İçeriğe geç

P01-D06-M02-03·Tartışma etiği

Kişi ve görüş ayrımı

temel3.262 kelime≈ 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir felsefi tartışmada bir itiraz, görüşün içeriğine, gerekçesine ya da sonucuna yöneldiğinde görüşe, görüşü savunanların zekâsına, niyetine ya da düşünme biçimine yöneldiğinde kişiye yönelir; ama bu çizgi pratikte bulanıktır ve bir görüş kimliğe yapıştığında, görüşe yönelen bir itiraz da kişiye yönelmiş gibi duyulabilir.

Aristoteles'in Platon eleştirisinden önceki cümlesi bir dostun görüşünü eleştirmenin ona ve hakikate duyulan saygıyla birlikte yapılabildiğini, Epiktetos'un öğüdü bir itirazın nasıl duyulduğunun dinleyenin yargısına da bağlı olduğunu, Ross ile Ward'ın naif gerçekçiliği ise bir görüş anlaşmazlığının karşı taraf hakkında bir kişisel yargıya nasıl dönüştüğünü gösterdi.

Kişi ile görüş dört adımla ayrılır: itirazın adresini önceden sormak, itirazı görüş hakkında bir cümleyle kurmak, kendine yönelmiş gibi duyulan bir itirazı adlandırmak ve çizgi aşıldığında bir onarım cümlesi kurmak.

Kişinin bazen tartışmayla ilgili olduğu, görüş ile kişi ayrımının yapay olduğu ve itirazı kendine yönelmiş gibi duyanın fazla hassas olduğu itirazları, ilgili kişi bilgisinin görüşün doğruluğuna değil başka bir yöne ilişkin verilebildiğini, ayrımın yapay değil zor olduğunu ve sorumluluğun söyleyen ile dinleyen arasında paylaşıldığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir tartışmada kişi ile görüşü ayırmak, kişileri görmezden gelmek değil, onları tartışmada tutarak görüşlerini tartışabilmektir.

Açılış sahnesi

Kerem, okuma grubunun ilk toplantısından birkaç gün sonra Selin'e bir mesaj yazıyor: bir sonraki toplantıya gelmeyi düşünmüyor. Selin nedenini soruyor. Kerem, grubun bağdaşmazcılığa karşı sıraladığı itirazları dinlerken kendisine saldırılıyormuş gibi hissettiğini anlatıyor. Kimse ona doğrudan bir şey söylememişti; itirazlar bağdaşmazcılığa yönelmişti. Ama Tolga'nın bir cümlesi aklında kalmış: "Bağdaşmazcılar herhâlde sorumluluğun ne olduğunu hiç düşünmemiş." Kerem, bu cümlenin bir görüşe değil, o görüşü savunan insanlara, dolayısıyla kendisine yöneldiğini düşünüyor.

Selin, Kerem'in mesajını Mert'e gösteriyor ve Mert bir sonraki toplantının başında gruba iki cümle okuyor. Birinci cümle, Tolga'nın söylediği cümle. İkinci cümle, Tolga'nın aynı toplantıda söylediği bir başka cümle: "Bağdaşmazcılığın bu biçimi, kaynak kavramını açıklamadan kullanıyor." Mert, gruba iki cümlenin farkını soruyor. Deniz, ilk cümlenin bir görüşün savunucularının düşünme biçimi hakkında, ikinci cümlenin ise görüşün kendisi hakkında olduğunu söylüyor. Tolga, ilk cümleyi bir itiraz olarak değil, bir tür iç geçirme olarak söylediğini, ama şimdi onun Kerem'e nasıl duyulduğunu anladığını kabul ediyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Diyalog ve Tartışma kursunda, bir felsefi tartışmada bir görüşe itiraz etmek ile o görüşü savunan kişiye saldırmak arasındaki farkı, bir itirazın kendisine yönelmiş gibi hissedildiği durumlarda ne yapılabileceğini ve kişi ile görüşü birbirinden ayırmanın bir tartışmayı nasıl değiştirdiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersi önceki derslerden ayıralım. P00'da görüş ile kişi ayrımını, kişiye yönelmeyi ve kimliksel yapışmayı, yani bir görüşün savunula savunula kişinin kimliğinin bir parçası hâline gelmesini tanımladık. Safsatalar ve Retorik kursunda kişiye saldırıyı bir safsata olarak ve Walton'un dört biçimini gördük. Bu kavramlar bu derste yeniden tanımlanmıyor. Bu ders, onları bir sözlü tartışmanın içine taşıyor: bir tartışmacı itirazını nasıl kurar ki kişiye değil görüşe yönelsin, bir itirazı kendine yönelmiş gibi duyan kişi ne yapabilir ve bir tartışmacı bu çizgiyi aştığında tartışma nasıl onarılır?

