İçeriğe geç

P01-D06-M02-02·Tartışma etiği

Adil temsil

temel3.170 kelime≈ 21 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir sözlü tartışmada orada olmayan bir görüş, anında ve kaynağa bakılmadan aktarılır ve bu aktarım, çoğu zaman görüşün eleştirmenlerinden tanınmasından doğan bir temsil kaymasıyla, görüşün en kolay çürütülen biçimine dönüşebilir.

Sofist'teki Yabancı'nın önerisi orada olmayan bir görüşü en dikkatli savunucularının dile getireceği biçimde aktarmanın hakikatin peşinde olmanın bir gereği olduğunu, Cicero'nun Tanrıların Doğası Üzerine'si her görüşü bir savunucusunun ağzından aktarmanın değerini, Caplan'ın testi ise adil temsilin bir savunucunun aktarımından ayırt edilemeyecek kadar iyi olabileceğini gösterdi.

Orada olmayan bir görüş dört adımla adil temsil edilir: görüşün kimin görüşü olduğunu söylemek, nedenini aktarmak, bir savunucunun onaylayıp onaylamayacağını sormak ve emin olunmayan yeri açıkça belirtmek.

Adil temsilin olanaksız olduğu, tartışmayı uzattığı ve bazı görüşlerin bunu hak etmediği itirazları, açık temsilin bir savunucu yokken yapılabilecek en iyisi olduğunu, adil olmayan bir temsilin daha çok zaman kaybettirdiğini ve adil temsilin bir görüşe saygınlık değil ona yönelen bir cevap kazandırdığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir tartışmada orada olmayan bir görüşü adil temsil etmek, ona karşı çıkmayı ertelemek değil, karşı çıkılan şeyin gerçekten o görüş olduğundan emin olmaktır.

Açılış sahnesi

Okuma grubunun bir toplantısında konu, özgür irade üzerine iki ana görüşe geliyor: belirlenimcilikle sorumluluğun bağdaşabileceğini savunan bağdaşırcılık ile bağdaşamayacağını savunan bağdaşmazcılık. Grupta bağdaşmazcılığı savunan kimse yok. Tolga, bağdaşmazcı görüşü gruba anlatmayı üstleniyor ve şöyle özetliyor: bağdaşmazcılar, evrenin belirlenmiş olması durumunda kimsenin hiçbir şeyden sorumlu olmayacağını düşünür, çünkü her şey önceden yazılmıştır. Grup başını sallıyor ve bu görüşe itiraz etmeye başlıyor. On dakika içinde bağdaşmazcılığa karşı dört güçlü itiraz sıralanmış.

Selin o sırada toplantıya katılan bir arkadaşının, felsefe bölümünde bağdaşmazcılık üzerine tez yazan Kerem'in, yüzünün giderek asıldığını fark ediyor. Kerem sonunda söz alıyor ve Tolga'nın özetinin bağdaşmazcıların hiçbirinin savunmadığı bir görüş olduğunu söylüyor. Bağdaşmazcılar her şeyin önceden yazıldığını söylemez; belirlenimcilik doğruysa, kişinin eylemlerinin nihai kaynağının kendisi olmadığını, çünkü o eylemlerin kişi doğmadan önceki olaylar ve doğa yasalarıyla belirlendiğini söyler. Bu görüşe karşı getirilen dört itirazın üçü, Tolga'nın özetine yönelmişti; Kerem'in anlattığı görüşe hiçbiri dokunmuyordu. Mert, gruba bir soru soruyor: Kerem bu toplantıda olmasaydı, grup bağdaşmazcılığı çürüttüğünü düşünerek dağılacaktı. Orada olmayan bir görüşü adil temsil ettiğimizden nasıl emin olabiliriz? Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Diyalog ve Tartışma kursunda, bir felsefi tartışmada orada olmayan birinin ya da karşıdakinin görüşünü nasıl adil biçimde aktaracağımızı, bir aktarımın adil olup olmadığını nasıl sınayacağımızı ve adil olmayan bir aktarımın bir tartışmaya ne yaptığını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersi daha önceki derslerden ayıralım. P00'da korkuluk argümanını ve hayırseverlik ilkesini, Felsefi Yazma kursunda bir yazıda karşı görüşü güçlü sunmayı, karşı görüşün çekirdeğini ve tanınma sınamasını gördük. Eleştirel Düşünme kursunda da Rapoport kurallarını tanıdık. Bu ders, bu araçları yeni bir duruma taşıyor: bir sözlü tartışmanın içinde, anında ve çoğu zaman görüşün savunucusu orada yokken. Bir yazar yazısını yazmadan önce kaynağı açıp okuyabilir; bir tartışmacı ise tartışmanın ortasında, aklındaki özete güvenmek zorundadır. Önceki dersteki geri söyleme sınaması, karşıdaki oradayken işe yarıyordu; bu ders, karşıdaki orada olmadığında ne yapacağımızı soruyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Platon'un Sofist diyaloğunda Elealı Yabancı, her şeyin maddi olduğunu savunan düşünürlerin görüşünü tartışmadan önce, onları sözde daha iyi kılmayı, yani görüşlerini onların kendilerinin yapacağından daha dikkatli ve daha medeni bir biçimde dile getirmeyi önerir. Cicero, Tanrıların Doğası Üzerine adlı eserinde, üç ayrı felsefi okulun görüşünü üç ayrı konuşmacıya, her birini o okulun bir savunucusuna, anlattırır. Ekonomist Bryan Caplan ise, karşı görüşü o görüşün savunucularından ayırt edilemeyecek kadar iyi anlatıp anlatamadığımızı sınayan bir test önerir.

