Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
İki geleneğin felsefi kavramlarını karşılaştırmak için onları aynı dilde konuşturmak gerekir, ama her çeviri bir kavramı hedef dilin ayrımları içine yerleştirir ve kaynak dilin bazı ayrımlarını düşürüp bazı yeni çağrışımlar ekler.
Wierzbicka kültüre özgü bir kavramın bütün dillerde bulunduğu öne sürülen basit anlamlarla yeniden tarif edilerek karşılaştırılabileceğini, Ricoeur çevirinin kusursuz olmadığını ama imkânsız da olmadığını ve eşdeğerliğin bulunan değil kurulan bir şey olduğunu, Xuanzang'a atfedilen ilke ise bazı terimleri çevirmeden bırakmanın onları yanlış çevirmekten daha dürüst olabileceğini gösterdi.
Karşılaştırmalı bir çalışmada bir kavram dört adımla çevrilir: kavramın kendi dilindeki kullanımını ve komşularını belirlemek, en yakın karşılığın neyi kattığını ve düşürdüğünü yazmak, kavramı basit anlamlarla yeniden tarif etmek ve gerektiğinde terimi çevirmeden bırakıp açıklamak.
Çevirinin kaçınılmaz olarak çarpıttığı, çevirmeden bırakmanın karşılaştırmayı imkânsız kıldığı ve basit anlamların zenginliği yok ettiği itirazları, bir çarpıtmanın görünür kılınabildiğini, çevrilmemiş bir terimin açıklamayla karşılaştırılabildiğini ve basit bir tarifin bir kavramın yerini değil karşılaştırılabilir çekirdeğini verdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden karşılaştırmalı felsefede çeviri, bir kavramı kayıpsız aktaran saydam bir araç değil, kayıplarını açıkça yazan, gerektiğinde basit anlamlara başvuran ve bazen çevirmemeyi seçen denetimli bir iştir.
Açılış sahnesi
Grubun toplantısına, hukuk fakültesinde Barış'ın arkadaşı olan bir uluslararası öğrenci, Lina katılıyor. Lina, burs mektubunu kendi dilinden düşünerek Türkçe yazdığını ve "hak etmek" sözcüğünü kullanmakta zorlandığını anlatıyor. Kendi dilinde, bu sözcüğün karşılığı olarak iki ayrı sözcük var: birincisi, bir kişinin emeğiyle kazandığı bir karşılığı anlatıyor; ikincisi ise, bir kişiye yalnızca var olduğu için, bir insan olarak borçlu olunan şeyi. Lina, Türkçedeki tek sözcüğün bu ikisini birleştirdiğini ve bu yüzden mektubunda hangisini kastettiğini söylemenin zorlaştığını söylüyor.
Grup şaşırıyor, çünkü kendi hak etme çözümlemesinde tam da bu iki kolu, eyleme dayanan hak etme ile varlığa dayanan hak etmeyi, uzun bir çabayla ayırmıştı. Kerem, Lina'nın dilinin bu ayrımı zaten sözcüklerinde taşıdığını görüyor. Tolga ise, bunun grubun çözümlemesini doğruladığını mı, yoksa grubun Türkçenin bir birleştirmesini çözmekle uğraştığını mı gösterdiğini soruyor. Ece, bir kavramı bir dilden ötekine çevirmenin, iki geleneğin düşüncelerini karşılaştırmanın hem bir aracı hem de bir engeli olabileceğini düşünüyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yöntemler kursunda, farklı dillerde ve geleneklerde düşünülmüş felsefi kavramları karşılaştırırken bir kavramın başka bir dile çevrilmesinin neyi kolaylaştırıp neyi gizlediğini, bir dilde karşılığı olmayan bir kavramın nasıl karşılaştırılabileceğini ve karşılaştırmalı bir felsefenin bir geleneğin kavramlarını ötekinin kavramlarına indirgemekten nasıl kaçınabileceğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Felsefeye Giriş programının karşılaştırmalı felsefe dersleri, bu konunun birçok temel kavramını tanıttı. Quine'ın radikal çevirisi, Benjamin'in saf dili ve Cassin'in çevrilemez kavramı bunlar arasındaydı; kavramsal eşdeğerlik dersi de kalın kavramları, ortak ölçülemezliği ve işlevsel eşdeğerliği gösterdi. Felsefi Metin Okuma kursunun çeviri dersi ise, bir çevirinin bir yorum olduğunu ve okurun bir karşılık tablosu tutması gerektiğini öğretti. Bu ders, bu kavramları bir yönteme çeviriyor: bir karşılaştırmalı felsefe çalışmasında, bir kavramı başka bir dile çevirmek zorunda kaldığımızda, çeviriyi bir araç olarak nasıl kullanırız, onun gizlediklerini nasıl görünür kılarız ve bazen neden çevirmemeyi seçeriz?
