Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir felsefi tartışmada güç farkları, açık bir kural olmadan da, konuşma hızı, alanın dili, kendinden eminlik ve kıdem yoluyla bazı katılımcıları susturur ve bu sessizlik yalnızca bir adalet sorunu değil, bir bilgi kaybıdır.
Habermas'ın söylem etiği bir tartışmanın adil sayılabilmesi için herkesin gerçekten katılabilmesi gerektiğini, Young'ın iç dışlaması biçimsel olarak katılan ama ciddiye alınmayan kişilerin dışlanmasını, Stasser ile Titus'un gizli profil çalışması ise bir grubun yalnızca bir üyenin bildiği bilgiyi gözden kaçırma eğilimini gösterdi.
Güç dengesi dört adımla gözetilir: konuşmanın dağılımını kaydetmek, sessiz katılımcıya onun bildiği bir alandan soru sormak, paylaşılmamış bilgiyi açıkça istemek ve bir katkıyı kimin yaptığından bağımsız değerlendirmek.
Güç farklarının doğal olduğu, sessiz katılımcıya alan açmanın onu zorlamak olduğu ve deneyimlilerin daha çok konuşmasının grubun yararına olduğu itirazları, farkların değil onların görünmez etkisinin sorun olduğunu, bir soru sormanın zorlamak değil kapı açmak olduğunu ve deneyimin konuşma payının değil katkının niteliğinin ölçüsü olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir tartışmada güç dengesini gözetmek, herkesi eşit konuşmaya zorlamak değil, herkesin bildiği şeyi söyleyebileceği bir alan açmaktır.
Açılış sahnesi
Kerem, okuma grubunun bir toplantısını baştan sona bir kâğıda kaydediyor: her katkının kimden geldiğini ve ne kadar sürdüğünü. Toplantı doksan dakika sürüyor. Kaydın sonunda Kerem şu sayılara bakıyor: Tolga ve Barış toplam elli dakika konuşmuş. Ece, Deniz ve Selin toplam otuz dakika. Kerem kendisi yedi dakika. Grubun tıp öğrencisi Defne ise üç dakika, iki kısa katkıyla. Oysa toplantının konusu, bakış açısının geçmişle biçimlenmesi, Defne'nin bağımlılık tedavisinde her gün karşılaştığı bir soruydu.
Kerem kaydı bir sonraki toplantıda gruba gösteriyor. Tolga şaşırıyor: kimsenin sözünü kesmediğini, herkesin istediği zaman konuşabildiğini söylüyor. Barış da ekliyor: grupta hiçbir kural kimsenin konuşmasını engellemiyordu. Defne bir süre sessiz kalıyor, sonra konuşuyor: kimse onu engellemedi, ama Tolga ve Barış'ın hızlı alışverişinin arasına girmek için bir boşluk bulamadı, bulduğunda da konuşma çoktan başka bir noktaya geçmişti. Ayrıca felsefe bilmediği için söyleyeceklerinin önemsiz olduğunu düşünmüştü. Mert, gruba bir soru soruyor: hiçbir kural kimseyi engellemiyorsa, Defne neden üç dakika konuştu? Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Diyalog ve Tartışma kursunda, bir felsefi tartışmada katılımcılar arasındaki güç farklarının tartışmayı nasıl etkilediğini, sessiz kalan katılımcılara nasıl alan açılabileceğini ve güç farklarına rağmen bir tartışmanın nasıl adil yürütülebileceğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin modüldeki yerini kuralım. Bu modülün ilk üç dersi, iki kişi arasındaki ilişkiye baktı: karşıdakini dinlemek, orada olmayanın görüşünü adil temsil etmek, kişiyi görüşten ayırmak. Bu ders, bir grubun bütününe bakıyor. Bir grupta katılımcılar eşit konumda değildir: bazıları daha deneyimli, bazıları daha kıdemli, bazıları daha kendinden emin, bazıları tartışılan alanın dilini daha iyi bilir. Bu farklar, açık bir kural olmadan da kimin konuştuğunu ve kimin sustuğunu belirler. Ortak araştırma dersinde rol kartlarını gördük; bu ders, güç farklarının neden ortaya çıktığını ve onlara karşı ne yapılabileceğini daha yakından soruyor.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Jürgen Habermas, söylem etiği üzerine çalışmasında, bir tartışmanın sonucunun geçerli sayılabilmesi için karşılanması gereken koşulları sıralar ve bunları bir ideal konuşma durumu olarak tarif eder. Iris Marion Young, bir tartışmaya biçimsel olarak katılan ama söyledikleri ciddiye alınmayan kişilerin yaşadığı dışlanmaya bir ad verir. Garold Stasser ile William Titus ise grupların karar verirken, bütün üyelerin zaten bildiği bilgiyi tartışıp yalnızca bir üyenin bildiği bilgiyi gözden kaçırma eğilimini deneysel olarak gösterir.