Ardından üç itirazı tartacağız: orada olmayan bir görüşü adil temsil etmenin her zaman olanaksız olduğu, adil temsilin tartışmayı gereksiz yere uzattığı ve bazı görüşlerin adil temsil edilmeyi hak etmediği itirazları.

Sonda, bir sözlü tartışmada orada olmayan bir görüşü adil temsil etmenin dört adımını göstereceğiz: temsil edilen görüşün kimin görüşü olduğunu söylemek, görüşün nedenini de aktarmak, aktarımın bir savunucu tarafından onaylanıp onaylanmayacağını sormak ve emin olunmayan yerde bunu açıkça belirtmek.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir sözlü felsefi tartışmada, orada olmayan birinin ya da bir geleneğin görüşünü, onu bize düzeltecek kimse yokken, nasıl adil biçimde aktarırız ve bir aktarımın adil olup olmadığını tartışmanın içinde nasıl sınarız?

Ölçülü iddiam şu: bir sözlü tartışmada orada olmayan bir görüşü adil temsil etmek, görüşün belirli bir savunucusunu ya da geleneğini adlandırmak, görüşün yalnızca sonucunu değil nedenini de aktarmak, aktarımın o görüşün bir savunucusu tarafından onaylanıp onaylanmayacağını sormak ve emin olunmayan yerde bunu açıkça söylemektir, çünkü sözlü bir tartışmada bir görüşün aktarımı, Tolga'nın özetinde olduğu gibi, kaynağa bakılmadan ve anında yapılır ve bu aktarım bir kez yapıldıktan sonra, grup ona karşı çıkarken aktarımın kendisini sorgulamaz ve adil olmayan bir aktarıma karşı yapılan itirazlar, gerçek görüşe dokunmadan, bir görüşü çürütülmüş gibi gösterir.

Sıfır noktası

Bir sözlü tartışmada bir görüşü aktarmak, bir yazıda aktarmaktan farklıdır. Yazıda yazar kaynağı açar, bir alıntı bulur, özetini kaynakla karşılaştırır. Sözlü tartışmada ise aktaran kişi aklındaki bir özete güvenir: bir zaman okuduğu bir kitaptan, bir derste duyduğu bir açıklamadan ya da yalnızca bir genel izlenimden kalan bir özete. Bu özet, zaman içinde aktaranın kendi görüşüne göre biçimlenmiş olabilir ve aktaran bunun farkında olmayabilir.

Tolga'nın bağdaşmazcılık özeti tam da böyleydi. Tolga bağdaşırcıydı ve bağdaşmazcılığı hiçbir zaman bir savunucusundan dinlememişti; onu bağdaşırcıların itirazlarından tanıyordu. Bu yüzden aklındaki özet, bağdaşırcıların en kolay çürüttüğü biçimdi: her şeyin önceden yazıldığı, bir kader görüşü. Bağdaşmazcıların gerçek görüşü, yani kişinin eylemlerinin nihai kaynağı olmadığı görüşü, çok daha güçlü ve çok daha zor çürütülen bir görüştü.

