İçeriğe geç

P01-D07-M01-05·Analitik yöntemler

Yansıtıcı denge

orta3.294 kelime≈ 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir ilke ile yargılar arasındaki ilişki tek tek çatışmalardan değil bir bütünden oluşur ve yansıtıcı denge, gerekçelendirmenin nesnesini tek bir ilke ya da yargı değil, birbirini destekleyen bu bütün olarak görür.

Goodman kuralların ve tekil çıkarımların birbirine göre ayarlanarak gerekçelendirildiğini ve bu döngünün kısır olmadığını, Rawls bu karşılıklı ayarlamanın düşünülmüş yargılardan başlayarak ahlaki ve siyasal ilkelere uygulanabileceğini, Daniels ise arka plan kuramlarını da içeren geniş bir dengenin önyargılara karşı bir sınama gücü kazandığını gösterdi.

Yansıtıcı dengeye dört adımla ulaşılır: düşünülmüş yargıları ayırmak, bu yargıları açıklayan ilkeleri kurmak, çatışmalarda hangisinin ayarlanacağını bütün üzerinden belirlemek ve dengeyi arka plan kuramlarıyla genişletmek.

Yansıtıcı dengenin önyargıları tutarlı hâle getirdiği, hiç bitmediği ve farklı dengelerin onu göreceli kıldığı itirazları, geniş dengenin yargıları dışarıdan sınayabildiğini, kesin olmayan bir gerekçelendirmenin de bir gerekçelendirme olduğunu ve farklı dengelerin karşılaştırılmasının ayrılığı adlandırdığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden yansıtıcı denge, ne ilkelere ne yargılara teslim olan, ikisini arka plan kuramlarıyla birlikte birbirine göre ayarlayarak bir bütünün tutarlılığını arayan bir yöntemdir.

Açılış sahnesi

Kerem ile Defne, grubun toplantısından sonra kütüphanenin önünde yarım saattir konuşuyor. Kerem'in ilkesi belli: bir kişi bir şeyi eylemi yüzünden hak eder ancak ve ancak o eylem, değerli bir amaca yönelik ve kişinin ödevinin ötesinde bir çaba, risk ya da fedakârlık içeriyorsa. Bu ilke, grubun güçlü sezgilerinin hepsini açıklıyor. Ama doğuştan yetenekli öğrenci, Kerem'e hâlâ birinciliği hak ediyormuş gibi görünüyor. Kerem kurşunu ısırmayı sürdürmek istiyor. Defne ise ilkenin değişmesini: "Senin ilken, bir sezgiyi açıklamıyorsa, o sezginin değil, ilkenin eksik olduğunu düşünmek daha dürüst olmaz mı?"

Kerem, Defne'ye bir soru soruyor: "Peki ilkemi değiştirirsem, hırsızı nasıl dışarıda tutacağım? İlkeyi öğrenciyi kapsayacak biçimde genişletirsem, hırsız da içeri girer." Defne, belki ikisinin de bir şeyden vazgeçmesi gerektiğini söylüyor: Kerem ilkesini biraz değiştirebilir, Defne de öğrenci sezgisinin bir kısmını bırakabilir. Ama ikisi de ne kadar vazgeçeceklerini bilmiyor ve bu gidip gelmenin nerede biteceğini de. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yöntemler kursunda, bir kuramın ilkeleri ile tek tek durumlar hakkındaki yargılarımızın birbirine göre nasıl ayarlanabileceğini, bu ayarlamanın hangi noktada durması gerektiğini ve iki kişinin farklı dengelere vardığında bu yöntemin onlara ne söyleyebileceğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Bu modülün önceki dersleri, çözümlemenin parçalarını tek tek ele aldı: bir kavramı durumlar üzerinden çözümlemeyi, bir tanımın gerekli ve yeterli koşullarını sınamayı, bir karşı örneğin gücünü bir kesinlik karşılaştırmasıyla tartmayı ve sezgilerin kanıt değerini sınamayı. Bu ders, bu parçaları tek bir yöntemde birleştiriyor. Yansıtıcı denge, ilkeler ile yargılar arasındaki gidip gelmenin kendisini bir yöntem olarak adlandırır ve bu gidip gelmenin hangi yargılarla başlayacağını, hangi bilgilerle genişletileceğini ve nerede duracağını sorar.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Nelson Goodman, 1955'te, tümevarım kurallarının nasıl gerekçelendirildiğini sorarken, kurallar ile tekil çıkarımların birbirine uyumlu hâle getirilerek gerekçelendirildiğini söyler. John Rawls, 1971'de, bu fikri ahlaki ve siyasal ilkelere uygular ve ona yansıtıcı denge adını verir. Norman Daniels ise 1979'da, dar bir denge ile arka plan kuramlarını da içeren geniş bir denge arasında bir ayrım yapar.

