Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Felsefe uzun süre kavramlar hakkındaki sezgileri felsefecinin kendi sezgileriyle sınadı; deneysel felsefe, bu sezgileri başkalarının sezgileriyle ve cevapları çarpıtan etkenleri denetleyen sistemli bir yöntemle sınar.
Knobe tek bir özelliği farklı olan iki durumu farklı gruplara sunan bir deneyin kasıt kavramının ahlaki değerlendirmeye duyarlı olduğunu gösterebileceğini, Swain, Alexander ve Weinberg bir durum hakkındaki yargının ondan önce sunulan durumdan etkilenebileceğini, Cova ve arkadaşları ise deneysel felsefenin bulgularının büyük çoğunluğunun yeniden üretildiğini ama bazılarının kırılgan olduğunu gösterdi.
Bir felsefi deney dört adımla tasarlanır: felsefi soruyu ve sınanacak iddiayı belirlemek, tek bir özelliği değiştiren koşullar kurmak, sıra, sözcük seçimi ve anlama gibi tasarım hatalarını denetlemek ve bulgunun felsefi soruya hangi menzilde katkı yaptığını sormak.
Deneysel felsefenin felsefeyi psikolojiye çevirdiği, sıradan sezgilerin önemsiz olduğu ve bulguların yeniden üretilemediği itirazları, deneysel felsefenin felsefi soruyu değil onun verisini sınadığını, gündelik kavramların çözümlemesinin sıradan yargıları açıklaması gerektiğini ve bulguların toptan değil tek tek sınanması gerektiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden deneysel felsefe, felsefenin yerini alan değil, onun sezgilere dayanan yöntemlerinin verisini sistemli biçimde sınayan bir yöntemdir.
Açılış sahnesi
Barış, aylar önce hukuk fakültesindeki uluslararası öğrencilere uyguladığı küçük anketi yeniden masaya koyuyor. On beş kişiye beş durum anlatmış ve her birinde kişinin hak edip etmediğini sormuştu. O zaman sonuçlar grubu düşündürmüştü; şimdi Barış, anketin kendisine eleştirel bir gözle bakıyor. Beş durumu herkese aynı sırayla anlatmıştı: önce hemşire, sonra hırsız, sonra piyango kazananı, sonra bebek, en son doğuştan yetenekli öğrenci. Soruyu "bu kişi hak ediyor mu?" diye sormuştu, "hak etmiyor mu?" diye değil. Katılımcıların durumları gerçekten anlayıp anlamadığını da hiç sınamamıştı.
Tolga, anketin sonuçlarının bu yüzden güvenilir olmayabileceğini söylüyor: belki doğuştan yetenekli öğrenci hakkındaki dağınık yargılar, öğrencinin sona konmasından, yani katılımcıların önceki dört durumdan yorgun ya da etkilenmiş olmasından geliyordu. Kerem ise daha köklü bir itirazda bulunuyor: "Bir anket, insanların ne düşündüğünü söyler. Ama hak etmenin ne olduğunu söylemez. Felsefe, insanların ne düşündüğünü değil, neyin doğru olduğunu sorar." Defne, iki itirazın farklı olduğunu seziyor: birincisi anketin kötü yapıldığını, ikincisi iyi yapılsa bile felsefeye bir şey katmayacağını söylüyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yöntemler kursunda, felsefi kavramlar hakkındaki sezgileri sistemli deneylerle incelemenin nasıl yapılabileceğini, iyi tasarlanmış bir felsefi deneyin kötü tasarlanmış bir anketten nasıl ayrıldığını ve deneysel bulguların felsefi bir soruya neyi katıp neyi katamayacağını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Bu kursun sezgi dersi, sezgilerin kanıt değerini tartıştı ve deneysel felsefenin kısıtlayıcı programını, yani sezgilerin değişkenliğini gösteren bulgulara dayanarak onların kanıt olarak kullanımını sınırlama önerisini tanıttı. Felsefi Diyalog ve Tartışma kursunun kanıt standardı dersi, bir deneysel bulgunun hangi iddiaları taşıyıp hangilerini taşıyamayacağını, yani dayanak menzilini gösterdi. Eleştirel Düşünme kursu da rastgele atamayı, yani katılımcıların deney gruplarına şansla dağıtılmasını tanıttı. Bu ders, bu araçları bir araya getirip bir yöntem olarak deneysel felsefeye bakıyor: bir felsefi deney nasıl tasarlanır, hangi tasarım hatalarına açıktır ve bulguları nasıl yorumlanmalıdır?
