Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
İki geleneği karşılaştıran bir çalışma, çoğu zaman birinin kavramlarını ölçü alır ve ötekini bu kavramların karşılıkları ya da eksik biçimleri olarak okur ve bu asimetri, ölçü alınan geleneği evrensel, ötekini yerel ya da eksik gösterir.
Said Avrupalı yazarların Doğu toplumlarını kendi karşıtları olarak kurduğunu, Chakrabarty tarih yazımında Avrupa'nın evrensel bir ölçü olarak kullanıldığını ve onu reddetmeden taşralaştırmanın bir çözüm olabileceğini, Daya Krishna ise karşılaştırmalı felsefedeki asimetrinin tersine çevrilebileceğini ve bunun ölçü alınan geleneğin de yoksunluklarını gösterdiğini ortaya koydu.
Bir karşılaştırmadaki asimetri dört adımla fark edilip giderilir: karşılaştırmanın hangi geleneğin kavramlarıyla kurulduğunu belirlemek, öteki geleneğin bir eksiklik olarak anlatılıp anlatılmadığını sormak, karşılaştırmayı tersine çevirmek ve iki okumayı yan yana koymak.
Asimetrinin bir öğretim kolaylığı olduğu, tersine çevirmenin yeni bir asimetri kurduğu ve ölçüsüz karşılaştırmanın yapılamayacağı itirazları, bir başlangıcın fark edilmezse bir değerlendirmeye dönüştüğünü, iki okumanın yan yana konmasının asimetrileri dengelediğini ve asimetrisiz olmasa da asimetrisinin farkında olan bir karşılaştırmanın mümkün olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden iyi bir karşılaştırma, asimetrisiz bir karşılaştırma değil, hangi geleneği ölçü aldığını bilen, yönünü tersine çevirebilen ve iki geleneği de hem güçlü hem sınırlı gösteren bir karşılaştırmadır.
Açılış sahnesi
Lina, grubun ortak problem çalışmasından sonra bir şey fark ettiğini söylüyor. Grup, karma öğretisini tartışırken Weber'in teodise kavramını kullanmıştı; yani karma, adil bir Tanrı'yı savunma sorusundan türeyen bir kavramla okunmuştu. Lina, kendi ülkesinde felsefe derslerinde de benzer bir şey yaşadığını anlatıyor: kendi geleneğinin düşünürleri, hep "Batı'daki şu düşünürün karşılığı" ya da "Batı'daki şu kavramın bir benzeri" diye tanıtılıyordu. Ama tersi hiç olmuyordu: hiçbir derste bir Batılı düşünür, onun geleneğindeki bir düşünürün karşılığı olarak anlatılmıyordu.
Kerem, bunun bir öğretim kolaylığı olabileceğini söylüyor: öğrenciler Batı felsefesini daha iyi biliyorsa, yeni bir geleneği ona benzeterek anlatmak işi kolaylaştırır. Ama Ece, grubun kendi çalışmasına bakınca başka bir şey görüyor. On altı toplantı boyunca hak etme kavramını çözümlerken kullandıkları kaynakların neredeyse hepsi, Avrupa ve Kuzey Amerika'dan gelmişti ve Lina'nın iki sözcüğü ile Budist söylev, bu çözümlemenin sonuna, onu doğrulayan ya da sınayan birer örnek olarak eklenmişti. Tolga, bir karşılaştırmanın hangi yönde yapıldığının onun sonuçlarını etkileyip etkilemediğini soruyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yöntemler kursunda, bir geleneğin kavramlarını ölçü alarak öteki geleneği okuyan karşılaştırmaların neyi çarpıttığını, bu asimetrinin bir karşılaştırmada nasıl fark edilebileceğini ve karşılaştırmanın yönünü tersine çevirip ölçü alınan geleneği öteki geleneğin kavramlarıyla okumanın neyi görünür kılabileceğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Felsefeye Giriş programının kanon ve dekolonyal düşünce dersleri, bir geleneğin çekirdeği sayılan metinlerin nasıl seçildiğini ve Wiredu'nun kavramsal dekolonizasyonunu, yani sömürgecilik yoluyla benimsenmiş kavramların kendi dilinin kavramlarıyla karşılaştırılarak yeniden değerlendirilmesini tanıttı. Aynı program, Hountondji'nin etnofelsefe eleştirisini de gösterdi. Bu kursun ortak problem dersi ise, bir karşılaştırma üçüncüsünün bir geleneğe daha yakın olabileceğini ve karşılaştırmayı bir yöne eğebileceğini gösterdi. Bu ders, bu eğikliği bir yöntem sorunu olarak ele alıyor: bir karşılaştırmanın hangi geleneği ölçü aldığı nasıl fark edilir, bu asimetri neyi çarpıtır ve karşılaştırmanın yönü nasıl tersine çevrilir?
