Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir metin yazıldığı andan sonra yalnız kalmaz; farklı dönemlerin okurları onu kendi beklenti ufukları içinde okur ve bu okumalar, metnin bize kadar gelen biçimini ve bizim onu okuma biçimimizi etkiler.
Jauss bir metnin anlamının farklı okur kuşaklarının beklenti ufukları içinde nasıl alımlandığı izlenerek araştırılabileceğini, Gadamer bir metni anlamanın onun etkilerinin tarihinin içinde gerçekleştiğini ve bu tarihi fark etmenin bir bilinç olduğunu, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ise bir metnin bir okur kuşağı tarafından alımlanırken nasıl dönüştürülebileceğini gösterdi.
Bir metnin alımlama tarihi dört adımla izlenir: metnin önemli okumalarını belirlemek, her okumanın okurunun beklenti ufkunu bulmak, her okumanın metinden neyi alıp neyi dışarıda bıraktığını sormak ve kendi okumamızın bu tarihin içindeki yerini düşünmek.
Alımlama tarihinin yanlış okumaları anlam saydığı, her okumayı eşit kıldığı ve metni okurların ardında kaybettiği itirazları, bir okumanın metnin gerçek bir olanağını açığa çıkarabildiğini, okumaların metinle karşılaştırılarak değerlendirilebildiğini ve alımlama tarihinin metnin kendisine dönmeyi gerektirdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden alımlama tarihi, bir metnin yazarının niyetinin yerini almayan ama onu tamamlayan, metnin tarih içinde ne yaptığını ve kendi okumamızın bu tarihin neresinde durduğunu gösteren bir yöntemdir.
Açılış sahnesi
Tolga, Locke'un İkinci İnceleme'sinin üç yüz yıllık okunuş tarihini bir kâğıda sıralamış. On sekizinci yüzyılda, Atlantik'in öte yanındaki sömürgelerin bazı yazarları, kitabı bir halkın kötü bir yönetime direnme hakkının savunusu olarak okumuş ve kendi bağımsızlık kavgalarında kullanmıştı. On dokuzuncu yüzyılda, kitap bir mülkiyet kuramı olarak okunmuş ve sanayileşen toplumların mülkiyet tartışmalarında alıntılanmıştı. Yirminci yüzyılın ortasında ise, bazı yorumcular onu yükselen bir ekonomik düzenin ideolojisi olarak okumuştu. Bağlamsalcılık dersinde gördükleri Tully'nin okuması da, bu zincirin son halkalarından biriydi.
Kerem, bu okumaların hiçbirinin Locke'un kastettiği şey olmayabileceğini söylüyor: "Laslett'in gösterdiği gibi, Locke bir kralın mutlak gücüne karşı yazıyordu. Öteki okumaların hepsi, onu yanlış anlamaktı." Tolga ise karşı çıkıyor: bu okumalar yanlış olsa bile, Locke'un kitabının tarihte ne anlama geldiğinin bir parçasıydı; bir bağımsızlık kavgası o kitaptan güç aldıysa, bu, kitabın anlamının bir parçası değil mi? Barış, iki soruyu ayırmak gerektiğini düşünüyor: bir metnin yazarının ne kastettiği ile bir metnin tarih içinde ne anlama geldiği. Ama bu iki sorunun birbirinden ne kadar ayrılabileceğinden emin değil. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yöntemler kursunda, bir metnin farklı dönemlerdeki okurlarının onu nasıl okuduğunu izlemenin, metnin anlamı hakkında neyi gösterebileceğini, bir metnin okurlarının tarihinin onun yazarının niyetinden nasıl ayrıldığını ve bir metnin anlamının, onun okunuşlarının tarihiyle ne ölçüde birlikte oluştuğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Felsefeye Giriş programı, Gadamer'in ufukların kaynaşması kavramını tanıttı; Felsefi Metin Okuma kursu da Stanley Fish'in yorum topluluğu kavramını, yani bir metnin anlamının onu okuyan bir topluluğun paylaştığı okuma alışkanlıklarıyla belirlendiği görüşünü ve Eco'nun aşırı yorum kavramını gösterdi. O dersler, tek bir okurun bir metni okurken ne yaptığına bakıyordu. Bu ders, okumanın tarihine bakıyor: bir metnin farklı dönemlerdeki okurlarının onu nasıl okuduğu nasıl izlenir, bu okumalar metnin anlamının bir parçası mıdır ve bağlamsalcılığın aradığı yazar niyeti ile okumaların tarihi nasıl bir arada düşünülebilir?
