Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir tartışmanın sonundaki özet, tartışmanın kendisinden daha kalıcıdır ve yöneticinin kendi sonucunu grubun sonucu gibi sunması ya da tartışmanın dağınıklığını özetin dağınıklığıyla sürdürmesi, grubun tartışmadan elinde ne kaldığını bilmesini engeller.
Janis sessizliğin onay sayılmasının ve liderin kendi tercihini açıklamasının bir oybirliği görüntüsü ürettiğini, Sunstein bir sonuç üzerindeki anlaşmanın o sonucun gerekçesi üzerindeki anlaşmadan ayrı olabileceğini, Lakhes'teki Sokrates ise bir sonuca varılamadığını söyleyen bir özetin bir sonraki buluşmanın nedeni olabileceğini gösterdi.
Sonuçlar dört adımla özetlenir: kendi sonucunu kenara koymak, anlaşılan, ayrılınan ve açık kalan noktaları ayrı sütunlara yazmak, özeti gruba sınatmak ve açık kalan sorulardan bir sonraki adımı çıkarmak.
Yöneticinin görüşünü söylemesinin dürüstlük olduğu, üç sütunun tartışmayı bir tabloya indirgediği ve anlaşmazlığı özetlemenin onu kalıcılaştırdığı itirazları, dürüstlüğün görüşü özetten ayırmakla korunduğunu, özetin tartışmanın yerini değil yapısını gösterdiğini ve yazılan bir ayrılığın çoğu zaman daraldığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir tartışmanın sonuçlarını özetlemek, tartışmayı bir hükümle kapatmak değil, grubun nerede birleşip nerede ayrıldığını gösterip bir sonraki soruyu açmaktır.
Açılış sahnesi
On altıncı toplantının son on dakikası. Grup, bağdaşırcılık üzerine süren toplantı dizisinin sonuna gelmiş. Ece, Mert'e dönüyor: "Peki, sonuçta ne bulduk?" Mert cevap vermeye başlıyor: "Bence şunu gösterdik: hak etme kavramı, belirlenimci bir dünyada da anlamını koruyor, çünkü..." Cümlenin ortasında duruyor. Kerem'in yüzünü görüyor; Kerem buna hiç ikna olmamıştı. Tolga'nın da. Mert'in söylemek üzere olduğu şey, grubun değil, kendisinin vardığı sonuçtu.
Mert cümlesini değiştiriyor: "Aslında, hepimiz aynı yere varmadık." Ama bunun ardından ne diyeceğini bilmiyor. Grup ne üzerinde anlaşmıştı? Barış, hukukun sorumluluğu belirlenimciliği sormadan kurduğunu göstermişti; bunu herkes kabul etmiş miydi? Kerem ile Ece, hak etme kavramı üzerinde anlaşmamışlardı; ama tam olarak nerede ayrılıyorlardı? Toplantı, bir özet yerine birkaç dağınık cümleyle bitiyor ve Ece, eve dönerken, on altı toplantıdan elinde ne kaldığını düşünüyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Diyalog ve Tartışma kursunda, bir felsefi tartışmayı yöneten kişinin, tartışmanın sonunda grubun nereye vardığını kendi görüşünü katmadan nasıl özetleyeceğini, anlaşılan, anlaşılamayan ve açık kalan noktaları nasıl birbirinden ayıracağını ve bir özetin tartışmanın bir sonraki adımını nasıl hazırlayabileceğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersi yakın derslerden ayıralım. Felsefi Yazma kursunun sonuç dersi, bir yazarın kendi yazısının sonunda neyi kazandığını ve neyi kazanamadığını söylemesine bakıyordu; orada özetleyen ile savunan aynı kişiydi. Bu kursun aporia dersi ise bir tartışmanın bir cevaba varmadan bitmesinin de bir kazanım olabileceğini gösterdi. Bu ders, bu ikisini bir araya getiriyor ama başka bir kişiye yüklüyor: yönetici, kendisinin savunmadığı görüşleri de özetler ve tartışmanın bir cevaba varıp varmadığını, grubun adına söyler.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Irving Janis, siyasi karar gruplarının hatalı kararlarını incelediği çalışmasında, grupların nasıl bir oybirliği görüntüsü ürettiğini ve sessizliğin nasıl onay sayıldığını betimler. Cass Sunstein, insanların bir sonuç üzerinde, o sonucu destekleyen kuram üzerinde anlaşmadan da anlaşabildiğini gösterir. Platon'un Lakhes diyaloğunun sonunda ise Sokrates, cesaretin ne olduğunu bulamadıklarını özetler ve bu özetten bir sonraki adımı çıkarır.