Sonra üç kaynağa bakacağız. Edward Said, 1978'de, Avrupalı yazarların Doğu toplumlarını nasıl bir karşıtlık içinde, kendi kimliklerini tanımlamanın bir aracı olarak betimlediğini inceler. Dipesh Chakrabarty, 2000'de, tarih yazımında Avrupa'nın evrensel bir ölçü olarak kullanıldığını ve öteki toplumların tarihlerinin hep bir eksiklik olarak anlatıldığını gösterir. Daya Krishna ise, 1988'de, karşılaştırmalı felsefenin çoğu zaman Batılı kategorilerle yapıldığını ve karşılaştırmanın tersine çevrilip Batı felsefesinin Hint kategorileriyle okunması gerektiğini önerir.
Ardından üç itirazı tartacağız: asimetrinin bir öğretim kolaylığı olduğu, tersine çevirmenin yeni bir asimetri kurduğu ve bir geleneğin kavramlarını ölçü almadan hiçbir karşılaştırmanın yapılamayacağı itirazları.
Sonda, bir karşılaştırmadaki asimetriyi fark edip gidermenin dört adımını göstereceğiz: karşılaştırmanın hangi geleneğin kavramlarıyla kurulduğunu belirlemek, öteki geleneğin bir eksiklik olarak mı anlatıldığını sormak, karşılaştırmayı tersine çevirip ölçü alınan geleneği öteki geleneğin kavramlarıyla okumak ve iki okumanın gösterdiklerini yan yana koymak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir geleneğin kavramlarını ölçü alarak öteki geleneği okuyan karşılaştırmalar neyi çarpıtır, bu asimetri bir karşılaştırmada nasıl fark edilebilir ve karşılaştırmanın yönünü tersine çevirip ölçü alınan geleneği öteki geleneğin kavramlarıyla okumak neyi görünür kılar?
Ölçülü iddiam şu: iki geleneği karşılaştıran bir çalışma, çoğu zaman birinin kavramlarını ölçü alır ve ötekini bu kavramların karşılıkları, benzerleri ya da eksik biçimleri olarak okur; bu asimetri, ölçü alınan geleneği evrensel, ötekini ise yerel ya da eksik gösterir ve öteki geleneğin kendi sorularını, kendi kavramlarını ve kendi ayrımlarını görünmez kılar; asimetri, karşılaştırmanın hangi geleneğin kavramlarıyla kurulduğu ve öteki geleneğin bir eksiklik olarak anlatılıp anlatılmadığı sorularak fark edilebilir; karşılaştırmanın yönünü tersine çevirmek, yani ölçü alınan geleneği öteki geleneğin kavramlarıyla okumak, onun da yerel ve eksik olabileceğini gösterir ve iki yönlü bir karşılaştırma, tek yönlü bir karşılaştırmanın gizlediği şeyleri görünür kılar.
Sıfır noktası
İki geleneği karşılaştırmak, onları bir ortak zemine koymayı gerektirir. Bu zemin, çoğu zaman karşılaştırmayı yapanın kendi geleneğinin kavramlarından kurulur. Bir Avrupalı felsefeci Hint felsefesini incelerken, Hint düşünürlerinin kavramlarını, kendi bildiği Avrupa kavramlarıyla karşılaştırır: bu bir mantık mı, bu bir bilgi kuramı mı, bu bir etik mi?
