Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Okuduğumuz her felsefe metni, yazarının elinden bize ulaşana kadar el yazmalarından, kopyalardan, baskılardan, düzeltmelerden ve düzenleyicilerin seçimlerinden geçmiş bir aktarım sürecinin ürünüdür ve bu süreçte metin değişebilir.
Strabon Aristoteles'in kitaplığının kayıplardan ve düzenleyicilerin tahminlerinden geçen serüvenini, Maas farklı el yazmaları arasındaki seçimin bir soy ağacı yöntemiyle gerekçelendirilebileceğini, Kant'ın iki baskısı ise bir yazarın kendi metninin birden çok biçimini bırakabileceğini ve bir okurun hangi biçimi okuduğunu bilmesi gerektiğini gösterdi.
Bir metnin aktarımına dört adımla dikkat edilir: okunan metnin hangi baskıya dayandığını belirlemek, metnin aktarım tarihinin ana çizgilerini öğrenmek, argüman için önemli yerlerde metnin farklı biçimlerini karşılaştırmak ve eleştirel baskının seçimlerinin okumayı nasıl etkilediğini sormak.
Metin aktarımının bir filoloji sorunu olduğu, küçük farkların argümanı değiştirmediği ve eleştirel baskının da bir yorum olduğu itirazları, bir argümanın ne olduğunun metnin gerçekten ne söylediğine bağlı olduğunu, bazı farkların bir argümanı kökten değiştirebildiğini ve eleştirel baskının gerekçeli ve sınanabilir bir yorum olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden metin aktarımına dikkat etmek, her felsefe okurunu bir filolog yapmak değil, argümanın dayandığı yerlerde metnin gerçekten ne söylediğinden emin olmaya çalışmaktır.
Açılış sahnesi
Barış, iki kitabı masaya yan yana koyuyor: grubun okuduğu Türkçe çeviri ve kütüphanede bulduğu, İkinci İnceleme'nin on dokuzuncu yüzyıldan kalma bir İngilizce baskısı. Mülkiyet bölümündeki bir paragrafta, iki metin farklı bir sözcük veriyor. Bir fark daha dikkatini çekiyor: Türkçe çevirinin önsözü, çevirinin hangi İngilizce baskıyı esas aldığını söylüyor ve bu baskı, Barış'ın elindeki eski baskı değil, yirminci yüzyılda hazırlanmış bir eleştirel baskı.
Barış araştırıyor ve Locke'un kitabının kendi yaşamı boyunca birkaç kez yeniden basıldığını, Locke'un her baskıda baskı hatalarından yakındığını ve düzeltmeler yaptığını öğreniyor. Sonraki yayıncılar, hangi baskıyı esas aldıklarına göre farklı metinler ortaya koymuştu. Kerem şaşırıyor: "Peki biz hangi Locke'u okuyoruz?" Ece bir adım daha ileri gidiyor: grubun okuduğu öteki metinler için de aynı soru sorulabilir. Aristoteles'in, Platon'un ya da Kant'ın metinleri de bize doğrudan yazarlarının elinden ulaşmadı. Tolga, bunun bir filologun sorunu olduğunu, bir filozofun ilgilenmesi gereken bir şey olmadığını söylüyor. Barış ise, bir paragraftaki tek bir sözcüğün, Locke'un mülkiyet kuramının okunuşunu değiştirebileceğini düşünüyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yöntemler kursunda, okuduğumuz bir felsefe metninin hangi el yazmalarından, baskılardan ve düzeltmelerden geçerek bize ulaştığını, bu aktarım sürecinde metnin nasıl değişebildiğini ve eleştirel bir baskının, bir metnin farklı biçimleri arasında nasıl bir seçim yaptığını ve bu seçimin okumamızı nasıl etkilediğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Felsefi Yazma kursunun kaynak kontrolü dersi, baskı kontrolünü tanıttı: bir düşünürden yapılan bir alıntının hangi baskıdan, hangi düzenleyicinin elinden ve hangi çeviriden geldiğinin denetlenmesi. O ders, bir yazarın kendi yazısında doğru alıntı yapmasının bir becerisiydi. Felsefi Metin Okuma kursunun çeviri dersi de, bir çevirinin bir yorum olduğunu gösterdi. Bu ders, bir adım geriye gidiyor: çevirinin ve alıntının dayandığı metnin kendisi nereden gelir, nasıl oluşturulur ve bu oluşturma sürecinin felsefi bir okumaya ne ölçüde yansıdığını sorar.