Sonra üç kaynağa bakacağız. Aristoteles, Nikomakhos'a Etik'te hocası Platon'un bir görüşünü eleştirmeden önce, dostlarının savunduğu bir görüşü eleştirmenin zor olduğunu, ama hakikatin dostlardan daha değerli olduğunu söyler. Epiktetos, bir hakaretin kişiyi incitmesinin nedeninin hakaretin kendisi değil, kişinin onun hakkındaki yargısı olduğunu söyler. Psikologlar Lee Ross ile Andrew Ward ise insanların kendi görüşlerini gerçekliğin kendisi sanma eğilimini, yani naif gerçekçiliği anlatır ve bu eğilimin, anlaşmazlıkları nasıl kişisel bir yargıya dönüştürdüğünü gösterir.

Ardından üç itirazı tartacağız: bazı durumlarda kişinin kendisinin tartışmayla ilgili olduğu, görüş ile kişi arasındaki ayrımın yapay olduğu ve bir itirazı kendine yönelmiş gibi duyan kişinin yalnızca fazla hassas olduğu itirazları.

Sonda, bir tartışmada kişi ile görüşü ayırmanın dört adımını göstereceğiz: itirazın adresini, yani görüşe mi, gerekçeye mi, kişiye mi yöneldiğini itirazdan önce sormak, itirazı görüşün kendisi hakkında bir cümleyle kurmak, bir itirazı kendine yönelmiş gibi duyduğunda bunu adlandırmak ve çizgi aşıldığında bir onarım cümlesi kurmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir felsefi tartışmada bir görüşe itiraz etmek ile o görüşü savunan kişiye saldırmak arasındaki fark nedir, bir tartışmacı itirazını görüşe yöneltmek için ne yapabilir ve bir itirazın kişiye yöneldiği ya da kişiye yönelmiş gibi duyulduğu durumlarda tartışma nasıl onarılır?

Ölçülü iddiam şu: bir felsefi tartışmada bir itiraz, görüşün içeriğine, gerekçesine ya da sonucuna yöneldiğinde görüşe yönelir, görüşü savunanların zekâsına, niyetine, düşünme biçimine ya da karakterine yöneldiğinde ise kişiye yönelir, ve bir tartışmacı itirazını kurmadan önce onun adresini sorarak ve onu görüşün kendisi hakkında bir cümleyle kurarak bu çizgiyi koruyabilir, ama çizgi yalnızca söyleyen kişi tarafından korunmaz: bir görüş savunucusunun kimliğine yapıştığında, görüşe yönelen bir itiraz da kişiye yönelmiş gibi duyulabilir, ve bu durumda dinleyen kişinin bunu adlandırması ve söyleyen kişinin bir onarım cümlesi kurması, tartışmanın sürmesini sağlar, çünkü kişiye yöneldiği hissedilen bir tartışma, Kerem'in grubu bırakmayı düşünmesinde olduğu gibi, görüşün savunucusunu tartışmadan uzaklaştırır.

