Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir kavram bir sözcüğün sözlükteki anlamından fazlasıdır ve bir kavramın anlamının zaman içindeki değişimi, bir toplumun kendini, siyaseti ve değerleri düşünme biçiminin değişimidir.
Lovejoy bir fikrin yüzyıllar boyunca farklı kılıklarda sürdüğünün izlenebileceğini ama bu kılıkların aynı fikir olup olmadığı sorusunu açık bıraktığını, Koselleck temel kavramların anlamlarının belirli bir eşik döneminde toplumsal değişimlerle birlikte kökten değiştiğini, Williams ise bir toplumun anahtar sözcüklerinin tarihinin o toplumun kendini nasıl düşündüğünün tarihi olduğunu gösterdi.
Bir kavramın tarihi dört adımla izlenir: kavramın bugünkü kullanımını ve sınırlarını belirlemek, farklı dönemlerdeki kullanımları karşılaştırmak, anlam değişiminin dönemlerini ve ona eşlik eden toplumsal değişimleri aramak ve kavramın tarihinin bugünkü kullanımı nasıl aydınlattığını sormak.
Kavramların tarihi olmadığı, kavram tarihinin her kavramı göreceli kıldığı ve bugünkü kullanımı değiştirmediği itirazları, bir kavramın eski katmanlarının yeni kullanımların altında sürebildiğini, zorunlu olmamanın keyfî olmak demek olmadığını ve bir kavramın tarihini bilmenin onu daha bilinçli seçmeyi sağladığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden kavram tarihi, bir kavramı eski anlamına döndürmeye değil, onun bugünkü anlamının hangi tarihten ve hangi katmanlardan oluştuğunu görerek onu daha bilinçli kullanmaya çalışan bir yöntemdir.
Açılış sahnesi
Barış, Locke'un İkinci İnceleme'sinde bulduğu cümleyi gruba okuyor: Locke, insanların bir topluluk kurarken korumak istedikleri şeyleri sayar ve bunlara, yani yaşamlarına, özgürlüklerine ve mallarına, genel bir adla mülkiyet dediğini söyler. Kerem şaşırıyor: "Demek ki Locke mülkiyet derken yalnızca bir tarlayı ya da bir evi kastetmiyordu. Bir kişinin bedenini ve özgürlüğünü de mülkiyet sayıyordu." Tolga, bunun Locke'un mülkiyet bölümünü okuma biçimlerini tamamen değiştirdiğini söylüyor: mülkiyetin korunması, yalnızca zenginlerin mallarının korunması değil, herkesin yaşamının ve özgürlüğünün korunmasıydı.
Ama Defne başka bir şey soruyor: bugün "mülkiyet" sözcüğünü neden yalnızca mallar için kullanıyoruz? Sözcüğün anlamı, Locke'tan bugüne nasıl bu kadar daralmış? Ve bu daralma, yalnızca bir sözcüğün değişimi mi, yoksa insanların kendilerini, bedenlerini ve özgürlüklerini düşünme biçimlerinin de değişimi mi? Ece, grubun kendi kavramı olan hak etmenin de böyle bir tarihi olup olmadığını merak ediyor. Barış, bunun bir sözcüğün sözlükteki anlamlarını sıralamaktan daha büyük bir iş olduğunu seziyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yöntemler kursunda, bir kavramın anlamının zaman içinde nasıl değiştiğini, bu değişimin bir toplumun kendini nasıl düşündüğünün değişimini nasıl yansıttığını ve bir kavramın tarihini izlemenin, onun bugünkü kullanımını nasıl aydınlatabileceğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Felsefi Metin Okuma kursunun dönem dili dersi, tarihsel anlam kaymasını tanıttı: bir sözcüğün biçimi aynı kalırken anlamının zaman içinde daralması, genişlemesi ya da değer yükünün değişmesi. O ders, bu kaymayı eski bir metni doğru okumak için fark etmenin bir becerisi olarak gösteriyordu. Bu ders, bir adım öteye geçiyor ve kavramın tarihinin kendisini bir araştırma konusu yapıyor: bir kavramın anlamının değişimi nasıl izlenir, bu değişim neyi gösterir ve bir kavramın tarihini bilmek, onun bugünkü kullanımını nasıl etkiler?
Sonra üç kaynağa bakacağız. Arthur Lovejoy, 1936'da, fikirler tarihinin, farklı dönemlerde farklı biçimlerde ortaya çıkan ama özünde aynı kalan birim fikirleri izlemesi gerektiğini savunur. Reinhart Koselleck, 1972'de başlayan büyük bir kavram sözlüğünün girişinde, siyasal ve toplumsal kavramların anlamlarının yaklaşık 1750 ile 1850 arasında kökten değiştiği bir eşik dönemini tarif eder. Raymond Williams ise, 1976'da, günlük dilde sık kullanılan ve anlamları tartışmalı olan sözcüklerin tarihini izleyen bir sözlük yayımlar.