Sonra üç kaynağa bakacağız. Hans Robert Jauss, 1967'de verdiği bir derste, edebiyat tarihinin yazarların ve yapıtların değil, okurların ve okumaların tarihi olarak yazılması gerektiğini savunur ve bunun için beklenti ufku kavramını geliştirir. Hans-Georg Gadamer, Hakikat ve Yöntem'de, bir metni anlamanın, o metnin bize kadar gelen etkilerinin tarihinden bağımsız olamayacağını söyler. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ise, Locke'un kitabının bir okur kuşağı tarafından nasıl okunup dönüştürüldüğünün belgelerinden biridir.
Ardından üç itirazı tartacağız: alımlama tarihinin bir metnin yanlış okumalarını onun anlamı saydığı, her okumayı eşit derecede geçerli kıldığı ve metnin kendisini okurların ardında kaybettiği itirazları.
Sonda, bir metnin alımlama tarihini izlemenin dört adımını göstereceğiz: metnin farklı dönemlerdeki önemli okumalarını belirlemek, her okumanın okurunun beklenti ufkunu bulmak, her okumanın metinden neyi aldığını ve neyi dışarıda bıraktığını sormak ve kendi okumamızın bu tarihin içindeki yerini düşünmek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir metnin farklı dönemlerdeki okurlarının onu nasıl okuduğunu izlemek metnin anlamı hakkında neyi gösterebilir, bir metnin okurlarının tarihi onun yazarının niyetinden nasıl ayrılır ve bir metnin anlamı onun okunuşlarının tarihiyle ne ölçüde birlikte oluşur?
Ölçülü iddiam şu: bir metin, yazıldığı andan sonra yalnız kalmaz; farklı dönemlerin okurları onu kendi beklenti ufukları içinde okur, onun bazı yönlerini öne çıkarıp bazılarını dışarıda bırakır ve bu okumalar, metnin bize kadar gelen biçimini ve bizim onu okuma biçimimizi etkiler; bu yüzden alımlama tarihi, bağlamsalcılığın aradığı yazar niyetinin yerini almaz, ama onu tamamlar: yazar niyeti, bir metnin kendi zamanında ne yaptığını, alımlama tarihi ise bir metnin tarih içinde ne yaptığını gösterir; bir okuma, yazarın niyetinden uzaklaşsa da metnin gerçek bir olanağını açığa çıkarabilir, ama bu, her okumanın eşit derecede geçerli olduğu anlamına gelmez; bir okumanın metinden neyi aldığı ve neyi dışarıda bıraktığı, onu ötekilerle karşılaştırmayı mümkün kılar.
Sıfır noktası
Bir metni okurken, onunla yalnız olduğumuzu düşünürüz: bir yanda metin, bir yanda biz. Ama bu doğru değildir. Locke'un İkinci İnceleme'sini bugün okuyan biri, onu üç yüz yıllık bir okumalar zinciri içinde okur. Kitabın bugün önemli sayılmasının nedeni, onun geçmişte önemli sayılmış olmasıdır. Kitabın hangi bölümlerinin alıntılandığı, hangi sorulara cevap veriyormuş gibi okunduğu, hangi kavramlarının öne çıkarıldığı, bu zincirin ürünüdür. Kerem'in Locke'u bir hak etme kuramının kaynağı olarak okuması da, bu zincirin bir halkasıydı.
Bu zincir, metnin kendisini de etkiler. Bir metnin hangi baskılarının yapıldığı, hangi dillere çevrildiği, hangi bölümlerinin ders kitaplarına alındığı, onun okurları tarafından belirlenir. Bir metnin bize kadar gelmesi, onu okuyan ve aktaran kuşakların bir işidir.
Bağlamsalcılık, bu zinciri geçip metnin kendi zamanına dönmeyi amaçlıyordu: yazar, kendi döneminde ne yapmaya çalışıyordu? Alımlama tarihi ise, zincirin kendisini bir araştırma konusu yapar: metin, kendi döneminden bugüne kadar hangi okurlar tarafından nasıl okundu ve bu okumalar onun anlamını nasıl biçimlendirdi?
Görüşler ve pozisyonlar
Bir metnin okunuşlarının tarihinin onun anlamıyla nasıl bir ilişkisi olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, niyetçi görüştür. Buna göre bir metnin anlamı, yazarının onu yazarken kastettiği şeydir ve sonraki okumalar, bu anlama ya yaklaşır ya da ondan uzaklaşır. Alımlama tarihi, bir metnin yanlış okumalarının tarihi olarak ilginç olabilir, ama metnin anlamına bir şey katmaz. Kerem'in ilk tepkisi bu görüşü dile getiriyordu.
İkinci görüş, okur merkezli görüştür. Buna göre bir metnin sabit bir anlamı yoktur; metnin anlamı, onu okuyan her okur ve her okur topluluğu tarafından yeniden kurulur. Yazarın niyeti, sayısız okumadan yalnızca biridir ve öteki okumalara karşı bir ayrıcalığı yoktur.
