Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir sözlü savunmada bir soru karşısında konuşmacı çoğu zaman bildiği her şeyi söyleyerek sorunun cevabını gömmeye yönelir; iyi bir cevap, cevabı bilmek kadar, sorunun ne sorduğunu doğru duymayı ve cevabı sorunun kendisine yöneltmeyi gerektirir.
Protagoras'taki uzun cevaplar tartışması bir soruya uzun bir konuşmayla cevap vermenin bir diyaloğun işleyişini bozabildiğini, Pascal'ın parçası bir itiraz taşıyan soruya önce onun doğru olan yanını kabul ederek cevap vermenin değerini, Clayman'ın makalesi ise örtük bir kaçınmanın açık bir kaçınmadan daha az dürüst olduğunu gösterdi.
Bir soruya dört adımla cevap verilir: soruyu kısaca geri söyleyip teyit etmek, doğrudan bir açılışla başlamak, açılışı bir gerekçe ya da bir örnekle desteklemek ve cevabın soruyu karşılayıp karşılamadığını sormak.
Kısa cevabın karmaşık soruyu çarpıttığı, soruyu geri söylemenin zaman kaybı olduğu ve bazı soruların doğrudan cevaplanmayı hak etmediği itirazları, doğrudan açılışın her zaman bir evet ya da hayır olmadığını, geri söylemenin yanlış anlaşılmış bir soruya cevap vermenin daha büyük kaybını önlediğini ve kapsam dışı sorular için açık kaçınmanın bir yol olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir soruya iyi cevap vermek, bildiğin her şeyi söylemek değil, soruyu soranın aradığı şeyi ona ilk cümlede vermektir.
Açılış sahnesi
Ece'nin iki dakikalık sunumu bitiyor ve jüri rolündeki Kerem soruyor: "Önceden göstermek ile belirlemek arasındaki ayrımın bağımsız bir kanıtı var mı, yoksa onu yalnızca Frankfurt örneğini kurtarmak için mi yaptın?" Ece'nin yazısında bu sorunun cevabı vardı: hava tahmini örneği, ayrımın Frankfurt örneğinden bağımsız olarak da iş gördüğünü gösteriyordu. Ama Ece o anda cevabı toparlayamıyor. Önce ayrımın ne olduğunu yeniden anlatmaya başlıyor, sonra Widerker'in ikilemine dönüyor, sonra Fischer ile Ravizza'nın iki denetim ayrımından söz ediyor. Üç dakika sonra, Kerem hâlâ sorusunun cevabını duymamış.
Tolga, Ece'nin cevabını bir kâğıda not etmiş ve deneme bittikten sonra Ece'ye gösteriyor. Kerem'in sorusu evet ya da hayır cevabı bekleyen bir soruydu: bağımsız bir kanıt var mı? Ece'nin cevabı ise bu soruya hiç doğrudan cevap vermemiş, onun yerine üç ayrı konuya değinmişti. Hava tahmini örneği, yani sorunun tam cevabı, üç dakikalık cevabın hiçbir yerinde geçmiyordu. Ece, cevabı bildiği hâlde soruyu duyar duymaz bir tür paniğe kapıldığını ve bildiği her şeyi söylemeye çalıştığını anlatıyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Diyalog ve Tartışma kursunda, bir sözlü savunmada bir jürinin ya da bir dinleyicinin sorusuna nasıl cevap vereceğimizi, bir sorunun ne sorduğunu nasıl anlayacağımızı ve cevabı kısa, doğrudan ve sorunun kendisine yönelik biçimde nasıl kuracağımızı soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersi daha önceki soru derslerinden ayıralım. P00'da yüklü soruyu, bileşik soruyu ve soruyu reddetmeyi, yani bir sorunun sessizce taşıdığı varsayımları görmeyi ve gerektiğinde soruyu değil varsayımını cevaplamayı gördük. Bu kavramlar bu derste yeniden tanımlanmıyor. Bu ders, dürüst ve meşru bir soruyla karşılaşan konuşmacının durumuna bakıyor: soru bir tuzak değil, gerçekten bir şey soruyor; ama konuşmacı, soruyu doğru duymakta ve ona doğrudan cevap vermekte zorlanıyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Platon'un Protagoras diyaloğunda Sokrates, Protagoras'ın sorulara uzun konuşmalarla cevap vermesinden yakınır ve kısa cevaplar ister; tartışma bu yüzden neredeyse bozulur ve taraflar ancak araya giren başkalarının önerisiyle bir uzlaşmaya varır. Pascal, bir kişiyi düzeltmek istediğimizde önce onun meseleye hangi yandan baktığını görmemiz ve o yandan doğru olanı ona kabul etmemiz gerektiğini söyler. Dil bilimci Steven Clayman ise haber röportajlarındaki soru ve cevapları inceleyerek, konuşmacıların bir soruya cevap vermekten nasıl kaçındıklarını ve bu kaçınmanın açık ve örtük biçimlerini tarif eder.
