İçeriğe geç

P01-D07-M01-01·Analitik yöntemler

Kavramsal analiz

orta3.385 kelime≈ 23 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir kavramı doğru kullanabilmek ile onu çözümleyebilmek iki ayrı beceridir ve kavramsal çözümleme, kullanımın taşıdığı örtük bilgiyi, durumlar hakkındaki yargılarımızı toplayarak açık hâle getirmeye çalışır.

Langford çözümlemenin kendi içinde bir paradoks taşıdığını ve Moore bu paradoksa örtük ile açık arasındaki farkla cevap aradığını, Jackson çözümlemenin olası durumlar hakkındaki yargılarımızdan bir kavramın örtük kuramını çıkaran bir yöntem olarak savunulabileceğini, Strawson ise bir kavramın tanımlanamasa da kavramlar ağındaki yeri gösterilerek çözümlenebileceğini gösterdi.

Bir kavramsal çözümleme dört adımla yapılır: hedefi seçmek, kavramın uygulandığı, uygulanmadığı ve sınırda kaldığı durumları toplamak, durumları ayıran özellikleri ve kavramın bağlantılarını aramak ve bulunan her ilkeyi yeni bir durumla sınamak.

Çözümlemenin yeni bilgi vermediği, güvenilmez sezgilere dayandığı ve kavramların zaten tanımlanamadığı itirazları, açık hâle gelen örtük bilginin kendi başına bir bilgi olduğunu, sezgilerin farklılığının bir bulgu olduğunu ve bir yöntemin başarısının bir soruya tuttuğu ışıkla ölçüldüğünü gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden kavramsal çözümleme, bir kavramın tanımını bulamasa bile, onun hangi durumlarda neden uygulandığını gösteren ilkeleri açık hâle getiren bir yöntemdir.

Açılış sahnesi

Grubun yeni dizisinin ilk toplantısı. Tahtada Ece'nin önerdiği soru yazıyor: "Hak etme kavramı, hangi koşullarda doğru biçimde uygulanır?" Kerem, işe bir tanımla başlamayı öneriyor: "Bir kişi bir şeyi hak eder ancak ve ancak o şey, onun yaptığı bir şeyin karşılığıysa." Defne hemen bir örnek veriyor: yıllarca bir hastaya bakan bir hemşire, emekliliğinde rahat bir yaşamı hak eder; ama bu rahatlık, onun yaptığı bir şeyin karşılığı mı, yoksa ona borçlu olduğumuz bir şey mi? Barış, hukuktan bir örnek ekliyor: bir tanık, doğruyu söylediği için hiçbir şey hak etmez, çünkü doğruyu söylemek zaten ödevidir. Tolga ise, bir bebeğin sevgiyi hak ettiğini, ama bebeğin hiçbir şey yapmadığını söylüyor.

Yarım saat sonra tahtada Kerem'in tanımının dört farklı onarımı duruyor ve her biri, bir öncekinin karşı örneğine cevap veriyor ama yeni bir karşı örnek doğuruyor. Tolga, sonunda sabırsızlanıyor: "Belki hak etmenin bir tanımı yoktur. Belki bu iş, hiç sonu gelmeyecek bir tanım avıdır." Ece ise karşı çıkıyor: dört onarım başarısız olmuş olabilir, ama grup artık hak etme kavramı hakkında, toplantının başında bilmediği çok şey biliyor. Mert, iki gözlemin de doğru olabileceğini düşünüyor, ama bu durumda grubun ne yaptığını bilmiyor: bir tanım mı arıyorlar, yoksa başka bir şey mi? Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yöntemler kursunda, bir kavramın ne anlama geldiğini, onun doğru biçimde uygulandığı ve uygulanmadığı durumlardan yola çıkarak nasıl çözümleyebileceğimizi, bir kavramı çözümlemenin onu tanımlamaktan nasıl farklı olduğunu ve bu yöntemin felsefi bir soruya nasıl bir cevap verebileceğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Felsefeye Giriş programındaki analitik felsefe dersi, kavramsal çözümlemeyi analitik geleneğin temel yöntemi olarak tanıttı: bir kavramı parçalarına ya da ona bağlı ayrımlara ayırarak neyi kapsadığını göstermek. Aynı programın kavramsal soru dersi, bir kavramı mevcut kullanımını kaydetmek yerine görmesini istediğimiz işe göre yeniden kuran onarıcı çözümlemeyi gösterdi. Felsefi Diyalog ve Tartışma kursunun Sokratik diyalog derslerinde de tanım istemeyi, karşı örneği ve tanım onarımını, bir konuşmanın hamleleri olarak gördük. Bu ders, bunları bir yöntem olarak ele alıyor ve daha derine iniyor: kavramsal çözümleme neyi ararken ne bulur, kendi içinde hangi güçlükle karşılaşır ve bulduğu şey neden bir tanım olmak zorunda değildir?