Sonra üç kaynağa bakacağız. Joshua Knobe, 2003'te, insanların bir eylemin kasıtlı olup olmadığı hakkındaki yargılarının, eylemin sonucunun iyi ya da kötü olmasına bağlı olduğunu gösteren bir deney yayımlar. Steven Swain, Joshua Alexander ve Jonathan Weinberg, 2008'de, bir felsefi durum hakkındaki yargıların, o durumdan önce hangi durumun okunduğuna göre değiştiğini gösterir. Florian Cova ve arkadaşları ise, 2021'de, deneysel felsefenin önemli bulgularının ne kadarının yeniden üretilebildiğini sınayan geniş bir proje yayımlar.
Ardından üç itirazı tartacağız: deneysel felsefenin felsefeyi psikolojiye çevirdiği, sıradan insanların sezgilerinin felsefi bir soru için önemsiz olduğu ve deneysel bulguların yeniden üretilemediği için güvenilmez olduğu itirazları.
Sonda, bir felsefi deney tasarlamanın dört adımını göstereceğiz: deneyin felsefi sorusunu ve sınanacak iddiayı belirlemek, tek bir özelliği değiştiren koşullar kurmak, sıra, sözcük seçimi ve anlama gibi tasarım hatalarını denetlemek ve bulgunun felsefi soruya hangi menzilde katkı yaptığını sormak.
Merkez soru
Sorumuz şu: felsefi kavramlar hakkındaki sezgiler sistemli deneylerle nasıl incelenebilir, iyi tasarlanmış bir felsefi deney kötü tasarlanmış bir anketten nasıl ayrılır ve deneysel bulgular felsefi bir soruya neyi katabilir, neyi katamaz?
Ölçülü iddiam şu: deneysel felsefe, felsefi kavramlar hakkında insanların nasıl yargıda bulunduğunu, psikolojinin yöntemlerine benzeyen sistemli deneylerle inceler; iyi bir felsefi deney, sınanacak felsefi iddiayı açıkça belirler, katılımcılara yalnızca tek bir özelliği farklı olan durumlar sunar ve sıra, sözcük seçimi ve anlama gibi yargıları çarpıtabilecek etkenleri denetler; böyle bir deneyin bulgusu, bir kavramın ne olduğunu doğrudan göstermez, ama felsefecilerin kendi sezgilerini evrensel saydığı durumları sınar, sezgilerin hangi özelliklere duyarlı olduğunu açığa çıkarır ve bazen bir kavramın felsefecilerin varsaydığından farklı bir yapı taşıdığını gösterir; deneysel felsefe felsefenin yerini almaz, ama onun sezgilere dayanan yöntemlerinin verisini sınar.
Sıfır noktası
Felsefe, uzun süre boyunca, kavramlar hakkındaki sezgileri felsefecinin kendi sezgileriyle sınadı. Bir felsefeci bir durum kurar, o durum hakkında kendi yargısını verir ve bu yargının herkesçe paylaşıldığını varsayardı. Grubun hak etme çözümlemesi de büyük ölçüde böyle ilerlemişti: grup, durumları kendi aralarında tartışmış ve kendi yargılarını veri saymıştı.
Bu yöntemin bir zayıflığı vardır: felsefecinin yargısı, onun eğitiminden, kuramından ve içinde büyüdüğü dilden etkilenmiş olabilir. Kerem'in doğuştan yetenekli öğrenci hakkındaki inancı, onun kendi tanımına duyduğu bağlılıktan etkilenmişti. Felsefeci, kendi yargısının ne kadar paylaşıldığını, başkalarına sormadan bilemez.
