İçeriğe geç

P01-D07-M02-04·Kıta yöntemleri

Soykütük

orta3.397 kelime≈ 23 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir kavram bugün doğal ve zamansız görünse de belirli tarihsel koşullardan, çatışmalardan ve rastlantılardan doğmuştur ve soykütük, bu görünmez tarihi görünür kılarak kavramın bugünkü değerini yeniden düşünmeye açar.

Nietzsche suçluluk kavramının alacak ve borç ilişkisinden doğmuş olabileceğini ve bir şeyin kökeni ile bugünkü işlevinin birbirinden çok farklı olabileceğini, Foucault soykütüğün bir kavramın tek ve saf bir kökenini değil rastlantılarla dolu oluşumunu aradığını, Williams ise bir soykütüğün bir değeri yıkmak yerine doğrulayabileceğini gösterdi.

Bir kavrama soykütük dört adımla uygulanır: kavramın doğal göründüğü noktayı bulmak, köken ile bugünkü işlevi ayırmak, oluşumdaki rastlantıları ve çatışmaları aramak ve soykütüğün kavramı yıktığını mı, doğruladığını mı, yoksa yeniden düşünmeye açtığını mı sormak.

Soykütüğün bir köken yanlışı olduğu, her kavramın bir tarihi olduğu ve soykütüğün kendi kavramlarının da bir soykütüğü olacağı itirazları, iyi bir soykütüğün kavramı değil onun doğallık iddiasını çürüttüğünü, soykütüğün gücünün kavramın geçerliliğinin neye dayandığına bağlı olduğunu ve kendi kavramlarının tarihselliğinin onu çürütmediğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden soykütük, bir kavramı kökenine bakarak mahkûm eden bir yöntem değil, onun doğal görünümünü çözüp geçerliliğinin neye dayandığını açıkça sormaya zorlayan bir yöntemdir.

Açılış sahnesi

Barış, hukuk tarihi dersinden getirdiği notları masaya yayıyor. Eski hukuk sistemlerinde, bir kişi bir başkasına zarar verdiğinde, bunun karşılığı çoğu zaman bir tazminatla ödenirdi ve suçlu, zarar verdiği kişiye bir şey borçlu sayılırdı. Barış, grubun on altı toplantı boyunca çözümlediği hak etme kavramının belki de bu alacak ve borç ilişkisinden doğduğunu düşünüyor: bir suçlu cezasını "hak eder", çünkü bir borcu ödemesi gerekir; bir hemşire bir karşılığı "hak eder", çünkü ona bir şey borçlanılmıştır.

Kerem bu fikirden rahatsız oluyor: "Kavramın nereden geldiği, ne anlama geldiğini değiştirmez. Hak etme belki bir zamanlar borçla ilgiliydi, ama bugün ne anlama geldiğini çözümledik." Defne ise ilgileniyor: grubun bulduğu yapılar, yani çaba, tanınma, geçmişe uzanan zaman, belki de bir borç ilişkisinin izleriydi. Tolga bir adım daha ileri gidiyor: "Hak etmenin çabaya bağlanması da bir tarihin ürünü olabilir. Belki de çabanın ödüllendirilmesi gerektiği fikri, belirli bir toplumsal düzenin işine yarayan bir fikirdir." Mert, iki soruyu ayırmak gerektiğini seziyor: bir kavramın nereden geldiği sorusu ile onun geçerli olup olmadığı sorusu. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yöntemler kursunda, bir kavramın ya da bir değerin tarihsel kökenlerini araştırmanın onun bugünkü anlamını ve değerini nasıl sorgulayabileceğini, bir soykütüğün bir tarih anlatısından nasıl farklı olduğunu ve bir kavramın kökeninin, onun geçerliliği hakkında neyi gösterip neyi gösteremeyeceğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Felsefeye Giriş programının felsefe ve ideoloji dersi, köken yanlışını tanıttı: bir iddiayı içeriğine bakmadan yalnızca kimden ya da nereden geldiğine bakarak reddetmek. Kerem'in itirazı bu yanlışa dayanıyordu. Bu ders, soykütüğün bir köken yanlışı olup olmadığını soruyor: bir kavramın kökenini araştırmak, onu kökenine bakarak reddetmek midir, yoksa kökenin geçerlilik hakkında gerçekten bir şey gösterebileceği durumlar var mıdır?