Sonra üç kaynağa bakacağız. Cooper Harold Langford, 1942'de, G. E. Moore'un felsefesini tartışan bir derlemede, çözümlemenin kendi içinde bir paradoks taşıdığını öne sürer ve Moore aynı derlemede buna cevap verir. Frank Jackson, 1998'de yayımladığı kitapta, kavramsal çözümlemeyi olası durumlar hakkındaki yargılarımızı sistemli biçimde toplayan bir yöntem olarak savunur. Peter Strawson ise, 1992'de yayımladığı ders kitabında, bir kavramı daha basit parçalara indirgeyen çözümleme ile onun öteki kavramlarla bağlantılarını haritalayan çözümleme arasında bir ayrım yapar.

Ardından üç itirazı tartacağız: çözümlemenin hiçbir yeni bilgi vermediği, sezgilere dayandığı için güvenilmez olduğu ve kavramların zaten tanımlanamaz olduğu itirazları.

Sonda, bir kavramsal çözümleme yapmanın dört adımını göstereceğiz: çözümlemenin hedefini seçmek, kavramın uygulandığı ve uygulanmadığı durumları toplamak, durumları ayıran özellikleri ve kavramın öteki kavramlarla bağlantılarını aramak ve bulunan her ilkeyi yeni bir durumla sınamak.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir kavramın ne anlama geldiğini, onun doğru biçimde uygulandığı ve uygulanmadığı durumlardan yola çıkarak nasıl çözümleriz, bir kavramı çözümlemek onu tanımlamaktan nasıl farklıdır ve bu yöntem felsefi bir soruya nasıl bir cevap verebilir?

Ölçülü iddiam şu: kavramsal çözümleme, bir kavramın uygulandığı ve uygulanmadığı durumlar hakkındaki yargılarımızı toplayıp bu yargıları açıklayan ilkeleri arayan bir yöntemdir; bu ilkeler bir tanımın, yani gerekli ve yeterli koşulların biçimini alabilir, ama almak zorunda değildir; bir kavram, daha basit parçalara indirgenemese bile, öteki kavramlarla bağlantıları haritalanarak çözümlenebilir; çözümlemenin bir tanıma varmaması onun başarısızlığı değildir, çünkü çözümlemenin asıl ürünü, kavramın hangi durumlarda neden uygulandığını gösteren ve daha önce örtük kalan ilkeleri açık hâle getirmektir; bu açıklık, çözümlemenin kendi içinde taşıdığı paradoksun da cevabıdır, çünkü açık hâle getirilmiş bir ilke, örtük bir bilgiyle aynı anlamı taşısa da aynı bilgiyi vermez.

Sıfır noktası

Bir kavramı kullanabilmek ile onu çözümleyebilmek, iki farklı beceridir. Grubun her üyesi, hak etme kavramını gündelik yaşamda hatasız kullanıyor: bir öğrencinin yüksek notu hak ettiğini, bir suçlunun cezayı hak ettiğini, bir bebeğin sevgiyi hak ettiğini söylerken hiç duraksamıyor. Ama bu doğru kullanımların neden doğru olduğunu söylemeleri istendiğinde, dört onarımdan sonra hâlâ bir cevapları yok.

