İçeriğe geç

P01-D07-M01-03·Analitik yöntemler

Karşı örnek

orta3.405 kelime≈ 23 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir karşı örnek, bir tanım ile bir yargı arasında bir çatışma ortaya çıkarır ve mantık, ikisinden birinin bırakılması gerektiğini söyler, hangisinin bırakılacağını söylemez.

Moore bir argümanın sonucuna karşı duyulan kesinliğin öncüllere duyulan kesinlikten büyük olabileceğini, Parfit bir kuramın kabul edilemez görünen bir sonuca vardığında hem sonucu hem ilkeleri bırakamamanın mümkün olduğunu, Williamson ise bir düşünce deneyinin bir olanak iddiası ile bir karşı-olgusal yargının birleşimi olduğunu gösterdi.

Bir karşı örneğin gücü dört adımla tartılır: olanak iddiasını ayırmak, yargının ne kadar paylaşıldığını ve ne kadar kararlı olduğunu sormak, tanımın arkasındaki gerekçelerin gücünü tartmak ve bu iki güveni karşılaştırmak.

Yargıyı reddetmenin keyfî olduğu, düşünce deneylerinin gerçek dünyayla ilgisiz olduğu ve karşı örneklerin yalnızca yıktığı itirazları, gerekçeli bir reddin sınanabilir bir açıklama verdiğini, düşünce deneylerinin gündelik karşı-olgusal düşünmeye dayandığını ve her karşı örneğin kavramın hangi ayrımlara duyarlı olduğunu gösterdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir karşı örnek, bir tanımı kendiliğinden çürüten bir silah değil, bir tanım ile bir yargı arasında hangisinin daha güvenilir olduğunu tartmaya çağıran bir sorudur.

Açılış sahnesi

Kerem'in tanımı artık iki onarım geçirmiş: "Bir kişi bir şeyi eylemi yüzünden hak eder ancak ve ancak o eylem, değerli bir amaca yönelik ve kişinin ödevinin ötesinde bir çaba, risk ya da fedakârlık içeriyorsa." Hırsız ve sabotajcı dışarıda kalıyor. Ama Barış'ın yetenekli öğrencisi hâlâ tahtada, bir soru işaretiyle: hiç çalışmadan sınavda birinci olan öğrenci, birinciliği hak ediyor mu? Grubun yarısı evet, yarısı hayır diyor.

Kerem bu kez başka bir şey öneriyor: "Belki tanımımı değiştirmemeliyim. Belki öğrenci birinciliği hak etmiyor. Piyango kazananı gibi, yalnızca kazandı." Defne itiraz ediyor: "Sen tanımını korumak için örneği feda ediyorsun." Kerem, bunun her zaman yanlış olup olmadığını soruyor. Hırsızın durumunda, kimse hırsızın parayı hak ettiğini söylemiyordu ve Kerem tanımını hemen değiştirmişti. Öğrencinin durumunda ise grup bölünmüştü. İki karşı örnek aynı ağırlığı taşımıyorsa, bu fark neden geliyor ve bir karşı örneğe ne zaman boyun eğmek, ne zaman direnmek gerekiyor? Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yöntemler kursunda, felsefi bir yöntem olarak bir karşı örneğin bir tanımı ya da bir kuramı ne zaman gerçekten çürüttüğünü, bir karşı örneğin gücünü neyin belirlediğini ve bir karşı örneğe hangi durumda tanımı değiştirerek, hangi durumda karşı örneğin uyandırdığı yargıyı reddederek cevap verilebileceğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersi yakın derslerden ayıralım. Felsefeye Giriş programının karşı örnek arama dersi, bir karşı örneğin nasıl bulunacağını ve Lakatos'un sınıflandırmasıyla bir karşı örneğe verilen cevapların, özellikle canavar dışlamanın, nasıl ayırt edileceğini gösterdi. Felsefi Yazma kursunun karşı örnek dersi, bir yazıda bir karşı örneğin nasıl sunulacağını ele aldı. Felsefi Diyalog ve Tartışma kursunun örnek ve karşı örnek dersi ise bir konuşmada karşı örneğin bir hamle olarak nasıl kullanılacağına baktı. Bu ders, karşı örneğin mantığından bir adım geriye çekiliyor ve bir soruya odaklanıyor: bir karşı örnek, bir tanıma ters düştüğünde, hangisi haksızdır?

