İçeriğe geç

P01-D06-M03-01·Sözlü savunma

Tezi kısaca kurma

temel3.098 kelime≈ 21 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir sözlü savunmada dinleyici, okurun aksine, geri dönemez ve aklında yalnızca duyduğu kadarını tutabilir; bu yüzden yazıda işe yarayan bir sıra, sözlü bir sunumda işe yaramayabilir.

Quintilianus'un bölümleme öğüdü noktaları başta kısaca ve az sayıda bildirmenin dinleyicinin belleğine bir destek olduğunu, Ong'un sözlü kültür çalışması sözlü anlatımda yinelemenin bir kusur değil bir gereklilik olduğunu, Seneca'nın Serapion mektubu ise kısa bir sunumun hızlı bir sunum olmadığını gösterdi.

Bir sözlü savunmada tez dört adımla kurulur: tezi ilk otuz saniyede tek bir cümleyle söylemek, argümanın adımlarını sayarak bildirmek, her adımdan sonra tezi kısaca yinelemek ve sunumu tezi yeniden söyleyerek bitirmek.

Bir tezin iki dakikaya sığmadığı, tezi başta söylemenin merakı öldürdüğü ve yinelemenin sunumu sıkıcı kıldığı itirazları, kısa sunumun inceliklerini sorulara bıraktığını, felsefi bir savunmada merakın tezin nasıl savunulacağından geldiğini ve bilinçli yinelemenin aynı cümlenin tekrarı olmadığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir sözlü savunmada tezi kısaca kurmak, onu basitleştirmek değil, dinleyicinin geri dönemeyeceğini bilerek ona tutunacağı bir cümle vermektir.

Açılış sahnesi

Ece, dönem sonundaki jüri savunmasına iki hafta kala okuma grubunda bir deneme yapıyor. Seminerin hocası, jürinin ona iki dakika vereceğini söylemiş: iki dakikada tezini özetleyecek, sonra sorulara geçilecek. Ece, Tolga'dan bir kronometre tutmasını istiyor ve başlıyor. İlk otuz saniyeyi Frankfurt'un 1969 makalesini anlatarak geçiriyor. Sonraki kırk saniyeyi Widerker'in ikilemine ayırıyor. Bir dakika on saniyede, zorunlu kılmak ile belirlemek arasındaki ayrımı anlatmaya başlıyor. Tolga iki dakikada durduğunda, Ece tezini henüz söylememiş.

Deniz, Ece'ye grubun ne anladığını soruyor. Selin, Ece'nin Frankfurt ile Widerker arasındaki tartışmayı iyi anlattığını, ama Ece'nin kendi görüşünün ne olduğunu bilmediğini söylüyor. Barış, Ece'nin yazısının girişinde tezin açıkça söylendiğini hatırlıyor: yazıda tez ilk paragraftaydı. Ama sözlü sunumda Ece, tezi yazıdaki yerine değil, argümanın sonuna koymuştu, çünkü onu argümanın bir sonucu olarak anlatmak istemişti. Mert, Ece'ye yazıda işe yarayan bir sıranın sözlü bir sunumda işe yaramayabileceğini söylüyor: okur yazının başına geri dönebilir, dinleyici ise dönemez. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Diyalog ve Tartışma kursunda, bir sözlü savunmada bir felsefi tezi birkaç cümlede nasıl kuracağımızı, bu kısa kuruluşun tezin inceliklerini nasıl koruyabileceğini ve dinleyicinin aklında kalacak bir tez cümlesinin nasıl yazılacağını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu yeni modülün yerini ve bu dersin sınırını belirleyelim. Bu kursun ilk iki modülü, bir grupta birlikte düşünmeye ve tartışmanın etiğine baktı. Bu üçüncü modül, Sözlü savunma, bir kişinin kendi görüşünü bir dinleyici, bir jüri ya da bir karşı taraf önünde savunmasına bakıyor. Felsefi Yazma kursunda açık tezi, katkı cümlesini ve yol haritasını, yani bir yazının girişinde okura tezi ve yolu bildirmeyi gördük. Bu kavramlar bu derste yeniden tanımlanmıyor. Bu ders, aynı işin sözlü bir sunumda neden farklı yapılması gerektiğini soruyor: dinleyici geri dönemez, sayfayı çeviremez ve aklında yalnızca duyduğu kadarını tutabilir.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Quintilianus, hatiplik eğitimi üzerine eserinde, bir konuşmacının söyleyeceği noktaları başta kısaca sıralamasının dinleyiciye nasıl yardım ettiğini ve bu sıralamanın ne zaman fazla uzadığını anlatır. Walter Ong, sözlü ve yazılı düşünme üzerine çalışmasında, sözlü bir anlatımın yazılı bir anlatımdan daha çok yinelemeye ihtiyaç duyduğunu, çünkü dinleyicinin geri dönüp okuyabileceği bir metin olmadığını gösterir. Seneca ise bir mektubunda, bir filozofun konuşmasının hızlı ve telaşlı değil, ölçülü ve dinleyicinin izleyebileceği bir hızda olması gerektiğini söyler.

