek, sıkıştırarak ve yorumlayarak aktardığını ve bu aktarımın zamanla birincil eserden uzaklaşabileceğini göz ardı eder. İkinci görüş, birincil eserin asıl kanıt olduğunu doğru görür, ama bir öğrencinin bir eseri, onun bağlamını, dilini ve tartışmalarını bilmeden okumasının, onu yanlış anlamaya yol açabileceğini ve ikincil kaynakların bu yanlış anlamayı önlemeye yardım edebileceğini hesaba katmaz.

Argümanın yapısı

Bir araştırmada birincil esere gitmek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, bir iddianın hangi birincil esere dayandığını belirlemektir. Araştırmacı, bir düşünüre atfedilen bir görüşü ya da bir sözü kullanmadan önce, bu görüşün ya da sözün o düşünürün hangi eserinde, hangi bölümünde geçtiğinin ikincil kaynakta belirtilip belirtilmediğine bakar. Belirtilmemişse, bu bir uyarı işaretidir.

İkinci adım, iddiayı birincil eserin kendisinde, bölümü ve bağlamıyla birlikte bulmaktır. Araştırmacı, birincil eseri açar, iddianın geçtiği yeri bulur ve onun önündeki ve arkasındaki paragrafları da okur. İddianın bağlamı, onun ne anlama geldiğini çoğu zaman değiştirir.

Üçüncü adım, ikincil kaynağın aktarımını birincil eserle karşılaştırmaktır. Araştırmacı, ikincil kaynağın iddiayı nasıl aktardığı ile birincil eserin onu nasıl söylediği arasında bir fark olup olmadığına bakar: ikincil kaynak iddiayı seçmiş, sıkıştırmış ya da yorumlamış mı?

Dördüncü adım, birincil esere hangi çeviri ya da baskı aracılığıyla ulaşıldığını açıkça yazmaktır. Araştırmacı, birincil eseri özgün dilinde okumuyorsa, hangi çeviriyi kullandığını ve bu çevirinin hangi baskıya dayandığını yazar. Bu, okurun araştırmacının hangi metni okuduğunu bilmesini ve gerekirse aynı yeri başka bir çeviride ya da özgün dilde karşılaştırmasını sağlar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Birincil eseri ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir felsefe araştırmasında birincil eser, incelenen düşünürün kendi yazdığı metindir ve araştırmanın asıl kanıtıdır. İkincil kaynaklar, bu eseri seçerek, sıkıştırarak ve yorumlayarak aktarır ve bu aktarım, özellikle çok alıntılanan sözlerde, alıntı söylencelerine dönüşebilir. Bir araştırmacı, bir düşünüre bir iddia atfetmeden önce, o iddiayı birincil eserin kendisinde, bölümü ve bağlamıyla bulmalıdır. Birincil esere çoğu zaman bir çeviri ya da baskı aracılığıyla ulaşılır ve bu aracılık açıkça yazılmalıdır; ama bir çeviri, eserin bütününü korumaya çalıştığı için bir yorumdan farklıdır. İkincil kaynaklar, birincil esere kapı açan değerli yol göstericilerdir; ama onun yerini alamaz.

Açık kalan sorular

Bir düşünürün mektupları, notları ya da ders kayıtları, onun birincil eserleri midir? Bir düşünür, bazı görüşlerini yalnızca bir mektupta söylemiş ve yayımladığı eserlerinde hiç söylememişse, bu görüş, onun görüşü sayılabilir mi? Yayımlanmış bir eser ile yayımlanmamış bir not arasında bir birincil eser olarak ne fark vardır?

Machiavelli'nin özdeyişi, onun sözü olmasa da yüzyıllar boyunca onun sözü olarak kullanılmış ve siyasal düşünceyi etkilemiştir. Alımlama tarihi dersinde tartıştığımız gibi, bir alıntı söylencesi de bir düşünürün tarihteki etkisinin bir parçası olabilir mi? Bir araştırmacı, bir alıntı söylencesini düzeltmekle mi yetinmeli, yoksa onun neden ve nasıl oluştuğunu da mı araştırmalıdır?

Descartes'ın iki formülü, onun farklı eserlerinde farklı biçimlerde geçiyordu. Bir düşünür, aynı düşünceyi farklı eserlerde farklı biçimlerde ifade ettiğinde, bunlardan hangisi onun asıl görüşüdür? Bir araştırmacı, bir düşünürün farklı eserleri arasındaki farkları, onun düşüncesinin bir gelişimi olarak mı, yoksa aynı düşüncenin farklı ifadeleri olarak mı okumalıdır?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışÜnlü bir sözü doğrulamadan atfetmek.
Doğrusu

Bir düşünüre, ikincil kaynaklarda sık sık tekrarlanan bir sözü, onun birincil eserinde nerede geçtiğine bakmadan atfetmek, bir alıntı söylencesini yaymaya yol açabilir. Sözün geçtiği yer, birincil eserde bölümüyle birlikte bulunur.

