İçeriğe geç

P01-D07-M04-05·Ampirik ve biçimsel yöntemler

Bilgisayar destekli metin analizi

orta3.428 kelime≈ 23 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir insan bir ömür boyunca ancak birkaç bin metni yakından okuyabilir; bilgisayar destekli metin analizi, çok daha fazla metinde sözcüklerin sıklığını, birlikte geçme örüntülerini ve biçimsel özellikleri sayarak tek tek okumanın göremeyeceği örüntüleri görünür kılar.

Mosteller ile Wallace bir metnin yazarının bilinçli olarak seçilmeyen işlev sözcüklerinin sayılmasıyla belirlenebileceğini, Firth bir sözcüğün anlamının onun birlikte geçtiği sözcüklerden anlaşılabileceğini, Moretti ise çok sayıda metne uzaktan bakmanın kanonun dışında kalan büyük örüntüleri görünür kılabileceğini ama tek tek metinlerin inceliklerini kaybettiğini gösterdi.

Bilgisayar destekli bir analiz felsefi bir soruya dört adımla uygulanır: sorunun bir örüntü sorusu olup olmadığını belirlemek, sayılacak birimi ve metin kümesini seçmek, bulunan örüntüyü yakın okumayla sınamak ve bulgunun hangi soruya cevap verip hangisine veremediğini yazmak.

Sözcük sayımının anlamı yakalayamadığı, örüntülerin yorumlayanın varsayımlarını yansıttığı ve uzaktan okumanın felsefenin asıl işini atladığı itirazları, sayımın anlamı değil anlamın aranacağı yeri gösterdiğini, seçimlerin açıkça yazılıp sınanabildiğini ve bazı felsefi soruların bir kavramın kullanım örüntüleriyle ilgili olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden uzaktan okuma, yakın okumanın yerini alan değil, onun hangi metinlere ve hangi yerlere bakması gerektiğini gösteren bir harita çizen bir yöntemdir.

Açılış sahnesi

Mert, burs komitesinin bir sonraki dönem için topladığı üç yüz on iki başvuru mektubunu, öğrencilerin adlarını ve kimlik bilgilerini çıkararak gruba getiriyor. Ece, mektupları bir bilgisayar programına yüklüyor ve programdan, bütün mektuplarda en sık geçen sözcükleri saymasını istiyor. Sonuç grubu şaşırtıyor: "hak etmek" sözcüğü, üç yüzü aşkın mektubun yalnızca birkaçında geçiyor. Buna karşılık "fırsat", "aile" ve "çalışmak" sözcükleri neredeyse her mektupta var. Program, "çalışmak" sözcüğünün en sık hangi sözcüklerle birlikte geçtiğini de gösteriyor: "rağmen", "zor" ve "gece".

Ece, bunun öğrencilerin kendi çabalarını nasıl anlattığına dair bir şey gösterdiğini düşünüyor: öğrenciler, çabalarını bir hak etme gerekçesi olarak değil, zorluklara karşı bir direniş olarak anlatıyorlar. Kerem ise kuşkulu: "Program, sözcükleri sayıyor, ama bir mektubun ne dediğini anlamıyor. 'Hak ettiğimi düşünmüyorum ama' diye başlayan bir cümle ile 'hak ettiğimi düşünüyorum' diye başlayan bir cümle, sayım için aynı sözcükleri içeriyor." Barış, başka bir şey fark ediyor: bazı mektuplar birbirine şaşırtıcı ölçüde benziyor; belki de aynı danışmanlık hizmetinden yardım alınarak yazılmışlar. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yöntemler kursunda, çok sayıda metni bir bilgisayar yardımıyla incelemenin felsefi bir soruya ne katabileceğini, sözcük sayımı ve birlikte geçme gibi yöntemlerin bir metin hakkında neyi gösterip neyi gösteremeyeceğini ve uzaktan bir okumanın yakın bir okumayla nasıl birleştirilebileceğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Felsefi Metin Okuma kursu, yakın okumayı, yani bir metnin paragraflarını, anahtar cümlelerini ve kavram ayrımlarını dikkatle incelemeyi öğretti. Bu kursun kavram tarihi dersi, bir kavramın anlamının zaman içindeki değişimini izlemek için farklı dönemlerin metinlerine bakmayı, anket ve vaka dersi de geniş bir örneklemden gelen kısa cevaplar ile derin bir incelemeyi karşılaştırmayı gösterdi. Bu ders, çok sayıda metne aynı anda bakmanın yolunu soruyor: bir bilgisayar, bir insanın hiçbir zaman okuyamayacağı kadar çok metni nasıl inceleyebilir, bu incelemenin bulguları nasıl yorumlanmalıdır ve bir metnin anlamı hakkında hangi soruların cevabı bu yöntemin menzili dışında kalır?