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Coğrafyacı Strabon, Aristoteles'in kitaplığının ölümünden sonra geçirdiği serüveni anlatır ve bu anlatı, Aristoteles'in bugün okuduğumuz yapıtlarının nasıl bir yolculuktan geçtiğinin eski bir tanığıdır. Paul Maas, 1927'de, bir metnin elde bulunan farklı nüshalarından en eski biçimine ulaşmanın sistemli bir yöntemini anlatır. Immanuel Kant ise, Saf Aklın Eleştirisi'nin ikinci baskısında kitabın önemli bölümlerini yeniden yazar ve bu, bir yazarın kendi metninin birden çok biçimini bıraktığı bir durumun tanınmış bir örneğidir.
Ardından üç itirazı tartacağız: metin aktarımının yalnızca bir filoloji sorunu olduğu, küçük farkların felsefi bir argümanı değiştirmediği ve eleştirel baskının kendisinin de bir yorum olduğu için bir metnin güvenilir bir biçimine hiçbir zaman ulaşılamayacağı itirazları.
Sonda, bir felsefe metninin aktarımına dikkat etmenin dört adımını göstereceğiz: okunan metnin hangi baskıya dayandığını belirlemek, metnin aktarım tarihini, yani el yazmalarını, baskılarını ve düzeltmelerini öğrenmek, bir argüman için önemli olan yerlerde metnin farklı biçimlerini karşılaştırmak ve eleştirel baskının seçimlerinin okumayı nasıl etkilediğini sormak.
Merkez soru
Sorumuz şu: okuduğumuz bir felsefe metni hangi el yazmalarından, baskılardan ve düzeltmelerden geçerek bize ulaşır, bu aktarım sürecinde metin nasıl değişebilir ve eleştirel bir baskı bir metnin farklı biçimleri arasında nasıl bir seçim yapar, bu seçim okumamızı nasıl etkiler?
Ölçülü iddiam şu: okuduğumuz her felsefe metni, yazarının elinden bize ulaşana kadar el yazmalarından, kopyalardan, baskılardan, düzeltmelerden ve yayıncıların seçimlerinden geçmiş bir aktarım sürecinin ürünüdür ve bu süreçte metin, kopya hatalarıyla, yazarın kendi düzeltmeleriyle ve düzenleyicilerin kararlarıyla değişebilir; bu değişikliklerin çoğu bir argümanın okunuşunu etkilemez, ama bazıları, özellikle bir kavramın ya da bir öncülün geçtiği yerlerde, onu kökten değiştirebilir; eleştirel bir baskı, bu farklı biçimler arasında gerekçeli bir seçim yapar ve seçimlerini açıkça bildirir; bu seçim de bir yorumdur, ama gerekçeleri görünür olduğu için sınanabilir bir yorumdur ve bir felsefe okuru, argümanı için önemli olan yerlerde bu seçimleri bilmek zorundadır.
Sıfır noktası
Bir felsefe kitabını elimize aldığımızda, onun yazarın yazdığı metin olduğunu varsayarız. Bu varsayım, çoğu zaman sorun yaratmaz; ama çoğu zaman doğru da değildir. Platon'un diyalogları, yazıldıktan yaklaşık bin iki yüz yıl sonrasına ait el yazmaları aracılığıyla bize ulaştı; bu el yazmaları, sayısız kez elle kopyalanmış nüshaların son halkalarıdır ve her kopyada hata yapılabilirdi. Aristoteles'in yapıtları, onun kendi düzenlediği biçimleriyle değil, ölümünden yüzyıllar sonra bir düzenleyicinin kurduğu sırayla ve adlarla bize geldi.