Barış'ın anketi, bu zayıflığı gidermeye yönelik bir ilk adımdı. Ama anket, başka bir zayıflığa açıktı: bir soruyu başkalarına sormak, onların gerçek yargılarını öğrenmek için yeterli değildir. Sorunun nasıl sorulduğu, hangi sırayla sorulduğu ve katılımcının onu nasıl anladığı, cevabı belirleyebilir. Deneysel felsefe, bu iki zayıflığı birlikte gidermeye çalışır: felsefecinin sezgisini başkalarının sezgileriyle sınar ve bu sınamayı, cevapları çarpıtan etkenleri denetleyen sistemli bir yöntemle yapar.
Görüşler ve pozisyonlar
Deneysel felsefenin felsefedeki yeri konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, ilgisizlik görüşüdür. Buna göre felsefe, kavramların ne olduğunu ve argümanların geçerli olup olmadığını sorar; insanların bu kavramlar hakkında ne düşündüğü, psikolojinin konusudur. Bir deney, insanların kasıt kavramını nasıl kullandığını gösterebilir, ama kasıtlı eylemin ne olduğunu göstermez. Kerem'in itirazı bu görüşü dile getiriyordu.
İkinci görüş, yıkıcılık görüşüdür. Buna göre deneysel felsefenin bulguları, felsefecilerin sezgilerinin güvenilmez olduğunu göstermiştir. Sezgiler, sıra, sözcük seçimi ve ahlaki değerlendirme gibi felsefi olarak ilgisiz etkenlere duyarlıdır ve bu yüzden sezgilere dayanan geleneksel felsefi yöntemler güvenilmezdir.
Üçüncü görüş, tamamlayıcılık görüşüdür. Buna göre deneysel felsefe, felsefenin yerini almaz ve onun yöntemlerini yıkmaz; onun sezgilere dayanan yöntemlerinin verisini sınar. Bazı deneyler, felsefecilerin sezgilerinin geniş olarak paylaşıldığını ve kararlı olduğunu gösterir ve bu, o sezgileri güçlendirir. Bazıları, sezgilerin felsefecilerin varsaymadığı özelliklere duyarlı olduğunu gösterir ve bu, bir kavramın yapısı hakkında yeni bir şey öğretir. Bazıları ise, sezgilerin gerçekten ilgisiz etkenlere duyarlı olduğunu gösterir ve bu, o sezgilere dikkatle yaklaşmayı gerektirir.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bir deneyin bir kavramın ne olduğunu doğrudan göstermediğini doğru görür, ama felsefecilerin kavramsal çözümlemede kullandığı sezgilerin de insanların kavramları nasıl kullandığına dair veriler olduğunu ve bu verilerin sınanabileceğini göz ardı eder. İkinci görüş, bazı sezgilerin ilgisiz etkenlere duyarlı olduğunu doğru görür, ama deneysel felsefenin bulgularının bir kısmının sezgileri çürütmek yerine doğruladığını ve bazılarının yeniden üretilemediğini hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir felsefi deney tasarlamak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, deneyin felsefi sorusunu ve sınanacak iddiayı belirlemektir. Araştırmacı, deneyin hangi felsefi iddiayı sınayacağını açıkça yazar: örneğin, "insanların hak etme yargıları, bir kişinin çaba gösterip göstermediğine duyarlıdır." Bu iddia, deneyin tasarımını ve bulgularının yorumunu belirler.
İkinci adım, tek bir özelliği değiştiren koşullar kurmaktır. Araştırmacı, sınanacak özelliğin var olduğu ve olmadığı iki ya da daha fazla durum kurar ve bu durumların öteki bütün bakımlardan aynı olmasına dikkat eder. Katılımcılar bu koşullara rastgele atanır ve her katılımcı yalnızca bir koşulu görür. Böylece koşullar arasındaki fark, yalnızca değiştirilen özellikten gelebilir.