Sonra üç kaynağa bakacağız. G. E. Moore, kuşkuculuk üzerine yazılarında, bir argümanın sonucuna karşı duyduğumuz güvenin, argümanın öncüllerine duyduğumuz güvenden büyük olabileceğini ve bu durumda argümanı reddetmenin akla uygun olduğunu söyler. Derek Parfit, nüfus etiği üzerine çalışmasında, kendi ilkelerinin kabul edemediği bir sonuca vardığını gösterir ve bu sonucu hem reddedip hem de ilkelerini bırakamaz. Timothy Williamson ise, felsefenin yöntemi üzerine kitabında, bir düşünce deneyinin bir kuramı nasıl çürüttüğünü, bir olanak iddiası ile bir karşı-olgusal yargının birleşimi olarak çözümler.

Ardından üç itirazı tartacağız: kuramı korumak için bir sezgiyi reddetmenin her zaman keyfî olduğu, düşünce deneylerinin gerçek dünyayla ilgisi olmadığı için karşı örnek sayılamayacağı ve karşı örneklerin felsefi ilerlemeyi yalnızca olumsuz bir yoldan sağladığı itirazları.

Sonda, bir karşı örneğin gücünü tartmanın dört adımını göstereceğiz: karşı örneğin olanak iddiasını ayırmak, karşı örneğin uyandırdığı yargının ne kadar paylaşıldığını ve ne kadar kararlı olduğunu sormak, tanımın arkasındaki gerekçelerin gücünü tartmak ve bu iki güveni karşılaştırarak hangisinin bırakılacağına karar vermek.

Merkez soru

Sorumuz şu: felsefi bir yöntem olarak bir karşı örnek bir tanımı ya da bir kuramı ne zaman gerçekten çürütür, bir karşı örneğin gücünü ne belirler ve bir karşı örneğe hangi durumda tanımı değiştirerek, hangi durumda karşı örneğin uyandırdığı yargıyı reddederek cevap verilebilir?

Ölçülü iddiam şu: bir karşı örnek, bir tanım ile bir yargı arasında bir çatışma ortaya çıkarır ve bu çatışmada hangisinin bırakılacağı, mantık tarafından değil, iki tarafa duyulan güvenin karşılaştırılmasıyla belirlenir; bir karşı örneğin gücü, onun uyandırdığı yargının ne kadar yaygın olarak paylaşıldığına, ayrıntılar değiştiğinde ne kadar kararlı kaldığına ve tarif edilen durumun gerçekten mümkün olup olmadığına bağlıdır; tanımın gücü ise onu destekleyen bağımsız gerekçelere ve açıkladığı öteki durumların sayısına bağlıdır; güçlü bir karşı örnek zayıf bir tanımla karşılaştığında tanım değişir, zayıf bir karşı örnek güçlü bir tanımla karşılaştığında yargı reddedilebilir; ama yargıyı reddetmek, bu karşılaştırmanın açıkça yapılmasını ve reddedilen yargının neden yanıltıcı olduğunun açıklanmasını gerektirir.

Sıfır noktası

Bir karşı örnek, mantıksal olarak basit bir şey yapar: bir tanım "her A, B'dir" diyorsa ve bir durumda bir şey A olduğu hâlde B değilse, tanım yanlıştır. Bu çıkarım geçerlidir ve hiçbir tartışmaya yer bırakmıyor gibi görünür.