Sıfır noktası

Bir görüşe itiraz ile bir kişiye saldırı arasındaki çizgi, kuramda açıktır ama pratikte bulanıktır. Kuramda, "bu görüş yanlış" demek görüşe, "bu görüşü savunan aptal" demek kişiye yönelir. Ama gerçek tartışmalarda itirazların çoğu bu iki uç arasında durur. Tolga'nın "bağdaşmazcılar herhâlde sorumluluğun ne olduğunu hiç düşünmemiş" cümlesi, ne açık bir hakaretti ne de bir görüşe yönelen bir itiraz. Bir görüşün savunucularının düşünme biçimi hakkında bir yargıydı ve bu yargı, o görüşü savunan birine kişisel bir eleştiri gibi geldi.

Bu bulanıklığın bir nedeni, bir görüşün savunucusunun kimliğiyle olan bağıdır. P00'da tanımladığımız kimliksel yapışma, bir görüşün savunula savunula kişinin kimliğinin bir parçası hâline gelmesiydi. Kerem, bağdaşmazcılık üzerine tez yazıyordu; görüş, onun yıllarını verdiği bir çalışmaydı. Bu durumda, görüşe yönelen en nazik itiraz bile Kerem'e bir ölçüde kendisine yönelmiş gibi gelebilirdi.

Bulanıklığın ikinci nedeni, söyleyen kişinin kendi tutumudur. Tolga, bağdaşmazcılığı yanlış bulduğu için, onu savunanların da bir şeyi gözden kaçırmış olması gerektiğini düşünüyordu. Bu, çok yaygın bir akıl yürütmedir: bir görüşün yanlış olduğundan eminsek, onu savunanların ya bilgisiz ya dikkatsiz ya da önyargılı olduğunu varsayarız. Ross ile Ward, bu varsayıma bir ad verdiler.

Görüşler ve pozisyonlar

Bir felsefi tartışmada kişi ile görüş arasındaki ilişki konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, katı ayrım görüşüdür. Buna göre bir felsefi tartışmada yalnızca görüşler tartışılmalıdır; görüşü savunan kişi hakkında hiçbir şey söylenmemelidir. Bir görüşün doğruluğu, onu kimin savunduğuna bağlı değildir ve kişi hakkında söylenen her şey, tartışmayı görüşten uzaklaştırır.

İkinci görüş, bütünlük görüşüdür. Buna göre bir görüş ile onu savunan kişi birbirinden ayrılamaz. Bir kişinin görüşleri, onun yaşamının, deneyiminin ve değerlerinin bir ifadesidir; bir görüşe itiraz etmek, bir ölçüde o kişinin yaşamına ve değerlerine itiraz etmektir. Bu yüzden görüşlere yönelen itirazlar, kişilere karşı özenle yapılmalıdır.

Üçüncü görüş, ilgili kişi görüşüdür. Buna göre bir tartışmada görüşler ile kişiler çoğu zaman ayrılmalıdır, ama kişinin kendisinin tartışmayla gerçekten ilgili olduğu durumlar da vardır: bir kişinin bir konudaki uzmanlığı, bir çıkar çatışması ya da bir görüşü savunmasının nedeni, bazen tartışma için önemli bir bilgidir. Bu durumlarda kişi hakkında bir şey söylemek bir saldırı değildir, ama bunun görüşün doğruluğuna değil, tartışmanın başka bir yönüne ilişkin olduğu açıkça söylenmelidir.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bir görüşün doğruluğunun onu savunana bağlı olmadığını doğru görür, ama kişinin kendisinin tartışmayla ilgili olabileceği durumları göz ardı eder. İkinci görüş, görüşlerin kişilerin yaşamına bağlı olduğunu doğru görür, ama bu bağ yüzünden görüşlere itiraz etmekten kaçınmanın, Aristoteles'in dediği gibi hakikati dostlardan aşağıda tutmak olduğunu hesaba katmaz.

Argümanın yapısı

Bir tartışmada kişi ile görüşü ayırmak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, itirazın adresini itirazdan önce sormaktır. Bir tartışmacı bir itiraz kurmadan önce kendine sorar: bu itiraz görüşün içeriğine mi, gerekçesine mi, sonucuna mı yöneliyor, yoksa görüşü savunanlara mı? İtiraz kişiye yöneliyorsa, tartışmacı ikinci bir soru sorar: kişi hakkındaki bu bilgi, tartışma için gerçekten ilgili mi, yoksa yalnızca görüşü yanlış bulduğum için mi onu söylemek istiyorum?

