Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir felsefe metnini bugünün sorularına verilmiş cevaplar olarak okumak, yazarının o metinle kendi döneminde ne yapmaya çalıştığını gözden kaçırabilir ve metnin söylemediği bir şeyi ona söyletebilir.
Laslett bir metnin ne zaman yazıldığının belirlenmesinin onun ne yaptığının okunuşunu kökten değiştirebileceğini, Pocock bir yazarın kendi döneminin siyasal dilleri içinde hem sınırlanıp hem de onları dönüştürdüğünü, Tully ise bir metnin kendi döneminin tartışmaları içinde okunmasının onun sonradan kazandığı yaygın bir okumayı sorgulayabileceğini gösterdi.
Bir metne bağlamsalcı bir okuma dört adımla uygulanır: metnin yazıldığı zamanı ve koşulları belirlemek, yazarın muhataplarını ve cevap verdiği tartışmayı bulmak, kavramların o dönemdeki dilini öğrenmek ve bağlamsal okumanın metnin bugünkü okunuşunu nasıl değiştirdiğini sormak.
Bağlamsalcılığın felsefeyi tarihe indirgediği, bağlamın hiçbir zaman tam belirlenemeyeceği ve büyük metinleri kendi dönemlerine hapsettiği itirazları, bir argümanın ne olduğunu bilmenin onun doğruluğunu sormanın ön koşulu olduğunu, eksik bir bağlamın da okunuşu değiştirebildiğini ve bağlamına yerleştirilmiş bir metnin bugüne farklı bir yerden konuşabildiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bağlamsalcılık, tarihsel bir metni kendi dönemine hapseden değil, onun kendi zamanında ne yaptığını sorarak bugün bize ne söyleyebileceğini daha dürüst biçimde görmemizi sağlayan bir yöntemdir.
Açılış sahnesi
Kerem, Locke'un Hükûmet Üzerine İkinci İnceleme'sinin mülkiyet bölümünü masaya koyuyor ve ünlü cümleyi okuyor: bir kişi emeğini doğadan aldığı bir şeye kattığında, o şey onun olur. "İşte," diyor Kerem, "çabaya dayalı hak etme kuramının klasik bir kaynağı. Locke, bir kişinin emeğinin karşılığını hak ettiğini üç yüz yıl önce söylemiş." Tolga da aynı pasajı biliyor, ama başka bir yerden: bir iktisat dersinde, bu pasajın mülkiyetin sınırsız birikimini meşrulaştıran bir ideolojinin kaynağı olarak okunduğunu duymuştu.
Barış ikisine de itiraz ediyor. Hukuk tarihi dersinde, Locke'un bu kitabı hangi koşullarda yazdığını öğrenmişti: bir kral ile bir parlamento arasındaki çetin bir siyasal kavganın içinde, belirli rakiplere karşı ve belirli bir amaçla. "Siz Locke'u, bugünün sorusuna, yani hak etme ya da kapitalizm sorusuna cevap veriyormuş gibi okuyorsunuz. Ama Locke bu sorulara cevap vermiyordu; kendi döneminde başka birinin söylediği bir şeye cevap veriyordu." Kerem, bunun metni bugün için değersiz kılıp kılmadığını soruyor. Ece ise, üç okumanın da aynı cümleye dayandığını, ama o cümleyle Locke'un ne yapmaya çalıştığını hiçbirinin sormadığını fark ediyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yöntemler kursunda, bir felsefi metnin anlamını, onun yazıldığı dönemin tartışmaları içinde yazarın ne yapmaya çalıştığını bularak nasıl anlayabileceğimizi, bu yaklaşımın bir metni bugünün sorularına uygulamayı nasıl sınırladığını ve tarihsel bir metnin bugün için felsefi bir değer taşıyıp taşıyamayacağını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Felsefi Metin Okuma kursunun tarihsel metin dersleri, bir metni okurken anakronizmden kaçınmayı, yazarın muhatabını bulmayı ve Quentin Skinner'ın vurguladığı yazarın edimini, yani bir yazarın bir metinle yaptığı şeyi sormayı gösterdi. O dersler, tarihsel bir metni okumanın becerilerini öğretiyordu. Bu ders, bağlamsalcılığı bir felsefi yöntem olarak ele alıyor: bir metnin bağlamını bulmak, onun anlamını nasıl değiştirir, bu yöntemin sınırları nelerdir ve bir metni bağlamına yerleştirmek, onu bugün için felsefi olarak değersiz kılar mı?
