İçeriğe geç

P01-D06-M03-03·Sözlü savunma

Belirsizliği kabul etme

temel3.155 kelime≈ 21 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir sözlü savunmada bir sorunun cevabını bilmemek, bir cevap uydurmaktan çok daha az zarar verir, çünkü uydurma bir cevap ilk karşı örnekte çöker ve jürinin konuşmacının öteki cevaplarına olan güvenini de sarsar.

Feynman'ın kargo kült bilimi konuşması kendi çalışmanın zayıflıklarını göstermenin bilimsel dürüstlüğün bir gereği olduğunu, Karmarkar ile Tormala'nın çalışması bilgili bir konuşmacının belirsizliğinin çoğu zaman bir güvenilirlik işareti olduğunu, Russell'ın liberal on emri ise hiçbir şeyden tümüyle emin olmamanın görüş sahibi olmayı engellemediğini gösterdi.

Belirsizlik dört adımla kabul edilir: bilinmeyeni bilinenden ayırmak, bilmiyorum cümlesini sınırlı bir cümle olarak kurmak, belirsizliğin tez çekirdeğine mi çevresine mi dokunduğunu söylemek ve belirsizliğin nasıl giderilebileceğine dair bir yol önermek.

Bilmiyorum demenin yetersizlik izlenimi verdiği, belirsizliği kabul etmenin tezi zayıflattığı ve bunun bir tembellik olduğu itirazları, sınırlı bir bilmiyorumun güvenilirlik kaynağı olduğunu, belirsizliği gizlemenin tezi değil yalnızca zayıflığı sakladığını ve sınırlı kabulün bir araştırmanın bir sonraki adımını önerdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir sözlü savunmada belirsizliği kabul etmek, bir yenilgiyi itiraf etmek değil, tezinin nerede sağlam, nerede açık olduğunu jüriden önce kendin söylemektir.

Açılış sahnesi

Kerem, jüri denemesinde ikinci sorusunu soruyor: "Ayrımın sınırı nerede? Önceden göstermenin belirlemeye dönüştüğü bir durum var mı?" Ece bu soru üzerinde düşünüyor. Yazısının sonuç paragrafında tam da bu noktayı açık bir soru olarak bırakmıştı: bazı durumlarda gösteren ile belirleyen aynı şey olabilirdi ve Widerker'in savunucusu Frankfurt örneğinin böyle bir durum olduğunu söyleyebilirdi. Ece'nin bu soruya bir cevabı yoktu.

Ama bir jüri önünde, iki dakikalık sunumundan hemen sonra "bilmiyorum" demek Ece'ye bir yenilgi gibi geliyor. Bir cevap uydurmaya başlıyor: belirleyenin her zaman bir neden olması gerektiğini, gösterenin ise hiçbir zaman neden olmadığını, bu yüzden ikisinin hiçbir zaman çakışmadığını söylüyor. Kerem hemen bir karşı örnek getiriyor: bir kişinin kendi kararı, hem o kararın olacağını gösterir hem de onu belirler. Ece'nin uydurduğu cevap, ilk karşı örnekte çöküyor ve bu kez Ece yalnızca soruyu değil, uydurduğu cevabı da savunmak zorunda kalıyor. Deneme bittikten sonra Mert, Ece'ye sorunun kendisinin zor olmadığını, ama Ece'nin bilmediği bir şeyi bilir gibi yapmasının onu savunmasız bıraktığını söylüyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Diyalog ve Tartışma kursunda, bir sözlü savunmada bir sorunun cevabını bilmediğimizde ne yapacağımızı, "bilmiyorum" demenin nasıl bir güvenilirlik kaynağı olabileceğini ve bir belirsizliği kabul ederken tezimizi nasıl koruyabileceğimizi soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersi daha önceki derslerden ayıralım. P00'da gerekçeli belirsizliği, yani bir konuda hüküm verememeyi ve bunun sebebini gösterebilmeyi tanımladık. Aynı düzeyde entelektüel tevazuyu, kişinin kendi bilgisinin sınırını doğru kestirmesini ve itiraf maliyetini, yani kişinin kendi görüşünü değiştirdiğini başkalarının önünde söylemenin bedelini gördük. Bu kavramlar bu derste yeniden tanımlanmıyor. Bu ders onları bir sözlü savunmanın anına taşıyor: bir jüri, bir karşı taraf ya da bir dinleyici önünde, bir sorunun cevabını bilmediğimizi fark ettiğimiz o birkaç saniyede ne yaparız?

