İçeriğe geç

P01-D07-M05-02·Karşılaştırmalı yöntem

Ortak problem

orta3.574 kelime≈ 24 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

İki gelenek aynı sözcükleri kullanmasa da aynı problemle boğuşmuş olabilir ve iki geleneği karşılaştırmanın bir yolu, sözcüklerini çevirmek yerine onların cevap verdiği ortak bir problemi bulmaktır.

Eyüp Kitabı iyi bir insanın hak etmediği acılar karşısındaki sorusunun adil bir Tanrı inancı içinde nasıl bir biçim aldığını, eylemin küçük açıklaması farklı yazgıların yeniden doğuşlar boyunca faile dönen eylemlere bağlandığını, Weber ise bir problemin farklı dinler arasında karşılaştırılmak için genişletilebileceğini ama bu genişletmenin bir geleneğin ön varsayımlarını ötekine taşıyabileceğini gösterdi.

İki gelenek ortak bir problem üzerinden dört adımla karşılaştırılır: her geleneğin sorusunu kendi kavramlarıyla yazmak, iki soruyu da kapsayan bir karşılaştırma üçüncüsü kurmak, her geleneğin cevabını ve ön varsayımlarını yazmak ve karşılaştırmanın bir geleneği ötekine indirgeyip indirgemediğini sınamak.

Ortak problemin farkları sildiği, hiçbir problemin gerçekten ortak olmadığı ve cevapları karşılaştırmanın doğruluk sorusunu bıraktığı itirazları, kurulmuş bir problemin farkları ve kayıpları açıkça yazdığını, bir karşılaştırmanın eğikliğinin azaltılıp ölçülebildiğini ve ortak bir problemin ortak güçlükleri keşfetmeyi sağladığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden ortak bir problem, iki geleneği birbirine benzeten değil, aynı soruya verilen farklı cevapların farklı ön varsayımlarını ve ortak güçlüklerini görünür kılan bir karşılaştırma aracıdır.

Açılış sahnesi

Defne, grubun toplantısına iki metin getiriyor. Birincisi, Eski Ahit'teki Eyüp Kitabı'ndan bir bölüm: dürüst ve iyi bir adam olan Eyüp, bütün mallarını, çocuklarını ve sağlığını yitirir ve dostları onu, bu acıları bir günah yüzünden hak etmiş olması gerektiğine inandırmaya çalışır. İkincisi, Budist bir metinden bir bölüm: genç bir adam Buda'ya, insanların neden farklı yazgılara sahip olduğunu, neden bazılarının uzun, bazılarının kısa yaşadığını, bazılarının sağlıklı, bazılarının hasta doğduğunu sorar ve Buda, bunun her varlığın kendi eylemlerinin mirasçısı olmasından kaynaklandığını söyler.

Kerem, iki metnin aynı soruyu sorduğunu düşünüyor: insanlar yaşamlarında hak ettiklerini mi alıyor? Ama Lina, bundan emin değil: "Eyüp'ün sorusu, iyi ve güçlü bir Tanrı varken iyi bir insanın neden acı çektiği. Budist metinde böyle bir Tanrı yok; soru, bir eylemin sonuçlarının faile nasıl geri döndüğü." Tolga, iki metnin farklı kavramlarla konuştuğunu, ama belki de aynı sorunla boğuştuğunu söylüyor. Ece, grubun bir önceki çalışmasının sözcükleri karşılaştırdığını, ama bu kez sözcüklerin değil, sorunun karşılaştırılması gerektiğini görüyor. Ama bir sorunun gerçekten ortak olup olmadığı nasıl bilinir? Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yöntemler kursunda, farklı felsefe geleneklerini, sözcüklerini değil ortak bir problemi karşılaştırarak nasıl bir araya getirebileceğimizi, bir problemin gerçekten ortak olup olmadığını nasıl sınayabileceğimizi ve ortak bir problem bulmanın, iki geleneğin cevaplarındaki farkları nasıl görünür kılabileceğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Felsefeye Giriş programının din felsefesi dersleri, kötülük problemini, yani iyi ve sınırsız güce sahip bir yaratıcı fikriyle dünyada gözlenen acının bir arada durup duramayacağı sorusunu tanıttı. Aynı programın karşılaştırmalı felsefe dersleri de işlevsel eşdeğerliği, yani iki kavramın aynı sözcükle anılmasa da benzer bir iş görebileceğini gösterdi. Bu kursun çeviri dersi ise, bir kavramı başka bir dile çevirmenin neyi gizlediğini ve bazen neden çevirmemek gerektiğini sordu. Bu ders, bir adım öteye geçiyor: iki geleneği karşılaştırmak için sözcüklerini çevirmek yerine, onların cevap verdiği ortak bir problemi bulmak nasıl yapılır ve bu problemin gerçekten ortak olduğu nasıl sınanır?