Üçüncü görüş, tamamlayıcılık görüşüdür. Buna göre bir metnin yazarının niyeti ile onun okunuşlarının tarihi, iki farklı soruya cevap verir. Yazar niyeti, metnin kendi zamanında ne yaptığını; alımlama tarihi ise, metnin tarih içinde ne yaptığını gösterir. İkisi de metnin anlamının bir parçasıdır, ama farklı bir parçasıdır ve bir okumanın geçerliliği, metinden neyi aldığına ve neyi dışarıda bıraktığına bakılarak değerlendirilebilir.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bir metnin kendi zamanındaki anlamının bağımsız bir soru olduğunu doğru görür, ama bir metnin tarih içindeki etkisinin, örneğin bir bağımsızlık kavgasını beslemesinin, onun anlamıyla hiçbir ilgisi olmadığını varsayar. İkinci görüş, okumaların metnin anlamını biçimlendirdiğini doğru görür, ama bütün okumaların eşit olduğunu varsaydığı için, bir okumanın metni zorladığı ya da çarpıttığı durumları ayırt edemez.
Argümanın yapısı
Bir metnin alımlama tarihini izlemek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, metnin farklı dönemlerdeki önemli okumalarını belirlemektir. Araştırmacı, metnin hangi dönemlerde, hangi okurlar ya da okur toplulukları tarafından önemli biçimde okunduğunu, alıntılandığını ya da kullanıldığını araştırır. Bu okumaların hepsini değil, metnin tarihindeki dönüm noktalarını oluşturan okumaları seçer.
İkinci adım, her okumanın okurunun beklenti ufkunu bulmaktır. Araştırmacı, her okur kuşağının metne hangi sorularla, hangi deneyimlerle ve hangi öteki metinleri okumuş olarak yaklaştığını sorar. Bu ufuk, okurun metinden neyi aradığını belirler.
Üçüncü adım, her okumanın metinden neyi aldığını ve neyi dışarıda bıraktığını sormaktır. Araştırmacı, her okumanın metnin hangi bölümlerini öne çıkardığını, hangilerini görmezden geldiğini ve metnin hangi kavramlarını kendi ufkuna göre dönüştürdüğünü inceler. Bu, okumaları birbiriyle ve metnin kendisiyle karşılaştırmayı sağlar.
Dördüncü adım, kendi okumamızın bu tarihin içindeki yerini düşünmektir. Araştırmacı, kendisinin de bir beklenti ufkuyla okuduğunu ve kendi okumasının, bu okumalar zincirinin bir sonraki halkası olduğunu kabul eder. Kendi ufkunun metinden neyi öne çıkardığını ve neyi dışarıda bıraktığını sorar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Alımlama tarihini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir metin, yazıldığı andan sonra farklı dönemlerin okurları tarafından kendi beklenti ufukları içinde okunur ve bu okumalar, metnin bize kadar gelen biçimini ve bizim onu okuma biçimimizi etkiler. Alımlama tarihi, bağlamsalcılığın aradığı yazar niyetinin yerini almaz, onu tamamlar: yazar niyeti metnin kendi zamanında ne yaptığını, alımlama tarihi ise metnin tarih içinde ne yaptığını gösterir. Bir okuma, yazarın niyetinden uzaklaşsa da metnin gerçek bir olanağını açığa çıkarabilir, ama okumalar eşit değildir; metinden neyi aldıkları ve neyi dışarıda bıraktıkları, onları karşılaştırmayı sağlar. Kendi okumamız da bu tarihin bir halkasıdır ve bunu bilmek, etki tarihi bilincidir.
Açık kalan sorular
Jauss, bir yapıtın beklenti ufkunu ne kadar zorladığının onun değerini belirleyebileceğini düşündü. Ama bir felsefe metninin değeri, onun kendi dönemindeki okurların beklentilerini ne kadar zorladığıyla mı, yoksa argümanlarının ne kadar sağlam olduğuyla mı ölçülür? Bir metin, kendi döneminde hiç zorlayıcı olmasa da sonraki kuşaklar için değerli olabilir mi?
Bildirgenin Locke'un üçlüsünü dönüştürmesi, Locke'un düşüncesinin bir olanağının açığa çıkarılması mı, yoksa ona ihanet mi? Bir okumanın bir metnin olanağını mı açığa çıkardığını, yoksa ona yabancı bir şeyi mi yüklediğini ayırt etmenin bir ölçütü var mıdır, ve bu ölçüt, alımlama tarihinin kendisinden mi, yoksa yazarın niyetinden mi gelmelidir?