Sonra üç kaynağa bakacağız. Fizikçi Richard Feynman, 1974'te bir mezuniyet konuşmasında, bilimsel dürüstlüğün, kendi çalışmanın neden yanlış olabileceğini göstermek için geriye doğru eğilmeyi gerektirdiğini söyler. Pazarlama araştırmacıları Uma Karmarkar ile Zakary Tormala, bir uzmanın belirsizliğini dile getirmesinin, onu dinleyenleri daha az değil, çoğu zaman daha çok ikna ettiğini deneysel olarak gösterir. Bertrand Russell ise 1951'de yazdığı liberal bir öğütler listesinin ilk maddesinde, hiçbir şeyden tümüyle emin olmamayı önerir.

Ardından üç itirazı tartacağız: "bilmiyorum" demenin bir jüri önünde bir yetersizlik izlenimi verdiği, bir belirsizliği kabul etmenin tezin kendisini zayıflattığı ve her soruya bir cevap bulunabileceği için belirsizliği kabul etmenin bir tembellik olduğu itirazları.

Sonda, bir sözlü savunmada belirsizliği kabul etmenin dört adımını göstereceğiz: bilinmeyeni bilinenden ayırmak, "bilmiyorum" cümlesini sınırlı bir cümle olarak kurmak, tezin çekirdeğinin bu belirsizlikten etkilenip etkilenmediğini söylemek ve belirsizliğin nasıl giderilebileceğine dair bir yol önermek.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir sözlü savunmada bir sorunun cevabını bilmediğimizde ne yaparız, "bilmiyorum" demek nasıl bir güvenilirlik kaynağı olabilir ve bir belirsizliği kabul ederken tezimizi nasıl koruruz?

Ölçülü iddiam şu: bir sözlü savunmada bir sorunun cevabını bilmemek, bir cevap uydurmaktan çok daha az zarar verir, çünkü uydurulan bir cevap, Ece'nin cevabında olduğu gibi, ilk karşı örnekte çöker ve konuşmacıyı bilmediği bir şeyi savunmak zorunda bırakır, ve iyi bir "bilmiyorum", neyin bilinmediğini neyin bilindiğinden ayıran, tezin çekirdeğinin bu belirsizlikten etkilenip etkilenmediğini söyleyen ve belirsizliğin nasıl giderilebileceğine dair bir yol öneren sınırlı bir cümledir, ve böyle bir cümle, konuşmacının kendi bilgisinin sınırını bildiğini göstererek, onun bildiğini söylediği şeylere olan güveni artırır.

Sıfır noktası

Bir sözlü savunmada konuşmacı, cevabını bilmediği bir soruyla karşılaştığında iki yöne çekilir. Bir yandan dürüst olmak ve bilmediğini söylemek ister. Öte yandan, bir jüri önünde bilmediğini söylemenin bir yetersizlik olarak görüleceğinden çekinir ve bir cevap bulmaya zorlar kendini. Bu ikinci çekim, çoğu zaman bir uydurma cevaba yol açar: konuşmacı, o anda aklına gelen ve makul görünen bir şey söyler ve onu bir cevapmış gibi sunar.

Ece'nin cevabı böyleydi. Ece, gösteren ile belirleyenin hiçbir zaman çakışmadığını daha önce hiç düşünmemişti; bu cümle, Kerem'in sorusunun baskısı altında o anda ortaya çıkmıştı. Cümle ilk bakışta makul görünüyordu, ama Ece onu sınamamıştı. Kerem'in karşı örneği, yani bir kişinin kendi kararının hem o kararın olacağını gösterdiği hem de onu belirlediği durum, cümleyi hemen çürüttü. Ve Ece, artık yalnızca Kerem'in sorusuyla değil, kendi uydurduğu cevabın çöküşüyle de uğraşmak zorunda kaldı.

Uydurma bir cevabın bedeli yalnızca o cevabın çökmesi değildir. Jüri, konuşmacının bir soruya uydurma bir cevap verdiğini fark ettiğinde, onun öteki cevaplarından da kuşkulanmaya başlar: konuşmacı bir yerde bilmediği bir şeyi bilir gibi yaptıysa, başka yerlerde de yapmış olabilir. Oysa bilmediğini açıkça söyleyen bir konuşmacı, bildiğini söylediği şeylerin gerçekten bildiği şeyler olduğuna dair jüriye bir güvence verir.

Görüşler ve pozisyonlar

Bir sözlü savunmada bilinmeyen bir soruyla karşılaşıldığında ne yapılması gerektiği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, her zaman cevap görüşüdür. Buna göre bir jüri önünde "bilmiyorum" demek, konuşmacının hazırlıksız olduğunu gösterir ve kaçınılmalıdır. Konuşmacı, bir sorunun cevabını tam olarak bilmese bile, en makul görünen cevabı vermeli ve onu savunmalıdır; jüri, bir cevabı olan bir konuşmacıyı, cevabı olmayan birine tercih eder.