Sonra üç kaynağa bakacağız. Anna Wierzbicka, farklı dillerin kültüre özgü kavramlarını, bütün dillerde bulunduğunu öne sürdüğü küçük bir basit anlamlar kümesiyle açıklamayı önerir. Paul Ricoeur, 2004'te yayımlanan çeviri üzerine yazılarında, iki dil arasında kusursuz bir eşdeğerlik olmadığını ama yine de çevirinin mümkün olduğunu ve bunun bir tür konukseverlik gerektirdiğini söyler. Çinli Budist çevirmen Xuanzang'a atfedilen ve sonraki bir Budist sözlükte aktarılan bir ilke ise, bazı durumlarda bir terimi çevirmeden bırakmanın, onu çevirmekten daha dürüst olduğunu söyler.
Ardından üç itirazı tartacağız: çevirinin kaçınılmaz olarak bir kavramı çarpıttığı, çevirmeden bırakmanın karşılaştırmayı imkânsız kıldığı ve basit anlamlarla açıklamanın bir kavramın zenginliğini yok ettiği itirazları.
Sonda, karşılaştırmalı bir felsefe çalışmasında bir kavramı çevirmenin dört adımını göstereceğiz: kavramın kendi dilindeki kullanımını ve komşularını belirlemek, en yakın çeviri karşılığının neyi kattığını ve neyi düşürdüğünü yazmak, kavramı basit anlamlarla yeniden tarif etmek ve gerektiğinde terimi çevirmeden bırakıp açıklamasını vermek.
Merkez soru
Sorumuz şu: farklı dillerde ve geleneklerde düşünülmüş felsefi kavramları karşılaştırırken bir kavramın başka bir dile çevrilmesi neyi kolaylaştırır, neyi gizler, bir dilde karşılığı olmayan bir kavram nasıl karşılaştırılabilir ve karşılaştırmalı bir felsefe bir geleneğin kavramlarını ötekinin kavramlarına indirgemekten nasıl kaçınabilir?
Ölçülü iddiam şu: bir felsefi kavramı başka bir dile çevirmek, onu karşılaştırmanın vazgeçilmez bir aracıdır, ama her çeviri, kavramı hedef dilin kendi ayrımları içine yerleştirir ve bu yüzden kavramın kendi dilinde taşıdığı bazı ayrımları düşürür, bazılarını ise ona ekler; bu kayıp ve eklemeler, kavramın kendi dilindeki kullanımı ve komşuları ile en yakın çeviri karşılığınınki yan yana konarak görünür kılınabilir; bir kavram, iki dilin kültüre özgü sözcükleri yerine daha basit ve daha yaygın anlamlarla yeniden tarif edilerek, bir dilin kavramlarını ötekine indirgemeden karşılaştırılabilir; bazı durumlarda ise, bir terimi çevirmeden bırakıp onu açıklamak, onu yanlış bir karşılıkla çevirmekten daha dürüst bir karşılaştırma yoludur.
Sıfır noktası
İki geleneğin felsefi kavramlarını karşılaştırmak için, onları aynı dilde konuşturmak gerekir. Bir Türk felsefeci, bir Hint ya da Çin felsefe metnini, çoğu zaman bir çeviri aracılığıyla okur ve o metnin kavramlarını Türkçe sözcüklerle düşünür. Bu çeviri, karşılaştırmayı mümkün kılar: iki gelenek, artık aynı dilde, aynı sözcüklerle konuşuyor gibidir.
