Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir felsefi tartışmada kişisel bir saldırı, bir sapmadan farklı olarak konuşmanın kendisini tehdit eder, bir karşılık doğurur ve saldıran ile saldırıya uğrayanın ötesinde masadaki herkesi etkiler.
Andersson ile Pearson kabalığın bir sarmal içinde büyüdüğünü ve en kolay ilk adımında durdurulduğunu, Erskine May'in derlediği usul kuralları sertliğin kişilere değil görüşlere yönelmesi gerektiğini ve saldırana sözünü geri alma fırsatı tanınmasını, Plutarkhos ise öfkenin sözle beslendiğini ve bir duraklamanın onu durdurabileceğini gösterdi.
Bir saldırı dört adımla durdurulur: müdahale eşiğini tanımak, sözü kişiyi değil davranışı adlandırarak durdurmak, iki tarafa eşit mesafede durmak ve saldırının içindeki meşru itirazı tartışmaya geri taşımak.
Müdahalenin tartışmayı yapaylaştırdığı, sert sözün bazen hak edildiği ve müdahalenin saldıranı koruduğu itirazları, müdahale eşiğinin keskinliği değil keskinliğin yöneldiği yeri koruduğunu, tartışma biçimine dair bir sorunun tartışmanın dışında ele alınacağını ve itirazı geri taşımanın saldıranı değil itirazın dinlenebilirliğini koruduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir saldırıyı durdurmak, saldıranı susturmak değil, onun itirazını kişiden ayırıp masaya geri koymaktır.
Açılış sahnesi
On beşinci toplantıda Kerem, Tolga'nın bir iddiasının dayanak menzilini aştığını üçüncü kez gösteriyor ve cümlesini şöyle bitiriyor: "Sen zaten hiçbir şeyi okumadan konuşuyorsun." Tolga susuyor. Barış, Kerem'e dönüyor: "Asıl sen, herkesi küçümsemeden tek bir cümle kuramıyorsun." Kerem, Barış'ın hukuk öğrencisi olduğunu ve felsefeyi "bir ders gibi ezberlediğini" söylüyor. Birkaç saniye içinde masadaki hava değişiyor. Defne telefonuna bakıyor, Ece sandalyesinde geriye yaslanıyor.
Mert donup kalıyor. Kimin haklı olduğunu düşünmeye çalışıyor, ama kimin haklı olduğunun artık önemli olmadığını da seziyor: tartışma, hak etme kavramından kimin ne okuduğuna kaymış ve her yeni cümle bir öncekinden daha sert. Sonunda Mert, "Arkadaşlar, lütfen" diyor; kimse onu duymuyor. Toplantı erken dağılıyor. Tolga, sonraki toplantıya gelip gelmeyeceğini bilmediğini söylüyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Diyalog ve Tartışma kursunda, bir felsefi tartışmayı yöneten kişinin, bir katılımcının bir başkasına yönelttiği kişisel bir saldırıya ne zaman ve nasıl müdahale etmesi gerektiğini, saldırıyı durdururken saldıranı da tartışmanın dışına itmemenin yolunu ve saldırıdan sonra tartışmanın sorusuna nasıl dönülebileceğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersi yakın derslerden ayıralım. Felsefeye Giriş programında kişiye yönelmeyi, yani bir görüşü reddederken görüşün içeriğine değil onu savunan kişiye yönelmeyi tanıdık. Bu kursun kişi ve görüş ayrımı dersi, bir katılımcının kendi itirazı kişiye kaydığında onu bir onarım cümlesiyle nasıl geri çekebileceğini gösterdi. O ders, katılımcının kendisine bakıyordu. Bu ders, yöneticiye bakıyor: saldıran kişi kendi sözünü onarmıyorsa ve saldırı bir karşılık doğurmuşsa, masanın başındaki kişi ne yapar?
Sonra üç kaynağa bakacağız. Lynne Andersson ile Christine Pearson, iş yerlerindeki kabalığın nasıl bir sarmal içinde büyüdüğünü betimlerler. İngiliz Avam Kamarası'nın usul kurallarını derleyen Erskine May'in eseri, meclis başkanının üyeler arasındaki kişisel saldırıları nasıl durdurduğunu anlatır. Plutarkhos ise öfkenin denetlenmesi üzerine yazdığı denemede, öfkenin başlangıcında onu beslememenin önemini vurgular.