Sonra üç kaynağa bakacağız. Friedrich Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü'nün ikinci denemesinde, suçluluk kavramını alacak ve borç ilişkisine bağlar ve bir şeyin kökeni ile bugünkü işlevinin birbirinden çok farklı olabileceğini söyler. Michel Foucault, 1971'de, Nietzsche'nin soykütük yöntemini yorumlar ve soykütüğün, bir şeyin saf ve tek bir kökenini değil, onun rastlantılarla, çatışmalarla ve kopuşlarla dolu oluşumunu aradığını söyler. Bernard Williams ise, 2002'de, bir değerin soykütüğünün onu yıkmak zorunda olmadığını, bazen onu doğrulayabileceğini gösterir.

Ardından üç itirazı tartacağız: soykütüğün bir köken yanlışı olduğu, her kavramın bir tarihi olduğu için soykütüğün hiçbir şeyi ayırt etmediği ve soykütüğün kendi kavramlarının da bir soykütüğü olacağı itirazları.

Sonda, bir kavrama soykütük uygulamanın dört adımını göstereceğiz: kavramın bugün doğal ve zamansız göründüğü noktayı bulmak, kavramın kökeni ile bugünkü işlevini ayırmak, kavramın oluşumundaki rastlantıları ve çatışmaları aramak ve soykütüğün kavramı yıktığını mı, doğruladığını mı, yoksa yalnızca yeniden düşünmeye açtığını mı sormak.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir kavramın ya da bir değerin tarihsel kökenlerini araştırmak onun bugünkü anlamını ve değerini nasıl sorgulayabilir, bir soykütük bir tarih anlatısından nasıl farklıdır ve bir kavramın kökeni onun geçerliliği hakkında neyi gösterip neyi gösteremez?

Ölçülü iddiam şu: bir soykütük, bir kavramın ya da bir değerin bugün doğal ve zamansız göründüğü yerde, onun belirli tarihsel koşullardan, çatışmalardan ve rastlantılardan doğduğunu gösterir; bu, kavramın yanlış olduğunu tek başına göstermez, çünkü bir şeyin kökeni ile geçerliliği ayrı sorulardır; ama bir soykütük, iki durumda geçerlilik hakkında bir şey gösterir: bir kavramın geçerliliği, onun doğal ya da zorunlu olduğu iddiasına dayanıyorsa, soykütük bu iddiayı çürütebilir; ve bir kavramın bugün hâlâ kökenindeki işlevi gördüğü gösterilebiliyorsa, soykütük o işlevin bugün de onaylanıp onaylanmayacağını sormaya zorlar; soykütük bir kavramı yıkabilir, ama onu doğrulayabilir de, ya da yalnızca onu yeniden düşünmeye açabilir.

Sıfır noktası

Bir kavramı çözümlerken, onun bugünkü anlamına bakarız. Grubun hak etme çözümlemesi de böyleydi: bugün hak etme sözcüğünü nasıl kullandıklarına, hangi durumlarda uyguladıklarına, deneyimde nasıl yaşadıklarına baktılar. Bu çözümleme, kavramın tarihini hiç sormadı. Hak etme, grubun zihninde, sanki her zaman böyle anlaşılmış bir kavram gibi duruyordu.

Ama kavramlar zamansız değildir. Bir kavram, belirli bir dönemde, belirli bir toplumda, belirli ihtiyaçlara cevap olarak biçimlenir ve zamanla değişir. Bugün bir kavramı nasıl anladığımız, onun bu tarihinin bir sonucudur. Bu tarih çoğu zaman görünmezdir; kavram, tarihinin izlerini taşıdığı hâlde, bize doğal ve zamansız görünür.