Ardından üç itirazı tartacağız: bir kavramın tarihi olmadığı, yalnızca sözcüklerin kullanımlarının tarihi olduğu, kavram tarihinin her kavramı göreceli kıldığı ve bir kavramın tarihini bilmenin onun bugünkü kullanımını değiştirmediği itirazları.
Sonda, bir kavramın tarihini izlemenin dört adımını göstereceğiz: kavramın bugünkü kullanımını ve onun doğal görünen sınırlarını belirlemek, kavramın farklı dönemlerdeki kullanımlarını karşılaştırmak, anlam değişiminin gerçekleştiği dönemleri ve bu değişime eşlik eden toplumsal değişimleri aramak ve kavramın tarihinin bugünkü kullanımı nasıl aydınlattığını sormak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir kavramın anlamı zaman içinde nasıl değişir, bu değişim bir toplumun kendini nasıl düşündüğünün değişimini nasıl yansıtır ve bir kavramın tarihini izlemek onun bugünkü kullanımını nasıl aydınlatabilir?
Ölçülü iddiam şu: bir kavram, bir sözcüğün sözlükteki anlamından fazlasıdır; bir toplumun kendini, siyaseti ve değerleri düşünmek için kullandığı ve birçok anlam katmanını bir arada taşıyan bir araçtır; bu yüzden bir kavramın anlamının değişimi, yalnızca bir sözcüğün değişimi değil, o toplumun kendini düşünme biçiminin değişimidir; bir kavramın tarihini izlemek, onun bugünkü kullanımının, yani bugün doğal ve kendiliğinden görünen sınırlarının, belirli bir tarihsel değişimin sonucu olduğunu gösterir ve bu, kavramı bugün daha bilinçli ve daha seçici biçimde kullanmamızı sağlar; ama bir kavramın geçmişteki anlamı, onun bugünkü anlamını belirlemez ve kavram tarihi, bir kavramı eski anlamına döndürmek için değil, onun bugünkü anlamının sınırlarını görmek için yapılır.
Sıfır noktası
Bir sözcüğü kullanırken, çoğu zaman onun her zaman bugünkü anlamını taşıdığını varsayarız. Mülkiyet, bir kişinin sahip olduğu şeylerdir; bu anlam bize o kadar doğal gelir ki, Locke'un aynı sözcükle bir kişinin yaşamını ve özgürlüğünü de kastettiğini öğrenmek bizi şaşırtır.
Bu şaşkınlık, iki şeyi gösterir. Birincisi, bir sözcüğün anlamı zamanla değişebilir ve bu değişim, sözcüğü kullananların farkına varmadan olabilir. İkincisi, bu değişim yalnızca bir sözcüğü ilgilendirmez. Locke'un döneminde bir kişinin yaşamını ve özgürlüğünü mülkiyet saymak, bir kişinin kendi kendisinin sahibi olduğu, bedeninin ve eylemlerinin ona ait olduğu düşüncesini dile getiriyordu. Bugün bu düşünce, başka sözcüklerle, örneğin haklar ya da özerklik sözcükleriyle dile getirilir. Sözcük değişti, çünkü onun dile getirdiği düşünce başka sözcüklere taşındı.
Bu yüzden bir kavramın tarihi, bir sözlükteki anlamların sıralanmasından fazlasıdır. Bir kavramın hangi anlamları taşıdığı, hangilerini yitirdiği ve hangilerini başka kavramlara bıraktığı, bir toplumun kendini nasıl düşündüğünün tarihidir.
Görüşler ve pozisyonlar
Bir kavramın tarihinin nasıl yazılması gerektiği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, süreklilik görüşüdür. Buna göre bir kavram ya da bir fikir, farklı dönemlerde farklı biçimlerde ortaya çıksa da özünde aynı kalır. Tarihçinin işi, bu özü farklı kılıklarında izlemek ve onun nasıl geliştiğini göstermektir. Lovejoy'un birim fikir yaklaşımı bu görüşün tipik bir örneğidir.
İkinci görüş, kullanım görüşüdür. Buna göre kavramların bir tarihi yoktur; yalnızca sözcüklerin farklı dönemlerde farklı yazarlarca farklı amaçlarla kullanılmasının tarihi vardır. Bir sözcük, bir dönemde bir işi, başka bir dönemde başka bir işi görür ve bu iki kullanım arasında bir öz sürekliliği aramak, farklı şeyleri aynı şey sanmaktır. Bağlamsalcılık dersinde tanıştığımız Skinner, bu görüşü savunmuştur.