Ardından üç itirazı tartacağız: bir felsefi tezin iki dakikaya sığdırılamayacağı, tezi başta söylemenin dinleyicinin merakını öldürdüğü ve yinelemenin bir sözlü sunumu sıkıcı kıldığı itirazları.

Sonda, bir sözlü savunmada tezi kısaca kurmanın dört adımını göstereceğiz: tezi ilk otuz saniyede tek bir cümleyle söylemek, argümanın adımlarını sayarak bildirmek, her adımdan sonra tezi kısaca yinelemek ve sunumu tezi yeniden söyleyerek bitirmek.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir sözlü savunmada bir felsefi tezi, dinleyicinin geri dönemeyeceğini bilerek, birkaç cümlede nasıl kurarız ve bu kısa kuruluş tezin inceliklerini nasıl koruyabilir?

Ölçülü iddiam şu: bir sözlü savunmada tez, sunumun ilk otuz saniyesinde, dinleyicinin aklında tutabileceği tek bir cümleyle söylenmeli, argümanın adımları sayılarak bildirilmeli, her adımdan sonra tez kısaca yinelenmeli ve sunum tezin yeniden söylenmesiyle bitmelidir, çünkü dinleyici, okurun aksine, bir sunumun başına geri dönemez ve aklında yalnızca duyduğu kadarını tutabilir, ve tezi sonda söyleyen bir sunum, Ece'nin denemesinde olduğu gibi, dinleyiciye argümanın her adımını neyin hizmetinde duyduğunu bilmeden dinletir ve çoğu zaman tez söylenmeden süre biter.

Sıfır noktası

Bir yazıda okur, yazarın metnine istediği gibi dönebilir. Bir paragrafı anlamadıysa onu yeniden okur, girişteki tezi unuttuysa sayfayı çevirir, bir terimin nerede tanımlandığını ararsa bulur. Bu yüzden bir yazı, okurdan bir ölçüde sabır ve dikkat bekleyebilir: yazar tezi ilk paragrafta söyler, ama okur onu yazının ortasında unutsa bile geri dönüp bulabilir.

Sözlü bir sunumda dinleyicinin böyle bir olanağı yoktur. Konuşmacının söylediği her cümle, söylendiği anda geçer. Dinleyici bir cümleyi kaçırdıysa, onu yeniden duyamaz; tezi unuttuysa, onu bulabileceği bir yer yoktur. Dinleyicinin elinde yalnızca kendi belleği vardır ve bu bellek, konuşmacının söylediği her şeyi tutamaz.

Ece'nin denemesi bu farkı gözden kaçırmıştı. Ece, yazısında tezini ilk paragrafta söylemiş ve yazının geri kalanında onu savunmuştu. Ama sözlü sunumda, tezi argümanın bir sonucu olarak sona koymuştu: önce tartışmanın arka planını, sonra karşı görüşü, sonra kendi ayrımını anlatacak, en sonda tezini söyleyecekti. Bu sıra, bir yazıda bile riskli olurdu; sözlü bir sunumda ise dinleyiciye, iki dakika boyunca argümanın her adımını, o adımın neyi desteklediğini bilmeden dinletti.

Görüşler ve pozisyonlar

Bir sözlü savunmada tezin nasıl kurulacağı konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, sonuç sonda görüşüdür. Buna göre bir sözlü sunumda tez, argümanın doğal sonucu olarak sona konmalıdır. Dinleyici argümanın adımlarını izler ve tez ona, bu adımların kaçınılmaz bir sonucu olarak görünür. Tezi başta söylemek, dinleyiciyi argümanı bir önyargıyla dinlemeye iter.

İkinci görüş, tez başta görüşüdür. Buna göre bir sözlü sunumda tez, en başta, tek bir cümleyle söylenmelidir. Dinleyici argümanın her adımını, o adımın tezi nasıl desteklediği açısından dinler ve tezi aklında bir tutamak olarak tutar. Tezin sonda söylenmesi, dinleyiciyi argümanın neyin hizmetinde olduğunu bilmeden dinlemeye zorlar.