Ama bu çıkarım, bir öncüle dayanır: tarif edilen durumda şeyin gerçekten A olup B olmadığına. Bu öncül, bir yargıdır ve yargılar yanılabilir. Tolga'nın hırsızı bir karşı örnekti, çünkü herkes hırsızın parayı hak etmediğini yargıladı. Barış'ın öğrencisi ise, grubun yarısı öğrencinin birinciliği hak ettiğini yargıladığı için bir karşı örnek olabilirdi, ama öteki yarısı için değildi.

Bu yüzden bir karşı örnek, mantıksal biçimi ne kadar keskin olursa olsun, bir tanımı tek başına çürütmez. Bir tanım ile bir yargı arasında bir çatışma ortaya çıkarır. Çatışmada ikisi birden doğru olamaz, ama hangisinin yanlış olduğunu mantık söylemez. Mantık yalnızca, ikisinden birinin bırakılması gerektiğini söyler.

Görüşler ve pozisyonlar

Bir karşı örneğe nasıl cevap verileceği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, karşı örneğin önceliği görüşüdür. Buna göre bir karşı örnek, eğer tarif edilen durum hakkında açık bir yargı uyandırıyorsa, tanımı her zaman çürütür. Felsefi bir tanımın bütün değeri, durumlar hakkındaki yargılarımızı açıklamasından gelir; bir yargıyı açıklayamayan bir tanım, bu değeri yitirmiştir. Yargıyı reddetmek, tanımı yargılardan daha önemli saymak demektir ve bu, çözümlemenin kendi amacına aykırıdır.

İkinci görüş, kuramın önceliği görüşüdür. Buna göre iyi desteklenmiş bir kuram ya da tanım, onunla çatışan tekil yargılardan daha güvenilirdir. Yargılar önyargılardan, dikkatsizlikten ve bir durumun nasıl tarif edildiğinden etkilenir; bir kuram ise birçok yargıyı sistemli biçimde açıklar. Bir yargı güçlü bir kuramla çatışıyorsa, yanlış olan büyük olasılıkla yargıdır.

Üçüncü görüş, karşılaştırmalı tartı görüşüdür. Buna göre bir karşı örnek ile bir tanım çatıştığında, önceden hangisinin kazanacağı belli değildir. Yargının gücü ve tanımın gücü ayrı ayrı tartılır ve daha zayıf olan bırakılır. Yargıyı bırakmak meşrudur, ama yalnızca bu tartı açıkça yapıldığında ve yargının neden yanıltıcı olabileceği açıklandığında.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bir çözümlemenin yargılara dayandığını ve onları kolayca feda etmemesi gerektiğini doğru görür, ama grubu bölen, kararsız ya da tarif biçimine bağlı yargıları da aynı güçte sayar. İkinci görüş, yargıların yanılabileceğini doğru görür, ama bir kuramın ancak açıkladığı yargılar kadar güçlü olduğunu ve her yargıyı bir önyargı sayan bir kuramın, kendi dayanağını da yitireceğini hesaba katmaz.

Argümanın yapısı

Bir karşı örneğin gücünü tartmak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, karşı örneğin olanak iddiasını ayırmaktır. Her karşı örnek, tarif edilen durumun mümkün olduğunu varsayar. Gerçek bir olaya dayanan bir karşı örnekte bu varsayım kendiliğinden karşılanır, ama bir düşünce deneyinde, tarif edilen durumun tutarlı ve mümkün olup olmadığı ayrıca sorulmalıdır. Tarif edilen durum mümkün değilse, karşı örnek hiçbir şeyi çürütmez.

İkinci adım, karşı örneğin uyandırdığı yargının ne kadar paylaşıldığını ve ne kadar kararlı olduğunu sormaktır. Yargı, durumu duyan herkesçe mi, yoksa yalnızca bir kısmınca mı paylaşılıyor? Durumun ayrıntıları değiştirildiğinde, örneğin öğrencinin hiç çalışmadığı vurgulandığında, yargı aynı kalıyor mu? Yaygın ve kararlı bir yargı güçlü bir karşı örnek, bölünmüş ve kırılgan bir yargı zayıf bir karşı örnek oluşturur.

