Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Her felsefe geleneği kendi içinde farklı okulları ve birbirleriyle tartışan görüşleri taşır ve bir geleneği tek sesli bir bütün olarak ele alan bir karşılaştırma, bu tartışmaları siler ve bir okulu geleneğin kendisi gibi gösterir.
Aṅguttara Nikāya'daki söz Budist geleneğin eylemin ahlaki ağırlığını niyete yerleştirerek öteki Hint okullarından ayrıldığını, Udayana bazı Hint okullarının eylemlerin sonuçlarının işlemesi için bir Tanrı'yı gerekli saydığını, Feinberg ise Batı felsefesinin içinde hak etmenin kurumlardan önce mi yoksa kurumlarla mı belirlendiği konusunda derin bir ayrılık bulunduğunu gösterdi.
Bir karşılaştırmada gelenek içi çeşitlilik dört adımla hesaba katılır: her geleneğin içindeki okulları belirlemek, hangi okulun temsil edildiğini açıkça yazmak, okulları gelenek sınırlarını aşarak bir haritaya yerleştirmek ve iki gelenek arasındaki farkı gelenek içindeki farkla karşılaştırmak.
Çeşitliliğin gelenek kavramını anlamsız kıldığı, her gelenekte bir ana çizgi olduğu ve çeşitliliğin sonsuz bir bölümlemeye sürüklediği itirazları, bir geleneğin bir görüş birliği değil bir tartışma alanı olduğunu, ana çizginin de bir okul olduğunu ve bölümlemenin sorunun gerektirdiği yerde durduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden iyi bir karşılaştırma, gelenekleri tek sesli bütünler olarak değil, içlerindeki okulları birbirine ve öteki geleneklerin okullarına göre konumlandırılabilen tartışma alanları olarak ele alır.
Açılış sahnesi
Lina, grubun iki yönlü okumasından sonra kendi söylediklerine bir itiraz getiriyor. Grup, "karma öğretisi" diye tek bir öğretiden söz etmişti ve Lina da buna katılmıştı. Ama Hint düşüncesinde karma, farklı okullarda çok farklı biçimlerde anlaşılmıştı. Bazı okullar, eylemlerin sonuçlarının faile ancak bir Tanrı'nın denetimiyle ulaşabileceğini savunuyordu; bazıları ise hiçbir Tanrı tanımadan, sonuçların eylemlerin kendisinden doğduğunu söylüyordu. Budist gelenek ise eylemin kendisinden çok, eylemin arkasındaki niyeti öne çıkarıyordu.
Kerem de benzer bir itirafta bulunuyor. Grup, "Batı'daki hak etme kavramı" diye tek bir kavramdan söz etmişti; oysa Batı felsefesinin içinde, hak etmeyi adaletin temel bir ilkesi sayanlar ile onu adaletin temeli olmaktan çıkaranlar arasında derin bir ayrılık vardı. Kerem, kendi hak etme anlayışının, bazı Batılı felsefecilerden çok bazı Hint okullarına daha yakın olabileceğini düşünüyor. Tolga, bunun grubun karşılaştırmasının temelini sarstığını söylüyor: iki geleneği karşılaştırırken, belki de karşılaştırılan iki şey, iki gelenek değil, iki geleneğin içinden seçilmiş iki okuldu. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yöntemler kursunda, bir felsefe geleneğini tek sesli bir bütün olarak ele almanın karşılaştırmayı nasıl çarpıttığını, bir geleneğin içindeki farklı okulları ve tartışmaları bir karşılaştırmada nasıl hesaba katabileceğimizi ve iki gelenek arasındaki bir farkın ne zaman bir geleneğin kendi içindeki bir farktan daha küçük olabileceğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Felsefeye Giriş programı, felsefe okulu kavramını ve Çin düşüncesindeki yüz okul çeşitliliğini tanıttı; Hountondji'nin etnofelsefe eleştirisi de, bir topluluğu tek sesli göstermenin oybirliği yanılsamasına yol açtığını gösterdi. Bu kursun asimetrik karşılaştırma dersi ise, bir karşılaştırmanın bir geleneği ölçü alıp ötekini eksik gösterebileceğini ortaya koydu. Bu ders, başka bir çarpıtmaya bakıyor: bir karşılaştırma, iki geleneği eşit biçimde ele alsa bile, her birini tek sesli bir bütün olarak gösterirse, iki geleneğin içindeki tartışmaları siler ve iki gelenek arasındaki farkı olduğundan büyük gösterebilir.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Budist Pāli kanonunda yer alan ve Buda'ya atfedilen bir söz, eylemin kendisini niyet olarak tanımlar. On-on birinci yüzyılda yaşamış Hintli düşünür Udayana, eylemlerin sonuçlarının faile ulaşabilmesi için bir Tanrı'nın gerektiğini savunur ve bunu, Tanrı'yı tanımayan öteki Hint okullarına karşı bir argüman olarak sunar. Joel Feinberg ise, 1970'te, hak etmenin kurumlardan önce gelen bir kavram olduğunu savunur ve bu görüş, hak etmeyi adaletin temeli olmaktan çıkaran başka Batılı görüşlerle çatışır.