Sonra üç kaynağa bakacağız. Frederick Mosteller ile David Wallace, 1964'te, yazarı tartışmalı olan siyasal denemelerin kimin tarafından yazıldığını, yalnızca küçük işlev sözcüklerinin sıklığını sayarak belirlemeye çalışırlar. John Rupert Firth, 1957'de, bir sözcüğün anlamının onun birlikte geçtiği sözcüklerden anlaşılabileceğini söyler. Franco Moretti ise, 2000'de, bir edebiyat tarihinin, bir insanın okuyabileceği birkaç yüz kitaptan değil, binlerce kitaba uzaktan bakılarak yazılabileceğini öne sürer.

Ardından üç itirazı tartacağız: sözcük sayımının anlamı yakalayamadığı, bir bilgisayarın bulduğu örüntülerin yorumlayanın varsayımlarını yansıttığı ve uzaktan okumanın felsefenin asıl işini, yani argümanları anlamayı ve değerlendirmeyi atladığı itirazları.

Sonda, bilgisayar destekli bir metin analizini felsefi bir soruya uygulamanın dört adımını göstereceğiz: sorunun bir örüntü sorusu olup olmadığını belirlemek, sayılacak birimi ve metin kümesini seçmek, bulunan örüntüyü birkaç metnin yakın okumasıyla sınamak ve bulgunun hangi soruya cevap verip hangisine veremediğini açıkça yazmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: çok sayıda metni bir bilgisayar yardımıyla incelemek felsefi bir soruya ne katabilir, sözcük sayımı ve birlikte geçme gibi yöntemler bir metin hakkında neyi gösterir, neyi gösteremez ve uzaktan bir okuma yakın bir okumayla nasıl birleştirilebilir?

Ölçülü iddiam şu: bilgisayar destekli metin analizi, bir insanın okuyabileceğinden çok daha fazla metinde sözcüklerin sıklığını, birlikte geçme örüntülerini ve biçimsel özellikleri sayarak, tek tek okumanın göremeyeceği örüntüleri görünür kılabilir; bu örüntüler, bir kavramın bir metin kümesinde nasıl kullanıldığını, hangi kavramlarla birlikte düşünüldüğünü ve zaman içinde nasıl değiştiğini gösterebilir; ama bir sayım, bir cümlenin olumsuzlanmasını, ironisini ya da bir argümanın yapısını yakalayamaz ve bulduğu bir örüntü, ancak birkaç metnin yakın okumasıyla sınandığında anlam kazanır; bu yüzden uzaktan okuma, yakın okumanın yerini almaz; yakın okumanın hangi metinlere ve hangi yerlere bakması gerektiğini gösteren bir harita sunar.

Sıfır noktası

Bir felsefi metni okurken, onu cümle cümle, paragraf paragraf izleriz. Bir argümanın öncüllerini buluruz, bir kavramın hangi anlamda kullanıldığına bakarız ve bir yazarın ne yapmaya çalıştığını sorarız. Bu yakın okuma, felsefenin temel yöntemidir. Ama bir insan, bir ömür boyunca ancak birkaç bin metni bu dikkatle okuyabilir.