Ardından üç itirazı tartacağız: güç farklarının tartışmanın doğal bir parçası olduğu, sessiz katılımcıya alan açmanın konuşmaya hazır olmayan birini zorlamak olduğu ve deneyimli katılımcıların daha çok konuşmasının grubun yararına olduğu itirazları.
Sonda, bir tartışmada güç dengesini gözetmenin dört adımını göstereceğiz: tartışmanın kimin ne kadar konuştuğunu kaydetmek, sessiz katılımcıya doğrudan ve onun bildiği bir alandan soru sormak, bir üyenin yalnızca kendisinin bildiği bilgiyi paylaşmasını istemek ve bir katkıyı kimin yaptığından bağımsız olarak değerlendirmek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir felsefi tartışmada katılımcılar arasındaki güç farkları, açık bir kural olmadan da tartışmayı nasıl etkiler, sessiz kalan katılımcılara nasıl alan açılabilir ve bir grup, güç farklarına rağmen tartışmasını nasıl adil yürütebilir?
Ölçülü iddiam şu: bir felsefi tartışmada güç farkları, kimseyi açıkça engellemeden, konuşma hızı, alanın dilini bilme, kendinden eminlik ve kıdem yoluyla, bazı katılımcıların daha çok konuşmasına ve bazılarının susmasına yol açar, ve bu sessizlik yalnızca bir adalet sorunu değil, bir bilgi kaybıdır, çünkü susan katılımcı çoğu zaman grubun öteki üyelerinin bilmediği bir şeyi bilir, ve bir grup bu kaybı, konuşmanın dağılımını kaydederek, sessiz katılımcıya onun bildiği bir alandan doğrudan soru sorarak ve yalnızca bir üyenin bildiği bilgiyi açıkça isteyerek azaltabilir, ama bunu yaparken sessiz katılımcıyı konuşmaya zorlamadan, ona bir alan açarak yapmalıdır.
Sıfır noktası
Bir grupta güç farkları çoğu zaman görünmezdir. Kimse kimsenin sözünü kesmez, kimse kimseye susmasını söylemez, kurallar herkese eşit uygulanır. Yine de, Kerem'in kaydında olduğu gibi, bazı üyeler konuşmanın büyük kısmını alır ve bazıları neredeyse hiç konuşmaz. Tolga ve Barış, Defne'yi hiçbir zaman engellememişti; ama onların hızlı alışverişi, Defne için bir girişi olmayan bir çember gibiydi.
Bu görünmez güç, birkaç kaynaktan gelir. Birincisi konuşma hızıdır: hızlı konuşan ve bir önceki cümleye hemen cevap veren katılımcılar, konuşmanın ritmini belirler ve daha yavaş düşünen katılımcılar bu ritme uyamaz. İkincisi alanın dilidir: felsefe terimlerini rahatça kullanan katılımcılar, bu terimleri bilmeyenlerin katkılarını, farkında olmadan, daha az ciddi gösterir. Üçüncüsü kendinden eminliktir: bir görüşü kesin bir dille savunan katılımcı, aynı görüşü çekingen bir dille söyleyen katılımcıdan daha çok dinlenir. Dördüncüsü kıdemdir: gruba uzun süredir katılan ya da daha ileri bir eğitim düzeyinde olan katılımcılar, doğal bir otorite kazanır.
Defne'nin sessizliği bu dört kaynağın hepsinden besleniyordu. Tolga ve Barış hızlı konuşuyordu, felsefe terimlerini rahatça kullanıyordu, kendinden emindi ve gruba daha uzun süredir katılıyordu. Defne ise felsefe bilmediği için söyleyeceklerinin önemsiz olduğunu düşünmüştü. Oysa grubun o günkü sorusu, tam da Defne'nin bildiği bir alana dokunuyordu.
Görüşler ve pozisyonlar
Bir felsefi tartışmada güç farklarına nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, biçimsel eşitlik görüşüdür. Buna göre bir tartışmada güç dengesi, herkese eşit kurallar uygulanarak sağlanır: herkes konuşabilir, kimse kimsenin sözünü kesemez, her katkı aynı ölçütlerle değerlendirilir. Kurallar eşit olduğunda, kimin ne kadar konuştuğu katılımcıların kendi tercihlerinin sonucudur ve buna müdahale edilmemelidir.
İkinci görüş, eşit pay görüşüdür. Buna göre bir tartışmada güç dengesi, herkesin eşit süre konuşmasıyla sağlanır. Konuşma süresi ölçülür ve her katılımcıya aynı pay verilir; çok konuşanlar durdurulur, az konuşanlar konuşmaya teşvik edilir.