Ama bu "gibi" önemlidir. Bir kavram çevrildiğinde, hedef dilin sözcüğünün taşıdığı bütün ayrımları, çağrışımları ve birleştirmeleri de alır. Lina'nın dilinde iki ayrı sözcükle ifade edilen iki kavram, Türkçeye "hak etmek" diye çevrildiğinde tek bir kavrama dönüşür. Bu, iki kavramın aynı olduğu izlenimini verir; oysa Lina'nın dilinde onlar hiç aynı değildir. Tersi de olabilir: bir dilde tek bir sözcükle ifade edilen bir kavram, başka bir dile iki ayrı sözcükle çevrildiğinde, sanki iki ayrı kavrammış gibi görünebilir.
Bu yüzden karşılaştırmalı bir felsefe, çeviriye hem muhtaçtır hem de ona karşı dikkatli olmak zorundadır. Karşılaştırma, çeviri sayesinde mümkün olur; ama çevirinin hedef dilin ayrımlarını kaynak dilin kavramlarına dayatmasını fark etmezse, karşılaştırılan şey kaynak geleneğin kavramı değil, onun hedef dildeki gölgesi olur.
Görüşler ve pozisyonlar
Karşılaştırmalı felsefede çevirinin yeri konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, saydam çeviri görüşüdür. Buna göre iyi bir çeviri, bir kavramı başka bir dile tam olarak aktarabilir. Farklı dillerin sözcükleri farklı olsa da, dile getirdikleri kavramlar evrenseldir ve iyi bir çevirmen, bir kavramın doğru karşılığını her zaman bulabilir. Karşılaştırmalı felsefe, iyi çevirilere dayanarak farklı geleneklerin kavramlarını doğrudan karşılaştırabilir.
İkinci görüş, çevrilemezlik görüşüdür. Buna göre farklı dillerin kavramları, o dillerin kendi dünyalarına bağlıdır ve bir dilden ötekine hiçbir zaman gerçekten çevrilemez. Her çeviri, kaynak dilin kavramını hedef dilin kavramlarına indirger ve karşılaştırmalı felsefe, bu yüzden her zaman bir geleneğin ötekini kendi kavramlarıyla okumasıdır.
Üçüncü görüş, denetimli çeviri görüşüdür. Buna göre çeviri, kusursuz değildir ama imkânsız da değildir. Her çeviri bir kavramın bazı ayrımlarını düşürür, bazılarını ekler; ama bu kayıp ve eklemeler görünür kılınabilir. Karşılaştırmalı felsefe, çeviriyi bir araç olarak kullanır, onun kayıplarını açıkça yazar ve gerektiğinde bir kavramı basit anlamlarla yeniden tarif eder ya da çevirmeden bırakır.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, farklı dillerin kavramlarının birbirine anlaşılır biçimde aktarılabildiğini doğru görür, ama Lina'nın iki sözcüğünün Türkçede tek bir sözcüğe çevrildiğinde bir ayrımın kaybolduğunu göz ardı eder. İkinci görüş, çevirinin bir kavramı hedef dilin kavramlarına indirgeme tehlikesini doğru görür, ama Ece'nin basit tarifleri gibi yolların bu tehlikeyi azaltabildiğini ve iki dil arasında anlaşılır bir karşılaştırmanın mümkün olduğunu hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Karşılaştırmalı bir felsefe çalışmasında bir kavramı çevirmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, kavramın kendi dilindeki kullanımını ve komşularını belirlemektir. Karşılaştırmacı, kavramın kaynak dilde hangi durumlarda kullanıldığını, hangi sözcüklerle karşıtlık içinde düşünüldüğünü ve hangi sözcüklerle bir alan oluşturduğunu yazar. Lina'nın dilinde, iki sözcük birbirinin komşusuydu ve anlamlarını birbirinden ayrılarak kazanıyordu.