Ardından üç itirazı tartacağız: yöneticinin kendi görüşünü söylemesinin dürüstlük olduğu, üç sütunlu bir özetin tartışmayı bir tabloya indirgediği ve anlaşmazlığı özetlemenin onu kalıcılaştırdığı itirazları.
Sonda, bir felsefi tartışmanın sonuçlarını özetlemenin dört adımını göstereceğiz: kendi sonucunu kenara koymak, anlaşılan, ayrılınan ve açık kalan noktaları ayrı sütunlara yazmak, özeti gruba sınatmak ve açık kalan sorulardan bir sonraki adımı çıkarmak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir felsefi tartışmayı yöneten kişi, tartışmanın sonunda grubun nereye vardığını kendi görüşünü katmadan nasıl özetler, anlaşılan, anlaşılamayan ve açık kalan noktaları nasıl birbirinden ayırır ve bir özet tartışmanın bir sonraki adımını nasıl hazırlar?
Ölçülü iddiam şu: bir tartışmanın sonunda yöneticinin yaptığı özet, tartışmanın kendisinden daha kalıcıdır, çünkü katılımcılar çoğu zaman tartışmayı değil, onun özetini hatırlar; bu yüzden yönetici, özetinde kendi vardığı sonucu grubun sonucu gibi sunmamalı, grubun anlaştığı noktaları, ayrıldığı noktaları ve hiç ele alamadığı soruları ayrı ayrı söylemeli ve özetini grubun önünde sınatmalıdır; bir sonuç üzerindeki anlaşma, o sonucun gerekçesi üzerindeki anlaşmadan ayrı yazılmalıdır, çünkü grup çoğu zaman birincisinde anlaşıp ikincisinde ayrılır; iyi bir özet, tartışmayı kapatmaz, bir sonraki tartışmanın sorusunu hazırlar.
Sıfır noktası
Bir tartışmanın sonunda yöneticinin söylediği birkaç cümle, orantısız bir ağırlık taşır. Tartışma bir saat, belki on altı toplantı sürmüştür; ama katılımcıların çoğu, eve döndüklerinde, tartışmanın kendisini değil, son cümleleri hatırlar. Bir yönetici, "şunu gösterdik" dediğinde, bu cümle, tartışmada gerçekten gösterilmiş olup olmadığından bağımsız olarak, grubun belleğine yerleşir.
Bu ağırlık, yöneticiyi iki yanlışa açık bırakır. Birincisi, Mert'in neredeyse yaptığı gibi, kendi vardığı sonucu grubun sonucu gibi sunmaktır. Yönetici, tartışmayı en yakından izleyen kişidir ve çoğu zaman bir sonuca da varmıştır; ama bu sonuç, onun sonucudur. İkincisi, tartışmanın dağınıklığını özetin dağınıklığıyla sürdürmektir: yönetici, hangi noktalarda anlaşıldığını, hangilerinde ayrılındığını ayırt etmeden birkaç genel cümle söyler ve grup, tartışmadan elinde ne kaldığını bilmeden dağılır.
İki yanlışın ortak kökü, özetin tartışmanın bir parçası değil, onun dışında bir iş gibi görülmesidir. Oysa özet, tartışmanın son hamlesidir ve öteki hamleler gibi, grubun önünde sınanmalıdır.
Görüşler ve pozisyonlar
Bir felsefi tartışmanın sonunda yöneticinin özetinin nasıl olması gerektiği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, hüküm görüşüdür. Buna göre yönetici, tartışmanın sonunda, tartışmayı en yakından izleyen kişi olarak, hangi görüşün daha güçlü argümanlarla desteklendiğini söylemelidir. Katılımcılar, bir tartışmadan bir sonuçla ayrılmak ister ve yöneticinin hükmü, onlara bu sonucu verir.
İkinci görüş, kayıt görüşüdür. Buna göre yönetici, tartışmanın sonunda hiçbir değerlendirme yapmadan, yalnızca kimin ne söylediğini sırayla aktarmalıdır. Özet, bir tutanaktır; bir değerlendirme içerirse, yöneticinin görüşü tartışmaya sızar.