Bu durum, felsefenin en eski ve en tanıdık durumlarından biridir. Kullanım, bir kavram hakkında örtük bir bilgi taşır: kişi, kavramın hangi durumlarda uygulanacağını bilir, ama bu bilginin ilkelerini söyleyemez. Kavramsal çözümleme, bu örtük bilgiyi açık hâle getirmeye çalışır. Kişinin durumlar hakkındaki yargıları, çözümlemenin verisidir; çözümlemenin aradığı şey ise bu yargıları açıklayan ilkelerdir.

Ama bu arayış, ilk adımından bir güçlükle karşılaşır: eğer çözümleme doğruysa, bulduğu ilke kavramın zaten taşıdığı anlamı söyler; bu durumda kişi, bu ilkeyi zaten biliyordu. Eğer çözümleme kişiye yeni bir şey söylüyorsa, bu durumda kavramın anlamından farklı bir şey söylüyor olmalıdır; o zaman da yanlıştır.

Görüşler ve pozisyonlar

Kavramsal çözümlemenin neyi araması gerektiği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, indirgeyici çözümleme görüşüdür. Buna göre bir kavramsal çözümleme, bir kavramı daha basit kavramlarla, gerekli ve yeterli koşullar biçiminde tanımlamayı amaçlar. Çözümleme ancak böyle bir tanıma vardığında tamamlanmıştır. Kerem'in "ancak ve ancak" diye başlayan tanımı, bu görüşün tipik biçimidir.

İkinci görüş, çözümleme karşıtı görüştür. Buna göre kavramların çoğu, gerekli ve yeterli koşullarla tanımlanamaz; bir kavramın üyeleri, ortak bir özellikle değil, birbiriyle kısmen örtüşen benzerliklerle bir aradadır. Kavramsal çözümleme, var olmayan bir tanımı aradığı için, sonu gelmeyen bir onarımlar zincirine mahkûmdur. Tolga'nın sabırsızlığı bu görüşü seslendiriyordu.

Üçüncü görüş, bağlantısal çözümleme görüşüdür. Buna göre bir kavramsal çözümleme, bir kavramı daha basit parçalara indirgemeyi değil, onun öteki kavramlarla bağlantılarını haritalamayı amaçlar. Bir kavramın tanımı bulunamasa da, onun hangi kavramları gerektirdiği, hangileriyle çatıştığı ve hangi durumlarda hangi ilkeye göre uygulandığı gösterilebilir. Gerekli ve yeterli koşullar bulunabiliyorsa bu, çözümlemenin en keskin ürünüdür; bulunamıyorsa çözümleme yine de bir ürün verir.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bir tanımın bir çözümlemenin en açık ve en sınanabilir ürünü olduğunu doğru görür, ama bir tanıma varamayan bir çözümlemenin, Ece'nin tahtaya yazdığı ilkeler gibi, yine de örtük bilgiyi açık hâle getirdiğini göz ardı eder. İkinci görüş, birçok kavramın tanımlanamayabileceğini doğru görür, ama tanımlanamayan bir kavramın da çözümlenebileceğini hesaba katmaz.

Argümanın yapısı

Bir kavramsal çözümleme yapmak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, çözümlemenin hedefini seçmektir. Çözümleme, bir kavramın gündelik kullanımını mı, bir uzman topluluğunun kullanımını mı, yoksa bir felsefi soruda görmesi gereken işi mi hedefliyor? Birinci iki hedef, kavramın mevcut kullanımını kaydeder; üçüncüsü, onarıcı bir çözümlemedir. Hedef baştan seçilmezse, çözümleme bir durumda gündelik kullanıma, bir başka durumda felsefi işe bakar ve iki hedef birbirine karışır.