Matbaa, bu sorunu ortadan kaldırmadı, ama biçimini değiştirdi. Basılı bir kitap, binlerce aynı nüsha üretir; ama her baskı, dizgicilerin hatalarını, yayıncının seçimlerini ve yazarın düzeltmelerini taşıyabilir. Locke'un İkinci İnceleme'si, kendi yaşamı boyunca birkaç baskı yaptı ve bu baskılar birbirinden farklıydı.
Bu yüzden bir metni okurken, aslında belirli bir aktarım sürecinin belirli bir ürününü okuyoruz. Bu ürün, çoğu zaman güvenilirdir; ama onun nasıl oluştuğunu bilmek, bir argüman için önemli bir yerde metnin gerçekten ne söylediğinden emin olmanın tek yoludur.
Görüşler ve pozisyonlar
Bir felsefe okurunun metin aktarımıyla ilişkisi konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, ilgisizlik görüşüdür. Buna göre metin aktarımı, filologların ve tarihçilerin işidir. Bir felsefe okuru, güvenilir bir baskıyı ya da çeviriyi alıp onun argümanlarını değerlendirir. Metnin hangi el yazmalarından geldiği, argümanların doğru olup olmadığı sorusunu etkilemez.
İkinci görüş, kuşkuculuk görüşüdür. Buna göre metin aktarımı, bir metnin yazarının gerçekten ne söylediğini hiçbir zaman bilemeyeceğimizi gösterir. Her baskı bir düzenleyicinin seçimidir, her el yazması bir kopyacının işidir ve bu seçimlerin ve kopyaların ardında, yazarın kendi metnine ulaşmak mümkün değildir. Bu yüzden bir felsefe metni hakkında kesin bir şey söylemek imkânsızdır.
Üçüncü görüş, seçici dikkat görüşüdür. Buna göre metin aktarımı, çoğu zaman bir felsefe okumasını etkilemez, ama bazı yerlerde, özellikle bir kavramın, bir öncülün ya da bir bölüm düzeninin bir argümanın dayanağı olduğu yerlerde, onu kökten etkileyebilir. Bir felsefe okuru, metin aktarımının bütün ayrıntılarını bilmek zorunda değildir, ama argümanı için önemli olan yerlerde metnin farklı biçimlerini ve eleştirel baskının seçimlerini bilmek zorundadır.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, metin aktarımının çoğu zaman bir argümanı etkilemediğini doğru görür, ama bir argümanın dayandığı tek bir sözcüğün ya da bir bölüm düzeninin, aktarım sürecinde değişmiş olabileceğini göz ardı eder. İkinci görüş, metin aktarımının bir metnin her yerini belirsiz kılabileceğini doğru görür, ama eleştirel baskıların farklı biçimler arasında gerekçeli ve sınanabilir seçimler yaptığını ve bu seçimlerin çoğunun sağlam olduğunu hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir felsefe metninin aktarımına dikkat etmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, okunan metnin hangi baskıya dayandığını belirlemektir. Okur, elindeki kitabın, çevirinin ya da alıntının hangi baskıya, hangi el yazmasına ya da hangi eleştirel baskıya dayandığını bulur. Bu bilgi çoğu zaman önsözde, künyede ya da çevirmenin notunda yer alır.
İkinci adım, metnin aktarım tarihini öğrenmektir. Okur, metnin hangi el yazmaları aracılığıyla ya da hangi baskılarla bize ulaştığını, yazarın kendi yaşamında metinde değişiklik yapıp yapmadığını ve metnin önemli bir düzenleyicinin elinden geçip geçmediğini araştırır. Bu, bir metnin bütün aktarım tarihini öğrenmek değil, onun ana çizgilerini bilmektir.