Ardından üç itirazı tartacağız: yöneticinin müdahalesinin tartışmayı yapaylaştırdığı, sert sözün bazen hak edilmiş olduğu ve müdahalenin saldırıya uğrayanı değil saldıranı koruduğu itirazları.
Sonda, bir felsefi tartışmada bir saldırıyı durdurmanın dört adımını göstereceğiz: müdahale eşiğini tanımak, sözü kişiyi değil davranışı adlandırarak durdurmak, iki tarafa eşit mesafede durmak ve saldırının içindeki meşru itirazı tartışmanın sorusuna geri taşımak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir felsefi tartışmayı yöneten kişi, bir katılımcının bir başkasına yönelttiği kişisel bir saldırıya ne zaman ve nasıl müdahale etmeli, saldırıyı durdururken saldıranı tartışmanın dışına itmemeyi nasıl başarmalı ve saldırıdan sonra tartışmanın sorusuna nasıl dönmeli?
Ölçülü iddiam şu: bir tartışmada kişisel bir saldırı, tek başına kalmaz; bir karşılık doğurur ve her karşılık bir öncekinden sert olmaya eğilimlidir; bu yüzden yöneticinin müdahalesi, saldırının ilk cümlesinde, karşılık gelmeden önce yapıldığında en etkilidir; müdahale, saldıranı değil sözü adlandırmalı, iki tarafa da aynı mesafede durmalı ve saldırının içinde çoğu zaman bulunan meşru bir itirazı, kişisel kısmından ayırarak tartışmanın sorusuna geri taşımalıdır; böyle bir müdahale saldıranı dışlamaz, çünkü ona itirazının kendisini değil, yalnızca itirazın kişiye yönelen biçimini bırakmasını söyler.
Sıfır noktası
Bir tartışmada kişisel bir saldırı, bir sapmadan farklı bir şey yapar. Sapma, konuşmayı başka bir konuya taşır; saldırı ise konuşmanın kendisini tehdit eder. Kerem'in cümlesinden sonra, tartışma hak etme kavramından bir başka konuya geçmedi; tartışma, bir tartışma olmaktan çıktı.
Saldırının ikinci özelliği, yayılmasıdır. Saldırıya uğrayan kişi, iki şeyden birini yapar: susar ya da karşılık verir. Tolga sustu; Barış karşılık verdi. İki tepki de tartışmayı bozar. Susan kişi, tartışmadan çekilir ve bir sonraki toplantıya gelmeyebilir. Karşılık veren kişi ise saldırıyı bir alışverişe çevirir ve bu alışverişin her adımı bir öncekinden serttir.
Üçüncü özelliği, çevreyi etkilemesidir. Defne'nin telefonuna bakması ve Ece'nin geriye yaslanması, saldırının yalnızca iki kişiyi değil, masadaki herkesi etkilediğini gösteriyordu. Bir saldırıya tanıklık eden katılımcılar, bir sonraki katkılarında daha temkinli, daha kısa ve daha az cesur konuşur.
Görüşler ve pozisyonlar
Bir felsefi tartışmada kişisel bir saldırıya yöneticinin nasıl yaklaşması gerektiği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, müdahalesizlik görüşüdür. Buna göre yetişkinlerden oluşan bir felsefi tartışmada, yönetici katılımcıların birbirine nasıl konuştuğuna karışmamalıdır. Sert sözler, felsefi tartışmanın bir parçasıdır ve katılımcılar bunlarla kendi başlarına baş etmeyi öğrenmelidir. Yöneticinin müdahalesi, katılımcılara çocuk gibi davranmak olur.
İkinci görüş, sıfır tolerans görüşüdür. Buna göre bir katılımcı bir başkasına kişisel bir saldırıda bulunduğunda, yönetici onu hemen ve kesin biçimde durdurmalı, gerekirse tartışmadan çıkarmalıdır. Saldırı, tartışmanın güvenliğini bozar ve saldıranın tartışmada kalması, ötekilere saldırının bedelsiz olduğunu gösterir.