İkinci adım, kavramın uygulandığı ve uygulanmadığı durumları toplamaktır. Çözümleyen, kavramın açıkça uygulandığı durumları, açıkça uygulanmadığı durumları ve hakkında kararsız kalınan sınır durumları ayrı ayrı toplar. Sınır durumları, çözümlemenin en verimli verisidir, çünkü kavramın ilkelerinin nerede zorlandığını gösterir.

Üçüncü adım, durumları ayıran özellikleri ve kavramın öteki kavramlarla bağlantılarını aramaktır. Çözümleyen, kavramın uygulandığı durumları uygulanmadığı durumlardan ayıran özelliği arar. Tek bir özellik bulunamazsa, kavramın hangi öteki kavramları gerektirdiğine, hangileriyle çatıştığına ve farklı durumlarda hangi farklı ilkelere göre uygulandığına bakar.

Dördüncü adım, bulunan her ilkeyi yeni bir durumla sınamaktır. Çözümleyen, bulduğu ilkeyi, onu bulmakta kullanılmamış yeni bir durumda sınar. İlke yeni durumda da doğru yargıyı veriyorsa güçlenir; vermiyorsa ya onarılır ya da o ilkenin kapsamı daraltılır.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Kavramsal çözümlemeyi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Kavramsal çözümleme, bir kavramın uygulandığı ve uygulanmadığı durumlar hakkındaki yargılarımızı toplayıp bu yargıları açıklayan ilkeleri arayan bir yöntemdir. Bu ilkeler bir tanımın biçimini alabilir, ama almak zorunda değildir; bir kavram, öteki kavramlarla bağlantıları haritalanarak da çözümlenebilir. Çözümleme paradoksu, örtük bir bilginin açık hâle gelmesinin kendi başına bir bilgi olduğu görüldüğünde cevaplanır. Sezgilerin değişebilirliği, çözümlemeyi geçersiz kılmaz; verisinin genişletilmesi gerektiğini gösterir.

Açık kalan sorular

Bir çözümleme, gündelik kullanımı mı, yoksa bir felsefi soruda görmesi gereken işi mi hedeflemeli? Grup, önce gündelik kullanımı çözümledi; ama belirlenimcilik tartışmasında hak etmenin görmesi gereken iş, gündelik kullanımdan farklı olabilir. Bir kavramın gündelik kullanımı ile felsefi işi ayrıldığında, hangisi önceliklidir?

Jackson, farklı kişilerin yargıları arasındaki farkların, kavramın farklı örtük kuramlar taşıdığını gösterebileceğini söyledi. Ama bu durumda, "hak etme kavramı" diye tek bir kavramdan söz etmek mümkün müdür? Grubun kavramı ile hukuk öğrencilerinin kavramı aynı kavramın iki kuramı mı, yoksa aynı sözcükle anılan iki ayrı kavram mı?

Strawson, çözümlemenin bir döngü içinde hareket etse bile verimli olabileceğini söyledi. Ama bir döngü ne zaman yeterince geniştir? Hak etme, sorumluluk ve adalet kavramlarının birbirine bağlandığı küçük bir döngü, bu kavramların hiçbirini gerçekten aydınlatmadan kendi içinde dönebilir mi?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışÇözümlemeyi tanım avına indirgemek.
Doğrusu

Bir kavramsal çözümlemeyi yalnızca gerekli ve yeterli koşullar biçiminde bir tanım bulma çabası olarak görmek, bir tanıma varamayan çözümlemenin ürettiği ilkeleri ve bağlantıları gözden kaçırır. Çözümlemenin ürünü, bir tanım olmasa da, açık hâle gelmiş ilkelerdir.

Yaygın yanlışHedefi seçmeden başlamak.
Doğrusu

Bir kavramın gündelik kullanımını mı, bir uzman kullanımını mı, yoksa bir felsefi işi mi çözümlediğini belirlemeden başlamak, farklı hedeflerin yargılarını birbirine karıştırır. Çözümlemenin hedefi baştan seçilir.