Üçüncü adım, bir argüman için önemli olan yerlerde metnin farklı biçimlerini karşılaştırmaktır. Okur, argümanının dayandığı bir kavramın, bir öncülün ya da bir bölüm ilişkisinin geçtiği yerlerde, metnin farklı baskılarında ya da el yazmalarında bir fark olup olmadığına bakar. Eleştirel baskılar bu farkları genellikle sayfanın altında gösterir.
Dördüncü adım, eleştirel baskının seçimlerinin okumayı nasıl etkilediğini sormaktır. Okur, eleştirel baskının farklı biçimler arasında hangisini seçtiğini, bu seçimin gerekçesini ve başka bir seçimin argümanın okunuşunu nasıl değiştireceğini sorar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Metin aktarımını ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Okuduğumuz her felsefe metni, yazarının elinden bize ulaşana kadar el yazmalarından, kopyalardan, baskılardan ve düzenleyicilerin seçimlerinden geçmiş bir aktarım sürecinin ürünüdür ve bu süreçte metin değişebilir. Bu değişikliklerin çoğu bir argümanı etkilemez, ama bazıları, bir kavramın, bir öncülün ya da bir bölüm düzeninin geçtiği yerlerde, onu kökten değiştirebilir. Eleştirel bir baskı, farklı biçimler arasında gerekçeli ve sınanabilir seçimler yapar ve bu seçimleri okura bildirir. Bir felsefe okuru metin aktarımının bütün ayrıntılarını bilmek zorunda değildir, ama argümanı için önemli yerlerde metnin farklı biçimlerine ve eleştirel baskının seçimlerine bakmak zorundadır.
Açık kalan sorular
Kant, ikinci baskıda kitabının bazı bölümlerini yeniden yazdı. Bir yazar kendi metninin birden çok biçimini bıraktığında, bunlardan hangisi onun gerçek metnidir? Son biçim mi, çünkü yazarın son sözüdür; yoksa ilk biçim mi, çünkü okurların ilk karşılaştığı ve tartıştığı metindir? Bu soru, yazarın niyetine mi, yoksa metnin alımlama tarihine mi bakılarak cevaplanmalıdır?
Strabon'un anlatısı, Aristoteles'in yapıtlarının bir düzenleyicinin elinden geçtiğini gösterdi. Bir düzenleyici, bir yazarın dağınık notlarını bir kitap biçimine soktuğunda, ortaya çıkan kitabın yapısı, yazarın düşüncesine mi, düzenleyicinin düşüncesine mi aittir? Bu yapıya dayanan bir yorum, kimin düşüncesini yorumluyor?
Maas'ın yöntemi, el yazmalarının bir soy ağacı gibi düzgün biçimde birbirinden kopyalandığını varsayar. Ama kopyacılar bazen birden çok el yazmasına bakarak, onları karıştırarak kopya yapmıştır. Bu tür karışık aktarımlar, soy ağacı yönteminin güvenilirliğini ne ölçüde azaltır ve bu durumda bir düzenleyici neye dayanarak seçim yapmalıdır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışOkunan metni yazarın metni saymak.
Elimizdeki bir baskıyı ya da çeviriyi, yazarın elinden çıktığı biçimiyle aynı saymak, metnin bir aktarım sürecinden geçtiğini ve bu süreçte değişebileceğini gözden kaçırır. Okunan metnin hangi baskıya dayandığı belirlenir.
Yaygın yanlışHer farka aynı ağırlığı vermek.
Metnin farklı biçimleri arasındaki her farkı, bir argüman için eşit derecede önemli saymak, okuru argümanla ilgisiz ayrıntılarda kaybettirir. Farklar, argüman için önemli olan yerlerde karşılaştırılır.
Yaygın yanlışEleştirel baskıyı sorgulanamaz saymak.
Eleştirel bir baskının seçimlerini, gerekçelerine bakmadan kesin doğrular olarak kabul etmek, bu seçimlerin de bir yorum olduğunu ve sınanabileceğini gözden kaçırır. Eleştirel baskının sayfa altı notları ve gerekçeleri okunur.