Soykütük, bu görünmez tarihi görünür kılmaya çalışır. Ama bir tarih anlatısından farklı olarak, amacı yalnızca bir kavramın geçmişini anlatmak değildir. Amacı, bir kavramın doğal ve zamansız göründüğü yerde, onun doğal ya da zorunlu olmadığını, başka türlü de olabileceğini göstermektir. Bu, kavramın bugünkü değerini sorgulamanın bir yolu olabilir.

Görüşler ve pozisyonlar

Bir kavramın soykütüğünün onun geçerliliği hakkında ne gösterebileceği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, ilgisizlik görüşüdür. Buna göre bir kavramın kökeni, onun geçerliliği hakkında hiçbir şey göstermez. Bir kavramın nereden geldiğini sormak ile doğru olup olmadığını sormak iki ayrı sorudur ve birinciden ikinciye geçmek, bir köken yanlışıdır. Soykütük, ilginç bir tarih çalışması olabilir, ama felsefi bir yöntem değildir.

İkinci görüş, yıkıcılık görüşüdür. Buna göre bir kavramın kökenini göstermek, onun bugünkü otoritesini yıkar. Bir kavram, belirli bir güç ilişkisinden ya da belirli bir toplumsal düzenin ihtiyacından doğmuşsa, onun doğal ve evrensel olduğu iddiası çöker ve kavram, o güç ilişkisinin bir aracı olarak görünür. Soykütük, değerlerin maskesini düşürmenin yöntemidir.

Üçüncü görüş, koşullu önem görüşüdür. Buna göre bir kavramın kökeni, geçerliliği hakkında her zaman bir şey göstermez, ama belirli durumlarda gösterir. Kavramın geçerliliği onun doğal ya da zorunlu olduğu iddiasına dayanıyorsa, soykütük bu iddiayı çürütebilir. Kavramın bugün hâlâ kökenindeki işlevi gördüğü gösterilebiliyorsa, soykütük o işlevin onaylanıp onaylanmayacağını sorar. Ama bir soykütük, bir kavramı doğrulayabilir de: kavramın oluşumunun, onu bugün de değerli kılan ihtiyaçlara cevap verdiğini gösterebilir.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bir kavramın kökenini onun geçerliliğinin bir çürütmesi saymanın bir köken yanlışı olduğunu doğru görür, ama bir kavramın geçerliliğinin çoğu zaman onun doğal ya da zamansız olduğu örtük iddiasına dayandığını ve soykütüğün bu örtük iddiayı çürütebileceğini göz ardı eder. İkinci görüş, soykütüğün bir kavramın otoritesini sarsabileceğini doğru görür, ama bir kavramın bir güç ilişkisinden doğmasının, onun bugün de yalnızca o ilişkinin bir aracı olduğunu göstermediğini hesaba katmaz.

Argümanın yapısı

Bir kavrama soykütük uygulamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, kavramın bugün doğal ve zamansız göründüğü noktayı bulmaktır. Soykütükçü, kavramın bugün hangi yönünün sorgulanmadan kabul edildiğini, hangi bağlantısının kendiliğinden doğru göründüğünü sorar. Hak etmenin çabaya bağlanması, grubun çözümlemesinde hiç sorgulanmamış bir bağlantıydı.

İkinci adım, kavramın kökeni ile bugünkü işlevini ayırmaktır. Soykütükçü, kavramın nasıl ortaya çıktığını ve bugün hangi işlevi gördüğünü ayrı ayrı sorar. İkisinin aynı olduğunu varsaymaz; Nietzsche'nin uyardığı gibi, aynı kavram tarihin farklı dönemlerinde farklı işlevler görmüş olabilir.