Üçüncü görüş, yinelenen tez görüşüdür. Buna göre bir sözlü sunumda tez yalnızca başta değil, sunumun birkaç yerinde, özellikle her büyük adımdan sonra ve sunumun sonunda, kısa ve biraz farklı biçimlerle yinelenmelidir. Dinleyici bir cümleyi kaçırsa bile tezi bir sonraki yinelemede yakalar ve her yineleme, tezi o ana kadar anlatılanlarla biraz daha zenginleşmiş olarak sunar.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşü onun bir parçası olarak görür. Birinci görüş, bir tezin argümanın sonucu olarak görünmesinin ikna edici olabileceğini doğru görür, ama Ece'nin ilk denemesinde olduğu gibi, sözlü bir sunumda dinleyicinin argümanı neyin hizmetinde duyduğunu bilmediğini ve sürenin tez söylenmeden bitebileceğini göz ardı eder. İkinci görüş, tezi başta söylemenin değerini doğru görür, ama yalnızca bir kez söylenen bir tezin, dinleyicinin dikkati bir an dağıldığında kaybolabileceğini hesaba katmaz.

Argümanın yapısı

Bir sözlü savunmada tezi kısaca kurmak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, tezi ilk otuz saniyede tek bir cümleyle söylemektir. Konuşmacı sunuma, tartışmanın arka planıyla ya da bir hikâyeyle değil, tezin kendisiyle başlar. Bu cümle, dinleyicinin aklında tutabileceği kadar kısa olmalıdır: bir ana iddia ve en fazla bir gerekçe. Tezin bütün incelikleri bu cümleye sığmaz; ama bu cümle, dinleyicinin sunumun geri kalanını dinlerken tutunacağı bir tutamak olur.

İkinci adım, argümanın adımlarını sayarak bildirmektir. Konuşmacı, tezden hemen sonra, kaç noktadan geçeceğini ve bunların ne olduğunu kısaca söyler. Nokta sayısı az tutulur: iki üç nokta, dinleyicinin aklında tutabileceği bir sayıdır. Bu bölümleme, dinleyiciye sunumun bir haritasını verir ve her noktanın başında "ikinci olarak" gibi bir işaret, dinleyiciye haritanın neresinde olduğunu gösterir.

Üçüncü adım, her adımdan sonra tezi kısaca yinelemektir. Konuşmacı, bir noktayı bitirdiğinde, o noktanın teze ne kattığını bir cümleyle söyler: "Frankfurt örneği bize şunu gösteriyor; tezim bunun üzerine kurulu." Bu yineleme, dikkati dağılmış bir dinleyiciye yeniden tutunacağı bir yer verir ve tezi, o ana kadar anlatılanlarla zenginleşmiş olarak sunar.

Dördüncü adım, sunumu tezi yeniden söyleyerek bitirmektir. Sunumun son cümlesi, tezin kendisidir; ama bu kez, argümanın bütün adımlarından sonra, biraz daha zengin bir biçimde. Dinleyici sunumdan, aklında bu son cümleyle ayrılır.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Tezi kısaca kurmayı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir sözlü savunmada dinleyici, okurun aksine, geri dönemez ve aklında yalnızca duyduğu kadarını tutabilir. Bu yüzden tez, ilk otuz saniyede tek bir cümleyle söylenir, argümanın adımları az sayıda ve sayılarak bildirilir, her adımdan sonra tez biraz zenginleşmiş olarak yinelenir ve sunum tezin yeniden söylenmesiyle biter. Böyle kurulan bir sunum, tezin bütün inceliklerini anlatmaz; ama dinleyiciye, bu incelikleri sorabileceği açık bir zemin verir.

Açık kalan sorular

Bir tezin tek bir cümleye sığdırılması, onu basitleştirir mi, yoksa yazarın kendi tezini daha iyi anlamasını mı sağlar? Tezini tek bir cümleyle söyleyemeyen bir yazar, tezini henüz tam olarak kurmamış mıdır?

Ong, sözlü ve yazılı kültürler arasında keskin bir ayrım yaptığı için eleştirildi. Bugünün dinleyicileri, yazılı bir kültürde yetiştikleri için, sözlü bir sunumu da yazılı bir metin gibi izleyebilir mi? Yoksa dinleyici belleğinin sınırları, kültürden bağımsız mıdır?