Sonra üç kaynağa bakacağız. Eyüp Kitabı, iyi bir insanın hak etmediği acılar karşısında sorduğu soruyu ve dostlarının bu acıyı açıklama çabalarını anlatır. Budist Pāli kanonunda yer alan ve eylemin küçük açıklaması olarak bilinen bir söylev, insanların farklı yazgılarını onların kendi eylemleriyle açıklar. Max Weber ise, dünya dinlerinin ekonomik ahlakı ve din sosyolojisi üzerine yazılarında, farklı dinlerin acının ve mutluluğun dağılımını nasıl açıkladığını karşılaştırır ve Hint düşüncesindeki eylem öğretisini bu soruya verilmiş en tutarlı cevap olarak görür.

Ardından üç itirazı tartacağız: ortak bir problem bulmanın iki geleneği birbirine benzetip farklarını sildiği, bir problemin ancak bir geleneğin kavramlarıyla tanımlanabileceği için hiçbir problemin gerçekten ortak olmadığı ve cevapları karşılaştırmanın, onların doğru olup olmadığı sorusunu bir kenara bıraktığı itirazları.

Sonda, iki geleneği ortak bir problem üzerinden karşılaştırmanın dört adımını göstereceğiz: her geleneğin sorusunu kendi kavramlarıyla yazmak, iki soruyu da kapsayan ve hiçbirinin kendine özgü kavramlarına dayanmayan bir karşılaştırma üçüncüsü kurmak, her geleneğin bu probleme verdiği cevabı ve bu cevabın ön varsayımlarını yazmak ve karşılaştırmanın iki gelenekten birini ötekine indirgeyip indirgemediğini sınamak.

Merkez soru

Sorumuz şu: farklı felsefe gelenekleri, sözcükleri değil ortak bir problem karşılaştırılarak nasıl bir araya getirilebilir, bir problemin gerçekten ortak olup olmadığı nasıl sınanır ve ortak bir problem bulmak iki geleneğin cevaplarındaki farkları nasıl görünür kılar?

Ölçülü iddiam şu: iki gelenek, aynı sözcükleri kullanmasa da, aynı problemle, örneğin eylemler ile yaşamda karşılaşılan iyilik ve kötülük arasındaki uyuşmazlık problemiyle boğuşmuş olabilir; bu problem, iki geleneğin kendine özgü kavramlarına, örneğin iyi ve güçlü bir Tanrı ya da eylemin sonuçlarının yeniden doğuşlar boyunca faile dönmesi kavramlarına dayanmayan daha genel bir karşılaştırma üçüncüsüyle ifade edildiğinde, iki gelenek kendi kavramlarına indirgenmeden karşılaştırılabilir; ama bu karşılaştırma üçüncüsü de bir soyutlamadır ve her geleneğin sorusunu kendi içinde anlamlı kılan ön varsayımları kaybettirebilir; bu yüzden ortak bir problem, iki geleneğin sorularını kendi kavramlarıyla yazıp aralarındaki örtüşmeyi ve farkı açıkça göstererek sınanmalıdır ve ortak bir problemin en önemli katkısı, iki geleneğin benzerliğini değil, aynı soruya verilmiş farklı cevapların farklı ön varsayımlarını görünür kılmasıdır.

Sıfır noktası

Farklı gelenekleri karşılaştırmanın en doğrudan yolu, onların kavramlarını karşılaştırmaktır: bir gelenekteki "adalet" kavramını öteki gelenekteki "adalet" kavramıyla, bir gelenekteki "bilgelik" kavramını ötekindeki "bilgelik" kavramıyla. Ama çeviri dersinde gördüğümüz gibi, iki geleneğin kavramları çoğu zaman birbirine tam olarak karşılık gelmez ve bir kavramı ötekinin sözcüğüyle çevirmek, onu ötekine indirgeyebilir.

