Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir metin ya da bir kavram çoğu zaman iki terim arasında, terimlerden birini ötekinden daha temel ya da değerli sayan bir hiyerarşik karşıtlığa dayanır ve bu hiyerarşi çoğu zaman sorgulanmadan gelir.
Derrida yapısökümün bir hiyerarşiyi tersine çevirip ardından karşıtlığı yerinden eden iki evreli bir yöntem olduğunu, Rousseau okumasında ek mantığının üstün sayılan terimin alt terime gizlice dayandığını nasıl açığa çıkardığını, Johnson ise yapısökümün bir yıkım değil bir metnin kendi içindeki farkları çözen bir okuma olduğunu gösterdi.
Bir yapısökümsel okuma dört adımla uygulanır: karşıtlığı ve hiyerarşisini bulmak, metnin bu hiyerarşiyi kendi içinde nerede zorladığını aramak, hiyerarşiyi tersine çevirmenin neyi görünür kıldığına bakmak ve karşıtlığı yerinden eden bir kavram aramak.
Yapısökümün her metni istediği gibi okuduğu, her ayrımı ortadan kaldırdığı ve yalnızca eleştirdiği itirazları, iyi bir yapısökümün metnin kendi içinden ilerlediğini, bir karşıtlığı silmek yerine onu daha karmaşık bir ilişki olarak yeniden düşündürdüğünü ve yerinden etmenin yeni bir kavram önerdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden yapısöküm, bir kavramı yıkan değil, onun dayandığı hiyerarşinin kendi içinden nasıl sarsıldığını gösterip onu yeniden düşünmeye açan bir okuma yöntemidir.
Açılış sahnesi
Tolga'nın sorusu grubu rahatsız ediyor: "Bir kişinin çaba gösterebilmesi sağlığına, ailesinin desteğine ve içinde büyüdüğü koşullara bağlıysa, çabanın kendisi de bir ölçüde şansın ürünü değil mi?" Kerem, grubun hak etme çözümlemesini baştan beri taşıyan bir ayrımın, çaba ile şans arasındaki ayrımın, sorgulandığını görüyor. Hemşire çaba gösterdiği için hak ediyordu, piyango kazananı şansla kazandığı için hak etmiyordu, doğuştan yetenekli öğrencinin durumu da tam bu çizgide duruyordu.
Kerem, bu çizgiyi korumak istiyor: "Çabanın koşulları şansa bağlı olabilir, ama çabanın kendisi, kişinin yaptığı bir şeydir." Tolga, bu cümlenin tam olarak neyi ayırdığını soruyor: kişinin çaba göstermeyi seçmesi de, kişinin karakterine, alışkanlıklarına ve o güne kadar yaşadıklarına bağlı değil mi? Defne, iki tarafın da haklı olduğunu seziyor: çaba ile şans arasında bir fark var, ama bu fark, grubun varsaydığı kadar keskin değil. Ece ise başka bir şey fark ediyor: grubun çözümlemesi, çabayı değerli, şansı değersiz kılan bir sıralamaya dayanıyordu ve bu sıralama, çabanın kendi içinde şansı taşıdığı anda kendi içinden sarsılıyordu. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yöntemler kursunda, bir metnin ya da bir kavramın dayandığı karşıtlıkların nasıl bir hiyerarşi kurduğunu, bu hiyerarşinin metnin kendi içinden nasıl sarsılabileceğini ve yapısökümün bir yıkım değil bir okuma yöntemi olarak neyi gösterebileceğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Felsefeye Giriş programının yapısalcılık dersi, ikili karşıtlık kavramını, yani anlamın iki zıt kutup arasındaki ilişkiyle kurulduğu düşüncesini tanıttı ve Derrida'nın, yapısalcılığın varsaydığı sabit merkezin kararsız olduğu yönündeki itirazından söz etti. O ders, yapısökümü yapısalcılığın bir eleştirisi olarak gösteriyordu. Bu ders, onu bir okuma yöntemi olarak ele alıyor: bir karşıtlığın hiyerarşisi nasıl bulunur, bu hiyerarşinin metnin kendi içinde nerede sarsıldığı nasıl gösterilir ve bu gösterim neyi kazandırır?
Sonra üç kaynağa bakacağız. Jacques Derrida, 1972'de yayımlanan söyleşilerinde, yapısökümün iki evresini anlatır: bir karşıtlığın hiyerarşisini tersine çevirmek ve ardından karşıtlığın kendisini yerinden etmek. Derrida, Gramatoloji Üzerine'de, Rousseau'nun metinlerinde ek kavramının nasıl işlediğini gösterir: doğal ve tam olduğu varsayılan bir şeyin, ona sonradan eklendiği söylenen şeye nasıl ihtiyaç duyduğunu. Barbara Johnson ise, 1980'de, yapısökümün bir yıkım olmadığını, bir metnin kendi içindeki farkları dikkatle çözen bir okuma olduğunu söyler.