Ardından üç itirazı tartacağız: gelenek içi çeşitliliği vurgulamanın gelenek kavramını anlamsız kıldığı, her gelenekte bir ana çizgi olduğu ve karşılaştırmanın bu ana çizgiyle yapılması gerektiği ve çeşitliliği hesaba katmanın karşılaştırmayı sonsuz bir alt bölümlemeye sürüklediği itirazları.
Sonda, bir karşılaştırmada gelenek içi çeşitliliği hesaba katmanın dört adımını göstereceğiz: karşılaştırılan her geleneğin içindeki ana okulları ve tartışmaları belirlemek, karşılaştırmada hangi okulun temsil edildiğini açıkça yazmak, okulları gelenek sınırlarını aşarak birbirine göre konumlandırmak ve iki gelenek arasındaki farkı her geleneğin kendi içindeki farkla karşılaştırmak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir felsefe geleneğini tek sesli bir bütün olarak ele almak karşılaştırmayı nasıl çarpıtır, bir geleneğin içindeki farklı okullar ve tartışmalar bir karşılaştırmada nasıl hesaba katılır ve iki gelenek arasındaki bir fark ne zaman bir geleneğin kendi içindeki bir farktan daha küçük olabilir?
Ölçülü iddiam şu: her felsefe geleneği, kendi içinde farklı okulları, birbirleriyle tartışan görüşleri ve zaman içinde değişen yorumları taşır ve bir geleneği tek sesli bir bütün olarak ele alan bir karşılaştırma, bu tartışmaları siler ve geleneğin içinden seçilen bir okulu geleneğin kendisi gibi gösterir; bu çarpıtma, karşılaştırmada hangi okulun temsil edildiğini açıkça yazarak ve okulları gelenek sınırlarını aşarak birbirine göre konumlandırarak giderilebilir; böyle bir konumlandırma, bazen iki farklı gelenekteki iki okulun, aynı gelenekteki iki okuldan birbirine daha yakın olduğunu gösterir; bu, gelenek kavramını anlamsız kılmaz, çünkü bir gelenek, üyelerinin aynı şeyi düşünmesiyle değil, aynı metinlere, aynı sorulara ve aynı tartışmalara başvurmasıyla tanımlanır.
Sıfır noktası
İki geleneği karşılaştırırken, her birine bir ad veririz: Hint felsefesi, Batı felsefesi, Çin felsefesi, İslam felsefesi. Bu adlar, karşılaştırmayı mümkün kılar; ama aynı zamanda, her geleneği tek bir bütün gibi gösterir. "Hint felsefesi karmayı şöyle anlar" ya da "Batı felsefesi hak etmeyi böyle anlar" dediğimizde, her geleneğin içinde bu konularda tek bir görüşün bulunduğunu varsayarız.