Başka bir yol, kavramları değil, kavramların cevap verdiği sorunları karşılaştırmaktır. İki gelenek, aynı sözcükleri kullanmasa da, aynı sorunla karşılaşmış olabilir. Bir insanın yaptıkları ile başına gelenler arasındaki ilişki, bütün insan topluluklarının karşılaştığı bir sorundur: iyi insanlar neden acı çeker, kötü insanlar neden başarılı olur, bir insan yaşamında hak ettiğini alır mı?

Ama bu yol da bir tehlike taşır. İki geleneğin aynı sorunu sorduğunu söylemek, o sorunu bir geleneğin kavramlarıyla tanımlamayı gerektirebilir ve öteki geleneğe, kendisinin hiç sormadığı bir soruyu yükleyebilir. Kerem'in "insanlar yaşamlarında hak ettiklerini mi alıyor?" sorusu, Türkçedeki hak etme kavramıyla kurulmuştu ve Budist metin bu soruyu belki de hiç bu biçimde sormuyordu.

Görüşler ve pozisyonlar

Farklı gelenekleri ortak bir problem üzerinden karşılaştırmak konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, evrensel problem görüşüdür. Buna göre bazı felsefi problemler, bütün insan topluluklarının karşılaştığı evrensel problemlerdir ve farklı gelenekler, bu problemlere farklı cevaplar verir. Karşılaştırmalı felsefenin işi, bu evrensel problemleri bulmak ve farklı geleneklerin cevaplarını yan yana koymaktır. İyilerin neden acı çektiği sorusu, böyle evrensel bir problemdir.

İkinci görüş, yerel problem görüşüdür. Buna göre bir problem, onu soran geleneğin kavramlarından ve ön varsayımlarından ayrılamaz. Eyüp'ün sorusu, adil ve güçlü bir Tanrı inancına bağlıdır; bu inancı taşımayan bir gelenek, aynı soruyu soramaz. İki geleneğe aynı problemi yüklemek, birinin sorusunu ötekine dayatmaktır.

Üçüncü görüş, kurulmuş problem görüşüdür. Buna göre iki geleneğin ortak bir problemi, hazır bulunmaz; iki geleneğin sorularını kendi kavramlarıyla yazıp aralarındaki örtüşmeyi gösteren daha genel bir karşılaştırma üçüncüsüyle kurulur. Bu karşılaştırma üçüncüsü, iki soruyu da kapsar ama hiçbirine tam olarak eşit değildir ve iki soru ile karşılaştırma üçüncüsü arasındaki farklar açıkça yazılır.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bazı insan deneyimlerinin, örneğin acının ve farklı yazgıların, bütün topluluklarda bulunduğunu doğru görür, ama bu deneyimlerin farklı geleneklerde farklı sorulara dönüştüğünü ve bu soruları tek bir evrensel probleme indirgemenin farklarını sildiğini göz ardı eder. İkinci görüş, bir sorunun onu soran geleneğin ön varsayımlarına bağlı olduğunu doğru görür, ama iki farklı sorunun da daha genel bir düzeyde örtüşebileceğini ve bu örtüşmenin gösterilebileceğini hesaba katmaz.

Argümanın yapısı

İki geleneği ortak bir problem üzerinden karşılaştırmak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, her geleneğin sorusunu kendi kavramlarıyla yazmaktır. Karşılaştırmacı, her geleneğin hangi soruyu, hangi kavramlarla ve hangi ön varsayımlara dayanarak sorduğunu, o geleneğin kendi metinlerinden çıkararak yazar. Bu adım, bir geleneğin sorusunu ötekinin kavramlarıyla yeniden kurmadan önce yapılır.

İkinci adım, iki soruyu da kapsayan ve hiçbirinin kendine özgü kavramlarına dayanmayan bir karşılaştırma üçüncüsü kurmaktır. Karşılaştırmacı, iki sorunun ortak bir çekirdeği olup olmadığını arar ve bu çekirdeği, iki geleneğin kendine özgü kavramlarını kullanmadan, daha genel bir dille yazar. Örneğin: bir varlığın eylemleri ile başına gelen iyilik ve kötülük arasında nasıl bir ilişki vardır?