Ardından üç itirazı tartacağız: kısa bir cevabın karmaşık bir soruyu çarpıttığı, sorunun kendisini geri söylemenin zaman kaybı olduğu ve bazı soruların doğrudan cevaplanmayı hak etmediği itirazları.
Sonda, bir sözlü savunmada bir soruya cevap vermenin dört adımını göstereceğiz: soruyu kısaca geri söyleyip onu doğru anladığını teyit etmek, cevaba doğrudan bir cümleyle başlamak, bu cümleyi bir gerekçe ya da bir örnekle desteklemek ve cevabın sorunun kendisine yönelip yönelmediğini, soruyu soranın kabul edip etmediğini sorarak sınamak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir sözlü savunmada bir jürinin ya da bir dinleyicinin dürüst bir sorusuna nasıl cevap veririz, sorunun ne sorduğunu nasıl doğru duyarız ve cevabı nasıl kısa, doğrudan ve sorunun kendisine yönelik biçimde kurarız?
Ölçülü iddiam şu: bir sözlü savunmada iyi bir cevap, soruyu kısaca geri söyleyerek onun doğru anlaşıldığını teyit eder, sorunun kendisine doğrudan bir cümleyle, örneğin evet ya da hayır bekleyen bir soruya evet ya da hayır diyerek, başlar ve bu cümleyi ancak ondan sonra bir gerekçe ya da bir örnekle destekler, çünkü bir soru karşısında konuşmacı çoğu zaman, Ece'nin Kerem'e verdiği cevapta olduğu gibi, bildiği her şeyi söyleyerek sorunun cevabını gömmeye yönelir ve doğrudan bir açılış olmadan verilen bir cevap, doğru bilgiyi içerse bile, soruyu soranın aradığı şeyi ona vermez.
Sıfır noktası
Bir soruya cevap vermek, bir sunum yapmaktan farklıdır. Sunumda konuşmacı neyi söyleyeceğini önceden seçer ve hazırlar. Soruda ise konu, soruyu soranın seçtiği bir yerden gelir ve konuşmacının hazırlığı o noktaya hiç değinmemiş olabilir. Bu belirsizlik, bir tür paniğe yol açabilir: konuşmacı sorunun ne sorduğunu tam duymadan, konuya ilişkin bildiği her şeyi sıralamaya başlar ve cevabın bir yerinde doğru noktaya değineceğini umar.
Ece'nin Kerem'e verdiği cevap böyleydi. Kerem'in sorusu dar ve açıktı: bağımsız bir kanıt var mı? Ece bu soruya bir kelimeyle, "evet", ve bir örnekle, hava tahmini, cevap verebilirdi. Ama soru onu hazırlıksız yakaladığında, Ece ayrımın ne olduğunu, ayrımın neden önemli olduğunu ve ayrımın hangi kaynaklarla ilişkili olduğunu anlatmaya başladı. Bu bilgilerin hepsi doğruydu ve hepsi ayrımla ilgiliydi; ama hiçbiri Kerem'in sorusuna cevap değildi.
Bu yüzden bir soruya iyi cevap vermenin ilk adımı, cevabı bilmek değil, sorunun ne sorduğunu doğru duymaktır. Bir soru bir evet ya da hayır mı bekliyor, bir örnek mi, bir tanım mı, bir gerekçe mi, yoksa bir karşılaştırma mı? Sorunun türü, cevabın biçimini belirler. Kerem'in sorusu bir evet ya da hayır bekliyordu; ardından da, evet ise bir örnek.
Görüşler ve pozisyonlar
Bir sözlü savunmada bir soruya nasıl cevap verilmesi gerektiği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, kapsamlı cevap görüşüdür. Buna göre bir jüri sorusuna, konuşmacının o konuda bildiği her şeyi içeren kapsamlı bir cevap verilmelidir. Jüri, konuşmacının bilgisini ölçmek için soru sorar ve kapsamlı bir cevap, bu bilginin derinliğini gösterir. Kısa bir cevap, konuşmacının konuyu yüzeysel bildiği izlenimini verir.