Bir sunumu bir kalıba göre kurmak, her sunumu birbirine benzetir mi? Barış'ın savunma kalıbı ve Defne'nin vaka kalıbı, düşünmenin kendisini de bir kalıba sokar mı, yoksa yalnızca düşüncenin dinleyiciye ulaşma biçimini mi düzenler?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışSunuma arka planla başlamak.
Doğrusu

Bir sözlü savunmayı tartışmanın tarihiyle ya da karşı görüşle başlatmak, dinleyiciyi konuşmacının kendi görüşünü bilmeden dinlemeye zorlar. Sunum tezle başlar.

Yaygın yanlışTezi yalnızca bir kez söylemek.
Doğrusu

Başta bir kez söylenen bir tez, dinleyicinin dikkati bir an dağıldığında kaybolabilir. Tez, her büyük adımdan sonra ve sunumun sonunda yinelenir.

Yaygın yanlışÇok sayıda nokta sıralamak.
Doğrusu

Bir sözlü sunumda beş altı nokta bildirmek, dinleyicinin aklında tutamayacağı bir harita verir. Nokta sayısı iki üç ile sınırlanır.

Yaygın yanlışKısa sunumu hızlı sunumla karıştırmak.
Doğrusu

Bir tezi kısa sürede anlatmak için hızlanmak, dinleyicinin her noktayı kavramasını engeller. Kısa bir sunum da her noktadan sonra kısa bir duraklama ve bir yineleme içerir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir sözlü savunmada dinleyici, okurun aksine, geri dönemez ve aklında yalnızca duyduğu kadarını tutabilir; bu yüzden yazıda işe yarayan bir sıra, sözlü bir sunumda işe yaramayabilir.

Quintilianus'un bölümleme öğüdü noktaları başta kısaca ve az sayıda bildirmenin dinleyicinin belleğine bir destek olduğunu, Ong'un sözlü kültür çalışması sözlü anlatımda yinelemenin bir kusur değil bir gereklilik olduğunu, Seneca'nın Serapion mektubu ise kısa bir sunumun hızlı bir sunum olmadığını gösterdi.

Bir sözlü savunmada tez dört adımla kurulur: tezi ilk otuz saniyede tek bir cümleyle söylemek, argümanın adımlarını sayarak bildirmek, her adımdan sonra tezi kısaca yinelemek ve sunumu tezi yeniden söyleyerek bitirmek.

Bir tezin iki dakikaya sığmadığı, tezi başta söylemenin merakı öldürdüğü ve yinelemenin sunumu sıkıcı kıldığı itirazları, kısa sunumun inceliklerini sorulara bıraktığını, felsefi bir savunmada merakın tezin nasıl savunulacağından geldiğini ve bilinçli yinelemenin aynı cümlenin tekrarı olmadığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir sözlü savunmada tezi kısaca kurmak, onu basitleştirmek değil, dinleyicinin geri dönemeyeceğini bilerek ona tutunacağı bir cümle vermektir.

Sonraki derse köprü

Ece'nin dördüncü denemesi iki dakikayı tam doldurdu ve Selin Ece'nin tezini bir cümleyle tekrar edebildi. Ama sunumdan sonra, jüri rolüne giren Kerem bir soru soruyor: "Önceden göstermek ile belirlemek arasındaki ayrımın bağımsız bir kanıtı var mı, yoksa onu yalnızca Frankfurt örneğini kurtarmak için mi yaptın?" Ece, bu sorunun cevabını biliyor, çünkü yazısında hava tahmini örneğini vermişti. Ama Kerem'in sorusu karşısında bir an donuyor ve cevabı toparlamakta zorlanıyor.

Bir sözlü savunmanın en zor kısmı çoğu zaman sunumun kendisi değil, ondan sonra gelen sorulardır. Bir soru, konuşmacıyı hazırlıksız yakalayabilir, onun bildiği bir şeyi o anda hatırlamasını zorlaştırabilir ya da onu, sorunun kendisini tam anlamadan cevap vermeye itebilir. Bir soruya iyi cevap vermek, cevabı bilmek kadar, soruyu doğru duymayı ve cevabı düzenli kurmayı gerektirir.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Soru yanıtlama dersi, bir sözlü savunmada bir jürinin ya da bir dinleyicinin sorusuna nasıl cevap vereceğimizi, bir sorunun ne sorduğunu nasıl anlayacağımızı ve cevabı kısa, doğrudan ve sorunun kendisine yönelik biçimde nasıl kuracağımızı soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.