Oysa hiçbir gelenek tek sesli değildir. Her gelenek, kendi içinde yüzyıllar boyunca süren tartışmaları, birbirine karşı yazılmış metinleri ve farklı okulları taşır. Bir geleneğin içindeki bu tartışmalar, çoğu zaman o geleneğin en canlı ve en önemli kısmıdır. Bir geleneği tek sesli göstermek, bu tartışmaları silmek ve geleneğin içinden bir okulu, çoğu zaman karşılaştırmayı yapanın en iyi tanıdığı ya da en kolay bulduğu okulu, geleneğin kendisi gibi göstermek demektir.
Bu çarpıtma, iki geleneği eşit biçimde ele alan bir karşılaştırmada bile ortaya çıkabilir. Grubun iki yönlü okuması, iki geleneği asimetri olmadan karşılaştırmaya çalışmıştı; ama iki geleneğin her birini tek bir görüş olarak ele almıştı.
Görüşler ve pozisyonlar
Karşılaştırmalı felsefede gelenek içi çeşitliliğin yeri konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, ana çizgi görüşüdür. Buna göre her geleneğin, içindeki çeşitliliğe rağmen, bir ana çizgisi, yani o geleneği öteki geleneklerden ayıran temel eğilimleri vardır. Karşılaştırmalı felsefe, bu ana çizgileri karşılaştırmalıdır; gelenek içindeki farklar, bu ana çizginin çeşitlemeleridir.
İkinci görüş, çözülme görüşüdür. Buna göre gelenek içi çeşitlilik o kadar büyüktür ki, "Hint felsefesi" ya da "Batı felsefesi" gibi adlar, hiçbir ortak özelliği olmayan farklı okulların keyfî bir toplamını anlatır. Karşılaştırmalı felsefe, gelenekleri değil, tek tek okulları ve düşünürleri karşılaştırmalıdır; gelenek kavramı bırakılmalıdır.
Üçüncü görüş, çapraz konumlandırma görüşüdür. Buna göre gelenekler gerçektir, ama üyelerinin aynı şeyi düşünmesiyle değil, aynı metinlere, aynı sorulara ve aynı tartışmalara başvurmasıyla tanımlanır. Bir karşılaştırma, her geleneğin içindeki okulları ayrı ayrı belirlemeli ve bu okulları, gelenek sınırlarını aşarak birbirine göre konumlandırmalıdır. Böyle bir konumlandırma, bazen iki farklı gelenekteki iki okulun birbirine, aynı gelenekteki iki okuldan daha yakın olduğunu gösterir.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, geleneklerin birbirinden ayrılan bazı genel eğilimler taşıyabildiğini doğru görür, ama bu ana çizginin çoğu zaman karşılaştırmayı yapanın en iyi tanıdığı okuldan kurulduğunu ve geleneğin içindeki tartışmaları sildiğini göz ardı eder. İkinci görüş, gelenek içi çeşitliliğin büyüklüğünü doğru görür, ama farklı okulların aynı metinlere ve aynı sorulara başvurduğunu ve bu ortak başvurunun bir geleneği tanımlamaya yettiğini hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir karşılaştırmada gelenek içi çeşitliliği hesaba katmak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, karşılaştırılan her geleneğin içindeki ana okulları ve tartışmaları belirlemektir. Karşılaştırmacı, her geleneğin ele alınan konuda hangi okulları barındırdığını, bu okulların hangi noktalarda birbirinden ayrıldığını ve birbirlerine karşı hangi argümanları geliştirdiğini araştırır.
İkinci adım, karşılaştırmada hangi okulun temsil edildiğini açıkça yazmaktır. Karşılaştırmacı, bir geleneğin görüşünü aktarırken, "Hint felsefesi şöyle der" yerine "şu okul şöyle der" diye yazar ve bu okulun geleneğin içinde nasıl bir konumda olduğunu belirtir.
Üçüncü adım, okulları gelenek sınırlarını aşarak birbirine göre konumlandırmaktır. Karşılaştırmacı, iki geleneğin okullarını, ele alınan soruya verdikleri cevaplara göre tek bir haritaya yerleştirir. Bu haritada, okulların hangi gelenekten geldiği değil, soruya nasıl cevap verdiği belirleyicidir.