İkinci görüş, çıplak kabul görüşüdür. Buna göre bir konuşmacı bir sorunun cevabını bilmiyorsa, bunu kısaca söylemeli ve bir sonraki soruya geçmelidir. "Bilmiyorum" demek dürüsttür ve daha fazla açıklama, konuşmacının bilmediğini gizlemeye çalıştığı izlenimini verir.

Üçüncü görüş, sınırlı kabul görüşüdür. Buna göre bir konuşmacı bir sorunun cevabını bilmiyorsa, bunu açıkça söyler, ama "bilmiyorum" cümlesini sınırlı bir cümle olarak kurar: neyi bilmediğini neyi bildiğinden ayırır, tezinin çekirdeğinin bu belirsizlikten etkilenip etkilenmediğini söyler ve belirsizliğin nasıl giderilebileceğine dair bir yol önerir.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bir jürinin bir konuşmacıdan cevap beklediğini doğru görür, ama Ece'nin ilk denemesinde olduğu gibi, uydurulan bir cevabın konuşmacıya bilmemekten çok daha fazla zarar verdiğini göz ardı eder. İkinci görüş, dürüstlüğün değerini doğru görür, ama çıplak bir "bilmiyorum"un jüriye neyin bilinmediğini ve bunun tez için ne anlama geldiğini söylemediğini hesaba katmaz.

Argümanın yapısı

Bir sözlü savunmada belirsizliği kabul etmek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, bilinmeyeni bilinenden ayırmaktır. Konuşmacı, bir sorunun cevabını bilmediğini fark ettiğinde, önce sorunun hangi kısmını bildiğini ve hangi kısmını bilmediğini kendine sorar. Bir soru çoğu zaman tümüyle bilinmez değildir: Ece, hava tahmini örneğinde gösteren ile belirleyenin ayrı olduğunu biliyordu; yalnızca Frankfurt örneğinde de ayrı olup olmadıklarını bilmiyordu.

İkinci adım, "bilmiyorum" cümlesini sınırlı bir cümle olarak kurmaktır. Konuşmacı, "bilmiyorum" demek yerine, tam olarak neyi bilmediğini söyler: "Şunu biliyorum, ama şunu bilmiyorum." Bu sınırlı cümle, jüriye konuşmacının bilgisinin sınırını gösterir ve jürinin bir sonraki sorusunu tam o sınıra yöneltir.

Üçüncü adım, tezin çekirdeğinin bu belirsizlikten etkilenip etkilenmediğini söylemektir. Her belirsizlik, tezi aynı ölçüde etkilemez. Bazı belirsizlikler tezin çevresinde durur: tezin bir uygulamasıyla ya da bir sınır durumuyla ilgilidir. Bazıları ise tezin çekirdeğine dokunur: tezin dayandığı bir öncülü ya da ayrımı sorgular. Konuşmacı, belirsizliğin hangisi olduğunu söyler: "Bu belirsizlik, tezimin bir uygulamasıyla ilgili; tezin kendisi bundan etkilenmiyor" ya da "Bu belirsizlik tezimin dayandığı ayrıma dokunuyor; burada tezim açık bir soruya bağlı."

Dördüncü adım, belirsizliğin nasıl giderilebileceğine dair bir yol önermektir. Konuşmacı, bilmediği şeyi nasıl öğrenebileceğini, hangi kaynağa bakacağını ya da hangi soruyu sormak gerektiğini söyler. Bu, belirsizliği bir son değil, bir araştırmanın bir sonraki adımı olarak sunar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Belirsizliği kabul etmeyi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir sözlü savunmada bir sorunun cevabını bilmemek, bir cevap uydurmaktan çok daha az zarar verir. İyi bir bilmiyorum, sınırlı bir cümledir: neyin bilinmediğini neyin bilindiğinden ayırır, belirsizliğin tez çekirdeğine mi yoksa çevresine mi dokunduğunu söyler ve belirsizliğin nasıl giderilebileceğine dair bir yol önerir. Böyle bir cümle, konuşmacının kendi bilgisinin sınırını bildiğini göstererek, onun bildiğini söylediği şeylere olan güveni artırır.

Açık kalan sorular

Bir konuşmacı, bir sorunun cevabını bilmediğini fark ettiğinde, bunun gerçekten bilmemekten mi, yoksa o anki bir paniğin kendisini bildiği bir şeyi hatırlamaktan alıkoymasından mı geldiğini nasıl ayırt edebilir? Ece'nin ilk sorudaki donması ile ikinci sorudaki bilmezliği aynı şey miydi?

Karmarkar ile Tormala'nın bulgusu, belirsizliğin yalnızca bilgili sayılan kaynaklar için bir güvenilirlik işareti olduğunu gösterdi. Bir öğrenci, bir jüri önünde bilgili sayılır mı? Bir öğrencinin belirsizliği, bir öğretim üyesininkiyle aynı biçimde mi karşılanır?