Üçüncü görüş, katmanlı kavram görüşüdür. Buna göre bir kavram, ne zamansız bir özdür ne de yalnızca bir kullanımlar dizisi. Bir kavram, farklı dönemlerden gelen anlam katmanlarını bir arada taşır; eski anlamlar tamamen silinmez, yenilerinin altında sürer ve bazen yeniden ortaya çıkar. Kavram tarihi, bu katmanları ve onların hangi dönemlerde ve hangi toplumsal değişimlerle biçimlendiğini izler.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bazı fikirlerin gerçekten uzun süreler boyunca sürdüğünü doğru görür, ama farklı dönemlerdeki kullanımların aynı fikri dile getirdiğini varsaydığı için, Kerem'in birim fikrinde olduğu gibi, farklı fikirleri aynı fikir sanma tehlikesine açıktır. İkinci görüş, bir sözcüğün farklı dönemlerde farklı işler gördüğünü doğru görür, ama bir kavramın eski anlamlarının, yeni kullanımların altında sürüp onları biçimlendirebileceğini hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir kavramın tarihini izlemek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, kavramın bugünkü kullanımını ve onun doğal görünen sınırlarını belirlemektir. Araştırmacı, kavramın bugün hangi anlamlarda kullanıldığını ve hangi anlamların bugün tuhaf ya da yanlış göründüğünü yazar. Bu sınırlar, kavram tarihinin başlangıç noktasıdır, çünkü onların nerede ve nasıl çizildiği sorulacaktır.
İkinci adım, kavramın farklı dönemlerdeki kullanımlarını karşılaştırmaktır. Araştırmacı, kavramın farklı dönemlerdeki metinlerde nasıl kullanıldığını, hangi sözcüklerle birlikte geçtiğini, hangi kavramlarla karşıtlık içinde düşünüldüğünü ve hangi tartışmalarda hangi işleri gördüğünü inceler.
Üçüncü adım, anlam değişiminin gerçekleştiği dönemleri ve bu değişime eşlik eden toplumsal değişimleri aramaktır. Araştırmacı, kavramın anlamının hangi dönemlerde belirgin biçimde değiştiğini ve bu dönemlerde toplumun kendini düşünme biçiminde, kurumlarında ya da deneyimlerinde hangi değişimlerin yaşandığını sorar.
Dördüncü adım, kavramın tarihinin bugünkü kullanımı nasıl aydınlattığını sormaktır. Araştırmacı, kavramın tarihini izledikten sonra, onun bugünkü sınırlarının nereden geldiğini, bugün hangi eski katmanların hâlâ sürdüğünü ve kavramın bugün hangi anlamlarının yitirilmiş ya da başka kavramlara taşınmış olduğunu sorar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Kavram tarihini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir kavram, bir sözcüğün sözlükteki anlamından fazlasıdır: bir toplumun kendini, siyaseti ve değerleri düşünmek için kullandığı ve farklı dönemlerden gelen anlam katmanlarını bir arada taşıyan bir araçtır. Bir kavramın anlamının değişimi, bir toplumun kendini düşünme biçiminin değişimidir ve bu değişim çoğu zaman belirli eşik dönemlerinde, belirli toplumsal değişimlerle birlikte gerçekleşir. Bir kavramın tarihini izlemek, onun bugünkü sınırlarının nereden geldiğini gösterir ve onu bugün daha bilinçli ve daha seçici biçimde kullanmamızı sağlar; ama bir kavramın geçmişteki anlamı, onun bugünkü anlamını belirlemez.
Açık kalan sorular
Koselleck'in eşik dönemi, Almanca konuşulan dünyanın kavramları için tarif edildi. Farklı dillerde ve farklı toplumlarda, temel kavramların anlamlarının kökten değiştiği eşik dönemleri aynı zamanda mı yaşandı? Bir toplumun kavramları, başka bir toplumun kavramlarından çevrilerek ya da aktarılarak değiştiğinde, bu değişim o toplumun kendi deneyiminin mi, yoksa başka bir toplumun deneyiminin mi bir ürünüdür?
Williams, bir anahtar sözcüğün anlamındaki değişimin bir toplumsal deneyimdeki değişimi yansıttığını söyledi. Ama bu ilişki hangi yönde işler? Toplumsal deneyim mi sözcüğü değiştirir, yoksa sözcüğün yeni bir anlam kazanması mı insanların deneyimlerini farklı biçimde yaşamasını sağlar? İkisi birbirinden ayrılabilir mi?
Ece, hak etme kavramının eski metinlerde nasıl kullanıldığını bilmediğini açıkça not etti. Bir kavramın tarihi, ancak o kavramın geçtiği metinlerin geniş bir taramasıyla yazılabilir. Bir kavram tarihçisi, hangi metinleri tarayacağını nasıl seçer ve bu seçim, bulacağı tarihi ne ölçüde önceden belirler?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKavramın bugünkü anlamını her zaman geçerli saymak.