Üçüncü adım, tanımın arkasındaki gerekçelerin gücünü tartmaktır. Tanım, yalnızca durumlar hakkındaki yargılardan mı, yoksa bağımsız gerekçelerden de mi destek alıyor? Kaç durumu doğru açıklıyor? Yeni kurulmuş ve yalnızca birkaç durumla sınanmış bir tanım zayıf, birçok durumu açıklayan ve bağımsız gerekçelerle desteklenen bir tanım güçlüdür.

Dördüncü adım, iki güveni karşılaştırarak hangisinin bırakılacağına karar vermektir. Karşı örnek tanımdan güçlüyse tanım değişir. Tanım karşı örnekten güçlüyse yargı reddedilebilir; ama bu durumda, yargının neden yanıltıcı olabileceği açıklanmalıdır. Açıklanmayan bir ret, bir kesinlik karşılaştırması değil, tanımı korumak için bir karşı örneği yok saymaktır.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Karşı örneği ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir karşı örnek, bir tanım ile bir yargı arasında bir çatışma ortaya çıkarır ve mantık, ikisinden birinin bırakılması gerektiğini söyler, hangisinin bırakılacağını söylemez. Bu karar, bir kesinlik karşılaştırmasıyla verilir. Karşı örneğin gücü, olanak iddiasının sağlamlığına ve uyandırdığı yargının ne kadar paylaşıldığına ve ne kadar kararlı olduğuna; tanımın gücü ise onu destekleyen bağımsız gerekçelere ve açıkladığı durumların sayısına bağlıdır. Yargıyı reddetmek, kurşunu ısırmak, meşru bir hamledir, ama yalnızca yargının neden yanıltıcı olduğunu açıklayan sınanabilir bir açıklamayla birlikte.

Açık kalan sorular

Kesinlik karşılaştırması, bir yargıya ve bir tanıma duyulan kesinliğin tartılmasını ister. Ama kesinlik, bir kişinin kendi iç durumudur ve farklı kişiler, aynı tanıma ve aynı yargıya farklı ölçülerde güvenebilir. Bir grup, bir kesinlik karşılaştırmasını kimin kesinliğine göre yapmalıdır?

Parfit, İtici Sonuç'u reddetti ama ondan kaçınan bir ilke bulamadı. Bir felsefeci, hem bir sonucu hem de o sonuca varan ilkeleri reddediyorsa, bu tutarsız bir tutum mudur, yoksa henüz bulunmamış bir ilkenin var olduğuna dair makul bir inanç mı? Bu tutum ne kadar süre sürdürülebilir?

Williamson, düşünce deneylerinin gündelik karşı-olgusal düşünmeye dayandığını söyledi. Ama gündelik karşı-olgusal düşünme, çoğu zaman tanıdık durumlara uygulanır. Bir düşünce deneyi, tanıdık olmayan bir durumu tarif ettiğinde, örneğin bir kişinin tam bir kopyasının çıkarıldığı bir durumda, gündelik karşı-olgusal yeteneğimiz hâlâ güvenilir midir?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışHer karşı örneği aynı güçte saymak.
Doğrusu

Bir karşı örneği, uyandırdığı yargının ne kadar paylaşıldığına ve ne kadar kararlı olduğuna bakmadan bir tanımı çürütmüş saymak, bölünmüş ve kırılgan yargıları da kesin yargılar gibi ele alır. Karşı örneğin gücü tartılır.

Yaygın yanlışYargıyı açıklamasız reddetmek.
Doğrusu

Bir tanımı korumak için bir karşı örneğin uyandırdığı yargıyı, onun neden yanıltıcı olduğunu açıklamadan reddetmek, bir kesinlik karşılaştırması değil, bir karşı örneği yok saymaktır. Reddedilen yargının neden yanıltıcı olabileceği sınanabilir biçimde açıklanır.