İkinci adım, en yakın çeviri karşılığının neyi kattığını ve neyi düşürdüğünü yazmaktır. Karşılaştırmacı, hedef dildeki en yakın karşılığı seçer ve bu karşılığın kaynak kavramın hangi ayrımlarını taşımadığını ve ona hangi yeni çağrışımları eklediğini açıkça yazar. Bu, Felsefi Metin Okuma kursunda tanınan karşılık tablosunun bir karşılaştırma çalışmasındaki biçimidir.
Üçüncü adım, kavramı basit anlamlarla yeniden tarif etmektir. Karşılaştırmacı, kavramı hedef dilin kültüre özgü sözcükleriyle değil, iki dilde de kolayca anlaşılabilen daha basit anlamlarla tarif eder. Bu tarif, kavramı karşılaştırmak için hedef dilin kavramlarına indirgemeden bir ortak zemin sunar.
Dördüncü adım, gerektiğinde terimi çevirmeden bırakıp açıklamasını vermektir. Karşılaştırmacı, bir kavramın hedef dilde hiçbir karşılığının onun önemli ayrımlarını taşımadığını görürse, terimi kaynak dildeki biçimiyle bırakır ve ilk kullanıldığı yerde onu açıklar. Bu, okura terimin bir çeviriyle yakalanamayacak kadar kendine özgü olduğunu bildirir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Çeviriyi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir felsefi kavramı başka bir dile çevirmek, onu karşılaştırmanın vazgeçilmez bir aracıdır, ama her çeviri kavramı hedef dilin ayrımları içine yerleştirir ve bazı ayrımları düşürüp bazılarını ekler. Bu kayıp ve eklemeler, kavramın kendi dilindeki kullanımı ve komşuları ile en yakın çeviri karşılığınınki yan yana konarak görünür kılınabilir. Bir kavram, basit anlamlarla yeniden tarif edilerek, bir dilin kavramlarını ötekine indirgemeden karşılaştırılabilir. Bazı durumlarda ise, bir terimi çevirmeden bırakıp açıklamak, onu yanlış bir karşılıkla çevirmekten daha dürüst bir karşılaştırma yoludur.
Açık kalan sorular
Wierzbicka, bütün dillerde bulunan bir basit anlamlar kümesi önerdi. Ama bu kümenin gerçekten bütün dillerde bulunup bulunmadığı tartışmalıdır ve kümenin kendisi, önce belirli dillerde düşünülerek oluşturulmuştur. Basit anlamlar kümesi, gerçekten tarafsız bir karşılaştırma zemini midir, yoksa belirli dillerin kavramlarını evrensel sayan bir başka indirgeme mi?
Kerem, çevirmeden bırakma kararının hangi dilin kaynak, hangisinin hedef olduğuna göre değiştiğini gördü. Karşılaştırmalı bir felsefe çalışması, iki gelenekten birini kaynak, ötekini hedef olarak seçmek zorunda mıdır? İki geleneği birbirinin kaynağı ve hedefi olarak eşit biçimde karşılaştırmak mümkün müdür?
Lina, Türkçe konuşan arkadaşlarının onun alışılmadık ifadelerini anladığını söyledi. Bir dil, bir yabancının kattığı yeni ifadelerle ne ölçüde değişebilir? Karşılaştırmalı bir felsefe, iki geleneğin kavramlarını yalnızca karşılaştırmakla mı kalır, yoksa bir dilin kavramlarını değiştirerek o dilde yeni düşünme olanakları da yaratabilir mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışÇeviriyi saydam saymak.
Bir kavramın çevirisini, onun kendi dilindeki anlamının tam bir aktarımı olarak görmek, çevirinin düşürdüğü ayrımları ve eklediği çağrışımları gözden kaçırır. Çeviri karşılığının neyi kattığı ve neyi düşürdüğü açıkça yazılır.
Yaygın yanlışKavramı tek başına çevirmek.
Bir kavramı, onun kendi dilindeki komşularından ve karşıtlarından ayırarak çevirmek, kavramın anlamının bu komşularla ilişkisinden geldiğini gözden kaçırır. Kavramın kendi dilindeki kullanımı ve komşuları önce belirlenir.