Sonra üç kaynağa bakacağız. Peter Laslett, 1960'ta hazırladığı eleştirel baskının girişinde, Locke'un İki İnceleme'sinin sanıldığı zamandan yıllarca önce yazıldığını gösterir ve bu yeniden tarihlemenin metnin okunuşunu nasıl değiştirdiğini ortaya koyar. John Pocock, 1971'de, bir siyasal düşünürün kendi döneminin siyasal dilleri içinde konuştuğunu ve onu anlamak için bu dilleri bilmek gerektiğini savunur. James Tully ise, 1980'de, Locke'un mülkiyet kuramını kendi döneminin doğal hukuk tartışmaları içinde okuyarak, onun sonradan kapitalizmin ideolojisi olarak okunmasına itiraz eder.
Ardından üç itirazı tartacağız: bağlamsalcılığın felsefeyi tarihe indirgediği, bir metnin bağlamının hiçbir zaman tam olarak belirlenemeyeceği ve bağlamsalcılığın büyük metinleri kendi dönemlerine hapsettiği itirazları.
Sonda, bir felsefi metne bağlamsalcı bir okuma uygulamanın dört adımını göstereceğiz: metnin yazıldığı zamanı ve koşulları belirlemek, yazarın muhataplarını ve cevap verdiği tartışmayı bulmak, yazarın kullandığı kavramların o dönemdeki dilini öğrenmek ve bağlamsal okumanın metnin bugünkü okunuşunu nasıl değiştirdiğini sormak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir felsefi metnin anlamını, onun yazıldığı dönemin tartışmaları içinde yazarın ne yapmaya çalıştığını bularak nasıl anlayabiliriz, bu yaklaşım bir metni bugünün sorularına uygulamayı nasıl sınırlar ve tarihsel bir metin bugün için felsefi bir değer taşıyabilir mi?
Ölçülü iddiam şu: bir felsefi metin, belirli bir zamanda, belirli muhataplara karşı ve belirli bir siyasal ya da düşünsel dil içinde yazılmıştır ve onun bir cümlesinin anlamı, yazarın o cümleyle bu bağlam içinde ne yapmaya çalıştığı bilinmeden tam olarak anlaşılamaz; bağlamsalcılık, bir metni bugünün sorularına doğrudan uygulamanın, metnin söylemediği bir şeyi ona söyletme tehlikesi taşıdığını gösterir; ama bu, tarihsel bir metnin bugün için felsefi bir değer taşımadığı anlamına gelmez; bağlamına yerleştirilmiş bir metin, bugünkü sorularımızı olduğu gibi cevaplamasa da, bu soruların kendi dönemimize ait olduğunu ve başka türlü de sorulabileceğini göstererek, onları yeniden düşünmemizi sağlar.
Sıfır noktası
Bir felsefe metnini okurken, onu çoğu zaman bir cevaplar deposu gibi okuruz: bizim sorumuza, örneğin hak etmenin çabaya dayanıp dayanmadığına, bu metin ne cevap veriyor? Kerem'in Locke okuması böyleydi. Bu okuma, metnin cümlelerini bugünkü tartışmalarımızın içine yerleştirir ve onları bir kuramın dayanağı olarak kullanır.