Üçüncü adım, sıra, sözcük seçimi ve anlama gibi tasarım hatalarını denetlemektir. Araştırmacı, katılımcılara birden çok durum sunuyorsa bunların sırasını değiştirir; soruyu yönlendirici olmayan sözcüklerle sorar ya da farklı sözcüklerle sorulan soruları karşılaştırır; ve katılımcıların durumu doğru anlayıp anlamadığını sınayan bir anlama sorusu ekler.
Dördüncü adım, bulgunun felsefi soruya hangi menzilde katkı yaptığını sormaktır. Araştırmacı, bulgunun insanların yargıları hakkında bir şey söylediğini, ama bir kavramın ne olduğu hakkında doğrudan bir şey söylemediğini hatırlar ve bulgunun felsefi soruya hangi yoldan, yani bir sezgiyi doğrulayarak mı, bir sezginin beklenmedik bir özelliğe duyarlılığını göstererek mi, yoksa bir sezgiyi zayıflatarak mı katkı yaptığını sorar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Deneysel felsefeyi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Deneysel felsefe, felsefi kavramlar hakkında insanların nasıl yargıda bulunduğunu sistemli deneylerle inceler. İyi bir felsefi deney, sınanacak iddiayı açıkça belirler, tek bir özelliği değiştiren koşullar kurar ve sıra, sözcük seçimi ve anlama gibi etkenleri denetler. Böyle bir deneyin bulgusu, bir kavramın ne olduğunu doğrudan göstermez, ama felsefenin sezgilere dayanan yöntemlerinin verisini sınar: bazı sezgileri doğrular, bazılarının beklenmedik özelliklere duyarlı olduğunu gösterir, bazılarını ise zayıflatır. Deneysel bulgular tek tek sınanmalıdır; bazıları sağlam, bazıları kırılgandır.
Açık kalan sorular
Knobe'un bulgusu, kasıt kavramının ahlaki değerlendirmeye duyarlı olduğunu gösterdi. Ama bu, insanların kasıt kavramını kullanırken bir hata yaptığını mı, yoksa kasıt kavramının gerçekten ahlaki bir bileşen taşıdığını mı gösterir? Bir deneysel bulgu, bir kavramın yapısını mı, yoksa insanların o kavramı uygularken yaptığı bir yanılgıyı mı ortaya çıkarıyor, bunu nasıl ayırt edebiliriz?
Barış'ın pilot çalışması, yalnızca hukuk öğrencileriyle yapıldı. Deneysel felsefe çalışmalarının çoğu da belirli bir katılımcı grubuyla, örneğin üniversite öğrencileri ya da çevrimiçi anketlere katılan kişilerle yapılır. Bir bulgu, bu sınırlı gruplardan bütün insanlara ne ölçüde genellenebilir ve farklı gruplar arasındaki farklar, bir kavramın farklı gruplar için farklı olduğunu mu gösterir?
Deneysel felsefe, insanların bir durum hakkında hızlıca verdikleri yargıları ölçer. Ama bir felsefi sezgi, bazen uzun bir düşünmenin ardından değişir; Kerem'in doğuştan yetenekli öğrenci hakkındaki yargısı da tartıştıkça değişmişti. Bir deney, insanların ilk yargılarını mı, yoksa düşündükten sonraki yargılarını mı ölçmeli, ve hangisi bir felsefi soru için daha önemlidir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışBirçok özelliği aynı anda değiştirmek.
Birbirinden birçok bakımdan farklı durumları karşılaştırmak, yargılar arasındaki farkın hangi özellikten geldiğini ayırt etmeyi imkânsız kılar. Koşullar, yalnızca sınanan özellikte farklı olacak biçimde kurulur.
Yaygın yanlışSırayı ve sözcükleri denetlememek.
Birden çok durumu aynı sırayla sunmak ya da soruyu yönlendirici sözcüklerle sormak, yargıları sıra etkisine ve sözcük seçimine açık bırakır. Durumların sırası değiştirilir ve soru farklı biçimlerde sorulur.