Oysa bazı felsefi sorular, birkaç bin metinden çok daha fazlasını ilgilendirir. Bir kavramın bir dönemde nasıl kullanıldığını bilmek için, o dönemde yazılmış bütün metinlere bakmak gerekebilir; bir kavramın zaman içinde nasıl değiştiğini görmek için, yüzyıllara yayılan metinlere. Mert'in üç yüzü aşkın mektubu da, bir komitenin dikkatle okuyabileceğinden fazlaydı.

Bilgisayar destekli metin analizi, bu soruna bir cevap önerir: bir bilgisayar, bir insanın hiçbir zaman okuyamayacağı kadar çok metni, belirli özellikler bakımından, örneğin hangi sözcüklerin ne sıklıkla geçtiği ve hangi sözcüklerle birlikte geçtiği bakımından inceleyebilir. Ama bilgisayar, metni okumaz; yalnızca sayar. Bu fark, yöntemin hem gücünü hem sınırını belirler.

Görüşler ve pozisyonlar

Felsefede bilgisayar destekli metin analizinin yeri konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, yer değiştirme görüşüdür. Buna göre bilgisayar destekli analiz, yakın okumanın yerini alabilecek kadar güçlü bir yöntemdir. Bir insan birkaç yüz metni okuyup seçici ve öznel yargılarda bulunurken, bir bilgisayar binlerce metni nesnel olarak sayar. Felsefe tarihi ve kavram tarihi, bu yöntemle daha güvenilir biçimde yazılabilir.

İkinci görüş, ilgisizlik görüşüdür. Buna göre felsefe, argümanların ve kavramların anlamıyla ilgilenir ve bir bilgisayar anlamı yakalayamaz. Sözcük sayımı, bir metnin yüzeyini ölçer, ama felsefenin ilgilendiği şey metnin derinliğidir. Bilgisayar destekli analiz, dilbilimin ya da edebiyat sosyolojisinin bir aracı olabilir, ama felsefenin değil.

Üçüncü görüş, harita görüşüdür. Buna göre bilgisayar destekli analiz, yakın okumanın yerini almaz ve ondan bağımsız da değildir; yakın okumanın nereye bakması gerektiğini gösteren bir haritadır. Çok sayıda metinde bulunan bir örüntü, bir soru doğurur ve bu soru, birkaç metnin yakın okumasıyla sınanır. İki yöntem, birbirinin sonuçlarını denetler.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bilgisayarın bir insanın okuyamayacağı kadar çok metni inceleyebildiğini doğru görür, ama bir sayımın bir cümlenin olumsuzlanmasını, ironisini ya da bir argümanın yapısını yakalayamadığını ve bu yüzden bir örüntünün anlamının yorumlanmasının yine bir okumayı gerektirdiğini göz ardı eder. İkinci görüş, bir bilgisayarın anlamı yakalayamadığını doğru görür, ama bir metin kümesindeki örüntülerin, tek tek okumanın göremeyeceği ve anlamla ilgili sorular doğuran bilgiler taşıyabileceğini hesaba katmaz.

Argümanın yapısı

Bilgisayar destekli bir metin analizini felsefi bir soruya uygulamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, sorunun bir örüntü sorusu olup olmadığını belirlemektir. Araştırmacı, sorusunun bir metin kümesindeki genel bir örüntüyle, örneğin bir kavramın ne sıklıkla ve hangi kavramlarla birlikte kullanıldığıyla mı, yoksa tek bir metnin argümanıyla ya da anlamıyla mı ilgili olduğunu sorar. Bilgisayar destekli analiz, birinci türden sorulara cevap verebilir; ikinci türden sorulara ancak dolaylı olarak katkıda bulunur.

İkinci adım, sayılacak birimi ve metin kümesini seçmektir. Araştırmacı, neyin sayılacağına, yani tek tek sözcüklerin mi, sözcük çiftlerinin mi, cümle uzunluklarının mı, yoksa belirli ifadelerin mi sayılacağına karar verir. Hangi metinlerin incelemeye dahil edileceğini de belirler; bu seçim, bulunacak örüntüyü doğrudan etkiler.