Dördüncü adım, iki gelenek arasındaki farkı her geleneğin kendi içindeki farkla karşılaştırmaktır. Karşılaştırmacı, haritada iki gelenek arasındaki bir farkın, bir geleneğin kendi okulları arasındaki farktan büyük mü, küçük mü olduğuna bakar. Bu karşılaştırma, geleneklerin birbirinden gerçekten ne kadar farklı olduğunu gösterir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Gelenek içi çeşitliliği ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Her felsefe geleneği, kendi içinde farklı okulları ve birbirleriyle tartışan görüşleri taşır ve bir geleneği tek sesli bir bütün olarak ele alan bir karşılaştırma, bu tartışmaları siler ve bir okulu geleneğin kendisi gibi gösterir. Bu çarpıtma, hangi okulun temsil edildiği açıkça yazılarak ve okullar gelenek sınırlarını aşarak birbirine göre konumlandırılarak giderilebilir. Böyle bir konumlandırma, bazen iki farklı gelenekteki iki okulun aynı gelenekteki iki okuldan birbirine daha yakın olduğunu gösterir. Bu, gelenek kavramını anlamsız kılmaz, çünkü bir gelenek bir görüş birliği değil, aynı metinlere, sorulara ve tartışmalara başvuran bir tartışma alanıdır.
Açık kalan sorular
Kerem'in çapraz haritası, hak etme sorusunda iki eksen kullandı. Ama bu eksenleri kim seçer ve eksenlerin seçimi, hangi okulların birbirine yakın görüneceğini önceden belirlemez mi? Başka eksenlerle kurulmuş bir harita, okulları başka biçimde gruplandırabilir. Bir çapraz haritanın eksenleri, hangi ölçütle seçilmelidir?
Bir gelenek, aynı metinlere ve aynı sorulara başvuran bir tartışma alanı olarak tanımlandı. Ama bazı düşünürler, iki geleneğin metinlerine birden başvurur ve iki geleneğin tartışmalarına birden katılır. Böyle bir düşünür, hangi geleneğe aittir? İki geleneğin kesiştiği yerde duran bir düşünce, yeni bir gelenek mi başlatır?
Tolga'nın ana çizgisi, bir geleneğin muhalif seslerini dışarıda bırakıyordu. Ama bir geleneğin kendisi de, zaman içinde, bazı sesleri kendi ana çizgisi olarak seçer ve ötekileri kenara iter. Bir karşılaştırmacı, bir geleneğin kendi içinde yaptığı bu seçimi mi izlemeli, yoksa geleneğin kenara ittiği sesleri de mi geri getirmelidir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışBir okulu geleneğin kendisi saymak.
Bir geleneğin görüşünü aktarırken, o geleneğin içinden bir okulun görüşünü geleneğin tamamının görüşü gibi sunmak, geleneğin içindeki tartışmaları siler. Karşılaştırmada hangi okulun temsil edildiği açıkça yazılır.
Yaygın yanlışAna çizgiyi tarafsız saymak.
Bir geleneğin ana çizgisini, bütün okullarının ortak özelliği gibi görmek, onun çoğu zaman en baskın ya da en iyi tanınan okulun özelliği olduğunu ve muhalif sesleri dışarıda bıraktığını gözden kaçırır. Ana çizgi de bir okul olarak haritaya yerleştirilir.
Yaygın yanlışOkulları gelenek sınırları içinde tutmak.
Farklı gelenekteki okulları yalnızca kendi geleneklerinin içinde karşılaştırmak, iki farklı gelenekteki iki okulun birbirine aynı gelenekteki okullardan daha yakın olabileceğini gözden kaçırır. Okullar, soruya verdikleri cevaplara göre tek bir haritaya yerleştirilir.
Yaygın yanlışBölümlemeyi sorudan bağımsız yapmak.