Üçüncü adım, kavramın oluşumundaki rastlantıları ve çatışmaları aramaktır. Soykütükçü, kavramın tek ve saf bir kökenini aramaz; onun oluşumunda rol oynayan farklı etkenleri, farklı çıkarların çatışmasını ve kavramın bugünkü biçimini almasına yol açan rastlantıları arar. Bu, kavramın bugünkü biçiminin zorunlu olmadığını, başka türlü de olabileceğini gösterir.

Dördüncü adım, soykütüğün kavramı yıktığını mı, doğruladığını mı, yoksa yalnızca yeniden düşünmeye açtığını mı sormaktır. Soykütükçü, bulduğu kökenin kavramın bugünkü geçerliliği hakkında ne gösterdiğini açıkça sorar: kavramın geçerliliği onun doğal olduğu iddiasına mı dayanıyordu, kavram bugün hâlâ kökenindeki işlevi mi görüyor, yoksa kavramın oluşumu onu bugün de değerli kılan ihtiyaçlara mı cevap veriyordu?

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Soykütüğü ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir soykütük, bir kavramın bugün doğal ve zamansız göründüğü yerde, onun belirli tarihsel koşullardan, çatışmalardan ve rastlantılardan doğduğunu gösterir. Bu, kavramın yanlış olduğunu tek başına göstermez, çünkü köken ile geçerlilik ayrı sorulardır ve köken ile işlev de ayrılabilir. Ama soykütük, bir kavramın geçerliliği onun doğal olduğu örtük iddiasına dayandığında bu iddiayı çürütür ve kavram hâlâ kökenindeki işlevi görüyorsa bu işlevin onaylanıp onaylanmayacağını sorar. Soykütük bir kavramı yıkabilir, doğrulayabilir ya da yalnızca yeniden düşünmeye açabilir; hangisini yaptığı, açıkça sorulmalıdır.

Açık kalan sorular

Barış'ın borç ilişkisi, Tolga'nın liyakat düzeni ve Ece'nin birbirine bağımlı topluluğu, hak etme kavramının üç farklı soykütüğünü önerdi. Bu soykütüklerden hangisinin doğru olduğu, tarihsel kanıtlarla belirlenebilir mi, yoksa bir soykütük, doğrulanabilir bir tarih iddiasından çok, bir kavramı yeniden düşünmenin bir yolu mudur?

Williams'ın doğrulayıcı soykütüğü, kurmaca bir toplumla başladı. Ama kurmaca bir soykütük, gerçek tarihte olanı değil, olabilecek olanı anlatır. Kurmaca bir soykütük, bir değeri doğrulamak için yeterli midir, yoksa gerçek tarihle de uyumlu olması gerekir mi? İkisi çatıştığında hangisi belirleyicidir?

Defne'nin tıp tarihi örneği, bir kurumun bugün hâlâ eski bir işlevin izlerini taşıyabileceğini düşündürdü. Ama bir uygulamanın eski bir işlevden kalmış olduğunu nasıl bilebiliriz? Bir uygulamanın bugün hâlâ bir işlev görüp görmediği, onun kökeninden bağımsız olarak mı sorulmalıdır?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışKökeni geçerliliğin çürütmesi saymak.
Doğrusu

Bir kavramın belirli bir güç ilişkisinden ya da toplumsal ihtiyaçtan doğduğunu gösterip bundan onun yanlış olduğu sonucunu çıkarmak, bir köken yanlışıdır. Kökenin geçerlilik hakkında ne gösterdiği ayrıca sorulur.

Yaygın yanlışKöken ile işlevi özdeşleştirmek.
Doğrusu

Bir kavramın bugün, ortaya çıktığı zamandaki işlevi gördüğünü varsaymak, aynı kavramın tarihin farklı dönemlerinde farklı işlevler görmüş olabileceğini gözden kaçırır. Köken ve bugünkü işlev ayrı ayrı sorulur.

Yaygın yanlışTek ve saf bir köken aramak.
Doğrusu

Bir kavramın soykütüğünü, onun tek ve gerçek bir başlangıç noktasını bulmak olarak yapmak, kavramın oluşumundaki rastlantıları ve çatışmaları gözden kaçırır. Soykütük, bir kavramın dağınık ve çatışmalı oluşumunu arar.