Ardından üç itirazı tartacağız: yansıtıcı dengenin yalnızca var olan önyargıları tutarlı hâle getirdiği, hiçbir zaman bitmeyen bir süreç olduğu ve farklı kişilerin farklı dengelere varabilmesinin onu göreceli kıldığı itirazları.

Sonda, yansıtıcı dengeye ulaşmanın dört adımını göstereceğiz: düşünülmüş yargıları ayırmak, bu yargıları açıklayan ilkeleri kurmak, ilkeler ile yargılar çatıştığında hangisinin ayarlanacağını kesinlik karşılaştırmasıyla belirlemek ve dengeyi arka plan kuramlarıyla genişletmek.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir kuramın ilkeleri ile tek tek durumlar hakkındaki yargılarımız birbirine göre nasıl ayarlanır, bu ayarlama hangi noktada durmalıdır ve iki kişi farklı dengelere vardığında bu yöntem onlara ne söyleyebilir?

Ölçülü iddiam şu: yansıtıcı denge, ne ilkelere ne de yargılara önceden bir üstünlük tanımadan, ikisini birbirine göre ayarlayan bir gerekçelendirme yöntemidir; bir ilke, kabul etmeyi sürdüremeyeceğimiz bir yargıya yol açtığında değiştirilir, bir yargı ise değiştirmeyi sürdüremeyeceğimiz bir ilkeyle çatıştığında bırakılır; bu ayarlama, yalnızca durumlar hakkındaki yargılarla sınırlı kaldığında, var olan önyargıları tutarlı hâle getirmekten öteye geçmeyebilir, ama arka plan kuramlarını, yani kişi, toplum ve doğa hakkındaki başka görüşlerimizi de dengeye kattığında, yargılarımızın bir kısmını dışarıdan sınayabilir; farklı kişilerin farklı dengelere varabilmesi yöntemi göreceli kılmaz, çünkü denge bir kişinin tüm görüşlerinin birbirini desteklemesidir ve iki dengenin karşılaştırılması, ayrıldıkları noktayı, yani hangi yargının ya da hangi arka plan kuramının farklı olduğunu görünür kılar.

Sıfır noktası

Kerem ile Defne'nin tartışması, felsefi yöntemin en eski sorularından birini yeniden yaşıyor: bir ilke ile bir yargı çatıştığında, hangisi haklıdır? Karşı örnek dersi bu soruya bir kesinlik karşılaştırmasıyla cevap vermişti: ikisinden hangisine daha çok güveniyorsak onu koruruz. Ama bu cevap, tek bir çatışma için işler. Kerem'in ilkesi ise tek bir yargıyla değil, onlarcasıyla ilişkili: hemşireyle, hırsızla, piyango kazananıyla, sabotajcıyla, bebekle, öğrenciyle.

Bir ilkeyi bir yargıya uyacak biçimde değiştirmek, onun öteki yargılarla ilişkisini de değiştirir. Kerem'in sorusu buradan geliyordu: ilkeyi öğrenciyi kapsayacak biçimde genişletirse, hırsız da içeri girebilir. Bir yargıyı bırakmak da, o yargıyla birlikte destek aldığı başka yargıları zayıflatabilir.

Bu yüzden ilkeler ile yargılar arasındaki ilişki, tek tek çatışmalardan oluşmaz; bir bütündür. Bu bütün içinde bir parçayı değiştirmek, ötekileri de etkiler. Yansıtıcı denge, bu bütünün kendisini gerekçelendirmenin nesnesi yapar: gerekçelendirilen şey tek bir ilke ya da tek bir yargı değil, birbirini destekleyen ilkeler ve yargılar bütünüdür.

Görüşler ve pozisyonlar

Felsefi bir kuramın nasıl gerekçelendirileceği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, temelcilik görüşüdür. Buna göre bir kuram, kendiliğinden kabul edilebilir birkaç temel ilkeden türetilerek gerekçelendirilir. Tek tek durumlar hakkındaki yargılar, bu ilkelerin uygulamalarıdır; bir yargı bir ilkeyle çatışıyorsa, yanlış olan yargıdır. Gerekçelendirme, yukarıdan aşağıya doğru ilerler.

İkinci görüş, tikelcilik görüşüdür. Buna göre tek tek durumlar hakkındaki yargılar, genel ilkelerden daha güvenilirdir. İlkeler, yargıları özetleyen kaba genellemelerdir ve her yeni durumda, ilkeye değil, durumun kendi özelliklerine bakılmalıdır. Bir ilke bir yargıyla çatışıyorsa, yanlış olan ilkedir. Gerekçelendirme, aşağıdan yukarıya doğru ilerler, ya da hiç ilerlemez.