Üçüncü adım, bulunan örüntüyü birkaç metnin yakın okumasıyla sınamaktır. Araştırmacı, sayımın bulduğu bir örüntüyü, onu en açık biçimde taşıyan ve en az taşıyan birkaç metni yakından okuyarak sınar. Bu okuma, örüntünün gerçekten bir anlam taşıyıp taşımadığını ya da yalnızca sayımın bir ürünü olup olmadığını gösterir.

Dördüncü adım, bulgunun hangi soruya cevap verip hangisine veremediğini açıkça yazmaktır. Araştırmacı, bulgusunun bir metin kümesindeki bir örüntü hakkında bir şey söylediğini, ama bu örüntünün nedenleri ya da tek tek metinlerin anlamı hakkında ancak yakın okumayla desteklendiği ölçüde bir şey söyleyebileceğini not eder.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Bilgisayar destekli metin analizini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bilgisayar destekli analiz, bir insanın okuyabileceğinden çok daha fazla metinde sözcüklerin sıklığını, birlikte geçme örüntülerini ve biçimsel özellikleri sayarak, tek tek okumanın göremeyeceği örüntüleri görünür kılar. Ama bir sayım, bir cümlenin olumsuzlanmasını, ironisini ya da bir argümanın yapısını yakalayamaz; bulduğu örüntüler, araştırmacının seçimlerine bağlıdır ve ancak birkaç metnin yakın okumasıyla sınandığında anlam kazanır. Uzaktan okuma, yakın okumanın yerini almaz; yakın okumanın hangi metinlere ve hangi yerlere bakması gerektiğini gösteren bir harita sunar.

Açık kalan sorular

Mosteller ile Wallace, tartışmalı denemelerin yazarını işlev sözcükleriyle belirlemeye çalıştı. Ama bir yazar, bilinçli olarak başka birinin biçemini taklit ederse ya da bir metin birden çok kişi tarafından birlikte yazılmışsa, biçemölçüm neyi gösterir? Barış'ın otuz benzer mektubu, öğrencilerin mi, yoksa onlara yardım eden danışmanın mı biçemini taşıyordu, ve bu mektupların yazarı kimdir?

Firth, bir sözcüğün anlamının onun birlikte geçtiği sözcüklerden anlaşılabileceğini söyledi. Ama felsefi bir kavramın, örneğin hak etmenin, anlamı, onun gündelik kullanımındaki birlikteliklerden mi, yoksa felsefecilerin onu çözümlerken ona verdiği anlamdan mı gelir? Dağılımsal bir yöntem, bir kavramın felsefi çözümlemesine bir katkı yapabilir mi, yoksa yalnızca onun gündelik kullanımını mı gösterir?

Moretti, uzaktan okumanın kanonun dışında kalan metinleri hesaba katabileceğini söyledi. Ama bir bilgisayarın inceleyebileceği metinler, dijital ortama aktarılmış metinlerle sınırlıdır ve hangi metinlerin dijital ortama aktarıldığı da bir seçimdir. Uzaktan okuma, kanonun dışına çıkarken, yeni bir kanon, yani dijital olarak erişilebilen metinlerin kanonunu mu oluşturur?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışSayımı anlam sanmak.
Doğrusu

Bir sözcüğün bir metin kümesinde ne sıklıkla geçtiğini, o kavramın o metinlerde nasıl anlaşıldığının bir ölçüsü saymak, olumsuzlamaları, ironiyi ve bağlamı gözden kaçırır. Bir sayımın bulduğu örüntü, yakın okumayla sınanır.

Yaygın yanlışSeçimleri görünmez bırakmak.
Doğrusu

Hangi sözcüklerin sayıldığını, hangi metinlerin incelemeye dahil edildiğini ve hangi birlikteliklere bakıldığını belirtmeden bir bulguyu sunmak, bulgunun bu seçimlere bağlı olduğunu gizler. Seçimler açıkça yazılır ve farklı seçimlerle bulguların değişip değişmediği sınanır.

Yaygın yanlışÖrüntüden karar çıkarmak.
Doğrusu

Bir bilgisayarın bulduğu bir örüntüye dayanarak tek tek metinler hakkında bir karar vermek, örneğin benzer biçemli mektupları hile sayarak elemek, bir örüntünün tek tek metinlerin anlamını ve nedenlerini göstermediğini gözden kaçırır. Örüntü, bir karar değil, dikkatle okunacak metinleri gösteren bir işarettir.