Bu okumanın bir sorunu vardır: metnin yazarı, bizim sorumuzu sormuyor olabilir. Locke'un emek ve mülkiyet üzerine yazdığı cümle, bir hak etme kuramının bir parçası değil, başka bir soruya verilmiş bir cevabın parçası olabilir. Bu durumda, cümleyi bizim sorumuza bir cevap olarak okumak, onu yazarının kastetmediği bir anlama çekmek olur.
Bağlamsalcılık, bu sorunu çözmeye çalışan bir yöntemdir. Bir metnin anlamını, onun yazıldığı dönemin tartışmaları içinde, yazarın o metinle ne yapmaya çalıştığını bularak arar. Bu, metnin bugün bize ne söylediği sorusunu bir kenara koymak değildir; ama o soruyu sormadan önce, metnin kendi zamanında ne söylediğini sormaktır.
Görüşler ve pozisyonlar
Tarihsel bir felsefe metninin nasıl okunması gerektiği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, zamansız okuma görüşüdür. Buna göre büyük felsefe metinleri, bütün zamanlara ait sorulara cevap verir ve onların değeri, kendi dönemlerinden bağımsız olarak doğru ya da yanlış olan argümanlarında yatar. Locke'un emek ve mülkiyet üzerine argümanı, bugün de sınanabilir bir argümandır ve onu sınamak için Locke'un hangi siyasal kampanyanın içinde yazdığını bilmek gerekmez.
İkinci görüş, katı bağlamsalcılık görüşüdür. Buna göre bir metin, yalnızca kendi bağlamı içinde anlaşılabilir ve onu kendi bağlamının dışında, bugünün sorularına uygulamak, onu yanlış anlamaktır. Locke, bugünün hak etme ya da kapitalizm sorularına hiçbir cevap vermez, çünkü bu soruları sormuyordu. Tarihsel metinler, tarihçilerin konusudur; bugünün felsefi sorularına bir katkıları yoktur.
Üçüncü görüş, bağlamdan geçen okuma görüşüdür. Buna göre bir metni bugünün sorularına uygulamadan önce, onun kendi bağlamı içinde ne yaptığı sorulmalıdır. Bu bağlamsal okuma, metnin bugünkü sorulara verdiği cevabı çoğu zaman değiştirir ya da sınırlar; ama metni bugünün felsefesi için değersiz kılmaz. Bağlamına yerleştirilmiş bir metin, bugünkü sorularımızın başka türlü de sorulabileceğini gösterir.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, tarihsel metinlerin argümanlarının bugün de sınanabileceğini doğru görür, ama bir argümanın ne olduğunu, yani hangi öncüllere dayandığını ve neyi kanıtlamaya çalıştığını, bağlamı bilmeden yanlış belirleyebileceğimizi göz ardı eder. İkinci görüş, bir metni bağlamından koparmanın tehlikesini doğru görür, ama bağlamına yerleştirilmiş bir metnin de bugün için bir şey söyleyebileceğini hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir felsefi metne bağlamsalcı bir okuma uygulamak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, metnin yazıldığı zamanı ve koşulları belirlemektir. Okuyucu, metnin ne zaman yazıldığını, ne zaman yayımlandığını ve yazarın o sırada hangi siyasal, toplumsal ya da kişisel koşullarda bulunduğunu araştırır. Laslett'in gösterdiği gibi, yazılış ile yayımlanma arasındaki fark bile metnin okunuşunu değiştirebilir.
İkinci adım, yazarın muhataplarını ve cevap verdiği tartışmayı bulmaktır. Okuyucu, yazarın kime karşı ya da kiminle konuştuğunu, hangi görüşleri reddettiğini ve hangi soruya cevap verdiğini sorar. Bu, metnin kendi içinde çoğu zaman açıkça söylenmez; yazarın döneminin öteki metinleri okunarak bulunur.