Üçüncü görüş, yansıtıcı denge görüşüdür. Buna göre ne ilkelere ne yargılara önceden bir üstünlük tanınır. İlkeler ve yargılar, birbirlerine göre ayarlanır: bir çatışmada, hangisine daha az güveniyorsak onu değiştiririz. Gerekçelendirme, ne yukarıdan aşağıya ne aşağıdan yukarıya, iki yönde birden ilerler ve bütünün tutarlılığına varmayı hedefler.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, ilkelerin yargıları düzeltebileceğini doğru görür, ama kendiliğinden kabul edilebilir temel ilkelerin nereden geleceğini söylemez; felsefede böyle ilkeler çok azdır. İkinci görüş, tek tek yargıların bazen ilkelerden daha güvenilir olduğunu doğru görür, ama ilkeler olmadan yargıların birbirleriyle nasıl tutarlı hâle getirileceğini ve yeni bir durumda neye bakılacağını hesaba katmaz.

Argümanın yapısı

Yansıtıcı dengeye ulaşmak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, düşünülmüş yargıları ayırmaktır. Her yargı dengenin başlangıç noktası olmaya uygun değildir. Kişi, kendine güvenmediği, telaşla ya da öfkeyle verdiği, kendi çıkarının etkilediği yargıları ayırır. Kalan yargılar, dengenin başlangıç verisidir; ama bunlar da sonradan değişebilir.

İkinci adım, bu yargıları açıklayan ilkeleri kurmaktır. Kişi, düşünülmüş yargılarını açıklayacak ilkeleri arar. Kavramsal çözümleme, gerekli ve yeterli koşul sınaması ve küme yapıları, bu adımın araçlarıdır.

Üçüncü adım, ilkeler ile yargılar çatıştığında hangisinin ayarlanacağını belirlemektir. Bir çatışmada kişi, bir kesinlik karşılaştırması yapar: ilkeye mi, yargıya mı daha çok güveniyor? Ama bu karşılaştırmayı tek bir çatışma için değil, bütün için yapar: ilkeyi değiştirmek öteki yargılarla uyumu bozuyor mu, yargıyı bırakmak başka yargıları zayıflatıyor mu?

Dördüncü adım, dengeyi arka plan kuramlarıyla genişletmektir. Kişi, yalnızca ilkeler ile yargıları değil, bunlarla ilgili başka görüşlerini de dengeye katar: örneğin kişilerin nasıl bir varlık olduğuna, bir toplumun nasıl işlediğine ya da yeteneklerin nereden geldiğine dair görüşlerini. Bu arka plan kuramları, bazı yargıları dışarıdan destekler ya da zayıflatır ve dengenin yalnızca var olan önyargıları tutarlı hâle getirmekten öteye geçmesini sağlar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Yansıtıcı dengeyi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Yansıtıcı denge, ne ilkelere ne yargılara önceden bir üstünlük tanımadan, ikisini çatıştıkları her noktada birbirine göre ayarlayan bir gerekçelendirme yöntemidir. Gerekçelendirilen şey, tek bir ilke ya da tek bir yargı değil, birbirini destekleyen bir bütündür. Dar bir denge, var olan önyargıları tutarlı hâle getirme tehlikesi taşır; geniş bir denge, yargılardan bağımsız olarak desteklenebilen arka plan kuramlarını da içererek bu tehlikeye karşı bir sınama gücü kazanır. Denge kesin değildir ve farklı kişiler farklı dengelere varabilir; ama iki dengenin karşılaştırılması, ayrıldıkları noktayı adlandırır ve ayrılığı çalışılabilir bir soruya çevirir.

Açık kalan sorular

Geniş yansıtıcı denge, arka plan kuramlarının ilkeler ve yargılardan bağımsız olarak desteklenmesini gerektirir. Ama arka plan kuramlarının kendisi de, sonunda başka yargılara dayanmıyor mu? Rawls'un doğal piyango görüşü, adalet hakkındaki başka yargılardan mı destek alıyor, ve öyleyse, bu bağımsızlık gerçekten ne kadar bağımsızdır?

Kerem ile Defne, farklı dengelere vardılar ve ayrılıklarının bir arka plan görüşünde olduğunu gördüler. Ama bu arka plan görüşü hakkındaki ayrılık, başka bir yansıtıcı dengeyle çözülebilir mi, yoksa her arka plan görüşünün arkasında başka bir arka plan görüşü mü vardır? Bu gerileme bir yerde durur mu?