Bu karşılaştırma, kendi başına bir hata değildir; bir kişi yeni bir şeyi, zaten bildiği şeylerle karşılaştırarak anlamaya başlar. Ama karşılaştırma yalnızca bu yönde yapılırsa, bir asimetri doğar. Ölçü alınan gelenek, sorulması gereken soruları, kullanılması gereken kavramları ve felsefenin ne olduğunu belirleyen gelenek hâline gelir. Öteki gelenek ise, bu ölçüye göre değerlendirilen, ona benzeyen ya da ondan eksik kalan bir gelenek olur.
Bu asimetri, çoğu zaman fark edilmez, çünkü karşılaştırmayı yapan kişi, kendi geleneğinin kavramlarını evrensel sayar. Weber'in teodise kavramı, ona evrensel bir kavram gibi görünüyordu; oysa bu kavram, belirli bir dinsel geleneğin belirli bir sorusundan doğmuştu.
Görüşler ve pozisyonlar
Karşılaştırmalı felsefede asimetrinin yeri konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, zararsız asimetri görüşüdür. Buna göre her karşılaştırma, karşılaştıranın kendi geleneğinden başlar ve bu kaçınılmazdır. Bir Avrupalı felsefeci, Hint felsefesini Avrupa kavramlarıyla okur; bir Hint felsefeci de Avrupa felsefesini Hint kavramlarıyla. Bu asimetri, bir öğretim kolaylığıdır ve karşılaştırmanın sonuçlarını çarpıtmaz, çünkü yeterince dikkatli bir karşılaştıran, başlangıçtaki kavramlarını zamanla düzeltir.
İkinci görüş, yapısal asimetri görüşüdür. Buna göre karşılaştırmalı felsefedeki asimetri, bir öğretim kolaylığı değil, bir güç ilişkisinin ürünüdür. Avrupa felsefesi, sömürgecilik ve küreselleşme yoluyla, dünyanın her yerindeki üniversitelerin felsefe programlarına yerleşmiş ve felsefenin ölçüsü hâline gelmiştir. Öteki gelenekler, bu ölçüye göre değerlendirilir ve bu değerlendirme, onları hep eksik gösterir. Asimetri, karşılaştırmanın içine yerleşmiştir ve dikkatle giderilemez.
Üçüncü görüş, tersine çevrilebilir asimetri görüşüdür. Buna göre asimetri, bir güç ilişkisinin ürünüdür ve karşılaştırmanın sonuçlarını çarpıtır, ama giderilemez değildir. Karşılaştırmanın yönünü tersine çevirmek, yani ölçü alınan geleneği öteki geleneğin kavramlarıyla okumak, asimetrinin çarpıtmalarını görünür kılar. İki yönlü bir karşılaştırma, tek yönlü bir karşılaştırmanın gizlediklerini gösterir.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, her karşılaştırmanın karşılaştıranın geleneğinden başladığını doğru görür, ama bu başlangıcın, güç ilişkileri yüzünden, yalnızca tek bir yönde yapıldığını ve Lina'nın deneyiminde olduğu gibi, tersinin nadiren yapıldığını göz ardı eder. İkinci görüş, asimetrinin bir güç ilişkisinin ürünü olduğunu doğru görür, ama onun tersine çevrilebileceğini ve bu tersine çevirmenin asimetrinin çarpıtmalarını görünür kılabileceğini hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir karşılaştırmadaki asimetriyi fark edip gidermek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, karşılaştırmanın hangi geleneğin kavramlarıyla kurulduğunu belirlemektir. Karşılaştırmacı, karşılaştırmada kullanılan temel kavramların, soruların ve sınıflandırmaların hangi gelenekten geldiğini sorar. Karşılaştırma üçüncüsü, iki gelenekten birine daha yakınsa, karşılaştırma o geleneği ölçü alıyor olabilir.
İkinci adım, öteki geleneğin bir eksiklik olarak mı anlatıldığını sormaktır. Karşılaştırmacı, öteki geleneğin, ölçü alınan geleneğin bir şeyinin yokluğuyla mı, ona benzemesiyle mi, yoksa kendi başına mı betimlendiğini sorar. "Henüz", "gelişmemiş", "karşılığı" ve "benzeri" gibi sözcükler, bir eksiklik anlatısının işaretleri olabilir.