Üçüncü görüş, açık alan görüşüdür. Buna göre bir tartışmada güç dengesi, eşit kurallarla ya da eşit sürelerle değil, her katılımcının gerçekten katılabileceği bir alanın açılmasıyla sağlanır. Bu, sessiz katılımcıların neden sessiz kaldığını sormayı, onların bildiği alanlardan doğrudan soru sormayı ve konuşmanın ritmini herkesin girebileceği biçimde yavaşlatmayı gerektirir. Ama katılımcılar eşit konuşmaya zorlanmaz; alan açılır, kullanıp kullanmamak katılımcıya kalır.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, eşit kuralların önemini doğru görür, ama Kerem'in kaydının gösterdiği gibi, eşit kuralların eşit katılım sağlamadığını göz ardı eder. İkinci görüş, konuşma süresinin dağılımının önemli olduğunu doğru görür, ama her katılımcının her konuda eşit söyleyecek şeyi olmadığını ve eşit süre zorunluluğunun, söyleyecek bir şeyi olmayan katılımcıyı konuşmaya, söyleyecek çok şeyi olanı susmaya zorlayabileceğini hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir tartışmada güç dengesini gözetmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, tartışmada kimin ne kadar konuştuğunu kaydetmektir. Bir grup üyesi, bir toplantı boyunca her katkının kimden geldiğini ve yaklaşık ne kadar sürdüğünü not eder. Bu kayıt, görünmez güç farklarını görünür kılar: grubun hiçbir üyesi, Kerem'in kaydını görmeden önce, Defne'nin yalnızca üç dakika konuştuğunu fark etmemişti. Kayıt bir suçlama değil, bir aynadır.
İkinci adım, sessiz katılımcıya doğrudan ve onun bildiği bir alandan soru sormaktır. Sessiz kalan bir katılımcıya "senin görüşün ne?" diye genel bir soru sormak, onu grubun geri kalanının diliyle konuşmaya zorlar. Onun bildiği bir alandan, onun deneyiminden bir soru sormak ise ona kendi dilinde konuşabileceği bir alan açar. Selin, Defne'ye felsefi bir görüş değil, bağımlılık tedavisindeki bir süreç sordu.
Üçüncü adım, bir üyenin yalnızca kendisinin bildiği bilgiyi paylaşmasını açıkça istemektir. Bir grupta tartışma, çoğu zaman bütün üyelerin zaten bildiği şeyler üzerinde döner; yalnızca bir üyenin bildiği şeyler, o üye onları kendiliğinden getirmedikçe tartışmaya girmez. Grup, bir tartışmanın başında ya da ortasında şunu sorabilir: bu konuda, burada yalnızca senin bildiğin bir şey var mı?
Dördüncü adım, bir katkıyı kimin yaptığından bağımsız olarak değerlendirmektir. Kıdemli ya da kendinden emin bir katılımcının katkısı, çekingen ya da yeni bir katılımcının aynı katkısından daha çok ağırlık kazanmamalıdır. Grup, bir katkıyı değerlendirirken, onu kimin yaptığını değil, ne söylediğini sorar. Bu, kişi ve görüş ayrımının grup düzeyindeki biçimidir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Güç dengesini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir felsefi tartışmada güç farkları, açık bir kural olmadan da, konuşma hızı, alanın dili, kendinden eminlik ve kıdem yoluyla bazı katılımcıları susturur. Bu sessizlik yalnızca bir adalet sorunu değil, bir bilgi kaybıdır, çünkü susan katılımcı çoğu zaman grubun bilmediği bir şeyi bilir. Bir grup, konuşmanın dağılımını kaydederek, sessiz katılımcıya onun bildiği bir alandan soru sorarak, paylaşılmamış bilgiyi açıkça isteyerek ve katkıları kimin yaptığından bağımsız değerlendirerek bu kaybı azaltabilir.
Açık kalan sorular
Habermas'ın ideal konuşma durumu hiçbir gerçek tartışmada karşılanmıyorsa, bir ölçüt olarak ne işe yarar? Hiçbir zaman ulaşılamayacak bir ideal, gerçek tartışmaları değerlendirmek için güvenilir bir ölçüt olabilir mi?
Young'ın iç dışlaması, bazı konuşma biçimlerinin, örneğin kişisel anlatının, akılcı tartışmaya uygun sayılmamasını da içerir. Ama felsefi bir tartışma, akılcı argümanlara dayanmak zorunda değil midir? Bir anlatı ile bir argüman arasındaki fark, bir dışlama biçimi midir, yoksa felsefenin kendi doğasının bir gereği mi?