Ardından üç itirazı tartacağız: yapısökümün her metni istediği gibi okumaya izin verdiği, karşıtlıkları sarsmanın her ayrımı ortadan kaldırdığı ve yapısökümün yeni bir şey önermeden yalnızca eleştirdiği itirazları.
Sonda, bir metne ya da bir kavrama yapısökümsel bir okuma uygulamanın dört adımını göstereceğiz: metnin dayandığı bir karşıtlığı ve onun hiyerarşisini bulmak, metnin bu hiyerarşiyi kendi içinde nerede zorladığını aramak, hiyerarşiyi tersine çevirmenin neyi görünür kıldığına bakmak ve karşıtlığı yerinden eden bir kavram aramak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir metnin ya da bir kavramın dayandığı karşıtlıklar nasıl bir hiyerarşi kurar, bu hiyerarşi metnin kendi içinden nasıl sarsılabilir ve yapısöküm bir yıkım değil bir okuma yöntemi olarak neyi gösterebilir?
Ölçülü iddiam şu: bir metin ya da bir kavram, çoğu zaman iki terim arasında bir karşıtlığa dayanır ve bu karşıtlığın terimlerinden biri, ötekinden daha temel, daha doğal ya da daha değerli sayılır; yapısöküm, bu hiyerarşinin metnin dışından getirilen bir ölçütle değil, metnin kendi içindeki bir gerilimle, yani üstün sayılan terimin alt sayılan terime gizlice ihtiyaç duyduğu bir yerle sarsıldığını gösterir; bu gösterim, karşıtlığı ortadan kaldırmaz, onun metnin varsaydığından daha karmaşık olduğunu gösterir ve çoğu zaman karşıtlığın iki terimini de kapsayan yeni bir kavramın gerekliliğini açığa çıkarır; bu yüzden yapısöküm, iyi yapıldığında, bir metni istediği gibi okumak değil, onun kendi mantığını en uç noktasına kadar izlemektir.
Sıfır noktası
Bir karşıtlık, iki terimi birbirinden ayırır: çaba ve şans, doğa ve kültür, konuşma ve yazı, akıl ve duygu. Bu ayrım, düşünmenin vazgeçilmez bir aracıdır; iki şeyi ayırmadan hiçbirini düşünemeyiz. Grubun hak etme çözümlemesi de, çaba ile şans arasındaki ayrım olmadan kurulamazdı.
Ama bir karşıtlık çoğu zaman yalnızca iki terimi ayırmaz; onları sıralar. Terimlerden biri, ötekinden daha temel, daha gerçek ya da daha değerli sayılır. Grubun çözümlemesinde çaba, hak etmenin kaynağıydı; şans ise hak etmenin olmadığı yerdi. Çaba bir kişinin kendisine aitti; şans ise dışarıdan gelen, kişiye yabancı bir şeydi.
Bu sıralama, çoğu zaman sorgulanmaz, çünkü karşıtlığın kendisiyle birlikte gelir. Tolga'nın sorusu, bu sıralamanın bir yerde çatladığını gösterdi: çabanın kendisi, şansa ihtiyaç duyuyorsa, çaba şanstan ne kadar bağımsızdır? Yapısöküm, bu tür çatlakları bulmanın yöntemidir: bir karşıtlığın üstün sayılan teriminin, alt sayılan terime gizlice dayandığı yeri.
Görüşler ve pozisyonlar
Bir karşıtlığın sarsılmasının ne anlama geldiği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, koruma görüşüdür. Buna göre bir karşıtlığın bir yerde bulanıklaşması, onun geçersiz olduğunu göstermez. Her ayrımın sınır durumları vardır; gece ile gündüz arasında bir alacakaranlık olması, gece ile gündüzün farklı olduğu gerçeğini değiştirmez. Çaba ile şans arasındaki ayrımın da sınır durumları olabilir, ama ayrım geçerliliğini korur ve hiyerarşisi de yerindedir.
İkinci görüş, çözülme görüşüdür. Buna göre bir karşıtlığın üstün sayılan teriminin alt sayılan terime dayandığı gösterildiğinde, karşıtlığın kendisi çöker. Çaba şansa dayanıyorsa, çaba ile şans arasında gerçek bir fark yoktur; ikisi de aynı şeyin, yani kişinin denetimi dışındaki etkenlerin farklı adlarıdır. Hak etme kavramı da, bu ayrıma dayandığı için çöker.