Yaygın yanlışUzaktan okumayı yakın okumanın yerine koymak.
Doğrusu

Çok sayıda metne uzaktan bakmanın, onları yakından okumanın yerini alabileceğini düşünmek, bir argümanın yapısının ve bir cümlenin anlamının yalnızca yakın okumayla görülebileceğini gözden kaçırır. İki yöntem birlikte kullanılır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir insan bir ömür boyunca ancak birkaç bin metni yakından okuyabilir; bilgisayar destekli metin analizi, çok daha fazla metinde sözcüklerin sıklığını, birlikte geçme örüntülerini ve biçimsel özellikleri sayarak tek tek okumanın göremeyeceği örüntüleri görünür kılar.

Mosteller ile Wallace bir metnin yazarının bilinçli olarak seçilmeyen işlev sözcüklerinin sayılmasıyla belirlenebileceğini, Firth bir sözcüğün anlamının onun birlikte geçtiği sözcüklerden anlaşılabileceğini, Moretti ise çok sayıda metne uzaktan bakmanın kanonun dışında kalan büyük örüntüleri görünür kılabileceğini ama tek tek metinlerin inceliklerini kaybettiğini gösterdi.

Bilgisayar destekli bir analiz felsefi bir soruya dört adımla uygulanır: sorunun bir örüntü sorusu olup olmadığını belirlemek, sayılacak birimi ve metin kümesini seçmek, bulunan örüntüyü yakın okumayla sınamak ve bulgunun hangi soruya cevap verip hangisine veremediğini yazmak.

Sözcük sayımının anlamı yakalayamadığı, örüntülerin yorumlayanın varsayımlarını yansıttığı ve uzaktan okumanın felsefenin asıl işini atladığı itirazları, sayımın anlamı değil anlamın aranacağı yeri gösterdiğini, seçimlerin açıkça yazılıp sınanabildiğini ve bazı felsefi soruların bir kavramın kullanım örüntüleriyle ilgili olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden uzaktan okuma, yakın okumanın yerini alan değil, onun hangi metinlere ve hangi yerlere bakması gerektiğini gösteren bir harita çizen bir yöntemdir.

Sonraki derse köprü

Ece'nin analizi, mektupların bir kısmında beklenmedik bir şey gösterdi. Uluslararası öğrencilerin bir kısmı, mektuplarını Türkçe yazmış ama kendi dillerinden çevirerek düşünmüştü ve bu mektuplarda "hak etmek" sözcüğü ya hiç geçmiyor ya da farklı bir anlamda kullanılıyordu. Barış, aylar önceki küçük anketinde de benzer bir şeyle karşılaştığını hatırlıyor: bazı öğrenciler, "sevgiyi hak etmek" ifadesinin kendi dillerinde tuhaf durduğunu söylemişti. Defne, bir kavramın bir dilde bir sözcükle, başka bir dilde birkaç sözcükle ifade edildiğini, bazı dillerde ise hiç karşılığı olmayabileceğini düşünüyor. Grup, kendi hak etme çözümlemesinin Türkçenin bir özelliğine ne kadar bağlı olduğunu merak ediyor.

Farklı dillerde ve farklı felsefe geleneklerinde düşünülmüş kavramları karşılaştırmak, bir kavramın başka bir dile çevrilmesini gerektirir. Ama çeviri, iki kavramı birbirine benzetirken aralarındaki farkları gizleyebilir.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Çeviri dersi, farklı dillerde ve geleneklerde düşünülmüş felsefi kavramları karşılaştırırken bir kavramın başka bir dile çevrilmesinin neyi kolaylaştırıp neyi gizlediğini, bir dilde karşılığı olmayan bir kavramın nasıl karşılaştırılabileceğini ve karşılaştırmalı bir felsefenin bir geleneğin kavramlarını ötekinin kavramlarına indirgemekten nasıl kaçınabileceğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.