Üçüncü adım, yazarın kullandığı kavramların o dönemdeki dilini öğrenmektir. Okuyucu, yazarın kullandığı sözcüklerin ve kavramların, onun döneminde hangi anlamlara geldiğini, hangi tartışmalarda hangi işleri gördüğünü araştırır. Bugün tanıdık gelen bir sözcük, yazarın döneminde farklı bir anlam taşıyor olabilir.
Dördüncü adım, bağlamsal okumanın metnin bugünkü okunuşunu nasıl değiştirdiğini sormaktır. Okuyucu, bağlamsal okumanın, metnin bugünkü sorulara verdiği cevabı değiştirip değiştirmediğini, sınırlayıp sınırlamadığını ya da bugünkü soruların kendisini yeniden düşünmeye açıp açmadığını sorar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Bağlamsalcılığı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir felsefi metin, belirli bir zamanda, belirli muhataplara karşı ve belirli bir siyasal dil içinde yazılmıştır ve onun bir cümlesinin anlamı, yazarın o cümleyle bu bağlam içinde ne yapmaya çalıştığı bilinmeden tam olarak anlaşılamaz. Bağlamsal okuma, bir metni bugünün sorularına doğrudan uygulamanın, ona söylemediği bir şeyi söyletme tehlikesi taşıdığını gösterir. Ama bu, tarihsel metinleri bugün için değersiz kılmaz. Bağlamına yerleştirilmiş bir metin, bugünkü sorularımızı olduğu gibi cevaplamasa da, onların başka türlü de sorulabileceğini göstererek, bu soruları yeniden düşünmemizi sağlar.
Açık kalan sorular
Laslett'in yeniden tarihlemesi, sonraki yıllarda başka tarihçiler tarafından bazı ayrıntılarıyla tartışıldı. Bir metnin bağlamı hakkındaki tarihsel bilgimiz değiştiğinde, o metnin anlamı da değişir mi? Bir metnin anlamı, bizim onun bağlamı hakkındaki bilgimize mi bağlıdır, yoksa bu bilgiden bağımsız, sabit bir anlamı var mıdır?
Pocock, bir yazarın kendi döneminin siyasal dilleri içinde konuştuğunu ve söyleyebileceği şeylerin bu dillerle sınırlı olduğunu söyledi. Ama bazı yazarlar, kendi dönemlerinin dillerini kökten dönüştürmüş, yeni bir dil yaratmıştır. Bir yazar, kendi döneminin dilinin sınırlarını ne ölçüde aşabilir ve bir yazarın yeni bir şey söylediğini, dilin eski bir kullanımından nasıl ayırt edebiliriz?
Tully'nin okuması, Locke'u sonradan kazandığı bir okumadan kurtardı. Ama Tully'nin okuması da, yirminci yüzyılın sonunun kendi sorularından, örneğin kaynakların sınırlılığı ve eşitsizlik sorularından etkilenmiş olabilir. Bir bağlamsal okuma, kendi döneminin sorularından tamamen bağımsız olabilir mi, yoksa her bağlamsalcı da, kendi bağlamının bir ürünü müdür?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışMetni bugünün sorusuna doğrudan uygulamak.
Tarihsel bir metnin bir cümlesini, yazarın ne yapmaya çalıştığını sormadan bugünkü bir tartışmanın dayanağı olarak kullanmak, cümleyi yazarının kastetmediği bir anlama çekebilir. Önce metnin kendi bağlamındaki işi sorulur.
Yaygın yanlışMetnin etkisini onun anlamı saymak.
Bir metnin sonradan hangi amaçlar için kullanıldığını, onun yazarı tarafından ne anlama gelecek biçimde yazıldığıyla karıştırmak, metnin etkisinin tarihini onun kendi anlamı sanmaktır. İkisi ayrı sorular olarak ele alınır.
Yaygın yanlışSözcüklerin bugünkü anlamını varsaymak.