Bir geleneğin içindeki çeşitliliği, karşılaştırmanın sorusuna bakmadan her düzeyde ayırmaya çalışmak, karşılaştırmayı sonsuz bir alt bölümlemeye sürükler. Bölümleme, sorunun ayırt etmeyi gerektirdiği yerde durur.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Her felsefe geleneği kendi içinde farklı okulları ve birbirleriyle tartışan görüşleri taşır ve bir geleneği tek sesli bir bütün olarak ele alan bir karşılaştırma, bu tartışmaları siler ve bir okulu geleneğin kendisi gibi gösterir.
Aṅguttara Nikāya'daki söz Budist geleneğin eylemin ahlaki ağırlığını niyete yerleştirerek öteki Hint okullarından ayrıldığını, Udayana bazı Hint okullarının eylemlerin sonuçlarının işlemesi için bir Tanrı'yı gerekli saydığını, Feinberg ise Batı felsefesinin içinde hak etmenin kurumlardan önce mi yoksa kurumlarla mı belirlendiği konusunda derin bir ayrılık bulunduğunu gösterdi.
Bir karşılaştırmada gelenek içi çeşitlilik dört adımla hesaba katılır: her geleneğin içindeki okulları belirlemek, hangi okulun temsil edildiğini açıkça yazmak, okulları gelenek sınırlarını aşarak bir haritaya yerleştirmek ve iki gelenek arasındaki farkı gelenek içindeki farkla karşılaştırmak.
Çeşitliliğin gelenek kavramını anlamsız kıldığı, her gelenekte bir ana çizgi olduğu ve çeşitliliğin sonsuz bir bölümlemeye sürüklediği itirazları, bir geleneğin bir görüş birliği değil bir tartışma alanı olduğunu, ana çizginin de bir okul olduğunu ve bölümlemenin sorunun gerektirdiği yerde durduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden iyi bir karşılaştırma, gelenekleri tek sesli bütünler olarak değil, içlerindeki okulları birbirine ve öteki geleneklerin okullarına göre konumlandırılabilen tartışma alanları olarak ele alır.
Sonraki derse köprü
Kerem'in çapraz haritası, grubun karşılaştırma çalışmasını yeniden kurdu. Ama Lina, haritaya bakarken bir şeyi fark ediyor: haritadaki Batılı görüşlerin her biri bir düşünürün adıyla, bir kitabın başlığıyla ve bir yayın tarihiyle yazılmıştı. Hint okullarının bir kısmı ise yalnızca "bazı okullar" ya da "bir okul" diye anılmıştı; grup, bu okulların düşünürlerini, metinlerini ve tartışmalarını yeterince tanımıyordu. Lina, kendi geleneğinin düşünürlerinin, grubun karşılaştırmasında Batılı düşünürler kadar ayrıntılı ve güvenilir bir bilgi kaynağı olarak ele alınmadığını söylüyor. Üstelik burs komitesinde, Lina'nın mektubu "henüz kendini yeterince ifade edemiyor" diye değerlendirilmişti; Lina, bunun kendi deneyimini anlatacak kavramların komitenin dilinde bulunmamasından kaynaklandığını düşünüyor.
Bir karşılaştırmada ya da bir tartışmada, bazı seslerin bilgi kaynağı olarak daha az güvenilir sayılması ve bazı deneyimlerin, onları ifade edecek kavramlar bulunmadığı için anlaşılamaması, yalnızca bir eksiklik değil, bir adaletsizlik de olabilir.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Epistemik adalet dersi, karşılaştırmalı bir çalışmada ya da bir tartışmada farklı geleneklerden ve farklı konumlardan gelen seslerin bilgi kaynağı olarak eşit ağırlıkla dinlenip dinlenmediğini, bir kişinin ya da bir topluluğun kendi deneyimini ifade edecek kavramlardan yoksun bırakılmasının nasıl bir adaletsizlik olduğunu ve bir felsefecinin bu adaletsizlikleri kendi çalışmasında nasıl fark edip giderebileceğini soruyor.