Üçüncü adım, karşılaştırmayı tersine çevirip ölçü alınan geleneği öteki geleneğin kavramlarıyla okumaktır. Karşılaştırmacı, ölçü alınan geleneğin bir kavramını ya da bir sorusunu, öteki geleneğin kavramlarıyla betimler ve bu betimlemenin ölçü alınan gelenekte neyin eksik göründüğünü sorar.
Dördüncü adım, iki okumanın gösterdiklerini yan yana koymaktır. Karşılaştırmacı, tek yönlü okumanın ve ters yönlü okumanın her birinin neyi görünür kıldığını ve neyi gizlediğini yazar. İki yönlü bir karşılaştırma, iki geleneğin ikisinin de hem bir şeyleri görebildiğini hem de bir şeyleri göremediğini gösterir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Asimetrik karşılaştırmayı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. İki geleneği karşılaştıran bir çalışma, çoğu zaman birinin kavramlarını ölçü alır ve ötekini bu kavramların karşılıkları ya da eksik biçimleri olarak okur. Bu asimetri, ölçü alınan geleneği evrensel, ötekini yerel ya da eksik gösterir ve öteki geleneğin kendi sorularını görünmez kılar. Asimetri, karşılaştırmanın hangi geleneğin kavramlarıyla kurulduğu ve öteki geleneğin bir eksiklik olarak anlatılıp anlatılmadığı sorularak fark edilebilir. Karşılaştırmanın yönünü tersine çevirmek, ölçü alınan geleneğin de yerel ve eksik olabileceğini gösterir. İki yönlü bir karşılaştırma, asimetriyi tamamen ortadan kaldırmaz, ama onu görünür kılar ve dengeler.
Açık kalan sorular
Said'in Şarkiyatçılık çözümlemesi, çok tartışıldı ve bazı eleştirmenler, onun da Batı'yı tek biçimli bir bütün olarak gösterdiğini, yani Doğu'yu betimleyenlerin yaptığı hatanın bir benzerini yaptığını öne sürdü. Bir asimetriyi eleştiren bir çalışma, kendisi de karşı tarafı tek biçimli bir bütün olarak göstermeden nasıl yapılabilir?
Chakrabarty, Avrupa'nın kategorilerini reddetmeden taşralaştırmayı önerdi. Ama bir kategoriyi hem kullanmak hem de onun yerel olduğunu bilmek, pratikte nasıl yapılır? Bir felsefe dersinde, bir kavramı evrensel bir kavram olarak değil, yerel bir kavram olarak öğretmek, onun öğretilme biçimini nasıl değiştirir?
Kerem'in yoksunluk listesi, grubun hak etme çözümlemesinin bir niyet ayrımından yoksun olduğunu gösterdi. Ama bu yoksunluk, grubun kavramının bir eksikliği midir, yoksa iki geleneğin farklı sorular sorduğunun bir işareti mi? Bir geleneğin bir soruyu sormaması, her zaman bir eksiklik midir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKendi kavramlarını evrensel saymak.
Bir karşılaştırmada kendi geleneğinin kavramlarını, soruların ve sınıflandırmaların tarafsız ve evrensel ölçüsü olarak görmek, öteki geleneği bu ölçüye göre değerlendirir ve onun kendi sorularını görünmez kılar. Karşılaştırmanın hangi geleneğin kavramlarıyla kurulduğu sorulur.
Yaygın yanlışÖteki geleneği bir yokluk olarak betimlemek.
Öteki geleneği, ölçü alınan geleneğin bir şeyinin yokluğuyla, "henüz" ya da "karşılığı" gibi sözcüklerle anlatmak, onu kendi başına değil, bir eksiklik olarak kurar. Öteki gelenek, kendi kavramlarıyla betimlenir.
Yaygın yanlışKarşılaştırmayı tek yönde yapmak.