Yaygın yanlışOlanak iddiasını atlamak.
Doğrusu

Bir düşünce deneyine dayanan bir karşı örneği, tarif edilen durumun tutarlı ve mümkün olup olmadığını sormadan kabul etmek, imkânsız bir durumun bir tanımı çürütmesine izin verir. Karşı örneğin olanak iddiası ayrıca sınanır.

Yaygın yanlışTek bir tarife güvenmek.
Doğrusu

Bir karşı örneği tek bir biçimde tarif edip onun uyandırdığı yargıyı kesin saymak, yargının tarifin hangi ayrıntısına bağlı olduğunu gözden kaçırır. Karşı örnek, ayrıntıları değiştirilerek birkaç biçimde tarif edilir ve yargının kararlı olup olmadığına bakılır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir karşı örnek, bir tanım ile bir yargı arasında bir çatışma ortaya çıkarır ve mantık, ikisinden birinin bırakılması gerektiğini söyler, hangisinin bırakılacağını söylemez.

Moore bir argümanın sonucuna karşı duyulan kesinliğin öncüllere duyulan kesinlikten büyük olabileceğini, Parfit bir kuramın kabul edilemez görünen bir sonuca vardığında hem sonucu hem ilkeleri bırakamamanın mümkün olduğunu, Williamson ise bir düşünce deneyinin bir olanak iddiası ile bir karşı-olgusal yargının birleşimi olduğunu gösterdi.

Bir karşı örneğin gücü dört adımla tartılır: olanak iddiasını ayırmak, yargının ne kadar paylaşıldığını ve ne kadar kararlı olduğunu sormak, tanımın arkasındaki gerekçelerin gücünü tartmak ve bu iki güveni karşılaştırmak.

Yargıyı reddetmenin keyfî olduğu, düşünce deneylerinin gerçek dünyayla ilgisiz olduğu ve karşı örneklerin yalnızca yıktığı itirazları, gerekçeli bir reddin sınanabilir bir açıklama verdiğini, düşünce deneylerinin gündelik karşı-olgusal düşünmeye dayandığını ve her karşı örneğin kavramın hangi ayrımlara duyarlı olduğunu gösterdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir karşı örnek, bir tanımı kendiliğinden çürüten bir silah değil, bir tanım ile bir yargı arasında hangisinin daha güvenilir olduğunu tartmaya çağıran bir sorudur.

Sonraki derse köprü

Grubun hak etme çözümlemesi, her aşamada durumlar hakkındaki yargılara dayandı: piyango kazananının hak etmediği, hırsızın hak etmediği, bebeğin sevgiyi hak ettiği. Kesinlik karşılaştırması da bu yargılara duyulan güvenle yapıldı. Ama Defne, bir toplantının sonunda sessiz bir soru soruyor: "Bu yargılar nereden geliyor? Piyango kazananının parayı hak etmediğini neden bu kadar kesin biliyoruz? Belki bu yalnızca bizim içinde büyüdüğümüz kültürün bir alışkanlığıdır."

Felsefecilerin, bir durum hakkında bir kuram kurmadan önce sahip oldukları bu yargılara sezgi adı verilir. Kavramsal çözümlemenin ve karşı örnek yönteminin hemen tamamı, sezgilere dayanır. Ama bir sezginin ne olduğu, bir algıdan, bir inançtan ve bir önyargıdan nasıl ayrıldığı ve neden bir kanıt sayılması gerektiği, kendi başına bir felsefi sorudur.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Sezgi dersi, felsefi bir yöntemde sezginin ne olduğunu, sezgilerin bir kuram için kanıt sayılıp sayılamayacağını ve sezgiler kişiden kişiye ya da kültürden kültüre değiştiğinde, onlara dayanan bir çözümlemenin ne yapması gerektiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.