İkinci adım, itirazı görüşün kendisi hakkında bir cümleyle kurmaktır. Tartışmacı, "bağdaşmazcılar şunu düşünmemiş" yerine "bağdaşmazcılığın bu biçimi şunu açıklamıyor" der; "sen şunu gözden kaçırıyorsun" yerine "bu argüman şu adımı atlıyor" der. Cümlenin öznesi kişi değil, görüş ya da argüman olur. Bu, yalnızca bir üslup değişikliği değildir: tartışmacının dikkatini de kişiden görüşe yöneltir.

Üçüncü adım, bir itirazı kendine yönelmiş gibi duyduğunda bunu adlandırmaktır. Bu adım, dinleyen kişi içindir. Bir itirazı kendine yönelmiş gibi duyan kişi, bunu içinde tutmak ya da tartışmadan uzaklaşmak yerine açıkça söyleyebilir: "Bu itirazı kendime yönelmiş gibi duydum; görüşe mi, bana mı yöneldiğini sorabilir miyim?" Bu, söyleyen kişiye itirazının nasıl duyulduğunu gösterir ve ona itirazını yeniden kurma fırsatı verir.

Dördüncü adım, çizgi aşıldığında bir onarım cümlesi kurmaktır. Söyleyen kişi, itirazının kişiye yöneldiğini fark ettiğinde ya da bu ona söylendiğinde, bir onarım cümlesi kurar: itirazının hangi kısmının kişiye yöneldiğini kabul eder, o kısmı geri alır ve itirazını görüşün kendisi hakkında yeniden kurar. Onarım cümlesi bir özür değildir; tartışmayı yeniden görüşe yöneltir.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Kişi ile görüşü ayırmayı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir felsefi tartışmada bir itiraz, görüşün içeriğine, gerekçesine ya da sonucuna yöneldiğinde görüşe, görüşü savunanların zekâsına, niyetine ya da düşünme biçimine yöneldiğinde kişiye yönelir. Bu çizgi hem söyleyen hem dinleyen tarafından korunur: söyleyen itirazının adresini sorar ve onu görüş hakkında bir cümleyle kurar, dinleyen duyduğu şeyi adlandırır ve çizgi aşıldığında söyleyen bir onarım cümlesi kurar. Böyle korunan bir çizgi, görüşün savunucusunu tartışmada tutar ve tartışmanın görüşler hakkında olmaya devam etmesini sağlar.

Açık kalan sorular

Aristoteles, hakikati dostlardan üstün tuttu. Ama bir dostun görüşünü eleştirmek, o dostlukta bir kayba yol açarsa, bu kayıp hakikat için ödenmesi gereken bir bedel midir? Bir felsefi topluluk, üyelerinin birbirinin görüşlerini eleştirmesiyle mi güçlenir, yoksa bu eleştiriler onu zayıflatır mı?

Naif gerçekçilik, insanların çok yaygın bir eğilimiyse, bir kişi kendi naif gerçekçiliğinin farkına varabilir mi? Karşı tarafın bilgisiz, bozuk akıl yürüten ya da önyargılı olmadığını düşünmek, bazen gerçekten öyle olduklarında da bir yanılgı olmaz mı?

Bir görüşün kimliğe yapışması, her zaman bir sorun mudur? Bir kişinin bir görüşe kimliğiyle bağlı olması, o görüşü daha derinden anlamasını ve daha iyi savunmasını sağlamaz mı?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışBir görüşü yanlış bulunca savunucularını suçlamak.
Doğrusu

Bir görüşün yanlış olduğundan emin olmak, onu savunanların bilgisiz, dikkatsiz ya da önyargılı olduğu sonucuna götürebilir. Bu sonuç, naif gerçekçiliğin bir ürünüdür ve bir itiraz değildir.

Yaygın yanlışİtirazın öznesini kişi yapmak.
Doğrusu

"Sen şunu gözden kaçırıyorsun" ya da "bunu savunanlar şunu düşünmemiş" gibi cümleler, itirazı kişiye yöneltir. Cümlenin öznesi görüş ya da argüman yapılır.