Üçüncü görüş, ayrıştırıcı müdahale görüşüdür. Buna göre yönetici, saldırının ilk cümlesinde müdahale eder, ama saldıranı değil sözü adlandırır ve saldırının içinde bulunan meşru bir itirazı, kişisel kısmından ayırarak tartışmaya geri taşır. Saldıran kişi tartışmada kalır; bıraktığı şey, itirazı değil, itirazın kişiye yönelen biçimidir.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, katılımcıların sert sözlerle baş etmeyi öğrenmesinin değerini doğru görür, ama kabalık sarmalının iki kişi arasında kalmadığını ve masadaki herkesi susturabileceğini göz ardı eder. İkinci görüş, saldırının tartışmanın güvenliğini bozduğunu doğru görür, ama saldırının çoğu zaman meşru bir itirazı taşıdığını ve saldıranı dışlamanın, o itirazı da tartışmadan çıkardığını hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir felsefi tartışmada bir saldırıyı durdurmak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, müdahale eşiğini tanımaktır. Yönetici, bir itirazın kişiye kaydığı ilk cümleyi fark eder: itirazın öznesi bir iddiadan bir kişiye, "senin iddian" dan "sen" e geçtiğinde, eşik aşılmıştır. Yönetici, karşılık gelmesini beklemeden, bu ilk cümlede müdahale eder.
İkinci adım, sözü kişiyi değil davranışı adlandırarak durdurmaktır. Yönetici, "Kerem, kaba davranıyorsun" demez; "Bu son cümle, Tolga'nın iddiasına değil, Tolga'ya yöneliyor" der. Davranışı adlandırmak, saldıranı bir kişi olarak yargılamaz ve ona sözünü geri çekmek için bir yol bırakır.
Üçüncü adım, iki tarafa eşit mesafede durmaktır. Yönetici, saldırıya bir karşılık gelmişse, iki sözü de aynı biçimde adlandırır. Yalnızca birini durdurursa, öteki taraf yöneticinin taraf tuttuğunu düşünür ve sarmal yöneticiye yönelir.
Dördüncü adım, saldırının içindeki meşru itirazı tartışmanın sorusuna geri taşımaktır. Yönetici, saldırının kişisel kısmını durdurduktan sonra, varsa, onun taşıdığı itirazı adlandırır ve tartışmaya geri koyar: "Kerem'in itirazı şu: bu iddia, dayanağının gösterebileceğinden fazlasını söylüyor. Tolga, buna ne dersin?" Bu adım, saldıranın itirazının dinlendiğini ve tartışmanın kaldığı yerden sürdüğünü gösterir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Saldırıyı durdurmayı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir felsefi tartışmada kişisel bir saldırı, bir kabalık sarmalının ilk adımıdır ve yöneticinin müdahalesi, bu ilk adımda en etkilidir. Yönetici, müdahale eşiğini, yani bir itirazın öznesinin bir iddiadan bir kişiye geçtiği ilk cümleyi tanır, sözü kişiyi değil davranışı adlandırarak durdurur, bir karşılık gelmişse iki tarafa eşit mesafede durur ve saldırının içindeki meşru itirazı tartışmaya geri taşır. Gerekirse bir soğuma arası verir. Saldırıya uğrayanla toplantıdan sonra kısa bir konuşma, müdahalenin tamamlayıcısıdır.
Açık kalan sorular
Müdahale eşiği, bir itirazın öznesinin bir iddiadan bir kişiye geçtiği an olarak tanımlandı. Ama bazı itirazlar, bir kişinin tartışma biçimine, örneğin bir kaynağı sürekli yanlış okumasına yönelir ve bu biçim, o kişinin iddialarından ayrılamaz. Böyle bir itiraz, eşiğin altında mı, üstünde mi kalır?
Erskine May'in anlattığı kurallar, yüzyıllar içinde bir meclisin kendi deneyiminden doğdu. Bir felsefi tartışma grubu, bu tür kuralları önceden mi koymalı, yoksa ilk saldırıdan sonra, deneyimden mi çıkarmalı? Önceden konan kurallar, henüz yaşanmamış sorunlara karşı bir güvence mi, yoksa grubun kendi dilini bulmasını engelleyen bir kalıp mı?
Yönetici, iki tarafa eşit mesafede durmalıdır. Ama bir saldırıda, bir taraf ilk saldıran, öteki karşılık verendir. Eşit mesafe, bu farkı görmezden gelmek anlamına mı gelir, ve saldırıya uğrayıp karşılık veren kişiye, ilk saldıranla aynı biçimde davranmak adil midir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKarşılığı beklemek.