Yaygın yanlışSoykütüğü yalnızca yıkıcı saymak.
Doğrusu

Her soykütüğün bir kavramın maskesini düşürmek için yapıldığını varsaymak, bir soykütüğün bir değeri doğrulayabileceğini gözden kaçırır. Soykütüğün kavramı yıktığı mı, doğruladığı mı, yoksa yeniden düşünmeye açtığı mı açıkça sorulur.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir kavram bugün doğal ve zamansız görünse de belirli tarihsel koşullardan, çatışmalardan ve rastlantılardan doğmuştur ve soykütük, bu görünmez tarihi görünür kılarak kavramın bugünkü değerini yeniden düşünmeye açar.

Nietzsche suçluluk kavramının alacak ve borç ilişkisinden doğmuş olabileceğini ve bir şeyin kökeni ile bugünkü işlevinin birbirinden çok farklı olabileceğini, Foucault soykütüğün bir kavramın tek ve saf bir kökenini değil rastlantılarla dolu oluşumunu aradığını, Williams ise bir soykütüğün bir değeri yıkmak yerine doğrulayabileceğini gösterdi.

Bir kavrama soykütük dört adımla uygulanır: kavramın doğal göründüğü noktayı bulmak, köken ile bugünkü işlevi ayırmak, oluşumdaki rastlantıları ve çatışmaları aramak ve soykütüğün kavramı yıktığını mı, doğruladığını mı, yoksa yeniden düşünmeye açtığını mı sormak.

Soykütüğün bir köken yanlışı olduğu, her kavramın bir tarihi olduğu ve soykütüğün kendi kavramlarının da bir soykütüğü olacağı itirazları, iyi bir soykütüğün kavramı değil onun doğallık iddiasını çürüttüğünü, soykütüğün gücünün kavramın geçerliliğinin neye dayandığına bağlı olduğunu ve kendi kavramlarının tarihselliğinin onu çürütmediğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden soykütük, bir kavramı kökenine bakarak mahkûm eden bir yöntem değil, onun doğal görünümünü çözüp geçerliliğinin neye dayandığını açıkça sormaya zorlayan bir yöntemdir.

Sonraki derse köprü

Grubun soykütük çalışması, hak etme kavramının içindeki bir bağlantıyı görünür kıldı: çaba ile şans arasındaki karşıtlık. Grubun bütün çözümlemesi, çabanın hak etmeyi getirdiğini, şansın ise getirmediğini varsaymıştı; piyango kazananı ve doğuştan yetenekli öğrenci bu yüzden hak etmiyordu. Ama Mert'in soykütüğü bir soru açmıştı: çaba, kimin çabası? Tolga bu soruyu ilerletiyor: bir kişinin çaba gösterebilmesi, sağlığına, ailesinin ona verdiği desteğe ve içinde büyüdüğü koşullara bağlıysa, çabanın kendisi de bir ölçüde şansın ürünü değil midir? Öyleyse, grubun çözümlemesinin dayandığı çaba ile şans karşıtlığı, kendi içinden sarsılıyor olabilir.

Bir metnin ya da bir kavramın, birbirine karşıt iki terim arasında bir hiyerarşi kurduğu ve bu hiyerarşinin metnin kendi içindeki gerilimlerle sarsılabildiği durumlara bakan bir okuma yöntemi vardır. Bu yöntem, bir karşıtlığın bir tarafının ötekine üstün tutulduğu yerde, bu üstünlüğün metnin kendi mantığıyla nasıl çözülebileceğini gösterir.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Yapısöküm dersi, bir metnin ya da bir kavramın dayandığı karşıtlıkların nasıl bir hiyerarşi kurduğunu, bu hiyerarşinin metnin kendi içinden nasıl sarsılabileceğini ve yapısökümün bir yıkım değil bir okuma yöntemi olarak neyi gösterebileceğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.