Yaygın yanlışBulguyu kavramın tanımı saymak.
Bir deneysel bulgunun insanların bir kavramı nasıl kullandığını gösterdiğinden, o kavramın ne olduğunu gösterdiği sonucunu çıkarmak, bulgunun menzilini aşar. Bulgunun felsefi soruya hangi yoldan katkı yaptığı ayrıca sorulur.
Yaygın yanlışTek bir bulguya dayanmak.
Bir kez yapılmış ve yeniden sınanmamış bir deneysel bulguyu kesin bir veri saymak, onun kırılgan olabileceğini gözden kaçırır. Bir bulguyu kullanmadan önce onun yeniden üretilip üretilmediğine bakılır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Felsefe uzun süre kavramlar hakkındaki sezgileri felsefecinin kendi sezgileriyle sınadı; deneysel felsefe, bu sezgileri başkalarının sezgileriyle ve cevapları çarpıtan etkenleri denetleyen sistemli bir yöntemle sınar.
Knobe tek bir özelliği farklı olan iki durumu farklı gruplara sunan bir deneyin kasıt kavramının ahlaki değerlendirmeye duyarlı olduğunu gösterebileceğini, Swain, Alexander ve Weinberg bir durum hakkındaki yargının ondan önce sunulan durumdan etkilenebileceğini, Cova ve arkadaşları ise deneysel felsefenin bulgularının büyük çoğunluğunun yeniden üretildiğini ama bazılarının kırılgan olduğunu gösterdi.
Bir felsefi deney dört adımla tasarlanır: felsefi soruyu ve sınanacak iddiayı belirlemek, tek bir özelliği değiştiren koşullar kurmak, sıra, sözcük seçimi ve anlama gibi tasarım hatalarını denetlemek ve bulgunun felsefi soruya hangi menzilde katkı yaptığını sormak.
Deneysel felsefenin felsefeyi psikolojiye çevirdiği, sıradan sezgilerin önemsiz olduğu ve bulguların yeniden üretilemediği itirazları, deneysel felsefenin felsefi soruyu değil onun verisini sınadığını, gündelik kavramların çözümlemesinin sıradan yargıları açıklaması gerektiğini ve bulguların toptan değil tek tek sınanması gerektiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden deneysel felsefe, felsefenin yerini alan değil, onun sezgilere dayanan yöntemlerinin verisini sistemli biçimde sınayan bir yöntemdir.
Sonraki derse köprü
Barış'ın pilot çalışması, grubun çaba koşulunu kırk kişilik bir örneklemde sınadı. Ama Defne, bu yöntemin bir şeyi kaçırdığını düşünüyor. Pilot çalışma, katılımcılara iki kısa durum sundu ve onlardan bir evet ya da hayır cevabı istedi. Hiçbir katılımcıya neden öyle düşündüğü sorulmadı. Defne, psikiyatri stajında tanıdığı depresyonlu hastanın, hak etme hissinin nasıl yitip gittiğini anlatan uzun konuşmasının, kırk kişinin evet ya da hayır cevabından çok daha fazlasını gösterdiğini söylüyor. Ama o tek hasta, kırk kişinin yargısının genel bir eğilimini gösteremezdi.
Felsefi bir soruyu insanların yargılarıyla sınamanın iki yolu vardır: birçok kişiye kısa ve aynı soruları sormak ya da birkaç kişinin durumunu derinlemesine incelemek. Bu iki yol, farklı şeyleri gösterir ve farklı zayıflıklara açıktır.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Anket ve vaka dersi, birçok kişiye kısa ve standart sorular soran bir anket ile tek bir durumu ya da birkaç kişiyi derinlemesine inceleyen bir vaka çalışmasının felsefi bir soruya neyi katabileceğini, bu iki yöntemin birbirinin zayıflıklarını nasıl tamamlayabileceğini ve bir vakadan genel bir sonuca ne zaman geçilebileceğini soruyor.