İkinci görüş, kısa cevap görüşüdür. Buna göre bir soruya olabildiğince kısa cevap verilmelidir: evet ya da hayır, bir örnek, bir tanım. Uzun cevaplar, soruyu soranın zamanını alır ve konuşmacının asıl noktayı bilmediğini gizlemek için bir sis perdesi olabilir.
Üçüncü görüş, katmanlı cevap görüşüdür. Buna göre bir soruya verilen cevap, doğrudan bir açılışla başlar ve ardından, soruyu soranın ihtiyacına göre, bir gerekçe ya da bir örnekle desteklenir. Cevabın ilk katmanı sorunun kendisine yanıt verir; ikinci katman, bu yanıtın neden doğru olduğunu gösterir; ayrıntı ise ancak soruyu soran isterse eklenir.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bir jürinin konuşmacının bilgisini ölçmek istediğini doğru görür, ama Ece'nin ilk cevabında olduğu gibi, kapsamlı bir cevabın sorunun asıl cevabını gömebileceğini ve jürinin bilginin derinliğinden önce sorusunun cevabını duymak istediğini göz ardı eder. İkinci görüş, kısalığın değerini doğru görür, ama gerekçesiz bir evet ya da hayırın, jüriye konuşmacının neden bu cevabı verdiğini göstermediğini hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir sözlü savunmada bir soruya cevap vermek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, soruyu kısaca geri söyleyip onu doğru anladığını teyit etmektir. Konuşmacı, cevaba başlamadan önce soruyu bir cümleyle kendi sözleriyle söyler: "Şunu soruyorsun, değil mi?" Bu, iki işe yarar: konuşmacının soruyu doğru duyduğunu sınar ve ona cevabını toparlamak için birkaç saniye verir. Dinleme dersinde gördüğümüz geri söyleme sınamasının, bir soruya uygulanmış biçimidir.
İkinci adım, cevaba doğrudan bir cümleyle başlamaktır. Konuşmacı, sorunun türüne uygun bir doğrudan açılış yapar: evet ya da hayır bekleyen bir soruya evet ya da hayır, bir örnek isteyen soruya bir örnek, bir tanım isteyen soruya bir tanım. Bu cümle, soruyu soranın aradığı şeyi ona ilk anda verir.
Üçüncü adım, bu cümleyi bir gerekçe ya da bir örnekle desteklemektir. Doğrudan açılıştan sonra konuşmacı, cevabının neden doğru olduğunu gösteren bir gerekçe ya da bir örnek verir. Bu destek, bir iki cümleyi aşmaz; daha fazla ayrıntı, soruyu soran isterse eklenir.
Dördüncü adım, cevabın sorunun kendisine yönelip yönelmediğini, soruyu soranın kabul edip etmediğini sorarak sınamaktır. Konuşmacı, cevabını bitirdikten sonra kısaca sorar: "Bu, sorunun cevabı oldu mu?" Soruyu soran hayır derse, konuşmacı sorunun hangi kısmının cevapsız kaldığını sorar ve o kısma döner.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Soru yanıtlamayı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir sözlü savunmada bir soruya iyi cevap vermek, cevabı bilmek kadar, sorunun ne sorduğunu doğru duymayı ve cevabı sorunun kendisine yöneltmeyi gerektirir. Konuşmacı soruyu kısaca geri söyleyerek onu doğru anladığını sınar, cevaba sorunun türüne uygun bir doğrudan açılışla başlar, bu açılışı bir gerekçe ya da bir örnekle destekler ve cevabın soruyu karşılayıp karşılamadığını sorar. Böyle kurulan bir cevap, bildiği her şeyi söyleyen bir cevaptan daha kısadır, ama soruyu soranın aradığı şeyi ona verir.
Açık kalan sorular
Bir jürinin sorusunun ne sorduğunu, jürinin kendisi de bilmiyorsa ne olur? Bazı sorular, soruyu soranın kendi düşüncesini netleştirmek için sorulur; böyle bir soruya doğrudan bir cevap vermek mümkün müdür, yoksa konuşmacı, soruyu soranla birlikte sorunun kendisini mi kurmalıdır?
Pascal, bir kişiyi düzeltirken önce onun doğru olan yanını kabul etmeyi önerdi. Ama her sorunun doğru olan bir yanı var mıdır? Tümüyle yanlış bir varsayıma dayanan bir soruda, doğru yanı kabul etmek bir nezaket midir, yoksa bir yanıltma mı?
Clayman, örtük kaçınmanın çoğu zaman fark edilmediğini gösterdi. Bir konuşmacı, kendi cevabının örtük bir kaçınma olup olmadığını her zaman bilebilir mi? Ece'nin ilk cevabı, bilinçli bir kaçınma değil, bir paniğin ürünüydü; bu fark, cevabın dinleyici üzerindeki etkisini değiştirir mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışSoruyu duymadan cevaba başlamak.