Yaygın yanlışBölüm düzenini yazara atfetmek.
Bir metnin bugünkü bölüm düzenini, başlıklarını ve sırasını yazarın kendi düzeni saymak, bu düzenin bir düzenleyiciye ait olabileceğini gözden kaçırır. Bölüm düzenine dayanan bir yorum, bu düzenin kime ait olduğunu sorar.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Okuduğumuz her felsefe metni, yazarının elinden bize ulaşana kadar el yazmalarından, kopyalardan, baskılardan, düzeltmelerden ve düzenleyicilerin seçimlerinden geçmiş bir aktarım sürecinin ürünüdür ve bu süreçte metin değişebilir.
Strabon Aristoteles'in kitaplığının kayıplardan ve düzenleyicilerin tahminlerinden geçen serüvenini, Maas farklı el yazmaları arasındaki seçimin bir soy ağacı yöntemiyle gerekçelendirilebileceğini, Kant'ın iki baskısı ise bir yazarın kendi metninin birden çok biçimini bırakabileceğini ve bir okurun hangi biçimi okuduğunu bilmesi gerektiğini gösterdi.
Bir metnin aktarımına dört adımla dikkat edilir: okunan metnin hangi baskıya dayandığını belirlemek, metnin aktarım tarihinin ana çizgilerini öğrenmek, argüman için önemli yerlerde metnin farklı biçimlerini karşılaştırmak ve eleştirel baskının seçimlerinin okumayı nasıl etkilediğini sormak.
Metin aktarımının bir filoloji sorunu olduğu, küçük farkların argümanı değiştirmediği ve eleştirel baskının da bir yorum olduğu itirazları, bir argümanın ne olduğunun metnin gerçekten ne söylediğine bağlı olduğunu, bazı farkların bir argümanı kökten değiştirebildiğini ve eleştirel baskının gerekçeli ve sınanabilir bir yorum olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden metin aktarımına dikkat etmek, her felsefe okurunu bir filolog yapmak değil, argümanın dayandığı yerlerde metnin gerçekten ne söylediğinden emin olmaya çalışmaktır.
Sonraki derse köprü
Barış'ın metin aktarımı araştırması, onu beklenmedik yerlere götürdü: Locke'un kitabının ilk basıldığı matbaaya, Locke'un yayıncısıyla yazışmalarına, Locke'un kendi kitaplığının kataloğuna ve onun düşüncelerini paylaştığı bir arkadaş çevresine. Barış, Locke'un düşüncelerinin, yalnızca onun kafasında değil, okuduğu kitaplar, yazıştığı kişiler, katıldığı topluluklar ve kitaplarını basan yayıncılar arasında biçimlendiğini fark ediyor. Grubun şimdiye kadar yaptığı tarihsel çalışma, hep Locke'un metnine odaklanmıştı; ama o metnin ortaya çıkmasını sağlayan bir dünya vardı.
Bir düşüncenin tarihini, yalnızca onu dile getiren metinlerin değil, bu metinleri üreten, dolaştıran ve okuyan kişilerin, kurumların ve ağların tarihiyle birlikte yazan bir yaklaşım vardır. Bu yaklaşım, felsefe tarihinin yalnızca büyük filozofların metinlerinden oluşmadığını, düşüncelerin toplumsal ve maddi bir dünyada doğup yayıldığını gösterir.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Entelektüel tarih dersi, bir düşüncenin tarihini, onu üreten kişiler, kurumlar, ağlar ve kitapların dolaşımıyla birlikte yazmanın felsefe tarihinden nasıl farklı olduğunu, bu yaklaşımın bir düşüncenin kökenini ve yayılmasını nasıl aydınlatabileceğini ve büyük filozofların yanında daha az bilinen yazarlara ve okurlara bakmanın felsefi bir düşünceyi anlamaya ne katabileceğini soruyor.