Üçüncü görüş, yeniden kurma görüşüdür. Buna göre bir karşıtlığın sarsılması, onu ortadan kaldırmaz, ama metnin varsaydığından daha karmaşık olduğunu gösterir. Üstün sayılan terimin alt sayılana dayandığını görmek, iki terimin ilişkisini yeniden düşünmeyi ve çoğu zaman iki terimi de kapsayan yeni bir kavramı aramayı gerektirir.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bir karşıtlığın sınır durumlarının onu geçersiz kılmadığını doğru görür, ama yapısökümün bulduğu şeyin bir sınır durumu değil, karşıtlığın merkezindeki bir bağımlılık olduğunu göz ardı eder: her çaba, yalnızca sınırdaki bazıları değil, şansa dayanır. İkinci görüş, bu bağımlılığın karşıtlığı sarstığını doğru görür, ama bir şeyin bir başkasına dayanmasının, onun o başka şeyle aynı olduğu anlamına gelmediğini hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir metne ya da bir kavrama yapısökümsel bir okuma uygulamak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, metnin dayandığı bir karşıtlığı ve onun hiyerarşisini bulmaktır. Okuyucu, metnin hangi iki terimi birbirinden ayırdığını ve bunlardan hangisini daha temel, daha doğal ya da daha değerli saydığını sorar. Bu hiyerarşi çoğu zaman açıkça söylenmez; metnin iki terimi nasıl kullandığından çıkarılır.
İkinci adım, metnin bu hiyerarşiyi kendi içinde nerede zorladığını aramaktır. Okuyucu, üstün sayılan terimin alt sayılan terime gizlice ihtiyaç duyduğu, ya da metnin kendi örneklerinin ya da argümanlarının hiyerarşiyle çeliştiği bir yeri arar. Bu yer, metnin dışından getirilen bir eleştiri değil, metnin kendi mantığının izlenmesiyle bulunur.
Üçüncü adım, hiyerarşiyi tersine çevirmenin neyi görünür kıldığına bakmaktır. Okuyucu, alt sayılan terimi bir an için üstün sayar ve bunun metnin hangi yönlerini görünür kıldığını sorar. Bu tersine çevirme bir sonuç değil, bir araçtır; metnin gizlediği bir bağımlılığı açığa çıkarmak için yapılır.
Dördüncü adım, karşıtlığı yerinden eden bir kavram aramaktır. Okuyucu, iki terimi de kapsayan ve eski karşıtlığın içine sığmayan bir kavramın gerekip gerekmediğini sorar. Böyle bir kavram, karşıtlığı ortadan kaldırmaz, onu daha karmaşık bir ilişkinin iki yüzü olarak yeniden düşünmeyi sağlar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Yapısökümü ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir metin ya da bir kavram çoğu zaman iki terim arasında bir hiyerarşik karşıtlığa dayanır ve bu hiyerarşi, çoğu zaman sorgulanmadan karşıtlığın kendisiyle birlikte gelir. Yapısöküm, bu hiyerarşinin, üstün sayılan terimin alt sayılana gizlice dayandığı bir yerde, metnin kendi içinden sarsıldığını gösterir. Hiyerarşiyi tersine çevirmek, metnin gizlediği bağımlılıkları ve dışarıda bıraktıklarını görünür kılar; karşıtlığı yerinden eden bir kavram ise, iki terimi yeni bir ilişki içinde yeniden düşünmeyi sağlar. Yapısöküm, iyi yapıldığında, bir yıkım değil, bir metnin kendi mantığının en uç noktasına kadar izlenmesidir.
Açık kalan sorular
Barış'ın koşullanmış çaba kavramı, çaba ile şans karşıtlığını yerinden etti. Ama bu yeni kavram da, koşullar ile çaba arasında yeni bir karşıtlık kurmuyor mu? Bir yapısöküm, önerdiği her yeni kavramın da yapısökülebileceğini kabul ederse, bu süreç bir yerde durur mu, ve durmazsa, bu yöntemin bir zayıflığı mıdır, yoksa bir dürüstlüğü mü?
Johnson, bir metnin iddia ettiği şey ile yaptığı şey arasındaki farkın yapısökümün asıl konusu olduğunu söyledi. Ama bir metnin ne yaptığını kim belirler? Aynı metni okuyan iki kişi, metnin yaptığı şey hakkında farklı yargılara varırsa, bu iki yapısökümden hangisinin daha iyi olduğunu nasıl bilebiliriz?
Yapısöküm, felsefi metinler için geliştirildi, ama Barış onu hukuktaki bir kavrama, Defne ise tıptaki bir duruma uyguladı. Bir okuma yöntemi, metin olmayan şeylere, örneğin bir kurumun uygulamalarına ya da bir toplumun değerlerine, aynı biçimde uygulanabilir mi, yoksa bu uygulama yöntemin kendisini değiştirir mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışYapısökümü yıkımla karıştırmak.