Bir grupta güç farklarını gözetmekle görevli olan kimdir? Bu görev grubun bütün üyelerine mi düşer, yoksa bir moderatörün mü işidir? Güçlü katılımcıların kendi güçlerini sınırlaması, güçsüz katılımcıların güç kazanmasından daha mı önemlidir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışEşit kuralları eşit katılım sanmak.
Bir grupta kimsenin sözünün kesilmemesi ve herkesin konuşabilmesi, herkesin gerçekten katıldığı anlamına gelmez. Kimin ne kadar konuştuğu kaydedilir ve görünmez farklar görünür kılınır.
Yaygın yanlışSessiz katılımcıya genel bir soru sormak.
"Senin görüşün ne?" gibi genel bir soru, sessiz katılımcıyı grubun diliyle konuşmaya zorlar. Soru, katılımcının kendi bildiği bir alandan sorulur.
Yaygın yanlışPaylaşılmamış bilginin kendiliğinden geleceğini varsaymak.
Bir grupta yalnızca bir üyenin bildiği bilgi, açıkça istenmedikçe tartışmaya girmeme eğilimindedir. Grup, bu bilgiyi açıkça ister.
Yaygın yanlışBir katkıyı kimin yaptığına göre değerlendirmek.
Aynı fikir, kıdemli bir katılımcıdan geldiğinde ciddiye alınıp yeni bir katılımcıdan geldiğinde gözden kaçırılıyorsa, grup iç dışlama yapıyordur. Bir katkı, ne söylediğine göre değerlendirilir ve onu ilk kimin söylediği hatırlanır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir felsefi tartışmada güç farkları, açık bir kural olmadan da, konuşma hızı, alanın dili, kendinden eminlik ve kıdem yoluyla bazı katılımcıları susturur ve bu sessizlik yalnızca bir adalet sorunu değil, bir bilgi kaybıdır.
Habermas'ın söylem etiği bir tartışmanın adil sayılabilmesi için herkesin gerçekten katılabilmesi gerektiğini, Young'ın iç dışlaması biçimsel olarak katılan ama ciddiye alınmayan kişilerin dışlanmasını, Stasser ile Titus'un gizli profil çalışması ise bir grubun yalnızca bir üyenin bildiği bilgiyi gözden kaçırma eğilimini gösterdi.
Güç dengesi dört adımla gözetilir: konuşmanın dağılımını kaydetmek, sessiz katılımcıya onun bildiği bir alandan soru sormak, paylaşılmamış bilgiyi açıkça istemek ve bir katkıyı kimin yaptığından bağımsız değerlendirmek.
Güç farklarının doğal olduğu, sessiz katılımcıya alan açmanın onu zorlamak olduğu ve deneyimlilerin daha çok konuşmasının grubun yararına olduğu itirazları, farkların değil onların görünmez etkisinin sorun olduğunu, bir soru sormanın zorlamak değil kapı açmak olduğunu ve deneyimin konuşma payının değil katkının niteliğinin ölçüsü olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir tartışmada güç dengesini gözetmek, herkesi eşit konuşmaya zorlamak değil, herkesin bildiği şeyi söyleyebileceği bir alan açmaktır.
Sonraki derse köprü
Okuma grubu, Kerem'in kaydından ve paylaşılmamış bilgi turundan sonra daha dengeli bir grup hâline geldi. Ama Defne, bir toplantıdan sonra Selin'e başka bir şey anlatıyor: grupta konuşmaya artık daha rahat başladığını, ama birine gerçekten karşı çıkmaktan hâlâ çekindiğini. Tolga'nın bir fikrine katılmadığı bir anda, itirazını söylemek yerine susmayı seçmiş, çünkü itirazının bir tartışmaya, o tartışmanın da bir kırgınlığa dönüşmesinden korkmuş.
Bir felsefi tartışmanın değeri, katılımcıların birbirine karşı çıkabilmesine bağlıdır. Ama birine karşı çıkmak, özellikle bir grupta, bir risk taşır: karşı çıkılan kişi kırılabilir, grup bölünebilir, karşı çıkan kişi dışlanabilir. Bir grup, bu riskleri azaltarak, üyelerinin birbirine rahatça karşı çıkabildiği bir ortam kurabilir mi? Anlaşmazlığın bir tehdit değil, bir kazanım olarak görüldüğü bir ortam nasıl kurulur?
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Güvenli anlaşmazlık dersi, bir felsefi tartışmada katılımcıların birbirine karşı çıkmaktan çekinmediği bir ortamın nasıl kurulabileceğini, bir anlaşmazlığın bir kırgınlığa dönüşmesinin nasıl önlenebileceğini ve güvenli bir anlaşmazlığın, anlaşmazlığın keskinliğini yumuşatmadan nasıl mümkün olduğunu soruyor.