Kerem, kendi okumasının belirli bir okuma geleneğinden geldiğini fark etti. Ama bir okur, kendi okumasını biçimlendiren bütün gelenekleri fark edebilir mi? Etki tarihi bilinci, bir okurun ulaşabileceği bir durum mu, yoksa hiçbir zaman tamamlanamayan bir çaba mı?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışBir metni okumalarından bağımsız saymak.
Bir metni, onu bize kadar getiren okumaların etkisinden bağımsız, tarafsız bir bakışla okuduğumuzu varsaymak, kendi okumamızı biçimlendiren geleneği gözden kaçırır. Kendi okumamızın hangi okuma geleneğinden geldiği sorulur.
Yaygın yanlışOkumaları doğru ya da yanlış diye ikiye ayırmak.
Bir metnin sonraki okumalarını yalnızca yazarın niyetine uyup uymadıklarına göre değerlendirmek, bir okumanın metnin gerçek bir olanağını açığa çıkarabileceğini gözden kaçırır. Her okumanın metinden neyi aldığı ve neyi dışarıda bıraktığı sorulur.
Yaygın yanlışBütün okumaları eşit saymak.
Bir metnin her okumasını onun anlamının eşit derecede geçerli bir parçası saymak, bir okumanın metni zorladığı ya da çarpıttığı durumları ayırt etmeyi imkânsız kılar. Okumalar, metinle karşılaştırılarak değerlendirilir.
Yaygın yanlışOkumaları metnin yerine koymak.
Bir metnin alımlama tarihini izlerken, metnin kendisine dönmeden yalnızca onun hakkındaki okumaları okumak, metnin kendisini gözden kaybettirir. Her okuma, metnin kendi sözcükleriyle karşılaştırılır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir metin yazıldığı andan sonra yalnız kalmaz; farklı dönemlerin okurları onu kendi beklenti ufukları içinde okur ve bu okumalar, metnin bize kadar gelen biçimini ve bizim onu okuma biçimimizi etkiler.
Jauss bir metnin anlamının farklı okur kuşaklarının beklenti ufukları içinde nasıl alımlandığı izlenerek araştırılabileceğini, Gadamer bir metni anlamanın onun etkilerinin tarihinin içinde gerçekleştiğini ve bu tarihi fark etmenin bir bilinç olduğunu, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ise bir metnin bir okur kuşağı tarafından alımlanırken nasıl dönüştürülebileceğini gösterdi.
Bir metnin alımlama tarihi dört adımla izlenir: metnin önemli okumalarını belirlemek, her okumanın okurunun beklenti ufkunu bulmak, her okumanın metinden neyi alıp neyi dışarıda bıraktığını sormak ve kendi okumamızın bu tarihin içindeki yerini düşünmek.
Alımlama tarihinin yanlış okumaları anlam saydığı, her okumayı eşit kıldığı ve metni okurların ardında kaybettiği itirazları, bir okumanın metnin gerçek bir olanağını açığa çıkarabildiğini, okumaların metinle karşılaştırılarak değerlendirilebildiğini ve alımlama tarihinin metnin kendisine dönmeyi gerektirdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden alımlama tarihi, bir metnin yazarının niyetinin yerini almayan ama onu tamamlayan, metnin tarih içinde ne yaptığını ve kendi okumamızın bu tarihin neresinde durduğunu gösteren bir yöntemdir.
Sonraki derse köprü
Barış, metnin kendisine dönerken bir şeyle karşılaşıyor. Grubun okuduğu Türkçe çeviri ile kütüphanede bulduğu eski bir İngilizce baskı arasında, bir paragrafta küçük ama önemli bir fark var: iki metin, aynı cümlenin iki farklı biçimini veriyor. Barış, farkın nereden geldiğini araştırıyor ve Locke'un kitabının kendi yaşamı boyunca birkaç kez yeniden basıldığını, Locke'un bu baskılarda metinde düzeltmeler yaptığını ve sonraki yayıncıların hangi baskıyı esas aldıklarına göre farklı metinler ortaya çıktığını öğreniyor. Grubun "Locke'un metni" diye okuduğu şey, aslında birkaç metinden biriydi.
Bir metni okurken, çoğu zaman onun yazarın elinden çıktığı biçimiyle bize ulaştığını varsayarız. Ama her metin, el yazmalarından, baskılardan, düzeltmelerden, çevirilerden ve yayıncıların seçimlerinden geçerek bize ulaşır ve bu süreçte değişebilir.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Metin aktarımı dersi, okuduğumuz bir felsefe metninin hangi el yazmalarından, baskılardan ve düzeltmelerden geçerek bize ulaştığını, bu aktarım sürecinde metnin nasıl değişebildiğini ve eleştirel bir baskının, bir metnin farklı biçimleri arasında nasıl bir seçim yaptığını ve bu seçimin okumamızı nasıl etkilediğini soruyor.