Bir saldırıdan sonra, saldırıya uğrayanın kendi başına karşılık vermesini ya da susmasını beklemek, kabalık sarmalının büyümesine izin verir. Yönetici, müdahale eşiğinin aşıldığı ilk cümlede araya girer.
Yaygın yanlışKişiyi yargılamak.
Bir saldırıyı, "kabasın" ya da "saygısızlık ediyorsun" gibi saldıranın kişiliğini yargılayan sözlerle durdurmak, yöneticinin kendisini de sarmalın bir parçası yapar. Kişi değil, sözün yöneldiği yer adlandırılır.
Yaygın yanlışYalnızca bir tarafı durdurmak.
Bir saldırıya karşılık gelmişken, yalnızca ilk saldıranı ya da yalnızca karşılık vereni durdurmak, öteki tarafa yöneticinin taraf tuttuğunu düşündürür. Karşılık gelmişse, iki söz de aynı biçimde adlandırılır.
Yaygın yanlışİtirazı saldırıyla birlikte atmak.
Bir saldırıyı durdururken, saldırının taşıdığı meşru itirazı da tartışmadan çıkarmak, saldıranı dışlar ve tartışmanın bir katkısını kaybettirir. İtiraz, kişisel kısmından ayrılarak tartışmaya geri taşınır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir felsefi tartışmada kişisel bir saldırı, bir sapmadan farklı olarak konuşmanın kendisini tehdit eder, bir karşılık doğurur ve saldıran ile saldırıya uğrayanın ötesinde masadaki herkesi etkiler.
Andersson ile Pearson kabalığın bir sarmal içinde büyüdüğünü ve en kolay ilk adımında durdurulduğunu, Erskine May'in derlediği usul kuralları sertliğin kişilere değil görüşlere yönelmesi gerektiğini ve saldırana sözünü geri alma fırsatı tanınmasını, Plutarkhos ise öfkenin sözle beslendiğini ve bir duraklamanın onu durdurabileceğini gösterdi.
Bir saldırı dört adımla durdurulur: müdahale eşiğini tanımak, sözü kişiyi değil davranışı adlandırarak durdurmak, iki tarafa eşit mesafede durmak ve saldırının içindeki meşru itirazı tartışmaya geri taşımak.
Müdahalenin tartışmayı yapaylaştırdığı, sert sözün bazen hak edildiği ve müdahalenin saldıranı koruduğu itirazları, müdahale eşiğinin keskinliği değil keskinliğin yöneldiği yeri koruduğunu, tartışma biçimine dair bir sorunun tartışmanın dışında ele alınacağını ve itirazı geri taşımanın saldıranı değil itirazın dinlenebilirliğini koruduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir saldırıyı durdurmak, saldıranı susturmak değil, onun itirazını kişiden ayırıp masaya geri koymaktır.
Sonraki derse köprü
On altıncı toplantı, grubun bağdaşırcılık üzerine yaptığı toplantı dizisinin sonuncusu. Kerem ve Tolga yeniden tartışabiliyor, Barış hukuktaki sorumluluğun belirlenimciliği sormadan işlediğini göstermiş, Defne vakalarının sezgiye nasıl yön verdiğini, Ece de tezinin nasıl bağdaşırcı bir teze dönüştüğünü anlatmış. Toplantının sonunda Ece, Mert'e soruyor: "Peki, sonuçta ne bulduk?" Mert cevap vermeye başlıyor ve kendi vardığı sonucu söylemek üzere olduğunu fark ediyor: kendisi, hak etme kavramının belirlenimci bir dünyada anlamını koruduğuna ikna olmuştu. Ama grubun geri kalanı buna ikna olmamıştı.
Bir tartışmayı yöneten kişinin son işi, tartışmanın nereye vardığını söylemektir. Ama bu iş, kendi vardığı sonucu grubun sonucu gibi sunmaya çok yakındır. Grubun üzerinde anlaştığı şeyler, anlaşamadığı şeyler ve hiç ele alamadığı sorular, farklı biçimlerde özetlenmelidir.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Sonuçları özetleme dersi, bir felsefi tartışmayı yöneten kişinin, tartışmanın sonunda grubun nereye vardığını kendi görüşünü katmadan nasıl özetleyeceğini, anlaşılan, anlaşılamayan ve açık kalan noktaları nasıl birbirinden ayıracağını ve bir özetin tartışmanın bir sonraki adımını nasıl hazırlayabileceğini soruyor.