Üçüncü görüş, yapılandırılmış özet görüşüdür. Buna göre yönetici, kimin ne söylediğini değil, grubun hangi noktalarda anlaştığını, hangilerinde ayrıldığını ve hangi soruları açık bıraktığını söyler. Bu, bir hüküm değildir, çünkü yönetici hangi görüşün doğru olduğunu söylemez; ama bir tutanak da değildir, çünkü tartışmanın yapısını, yani anlaşma ve ayrılık noktalarını, görünür kılar.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, katılımcıların bir tartışmadan bir şeyle ayrılmak istediğini doğru görür, ama yöneticinin hükmünün, Janis'in gösterdiği gibi, sessiz üyelerin kuşkularını bastırdığını ve bir oybirliği görüntüsü ürettiğini göz ardı eder. İkinci görüş, yöneticinin görüşünün özete sızmasının tehlikesini doğru görür, ama bir tutanağın, on altı toplantının sonunda grubun elinde ne kaldığını hiç söylemediğini hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir felsefi tartışmanın sonuçlarını özetlemek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, kendi sonucunu kenara koymaktır. Yönetici, özetine başlamadan önce, kendisinin hangi sonuca vardığını kendine söyler ve bu sonucu özetin dışında tutar. Kendi sonucunu adlandırmak, onun özete sızdığı anı fark etmeyi kolaylaştırır. Yönetici, isterse, özetten sonra kendi görüşünü, açıkça kendi görüşü olarak söyleyebilir.
İkinci adım, anlaşılan, ayrılınan ve açık kalan noktaları ayrı sütunlara yazmaktır. Yönetici, tahtaya üç sütun çizer. Birinci sütuna grubun anlaştığı noktaları, ikinci sütuna grubun ayrıldığı noktaları ve ayrılığın nerede olduğunu, üçüncü sütuna ise grubun hiç ele alamadığı ya da ele alıp çözemediği soruları yazar. Bir sonuç üzerindeki anlaşma ile o sonucun gerekçesi üzerindeki anlaşma, ayrı satırlara yazılır.
Üçüncü adım, özeti gruba sınatmaktır. Yönetici, üç sütunu yazdıktan sonra, her katılımcıya özetin kendi görüşünü doğru yansıtıp yansıtmadığını sorar ve özellikle o ana kadar az konuşanlara döner. Bir katılımcı, birinci sütundaki bir noktaya katılmadığını söylerse, o nokta ikinci sütuna taşınır.
Dördüncü adım, açık kalan sorulardan bir sonraki adımı çıkarmaktır. Yönetici, üçüncü sütuna bakar ve oradaki sorulardan hangisinin bir sonraki tartışmanın sorusu olabileceğini sorar. Özet, böylece, tartışmayı kapatan bir cümle değil, bir sonraki tartışmayı açan bir soru olur.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Sonuçları özetlemeyi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir tartışmanın sonundaki özet, tartışmanın kendisinden daha kalıcıdır ve bu yüzden yöneticinin son ve en ağır hamlesidir. Yönetici, kendi sonucunu kenara koyar, grubun anlaştığı, ayrıldığı ve açık bıraktığı noktaları üç ayrı sütuna yazar, bir sonuç üzerindeki anlaşmayı gerekçe üzerindeki anlaşmadan ayırır ve özeti grubun önünde sınatır. Kendi görüşünü, isterse, özetten sonra ve açıkça kendi görüşü olarak söyleyebilir. Açık kalan sorular, bir sonraki tartışmanın sorusunu verir.
Açık kalan sorular
Özet sınaması, her katılımcıya özetin kendi görüşünü yansıtıp yansıtmadığını sorar. Ama bir katılımcı, grubun önünde "hayır" demekten çekinebilir; Tolga'nın temkinli sesi bunun bir örneğiydi. Özet sınaması, sözlü değil yazılı yapılsa ya da toplantıdan sonra katılımcılara ayrı ayrı sorulsa, sessizliğin onay sayılması daha güvenilir biçimde önlenebilir mi?
Sunstein, kuramsız anlaşmaları çoğulcu bir toplumda birlikte yaşamanın bir aracı saydı. Ama bir felsefi tartışma grubu, bir mahkeme ya da bir meclis değildir; amacı birlikte hareket etmek değil, anlamaktır. Bir felsefi tartışmada kuramsız bir anlaşma, bir kazanım mı, yoksa henüz yapılmamış bir tartışmanın işareti mi?
Lakhes'teki Sokrates, bir sonuca varılamadığını söyleyip araştırmayı sürdürmeyi önerdi. Ama bir grup, her dizinin sonunda bir sonraki diziyi açarsa, hiçbir soruyu kapatmadan sonsuza dek sürebilir. Bir felsefi tartışmanın bir soruyu gerçekten kapattığını, yani o soruda bir sonuca vardığını ne zaman söyleyebiliriz?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKendi sonucunu grubun sonucu gibi sunmak.