Russell hiçbir şeyden tümüyle emin olmamayı önerdi. Ama bir tez savunan kişi, tezinden emin olmalı değil midir? Bir kişi hem bir tezi savunup hem de ondan tümüyle emin olmayabilir mi, ve bu, bir tutarsızlık mıdır?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışBir cevap uydurmak.
Doğrusu

Cevabı bilinmeyen bir soruya, o anda aklına gelen ve sınanmamış bir cümleyle cevap vermek, ilk karşı örnekte çöken ve konuşmacıyı savunmasız bırakan bir uydurma cevap üretir. Bilinmeyen bilinmediği söylenir.

Yaygın yanlışÇıplak bir bilmiyorum demek.
Doğrusu

Yalnızca "bilmiyorum" deyip bir sonraki soruya geçmek, jüriye neyin bilinmediğini ve bunun tez için ne anlama geldiğini söylemez. Bilmiyorum, sınırlı bir cümle olarak kurulur.

Yaygın yanlışBelirsizliğin tez çekirdeğine dokunduğunu gizlemek.
Doğrusu

Tezin çekirdeğine dokunan bir belirsizliği, çevresindeymiş gibi sunmak, jüri bunu fark ettiğinde tezin geri kalanına olan güveni sarsar. Belirsizliğin tezin neresine dokunduğu açıkça söylenir.

Yaygın yanlışBelirsizliği bir son olarak sunmak.
Doğrusu

Bir belirsizliği kabul edip hiçbir yol önermemek, onu bir tembellik gibi gösterir. Belirsizliğin nasıl giderilebileceğine dair bir kaynak, bir test ya da bir soru önerilir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir sözlü savunmada bir sorunun cevabını bilmemek, bir cevap uydurmaktan çok daha az zarar verir, çünkü uydurma bir cevap ilk karşı örnekte çöker ve jürinin konuşmacının öteki cevaplarına olan güvenini de sarsar.

Feynman'ın kargo kült bilimi konuşması kendi çalışmanın zayıflıklarını göstermenin bilimsel dürüstlüğün bir gereği olduğunu, Karmarkar ile Tormala'nın çalışması bilgili bir konuşmacının belirsizliğinin çoğu zaman bir güvenilirlik işareti olduğunu, Russell'ın liberal on emri ise hiçbir şeyden tümüyle emin olmamanın görüş sahibi olmayı engellemediğini gösterdi.

Belirsizlik dört adımla kabul edilir: bilinmeyeni bilinenden ayırmak, bilmiyorum cümlesini sınırlı bir cümle olarak kurmak, belirsizliğin tez çekirdeğine mi çevresine mi dokunduğunu söylemek ve belirsizliğin nasıl giderilebileceğine dair bir yol önermek.

Bilmiyorum demenin yetersizlik izlenimi verdiği, belirsizliği kabul etmenin tezi zayıflattığı ve bunun bir tembellik olduğu itirazları, sınırlı bir bilmiyorumun güvenilirlik kaynağı olduğunu, belirsizliği gizlemenin tezi değil yalnızca zayıflığı sakladığını ve sınırlı kabulün bir araştırmanın bir sonraki adımını önerdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir sözlü savunmada belirsizliği kabul etmek, bir yenilgiyi itiraf etmek değil, tezinin nerede sağlam, nerede açık olduğunu jüriden önce kendin söylemektir.

Sonraki derse köprü

Ece'nin sınırlı bilmiyorumundan sonra Kerem üçüncü ve en sert sorusunu soruyor: bu kez bir soru değil, bir itiraz. "Bağdaşmazcı olarak şunu söylüyorum: bir kararı önceden kesin olarak gösteren bir işaret varsa, o karar zaten belirlenmiştir; senin ayrımın bu gerçeği yalnızca başka sözcüklerle ifade ediyor." Ece, bu itirazın tezinin çekirdeğine doğrudan yöneldiğini fark ediyor. Ama bu kez bilmediğini söyleyemez: itirazın bir cevabı olmalıdır, çünkü tezin kendisi bu cevaba bağlıdır.

Bir sözlü savunmada bir itiraz, bir sorudan farklıdır. Soru bir bilgi ister; itiraz ise tezin bir noktasını reddeder ve konuşmacıdan o noktayı savunmasını bekler. Felsefi Yazma kursunda bir yazıda bir itiraza verilecek cevabın hedefini ve bedelini gördük; ama sözlü bir savunmada itiraz, konuşmacının hazırlanamayacağı bir anda gelir ve cevap, o anda kurulmak zorundadır.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. İtiraza cevap dersi, bir sözlü savunmada tezimize yöneltilen bir itiraza o anda nasıl cevap vereceğimizi, itirazın neyi hedef aldığını hızla nasıl belirleyeceğimizi ve cevabımızı savunmacı değil düşünceli bir biçimde nasıl kuracağımızı soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.