Yaygın yanlışKendine yönelmiş gibi duyulan itirazı içinde tutmak.
Doğrusu

Bir itirazı kendine yönelmiş gibi duyan kişi bunu söylemezse, söyleyen kişi itirazının nasıl duyulduğunu bilemez ve dinleyen tartışmadan uzaklaşabilir. Duyulan şey adlandırılır.

Yaygın yanlışOnarım cümlesini bir özürle karıştırmak.
Doğrusu

Bir itirazın kişiye yöneldiğini kabul etmek yalnızca bir özür değildir. Onarım cümlesi, kişiye yönelen kısmı geri alır ve itirazı görüşün kendisi hakkında yeniden kurar.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir felsefi tartışmada bir itiraz, görüşün içeriğine, gerekçesine ya da sonucuna yöneldiğinde görüşe, görüşü savunanların zekâsına, niyetine ya da düşünme biçimine yöneldiğinde kişiye yönelir; ama bu çizgi pratikte bulanıktır ve bir görüş kimliğe yapıştığında, görüşe yönelen bir itiraz da kişiye yönelmiş gibi duyulabilir.

Aristoteles'in Platon eleştirisinden önceki cümlesi bir dostun görüşünü eleştirmenin ona ve hakikate duyulan saygıyla birlikte yapılabildiğini, Epiktetos'un öğüdü bir itirazın nasıl duyulduğunun dinleyenin yargısına da bağlı olduğunu, Ross ile Ward'ın naif gerçekçiliği ise bir görüş anlaşmazlığının karşı taraf hakkında bir kişisel yargıya nasıl dönüştüğünü gösterdi.

Kişi ile görüş dört adımla ayrılır: itirazın adresini önceden sormak, itirazı görüş hakkında bir cümleyle kurmak, kendine yönelmiş gibi duyulan bir itirazı adlandırmak ve çizgi aşıldığında bir onarım cümlesi kurmak.

Kişinin bazen tartışmayla ilgili olduğu, görüş ile kişi ayrımının yapay olduğu ve itirazı kendine yönelmiş gibi duyanın fazla hassas olduğu itirazları, ilgili kişi bilgisinin görüşün doğruluğuna değil başka bir yöne ilişkin verilebildiğini, ayrımın yapay değil zor olduğunu ve sorumluluğun söyleyen ile dinleyen arasında paylaşıldığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir tartışmada kişi ile görüşü ayırmak, kişileri görmezden gelmek değil, onları tartışmada tutarak görüşlerini tartışabilmektir.

Sonraki derse köprü

Kerem, grubun toplantısına döndükten sonra bir şey daha fark ediyor: grupta bazı üyeler çok daha rahat konuşuyor. Tolga ve Barış, her konuda hemen söz alıyor ve konuşmayı yönlendiriyor. Selin'in arkadaşı olan tıp öğrencisi ise çoğu zaman susuyor ve bir şey söyleyeceği zaman bile Tolga ile Barış'ın konuşmasının arasına girmekte zorlanıyor. Kerem, kendi ilk toplantısında da bağdaşmazcılığı savunmak için söz almakta zorlandığını hatırlıyor.

Bir felsefi tartışmada katılımcılar eşit konumda değildir. Bazıları daha deneyimli, bazıları daha kıdemli, bazıları daha kendinden emin, bazıları ise tartışılan konuda daha fazla bilgiye sahiptir. Bu farklar, kimin ne kadar konuştuğunu, kimin görüşünün ciddiye alındığını ve kimin sessiz kaldığını belirler. Kişi ile görüşü ayırmak yetmez; tartışmanın kendisinin kime ne kadar alan açtığını da sormak gerekir.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Güç dengesi dersi, bir felsefi tartışmada katılımcılar arasındaki güç farklarının tartışmayı nasıl etkilediğini, sessiz kalan katılımcılara nasıl alan açılabileceğini ve güç farklarına rağmen bir tartışmanın nasıl adil yürütülebileceğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.