Yöneticinin tartışmanın sonunda kendi vardığı sonucu "şunu gösterdik" diye sunması, sessiz üyelerin kuşkularını bastırır ve bir oybirliği görüntüsü üretir. Yönetici, kendi sonucunu özetin dışında tutar ve isterse ayrıca söyler.
Yaygın yanlışÖzeti tutanağa çevirmek.
Tartışmanın sonunda kimin ne söylediğini sırayla aktarmak, her şeyi kaydeder ama hiçbir şeyi ayırmaz. Özet, anlaşılan, ayrılınan ve açık kalan noktaları ayrı sütunlara yazar.
Yaygın yanlışSonuç ile gerekçeyi aynı satıra yazmak.
Grubun bir sonuç üzerinde anlaştığını yazıp o sonucun gerekçesi üzerindeki ayrılığı yazmamak, bir kuramsız anlaşmayı tam bir anlaşma gibi gösterir. Sonuç üzerindeki anlaşma ile gerekçe üzerindeki ayrılık, ayrı satırlara yazılır.
Yaygın yanlışSessizliği onay saymak.
Özeti söyledikten sonra kimse itiraz etmediği için özetin doğru olduğunu varsaymak, konuşmaktan çekinen katılımcıların görüşlerini gözden kaçırır. Özet, her katılımcıya, özellikle az konuşanlara sorularak sınanır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir tartışmanın sonundaki özet, tartışmanın kendisinden daha kalıcıdır ve yöneticinin kendi sonucunu grubun sonucu gibi sunması ya da tartışmanın dağınıklığını özetin dağınıklığıyla sürdürmesi, grubun tartışmadan elinde ne kaldığını bilmesini engeller.
Janis sessizliğin onay sayılmasının ve liderin kendi tercihini açıklamasının bir oybirliği görüntüsü ürettiğini, Sunstein bir sonuç üzerindeki anlaşmanın o sonucun gerekçesi üzerindeki anlaşmadan ayrı olabileceğini, Lakhes'teki Sokrates ise bir sonuca varılamadığını söyleyen bir özetin bir sonraki buluşmanın nedeni olabileceğini gösterdi.
Sonuçlar dört adımla özetlenir: kendi sonucunu kenara koymak, anlaşılan, ayrılınan ve açık kalan noktaları ayrı sütunlara yazmak, özeti gruba sınatmak ve açık kalan sorulardan bir sonraki adımı çıkarmak.
Yöneticinin görüşünü söylemesinin dürüstlük olduğu, üç sütunun tartışmayı bir tabloya indirgediği ve anlaşmazlığı özetlemenin onu kalıcılaştırdığı itirazları, dürüstlüğün görüşü özetten ayırmakla korunduğunu, özetin tartışmanın yerini değil yapısını gösterdiğini ve yazılan bir ayrılığın çoğu zaman daraldığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir tartışmanın sonuçlarını özetlemek, tartışmayı bir hükümle kapatmak değil, grubun nerede birleşip nerede ayrıldığını gösterip bir sonraki soruyu açmaktır.
Sonraki derse köprü
Grubun üç sütunlu özeti, üçüncü sütunda bir kavram bıraktı: on altı toplantı boyunca kullanılan ama hiç tanımlanmayan hak etme kavramı. Ece'nin Lakhes'ten çıkardığı ders, grubun bir sonraki sorusunu da belirledi: hak etme kavramı, hangi koşullarda doğru biçimde uygulanır? Ama bu soru, şimdiye kadar yapılan tartışmalardan farklı türden bir iş istiyor. Bir kavramın ne anlama geldiğini bulmak için, onun uygulandığı ve uygulanmadığı durumları toplamak, bu durumları ayıran özelliği aramak ve bulunan her tanımı bir karşı örnekle sınamak gerekiyor.
Bu iş, bir diyalog ya da bir tartışma becerisi değil, bir yöntemdir. Felsefe, tarihi boyunca kavramların anlamını araştırmak için farklı yöntemler geliştirmiştir ve bu yöntemlerin her biri, bir kavrama farklı bir yerden yaklaşır.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Kavramsal analiz dersi, bir kavramın ne anlama geldiğini, onun doğru biçimde uygulandığı ve uygulanmadığı durumlardan yola çıkarak nasıl çözümleyebileceğimizi, bir kavramı çözümlemenin onu tanımlamaktan nasıl farklı olduğunu ve bu yöntemin felsefi bir soruya nasıl bir cevap verebileceğini soruyor.