Yaygın yanlışSözü bağlamından koparmak.
Doğrusu

Birincil eserde bir sözü bulup onun önündeki ve arkasındaki paragrafları okumadan kullanmak, sözün bağlamında taşıdığı anlamı gözden kaçırır. Söz, bağlamıyla birlikte okunur.

Yaygın yanlışİkincil kaynağı birincil eser yerine koymak.
Doğrusu

Bir düşünürün görüşlerini yalnızca bir ikincil kaynaktan öğrenip bunları o düşünürün görüşleri olarak aktarmak, ikincil kaynağın seçimlerini, sıkıştırmalarını ve yorumlarını düşünürün kendisine atfeder. İddia, birincil eserden alınır.

Yaygın yanlışAracılığı gizlemek.
Doğrusu

Bir birincil eseri bir çeviri ya da bir baskı aracılığıyla okuyup bunu belirtmemek, okurun araştırmacının hangi metni okuduğunu bilmesini engeller. Kullanılan çeviri ve baskı açıkça yazılır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir felsefe araştırmasında birincil eser, incelenen düşünürün kendi yazdığı metindir ve araştırmanın asıl kanıtıdır; ikincil kaynaklar ise bu eseri seçerek, sıkıştırarak ve yorumlayarak aktarır.

Schopenhauer büyük düşünürlerin kendi eserlerinin onlar hakkında yazılmış yorumların yerine okunması gerektiğini, Machiavelli'nin on sekizinci bölümü çok alıntılanan bir özdeyişin birincil eserdeki kaynağından hem biçim hem anlam bakımından uzaklaşabileceğini, Descartes'ın ikinci meditasyonu ise ünlü bir sözün farklı eserlerde farklı biçimlerde geçebileceğini ve bu farkların bir felsefi tartışmayı taşıyabileceğini gösterdi.

Bir araştırmada birincil esere dört adımla gidilir: bir iddianın hangi birincil esere dayandığını belirlemek, iddiayı birincil eserde bağlamıyla bulmak, ikincil kaynağın aktarımını birincil eserle karşılaştırmak ve kullanılan çeviriyi ya da baskıyı açıkça yazmak.

İyi bir ikincil kaynağın eseri daha iyi anlattığı, birincil eserin de bir aracıdan geçtiği ve her birincil eseri okumanın imkânsız olduğu itirazları, bir iddianın doğruluğunun birincil esere bağlı olduğunu, bir çevirinin bir yorumdan farklı olarak eserin bütününü korumaya çalıştığını ve her eseri baştan sona değil, atfedilen iddiaların geçtiği yerleri okumanın yeterli olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden birincil esere gitmek, ikincil kaynakları reddetmek değil, bir düşünüre atfedilen her iddiayı onun kendi metninde bulmaya çalışmak ve bulamadığı yerde bunu açıkça söylemektir.

Sonraki derse köprü

Lina, grubun seçtiği Hint okullarından birinin temel metnini kütüphanede ararken, iki farklı baskıyla karşılaşıyor. İki baskı, aynı Sanskritçe metnin iki farklı düzenlemesi ve karma konusunun geçtiği bölümde, bir cümlede farklı bir sözcük veriyor. Baskılardan birinin sayfalarının altında, küçük harflerle yazılmış, farklı el yazmalarının farklı okunuşlarını gösteren uzun notlar var. Öteki baskıda ise böyle notlar yok. Lina, hangi baskıyı kullanması gerektiğini ve sayfa altındaki notları nasıl okuyacağını bilmediğini söylüyor. Barış, metin aktarımı dersinde eleştirel baskıların farklı okunuşları gösterdiğini hatırlıyor, ama bir araştırmacının bir eleştirel baskıyı pratikte nasıl kullanacağını hiç konuşmadıklarını fark ediyor.

Bir birincil esere gitmek, çoğu zaman onun bir baskısına gitmektir ve bir eserin birden çok baskısı olduğunda, hangisinin kullanılacağı ve onun nasıl okunacağı, bir araştırmanın güvenilirliğini belirler.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Eleştirel edisyon dersi, bir araştırmacının bir eserin farklı baskıları arasından hangisini kullanacağına nasıl karar vereceğini, bir eleştirel edisyonun sayfa altındaki farklı okunuşları gösteren notlarının nasıl okunacağını ve bir araştırmacının, bir argümanın dayandığı bir cümlede baskılar arasında bir fark bulduğunda ne yapması gerektiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.