Bir metni ya da bir kavramı yapısökmeyi, onu çürütmek ya da geçersiz kılmak olarak anlamak, yöntemin ne yaptığını yanlış anlamaktır. Yapısöküm, bir karşıtlığın metnin varsaydığından daha karmaşık olduğunu gösterir.
Yaygın yanlışGerilimi dışarıdan getirmek.
Bir metnin karşıtlığını, metnin kendi içinde olmayan bir ölçütle sarsmaya çalışmak, bir yapısöküm değil, bir dış eleştiridir. Gerilim, metnin kendi sözcüklerinde, örneklerinde ve argümanlarında aranır.
Yaygın yanlışTersine çevirmede durmak.
Bir hiyerarşiyi tersine çevirip alt sayılan terimi üstün ilan etmek, yeni bir hiyerarşi kurmaktan başka bir şey değildir. Tersine çevirmenin ardından, karşıtlığı yerinden eden bir kavram aranır.
Yaygın yanlışHer karşıtlığı yapısökmeye çalışmak.
Her karşıtlığın bir yerde sarsılacağını varsayıp yöntemi gerilimin olmadığı yerlere uygulamak, yapay okumalar üretir. Yapısöküm, metnin kendi içinde gerçekten bir gerilim bulunduğu yerde işe yarar.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir metin ya da bir kavram çoğu zaman iki terim arasında, terimlerden birini ötekinden daha temel ya da değerli sayan bir hiyerarşik karşıtlığa dayanır ve bu hiyerarşi çoğu zaman sorgulanmadan gelir.
Derrida yapısökümün bir hiyerarşiyi tersine çevirip ardından karşıtlığı yerinden eden iki evreli bir yöntem olduğunu, Rousseau okumasında ek mantığının üstün sayılan terimin alt terime gizlice dayandığını nasıl açığa çıkardığını, Johnson ise yapısökümün bir yıkım değil bir metnin kendi içindeki farkları çözen bir okuma olduğunu gösterdi.
Bir yapısökümsel okuma dört adımla uygulanır: karşıtlığı ve hiyerarşisini bulmak, metnin bu hiyerarşiyi kendi içinde nerede zorladığını aramak, hiyerarşiyi tersine çevirmenin neyi görünür kıldığına bakmak ve karşıtlığı yerinden eden bir kavram aramak.
Yapısökümün her metni istediği gibi okuduğu, her ayrımı ortadan kaldırdığı ve yalnızca eleştirdiği itirazları, iyi bir yapısökümün metnin kendi içinden ilerlediğini, bir karşıtlığı silmek yerine onu daha karmaşık bir ilişki olarak yeniden düşündürdüğünü ve yerinden etmenin yeni bir kavram önerdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden yapısöküm, bir kavramı yıkan değil, onun dayandığı hiyerarşinin kendi içinden nasıl sarsıldığını gösterip onu yeniden düşünmeye açan bir okuma yöntemidir.
Sonraki derse köprü
Grubun hak etme çözümlemesi, analitik ve Kıta yöntemlerinin hepsinden geçti ve sonunda koşullanmış çaba gibi yeni bir kavrama vardı. Ama Kerem, bu çalışmanın tamamının bir şeyi gözden kaçırdığını düşünüyor: grup, okuduğu felsefe metinlerini hep kendi sorusuna cevap arayarak okudu; hiçbirini yazıldığı dönemin tartışması içinde okumadı. Kerem, Locke'un emek ve mülkiyet üzerine yazdığı ünlü pasajı hatırlıyor ve bu pasajın, bir kişinin emeğini kattığı şeyin ona ait olduğunu söyleyerek çabaya dayalı bir hak etme anlayışını savunduğunu öne sürüyor. Barış ise itiraz ediyor: Locke'un o pasajı, hak etme üzerine genel bir kuram değil, kendi döneminin belirli bir siyasal tartışmasına bir cevaptı ve onu bugünün sorusuna uygulamak, onun ne dediğini yanlış anlamak olabilir.
Tarihsel bir felsefe metnini okurken, metnin bugün bize ne söylediği ile yazarın o metni yazarken ne yapmaya çalıştığı ayrı sorulardır. Bir metnin anlamını bulmak için, onun yazıldığı dönemin tartışmalarını, yazarın muhataplarını ve kullandığı kavramların o dönemdeki anlamlarını bilmek gerekebilir.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Bağlamsalcılık dersi, bir felsefi metnin anlamını, onun yazıldığı dönemin tartışmaları içinde yazarın ne yapmaya çalıştığını bularak nasıl anlayabileceğimizi, bu yaklaşımın bir metni bugünün sorularına uygulamayı nasıl sınırladığını ve tarihsel bir metnin bugün için felsefi bir değer taşıyıp taşıyamayacağını soruyor.