Bir karşılaştırmayı yalnızca bir yönde yapıp ölçü alınan geleneği öteki geleneğin kavramlarıyla hiç okumamak, ölçü alınan geleneğin eksiklerini görünmez kılar. Karşılaştırma tersine çevrilir.
Yaygın yanlışTers okumayı tek başına bırakmak.
Ters yönlü bir okumayı, tek yönlü okumayla yan yana koymadan tek başına sunmak, bir asimetriyi başka bir asimetriyle değiştirmekten öteye geçmez. İki okuma yan yana konur ve her birinin neyi görünür kıldığı yazılır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
İki geleneği karşılaştıran bir çalışma, çoğu zaman birinin kavramlarını ölçü alır ve ötekini bu kavramların karşılıkları ya da eksik biçimleri olarak okur ve bu asimetri, ölçü alınan geleneği evrensel, ötekini yerel ya da eksik gösterir.
Said Avrupalı yazarların Doğu toplumlarını kendi karşıtları olarak kurduğunu, Chakrabarty tarih yazımında Avrupa'nın evrensel bir ölçü olarak kullanıldığını ve onu reddetmeden taşralaştırmanın bir çözüm olabileceğini, Daya Krishna ise karşılaştırmalı felsefedeki asimetrinin tersine çevrilebileceğini ve bunun ölçü alınan geleneğin de yoksunluklarını gösterdiğini ortaya koydu.
Bir karşılaştırmadaki asimetri dört adımla fark edilip giderilir: karşılaştırmanın hangi geleneğin kavramlarıyla kurulduğunu belirlemek, öteki geleneğin bir eksiklik olarak anlatılıp anlatılmadığını sormak, karşılaştırmayı tersine çevirmek ve iki okumayı yan yana koymak.
Asimetrinin bir öğretim kolaylığı olduğu, tersine çevirmenin yeni bir asimetri kurduğu ve ölçüsüz karşılaştırmanın yapılamayacağı itirazları, bir başlangıcın fark edilmezse bir değerlendirmeye dönüştüğünü, iki okumanın yan yana konmasının asimetrileri dengelediğini ve asimetrisiz olmasa da asimetrisinin farkında olan bir karşılaştırmanın mümkün olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden iyi bir karşılaştırma, asimetrisiz bir karşılaştırma değil, hangi geleneği ölçü aldığını bilen, yönünü tersine çevirebilen ve iki geleneği de hem güçlü hem sınırlı gösteren bir karşılaştırmadır.
Sonraki derse köprü
Lina'nın iki yönlü okuması, grubun hak etme kavramı ile karma öğretisini karşılaştırdı. Ama Lina, bir noktada kendi söylediklerine bir itiraz getiriyor. Grup, "karma öğretisi" diye tek bir öğretiden söz etmişti; oysa Hint düşüncesinde karma, farklı okullarda çok farklı biçimlerde anlaşılmıştı: bazı okullar onu bir Tanrı'nın denetimine bağlarken, bazıları hiçbir Tanrı tanımıyordu; bazıları eylemin kendisini, bazıları ise niyeti öne çıkarıyordu. Kerem de, grubun "Batı'daki hak etme kavramı" diye tek bir kavramdan söz ettiğini, oysa Batı felsefesinin içinde de, örneğin hak etmeyi temel bir değer sayanlar ile onu reddedenler arasında derin bir ayrılık olduğunu hatırlatıyor.
İki geleneği karşılaştırırken, onları tek sesli bütünler olarak ele almak kolaydır. Ama her felsefe geleneği, kendi içinde farklı okulları, tartışmaları ve ayrılıkları taşır ve iki gelenek arasındaki bir fark, bazen bir geleneğin kendi içindeki bir farktan daha küçük olabilir.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Gelenek içi çeşitlilik dersi, bir felsefe geleneğini tek sesli bir bütün olarak ele almanın karşılaştırmayı nasıl çarpıttığını, bir geleneğin içindeki farklı okulları ve tartışmaları bir karşılaştırmada nasıl hesaba katabileceğimizi ve iki gelenek arasındaki bir farkın ne zaman bir geleneğin kendi içindeki bir farktan daha küçük olabileceğini soruyor.