Rawls, yansıtıcı dengeyi hem bir yöntem hem de bir durum olarak tanımladı. Bir kişi, hiçbir zaman gerçekten bir yansıtıcı dengeye ulaşmasa bile, bu yöntemi uygulamaktan bir şey kazanır mı? Yöntemin değeri, ulaştığı durumda mı, yoksa kişinin kendi yargılarını ve ilkelerini sürekli karşılaştırma alışkanlığında mı?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışİlkelere ya da yargılara önceden üstünlük tanımak.
Doğrusu

Bir çatışmada ilkenin ya da yargının her zaman kazanacağını baştan varsaymak, yansıtıcı dengeyi temelcilik ya da tikelciliğe indirger. Her çatışmada hangisine daha az güvenildiği sorulur.

Yaygın yanlışHer yargıyı başlangıç verisi saymak.
Doğrusu

Telaşla, öfkeyle ya da kendi çıkarının etkisiyle verilmiş yargıları dengenin başlangıcına koymak, dengeyi bu yargıların çarpıklığıyla yükler. Başlangıç verisi, düşünülmüş yargılardan oluşur.

Yaygın yanlışDengeyi dar tutmak.
Doğrusu

Yalnızca ilkeler ile yargıları birbirine göre ayarlamak, var olan önyargıları tutarlı hâle getirmekten öteye geçmeyebilir. Denge, ilgili arka plan kuramlarıyla genişletilir.

Yaygın yanlışFarklı dengeleri bir çıkmaz saymak.
Doğrusu

İki kişinin farklı dengelere varmasını, tartışmanın bittiği bir nokta olarak görmek, iki dengenin nerede örtüşüp nerede ayrıldığını karşılaştırma fırsatını kaçırır. Farklı dengeler yan yana konur ve ayrıldıkları nokta adlandırılır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir ilke ile yargılar arasındaki ilişki tek tek çatışmalardan değil bir bütünden oluşur ve yansıtıcı denge, gerekçelendirmenin nesnesini tek bir ilke ya da yargı değil, birbirini destekleyen bu bütün olarak görür.

Goodman kuralların ve tekil çıkarımların birbirine göre ayarlanarak gerekçelendirildiğini ve bu döngünün kısır olmadığını, Rawls bu karşılıklı ayarlamanın düşünülmüş yargılardan başlayarak ahlaki ve siyasal ilkelere uygulanabileceğini, Daniels ise arka plan kuramlarını da içeren geniş bir dengenin önyargılara karşı bir sınama gücü kazandığını gösterdi.

Yansıtıcı dengeye dört adımla ulaşılır: düşünülmüş yargıları ayırmak, bu yargıları açıklayan ilkeleri kurmak, çatışmalarda hangisinin ayarlanacağını bütün üzerinden belirlemek ve dengeyi arka plan kuramlarıyla genişletmek.

Yansıtıcı dengenin önyargıları tutarlı hâle getirdiği, hiç bitmediği ve farklı dengelerin onu göreceli kıldığı itirazları, geniş dengenin yargıları dışarıdan sınayabildiğini, kesin olmayan bir gerekçelendirmenin de bir gerekçelendirme olduğunu ve farklı dengelerin karşılaştırılmasının ayrılığı adlandırdığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden yansıtıcı denge, ne ilkelere ne yargılara teslim olan, ikisini arka plan kuramlarıyla birlikte birbirine göre ayarlayarak bir bütünün tutarlılığını arayan bir yöntemdir.

Sonraki derse köprü

Grubun hak etme çözümlemesi, analitik yöntemlerin bütün araçlarını kullandı: durumlar, koşullar, karşı örnekler, sezgiler ve yansıtıcı denge. Ama Ece, modülün sonunda bir şey fark ediyor: grubun bütün çalışması, durumlar hakkındaki yargılardan başladı; hiç kimse, bir şeyi hak ettiğini hissetmenin nasıl bir deneyim olduğunu sormadı. Defne, yıllarca bakım verdiği bir hastanın ona teşekkür ettiği anı hatırlıyor: o anda bir şeyi hak ettiğini hissetmişti, ama bu his, grubun tablosundaki hiçbir sütuna sığmıyordu.

Felsefenin bir başka geleneği, bir kavramı durumlar hakkındaki yargılardan değil, o kavramın deneyimlendiği biçimden başlayarak ele alır. Bu gelenek, bir deneyimi, onun dünyada neye karşılık geldiğine dair bütün varsayımlarımızı bir kenara koyarak, yalnızca bize nasıl göründüğü bakımından betimlemeye çalışır.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Fenomenolojik indirgeme dersi, bir deneyimi, onun dünyada neye karşılık geldiğine dair varsayımlarımızı askıya alarak nasıl betimleyebileceğimizi, bu askıya almanın bir yöntem olarak ne kazandırdığını ve bir deneyimin betimlenmesinin, bir kavramın çözümlenmesinden nasıl farklı bir bilgi verdiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.