Yaygın yanlışSınır durumlarını atlamak.
Doğrusu

Kavramın yalnızca açıkça uygulandığı ve açıkça uygulanmadığı durumları toplamak, çözümlemenin en verimli verisini kaybettirir. Kavramın ilkelerinin nerede zorlandığını gösteren sınır durumları ayrıca toplanır.

Yaygın yanlışİlkeyi onu doğuran durumlarla sınamak.
Doğrusu

Bir ilkeyi, onu bulmakta kullanılan durumlarla sınamak, ilkeyi her zaman doğrular. İlke, onu bulmakta kullanılmamış yeni bir durumla sınanır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir kavramı doğru kullanabilmek ile onu çözümleyebilmek iki ayrı beceridir ve kavramsal çözümleme, kullanımın taşıdığı örtük bilgiyi, durumlar hakkındaki yargılarımızı toplayarak açık hâle getirmeye çalışır.

Langford çözümlemenin kendi içinde bir paradoks taşıdığını ve Moore bu paradoksa örtük ile açık arasındaki farkla cevap aradığını, Jackson çözümlemenin olası durumlar hakkındaki yargılarımızdan bir kavramın örtük kuramını çıkaran bir yöntem olarak savunulabileceğini, Strawson ise bir kavramın tanımlanamasa da kavramlar ağındaki yeri gösterilerek çözümlenebileceğini gösterdi.

Bir kavramsal çözümleme dört adımla yapılır: hedefi seçmek, kavramın uygulandığı, uygulanmadığı ve sınırda kaldığı durumları toplamak, durumları ayıran özellikleri ve kavramın bağlantılarını aramak ve bulunan her ilkeyi yeni bir durumla sınamak.

Çözümlemenin yeni bilgi vermediği, güvenilmez sezgilere dayandığı ve kavramların zaten tanımlanamadığı itirazları, açık hâle gelen örtük bilginin kendi başına bir bilgi olduğunu, sezgilerin farklılığının bir bulgu olduğunu ve bir yöntemin başarısının bir soruya tuttuğu ışıkla ölçüldüğünü gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden kavramsal çözümleme, bir kavramın tanımını bulamasa bile, onun hangi durumlarda neden uygulandığını gösteren ilkeleri açık hâle getiren bir yöntemdir.

Sonraki derse köprü

Grubun hak etme çözümlemesi, bir tanıma varmadı, ama bir ayrım buldu: eyleme dayanan hak etme ile varlığa dayanan hak etme. Kerem, bu ayrımın ardından indirgeyici çözümleme görüşüne bir kez daha dönmek istiyor, ama bu kez daha dar bir hedefle: yalnızca eyleme dayanan hak etme için bir tanım aramak. Önerisi şu: bir kişi bir şeyi eylemi yüzünden hak eder ancak ve ancak o eylem, kişinin ödevinin ötesinde bir çaba, risk ya da fedakârlık içeriyorsa. Defne hemen soruyor: bu üç özellikten her biri tek başına yeter mi, yoksa üçü birlikte mi gerekiyor? Ve bir özellik bulunduğu hâlde hak etme yoksa, bu tanımın hangi yarısını çürütür?

Bir tanımın "ancak ve ancak" diye kurulan iki yarısı, iki ayrı iddia taşır: bir yarısı, bir özelliğin kavram için gerekli olduğunu, öteki yarısı ise yeterli olduğunu söyler. Bu iki iddia, farklı biçimlerde sınanır ve bir karşı örnek, çoğu zaman yalnızca birini çürütür.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Gerekli ve yeterli koşul dersi, bir kavramın gerekli koşulu ile yeterli koşulu arasındaki farkı, her birinin hangi tür bir durumla sınandığını ve birkaç koşulun birlikte yeterli olduğu ama hiçbirinin tek başına gerekli olmadığı kavramların, bir tanımın biçimini nasıl zorladığını soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.