Üçüncü adım, her geleneğin bu probleme verdiği cevabı ve bu cevabın ön varsayımlarını yazmaktır. Karşılaştırmacı, her geleneğin karşılaştırma üçüncüsüne nasıl bir cevap verdiğini ve bu cevabın hangi kavramlara ve inançlara dayandığını yazar. Cevapların farkları, çoğu zaman bu ön varsayımların farklarından gelir.

Dördüncü adım, karşılaştırmanın iki gelenekten birini ötekine indirgeyip indirgemediğini sınamaktır. Karşılaştırmacı, karşılaştırma üçüncüsünün iki geleneğin sorusundan birine daha yakın olup olmadığını, yani birinin sorusunu öteki üzerine dayatıp dayatmadığını sorar ve her geleneğin sorusunun karşılaştırma üçüncüsünde neyi kaybettiğini açıkça yazar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Ortak problemi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. İki gelenek, aynı sözcükleri kullanmasa da, aynı problemle boğuşmuş olabilir; bu problem, iki geleneğin kendine özgü kavramlarına dayanmayan bir karşılaştırma üçüncüsüyle ifade edildiğinde, iki gelenek birbirine indirgenmeden karşılaştırılabilir. Ama karşılaştırma üçüncüsü de bir soyutlamadır ve her geleneğin sorusunu kendi içinde anlamlı kılan ön varsayımları kaybettirebilir; Weber'in teodise kavramı gibi, bir gelenekten gelen bir karşılaştırma üçüncüsü, karşılaştırmayı bir yöne eğebilir. Bu yüzden ortak bir problem, her geleneğin sorusunu kendi kavramlarıyla yazıp karşılaştırma üçüncüsünün her birinden neyi kaybettiğini göstererek sınanmalıdır. Ortak bir problemin en önemli katkısı, iki geleneğin benzerliğini değil, aynı soruya verilen farklı cevapların farklı ön varsayımlarını ve bazen ortak güçlüklerini görünür kılmasıdır.

Açık kalan sorular

Tolga'nın karşılaştırma üçüncüsü, Tanrı ya da yeniden doğuş gibi kavramları kullanmadan, eylem ve başa gelen gibi daha genel kavramlarla kuruldu. Ama "eylem" ve "başa gelen" kavramları da her gelenekte aynı biçimde mi anlaşılır? Budist düşüncede eylem, yalnızca bir bedensel hareket değil, bir niyettir; başka bir gelenekte eylem, başka bir şey anlatabilir. Bir karşılaştırma üçüncüsünün kavramları da, kendi başlarına karşılaştırılması gereken kavramlar mıdır?

Weber, karma öğretisini teodise sorusuna verilmiş en tutarlı cevap olarak gördü. Ama bir cevabın tutarlı olması, onun doğru ya da iyi olduğu anlamına mı gelir? Karma öğretisinin tutarlılığı, Defne'nin rahatsız olduğu sonucu, yani hiçbir acının haksız olmadığı sonucunu da kaçınılmaz kılıyordu. Bir öğretinin tutarlılığı, onun kabul edilemez bir sonuca varmasıyla birlikte nasıl değerlendirilmelidir?

Lina, bazı geleneklerde acının bir hak etme meselesi olarak değil, bir paylaşma ya da bir katlanma meselesi olarak düşünüldüğünü söyledi. Bir geleneğin bir problemi hiç sormaması, o problemi aşmış olduğunu mu, yoksa onu görmediğini mi gösterir? Bir soruyu sormamak, onun bir cevabı olabilir mi?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışBir geleneğin sorusunu ötekine yüklemek.
Doğrusu

İki geleneği karşılaştırırken, bir geleneğin kendi kavramlarıyla kurulmuş sorusunu, öteki geleneğin de soruyormuş gibi sunmak, öteki geleneğe kendisinin hiç sormadığı bir soruyu dayatır. Önce her geleneğin sorusu kendi kavramlarıyla yazılır.

Yaygın yanlışKarşılaştırma üçüncüsünü tarafsız saymak.
Doğrusu

İki geleneği karşılaştırmak için kurulan daha genel bir soruyu, iki gelenekten de tamamen bağımsız bir zemin olarak görmek, onun da bir gelenekten gelen kavramlara dayanabileceğini gözden kaçırır. Karşılaştırma üçüncüsünün hangi geleneğe daha yakın olduğu sınanır.