Yaygın yanlışHedef dilin kültüre özgü sözcüğüyle karşılaştırmak.
Bir kavramı başka bir dilin kültüre özgü bir sözcüğüyle çevirip iki kavramın aynı olduğunu varsaymak, bir geleneğin kavramını ötekine indirger. Kavram, iki dilde de anlaşılan basit anlamlarla yeniden tarif edilir.
Yaygın yanlışÇevirmeden bırakıp açıklamamak.
Bir terimi çevirmeden bırakıp onu açıklamadan kullanmak, okurun onu anlamasını engeller ve karşılaştırmayı imkânsız kılar. Çevrilmeden bırakılan bir terim, ilk kullanıldığı yerde açıklanır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
İki geleneğin felsefi kavramlarını karşılaştırmak için onları aynı dilde konuşturmak gerekir, ama her çeviri bir kavramı hedef dilin ayrımları içine yerleştirir ve kaynak dilin bazı ayrımlarını düşürüp bazı yeni çağrışımlar ekler.
Wierzbicka kültüre özgü bir kavramın bütün dillerde bulunduğu öne sürülen basit anlamlarla yeniden tarif edilerek karşılaştırılabileceğini, Ricoeur çevirinin kusursuz olmadığını ama imkânsız da olmadığını ve eşdeğerliğin bulunan değil kurulan bir şey olduğunu, Xuanzang'a atfedilen ilke ise bazı terimleri çevirmeden bırakmanın onları yanlış çevirmekten daha dürüst olabileceğini gösterdi.
Karşılaştırmalı bir çalışmada bir kavram dört adımla çevrilir: kavramın kendi dilindeki kullanımını ve komşularını belirlemek, en yakın karşılığın neyi kattığını ve düşürdüğünü yazmak, kavramı basit anlamlarla yeniden tarif etmek ve gerektiğinde terimi çevirmeden bırakıp açıklamak.
Çevirinin kaçınılmaz olarak çarpıttığı, çevirmeden bırakmanın karşılaştırmayı imkânsız kıldığı ve basit anlamların zenginliği yok ettiği itirazları, bir çarpıtmanın görünür kılınabildiğini, çevrilmemiş bir terimin açıklamayla karşılaştırılabildiğini ve basit bir tarifin bir kavramın yerini değil karşılaştırılabilir çekirdeğini verdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden karşılaştırmalı felsefede çeviri, bir kavramı kayıpsız aktaran saydam bir araç değil, kayıplarını açıkça yazan, gerektiğinde basit anlamlara başvuran ve bazen çevirmemeyi seçen denetimli bir iştir.
Sonraki derse köprü
Lina'nın iki sözcüğü, grubun karşılaştırmasını bir sözcük düzeyinde tuttu. Ama Defne, bir adım daha ileri gitmek istiyor. Farklı felsefe geleneklerinde, "hak etmek" sözcüğüne benzeyen bir sözcük bulunmasa bile, bir kişinin yaptığı şeylerin karşılığını alıp almadığı sorusu, yani eylem ile sonuç arasındaki ilişki sorusu, pek çok gelenekte düşünülmüştür. Defne, Hint felsefesinde bir eylemin sonuçlarının, onu yapan kişiye zamanla geri döndüğü düşüncesinden söz ediyor. Bu düşünce, "hak etmek" sözcüğüyle çevrilmez, ama aynı sorunun bir başka cevabı olabilir.
İki geleneği karşılaştırmanın bir yolu, sözcüklerini çevirmek yerine, onların cevap verdiği ortak bir problemi bulmaktır. Farklı gelenekler, aynı soruyu farklı kavramlarla sormuş ve farklı cevaplar vermiş olabilir.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Ortak problem dersi, farklı felsefe geleneklerini, sözcüklerini değil ortak bir problemi karşılaştırarak nasıl bir araya getirebileceğimizi, bir problemin gerçekten ortak olup olmadığını nasıl sınayabileceğimizi ve ortak bir problem bulmanın, iki geleneğin cevaplarındaki farkları nasıl görünür kılabileceğini soruyor.