Tarihsel bir metinde geçen bir sözcüğü, örneğin emek ya da mülkiyet sözcüğünü, bugünkü gündelik anlamıyla okumak, onun yazarın döneminin dilinde taşıdığı anlamı gözden kaçırır. Kavramların o dönemdeki dili araştırılır.
Yaygın yanlışBağlamsal okumayı felsefenin sonu saymak.
Bir metni bağlamına yerleştirdikten sonra onun bugün için hiçbir şey söylemediği sonucuna varmak, bağlamsal okumanın bugünkü soruları yeniden düşünmeye açabileceğini gözden kaçırır. Bağlamsal okumanın bugünkü okunuşu nasıl değiştirdiği açıkça sorulur.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir felsefe metnini bugünün sorularına verilmiş cevaplar olarak okumak, yazarının o metinle kendi döneminde ne yapmaya çalıştığını gözden kaçırabilir ve metnin söylemediği bir şeyi ona söyletebilir.
Laslett bir metnin ne zaman yazıldığının belirlenmesinin onun ne yaptığının okunuşunu kökten değiştirebileceğini, Pocock bir yazarın kendi döneminin siyasal dilleri içinde hem sınırlanıp hem de onları dönüştürdüğünü, Tully ise bir metnin kendi döneminin tartışmaları içinde okunmasının onun sonradan kazandığı yaygın bir okumayı sorgulayabileceğini gösterdi.
Bir metne bağlamsalcı bir okuma dört adımla uygulanır: metnin yazıldığı zamanı ve koşulları belirlemek, yazarın muhataplarını ve cevap verdiği tartışmayı bulmak, kavramların o dönemdeki dilini öğrenmek ve bağlamsal okumanın metnin bugünkü okunuşunu nasıl değiştirdiğini sormak.
Bağlamsalcılığın felsefeyi tarihe indirgediği, bağlamın hiçbir zaman tam belirlenemeyeceği ve büyük metinleri kendi dönemlerine hapsettiği itirazları, bir argümanın ne olduğunu bilmenin onun doğruluğunu sormanın ön koşulu olduğunu, eksik bir bağlamın da okunuşu değiştirebildiğini ve bağlamına yerleştirilmiş bir metnin bugüne farklı bir yerden konuşabildiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bağlamsalcılık, tarihsel bir metni kendi dönemine hapseden değil, onun kendi zamanında ne yaptığını sorarak bugün bize ne söyleyebileceğini daha dürüst biçimde görmemizi sağlayan bir yöntemdir.
Sonraki derse köprü
Ece'nin dört adımından biri yarım kaldı: Locke'un mülkiyet sözcüğünü nasıl kullandığını araştırmak. Barış, bu araştırmayı yapıyor ve şaşırtıcı bir şey buluyor: Locke, İkinci İnceleme'nin başka yerlerinde, mülkiyet sözcüğünü yalnızca bir kişinin malı anlamında değil, onun yaşamını, özgürlüğünü ve malını birlikte kapsayan geniş bir anlamda kullanıyor. Bugün mülkiyet dediğimizde yalnızca bir kişinin sahip olduğu şeyleri anlarız; Locke'un döneminde ise sözcük, bir kişinin kendisine ait olan her şeyi, bedenini ve özgürlüğünü de anlatabiliyordu.
Bir kavramın anlamı zaman içinde değişir ve aynı sözcük, farklı dönemlerde farklı şeyleri anlatabilir. Bu değişim, yalnızca sözcüklerin değil, bir toplumun kendini, siyaseti ve değerleri nasıl düşündüğünün değişimidir. Bir kavramın anlamının zaman içindeki bu değişimini izleyen bir yöntem vardır.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Kavram tarihi dersi, bir kavramın anlamının zaman içinde nasıl değiştiğini, bu değişimin bir toplumun kendini nasıl düşündüğünün değişimini nasıl yansıttığını ve bir kavramın tarihini izlemenin, onun bugünkü kullanımını nasıl aydınlatabileceğini soruyor.