Bir soru karşısında hemen konuşmaya başlamak, konuşmacının sorunun ne sorduğunu tam duymadan, konuya ilişkin bildiği her şeyi sıralamasına yol açabilir. Önce soru kısaca geri söylenir.
Yaygın yanlışCevabı ayrıntılarla gömmek.
Bir soruya doğrudan cevap vermeden önce bağlamı, arka planı ve ilgili kaynakları anlatmak, sorunun asıl cevabını gömer. Cevap, doğrudan bir açılışla başlar.
Yaygın yanlışÇıplak bir evet ya da hayır vermek.
Bir soruya yalnızca evet ya da hayır demek, soruyu soranın cevabın neden doğru olduğunu bilmesini engeller. Doğrudan açılış, bir gerekçe ya da bir örnekle desteklenir.
Yaygın yanlışKapsam dışı bir soruyu örtük olarak başka bir soruya çevirmek.
Cevap verilemeyen bir soruyu, cevap verilebilen bir soruya dönüştürüp ona cevap vermek, örtük bir kaçınmadır ve fark edildiğinde güvenilirliği sarsar. Cevap verilemeyen bir soru, açıkça söylenir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir sözlü savunmada bir soru karşısında konuşmacı çoğu zaman bildiği her şeyi söyleyerek sorunun cevabını gömmeye yönelir; iyi bir cevap, cevabı bilmek kadar, sorunun ne sorduğunu doğru duymayı ve cevabı sorunun kendisine yöneltmeyi gerektirir.
Protagoras'taki uzun cevaplar tartışması bir soruya uzun bir konuşmayla cevap vermenin bir diyaloğun işleyişini bozabildiğini, Pascal'ın parçası bir itiraz taşıyan soruya önce onun doğru olan yanını kabul ederek cevap vermenin değerini, Clayman'ın makalesi ise örtük bir kaçınmanın açık bir kaçınmadan daha az dürüst olduğunu gösterdi.
Bir soruya dört adımla cevap verilir: soruyu kısaca geri söyleyip teyit etmek, doğrudan bir açılışla başlamak, açılışı bir gerekçe ya da bir örnekle desteklemek ve cevabın soruyu karşılayıp karşılamadığını sormak.
Kısa cevabın karmaşık soruyu çarpıttığı, soruyu geri söylemenin zaman kaybı olduğu ve bazı soruların doğrudan cevaplanmayı hak etmediği itirazları, doğrudan açılışın her zaman bir evet ya da hayır olmadığını, geri söylemenin yanlış anlaşılmış bir soruya cevap vermenin daha büyük kaybını önlediğini ve kapsam dışı sorular için açık kaçınmanın bir yol olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir soruya iyi cevap vermek, bildiğin her şeyi söylemek değil, soruyu soranın aradığı şeyi ona ilk cümlede vermektir.
Sonraki derse köprü
Ece'nin ikinci cevabından sonra Kerem bir sonraki sorusuna geçiyor: "Ayrımın sınırı nerede? Önceden göstermenin belirlemeye dönüştüğü bir durum var mı?" Ece bu soru üzerinde düşünüyor ve dürüstçe bir cevabı olmadığını fark ediyor: yazısının sonuç paragrafında bu sınırı açık bir soru olarak bırakmıştı. Ama bir jüri önünde "bilmiyorum" demek, ona bir yenilgi gibi geliyor. Ece, bir cevap uydurmak ile bilmediğini söylemek arasında bir an duraksıyor.
Bir sözlü savunmada konuşmacı, bazı soruların cevabını bilmeyecektir. Bu, onun hazırlıksız olduğunu göstermez: iyi bir felsefi soru, çoğu zaman bir tezin açık bıraktığı bir noktaya dokunur. Ama bir jüri ya da bir dinleyici önünde bilmediğini söylemek zordur ve konuşmacı, bir cevap uydurmaya ya da bilmediğini gizlemeye yönelebilir. Belirsizliği kabul etmek, bir zayıflık mıdır, yoksa bir felsefi dürüstlüğün işareti mi?
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Belirsizliği kabul etme dersi, bir sözlü savunmada bir sorunun cevabını bilmediğimizde ne yapacağımızı, "bilmiyorum" demenin nasıl bir güvenilirlik kaynağı olabileceğini ve bir belirsizliği kabul ederken tezimizi nasıl koruyabileceğimizi soruyor.