Bir kavramın bugünkü anlamını, onun her zaman taşıdığı anlam olarak kabul edip eski metinleri bu anlamla okumak, kavramın tarihini ve eski anlamlarını gözden kaçırır. Kavramın farklı dönemlerdeki kullanımları karşılaştırılır.
Yaygın yanlışFarklı kullanımları tek bir öz sanmak.
Bir kavramın farklı dönemlerdeki kullanımlarını, özünde aynı kalan tek bir fikrin kılıkları olarak görmek, farklı fikirleri aynı fikir sanmaya yol açabilir. Kullanımların gerçekten aynı fikri dile getirip getirmediği ayrıca sorulur.
Yaygın yanlışKavram tarihini sözlük taramasına indirgemek.
Bir kavramın tarihini, onun sözlüklerdeki anlamlarının sıralanması olarak görmek, bu anlam değişimlerine eşlik eden toplumsal değişimleri gözden kaçırır. Anlam değişimi, bir toplumun kendini düşünme biçiminin değişimiyle birlikte izlenir.
Yaygın yanlışEski anlamı doğru anlam saymak.
Bir kavramın eski bir anlamını keşfedip onu kavramın gerçek ya da doğru anlamı olarak savunmak, kavram tarihini bir geri dönüş çabasına çevirir. Kavram tarihi, bir kavramı eski anlamına döndürmek için değil, onun bugünkü anlamının sınırlarını görmek için yapılır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir kavram bir sözcüğün sözlükteki anlamından fazlasıdır ve bir kavramın anlamının zaman içindeki değişimi, bir toplumun kendini, siyaseti ve değerleri düşünme biçiminin değişimidir.
Lovejoy bir fikrin yüzyıllar boyunca farklı kılıklarda sürdüğünün izlenebileceğini ama bu kılıkların aynı fikir olup olmadığı sorusunu açık bıraktığını, Koselleck temel kavramların anlamlarının belirli bir eşik döneminde toplumsal değişimlerle birlikte kökten değiştiğini, Williams ise bir toplumun anahtar sözcüklerinin tarihinin o toplumun kendini nasıl düşündüğünün tarihi olduğunu gösterdi.
Bir kavramın tarihi dört adımla izlenir: kavramın bugünkü kullanımını ve sınırlarını belirlemek, farklı dönemlerdeki kullanımları karşılaştırmak, anlam değişiminin dönemlerini ve ona eşlik eden toplumsal değişimleri aramak ve kavramın tarihinin bugünkü kullanımı nasıl aydınlattığını sormak.
Kavramların tarihi olmadığı, kavram tarihinin her kavramı göreceli kıldığı ve bugünkü kullanımı değiştirmediği itirazları, bir kavramın eski katmanlarının yeni kullanımların altında sürebildiğini, zorunlu olmamanın keyfî olmak demek olmadığını ve bir kavramın tarihini bilmenin onu daha bilinçli seçmeyi sağladığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden kavram tarihi, bir kavramı eski anlamına döndürmeye değil, onun bugünkü anlamının hangi tarihten ve hangi katmanlardan oluştuğunu görerek onu daha bilinçli kullanmaya çalışan bir yöntemdir.
Sonraki derse köprü
Grubun Locke çalışması, iki soruyu cevapladı: Locke kendi döneminde ne yapmaya çalışıyordu ve kullandığı mülkiyet kavramı ne anlama geliyordu? Ama Tolga, üçüncü bir sorunun hâlâ açık olduğunu düşünüyor. Locke'un İkinci İnceleme'si, yazıldıktan sonraki yüzyıllarda çok farklı okurlarca çok farklı biçimlerde okunmuştu: bir okur kuşağı onu bir direniş hakkının savunusu olarak, bir başkası bir mülkiyet kuramı olarak, bir başkası ise yükselen bir ekonomik düzenin ideolojisi olarak okumuştu. Bu okumaların hiçbiri Locke'un kastettiği şey olmayabilir; ama hepsi, metnin tarih içinde ne anlama geldiğinin bir parçasıydı.
Bir metin, yazıldığı andan sonra yalnız kalmaz; farklı dönemlerin okurları tarafından okunur, yorumlanır, kullanılır ve bu okumalar, metnin anlamının bir parçası hâline gelir. Bir metnin okurlarının tarihini izleyen bir yöntem vardır.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Alımlama tarihi dersi, bir metnin farklı dönemlerdeki okurlarının onu nasıl okuduğunu izlemenin, metnin anlamı hakkında neyi gösterebileceğini, bir metnin okurlarının tarihinin onun yazarının niyetinden nasıl ayrıldığını ve bir metnin anlamının, onun okunuşlarının tarihiyle ne ölçüde birlikte oluştuğunu soruyor.