Yaygın yanlışKayıpları yazmamak.
Doğrusu

Bir karşılaştırma üçüncüsünün her geleneğin sorusundan neyi kaybettiğini yazmadan karşılaştırma yapmak, soyutlamanın gizlediği farkları görünmez kılar. Her geleneğin sorusunun karşılaştırma üçüncüsünde neyi yitirdiği açıkça yazılır.

Yaygın yanlışCevapları yalnızca sıralamak.
Doğrusu

İki geleneğin aynı probleme verdiği cevapları, onları değerlendirmeden yan yana koymak, karşılaştırmayı bir katalog hâline getirir. Cevapların problemin hangi yönünü açıkladığı ve hangi güçlükle karşılaştığı sorulur.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

İki gelenek aynı sözcükleri kullanmasa da aynı problemle boğuşmuş olabilir ve iki geleneği karşılaştırmanın bir yolu, sözcüklerini çevirmek yerine onların cevap verdiği ortak bir problemi bulmaktır.

Eyüp Kitabı iyi bir insanın hak etmediği acılar karşısındaki sorusunun adil bir Tanrı inancı içinde nasıl bir biçim aldığını, eylemin küçük açıklaması farklı yazgıların yeniden doğuşlar boyunca faile dönen eylemlere bağlandığını, Weber ise bir problemin farklı dinler arasında karşılaştırılmak için genişletilebileceğini ama bu genişletmenin bir geleneğin ön varsayımlarını ötekine taşıyabileceğini gösterdi.

İki gelenek ortak bir problem üzerinden dört adımla karşılaştırılır: her geleneğin sorusunu kendi kavramlarıyla yazmak, iki soruyu da kapsayan bir karşılaştırma üçüncüsü kurmak, her geleneğin cevabını ve ön varsayımlarını yazmak ve karşılaştırmanın bir geleneği ötekine indirgeyip indirgemediğini sınamak.

Ortak problemin farkları sildiği, hiçbir problemin gerçekten ortak olmadığı ve cevapları karşılaştırmanın doğruluk sorusunu bıraktığı itirazları, kurulmuş bir problemin farkları ve kayıpları açıkça yazdığını, bir karşılaştırmanın eğikliğinin azaltılıp ölçülebildiğini ve ortak bir problemin ortak güçlükleri keşfetmeyi sağladığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden ortak bir problem, iki geleneği birbirine benzeten değil, aynı soruya verilen farklı cevapların farklı ön varsayımlarını ve ortak güçlüklerini görünür kılan bir karşılaştırma aracıdır.

Sonraki derse köprü

Kerem'in Weber sınaması, grubun karşılaştırma çalışmasında bir şeyi görünür kıldı: Weber, karma öğretisini, adil bir Tanrı'yı savunma çabası için geliştirilmiş bir kavramla, teodise kavramıyla okumuştu. Karşılaştırma, bir yönde eğilmişti: bir geleneğin kavramı ölçü alınmış, öteki gelenek bu ölçüye göre değerlendirilmişti. Lina, bunun karşılaştırmalı çalışmalarda sık görülen bir durum olduğunu söylüyor: kendi geleneğinin felsefesi, çoğu zaman "Batı felsefesinde şu kavramın karşılığı" diye anlatılıyor, ama tersine, Batı felsefesinin kavramları onun geleneğinin kavramlarının karşılığı olarak nadiren anlatılıyor.

Bir karşılaştırma, iki geleneği eşit biçimde değil, birinin kavramlarını ölçü alarak ötekini okuyorsa, bu karşılaştırmada bir asimetri vardır. Bu asimetri, karşılaştırmanın sonuçlarını, çoğu zaman fark edilmeden, bir yönde eğer.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Asimetrik karşılaştırma dersi, bir geleneğin kavramlarını ölçü alarak öteki geleneği okuyan karşılaştırmaların neyi çarpıttığını, bu asimetrinin bir karşılaştırmada nasıl fark edilebileceğini ve karşılaştırmanın yönünü tersine çevirip ölçü alınan geleneği öteki geleneğin kavramlarıyla okumanın neyi görünür kılabileceğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.