Sözlü tartışmanın ikinci bir tehlikesi daha vardır: bir aktarım bir kez yapıldıktan sonra, grup ona karşı çıkmaya başlar ve aktarımın kendisini sorgulamaz. Tolga'nın özeti yapıldıktan sonra, grubun hiçbir üyesi "bağdaşmazcılar gerçekten böyle mi düşünüyor?" diye sormadı. Grubun dikkati, özete itiraz etmeye yöneldi. Kerem orada olmasaydı, grup bağdaşmazcılığı çürüttüğünü düşünerek dağılacaktı.

Görüşler ve pozisyonlar

Bir sözlü tartışmada orada olmayan bir görüşün nasıl temsil edilmesi gerektiği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, en iyi savunucu görüşüdür. Buna göre bir sözlü tartışmada orada olmayan bir görüş, mümkünse o görüşün bir savunucusu tarafından temsil edilmelidir. Savunucu yoksa, tartışma o görüş hakkında bir sonuca varmamalıdır, çünkü görüşü onu savunmayan biri adil temsil edemez.

İkinci görüş, en güçlü biçim görüşüdür. Buna göre orada olmayan bir görüşü temsil eden kişi, onu olabilecek en güçlü biçimiyle, gerekirse savunucularının kendilerinin de kurmadığı bir güçte temsil etmelidir. Sofist'teki Yabancı'nın önerisi bu görüşün bir örneğidir: görüşü savunucularından daha iyi kılmak.

Üçüncü görüş, açık temsil görüşüdür. Buna göre orada olmayan bir görüşü temsil eden kişi, onu bir savunucusunun onaylayacağı biçimde aktarmaya çalışır, ama aktarımının sınırlarını da açıkça söyler: görüşü nereden öğrendiğini, hangi savunucusuna dayandığını ve aktarımının hangi noktasından emin olmadığını. Grup, bu açıklık sayesinde aktarımın kendisini de sorgulayabilir.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve birinci görüşü onun bir tamamlayıcısı olarak görür. Birinci görüş, bir savunucunun orada olmasının en güvenilir temsil olduğunu doğru görür, ama birçok tartışmada bir savunucunun bulunamayacağını ve tartışmanın yine de sürmesi gerektiğini göz ardı eder. İkinci görüş, görüşü güçlü sunmanın değerini doğru görür, ama sözlü bir tartışmada anında yapılan bir güçlendirmenin, savunucuların tanımayacağı bir görüşe dönüşebileceğini hesaba katmaz.

Argümanın yapısı

Bir sözlü tartışmada orada olmayan bir görüşü adil temsil etmek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, temsil edilen görüşün kimin görüşü olduğunu söylemektir. Bir görüş, genellikle birçok savunucusu olan ve savunucuları arasında farklılıklar bulunan bir görüştür. Temsil eden kişi, "bağdaşmazcılar şunu düşünür" demek yerine, "şu bağdaşmazcı filozof şunu savunur" ya da "bağdaşmazcılığın şu biçimi şunu söyler" der. Bu, görüşün bir karikatüre dönüşmesini önler ve grubun, aktarımın hangi savunucuya dayandığını bilmesini sağlar.

İkinci adım, görüşün nedenini de aktarmaktır. Bir görüşün yalnızca sonucunu aktarmak, onu savunucularının gözünde bir iskelete indirir. Temsil eden kişi, görüşün savunucularının ona neden inandığını da söyler. Kerem, bağdaşmazcılığın sonucunu değil, nedenini, yani kişinin eylemlerinin nihai kaynağının kendisi olmaması düşüncesini aktardığında, görüş gruba ilk kez güçlü göründü.

Üçüncü adım, aktarımın bir savunucu tarafından onaylanıp onaylanmayacağını sormaktır. Temsil eden kişi, aktarımını yaptıktan sonra kendine ve gruba sorar: bu görüşün bir savunucusu bu aktarımı duysa, onu kendi görüşü olarak tanır mıydı? Grupta o görüşe yakın biri varsa, ona sorulur; yoksa, grup bu soruyu birlikte düşünür.

Dördüncü adım, emin olunmayan yerde bunu açıkça belirtmektir. Temsil eden kişi, aktarımının hangi noktasından emin olmadığını söyler. Bu, grubun o noktaya yönelik itirazlarını dikkatle ele almasını sağlar ve grubun, aktarımın emin olunmayan bir noktasını çürüterek görüşün kendisini çürüttüğünü sanmasını önler.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Adil temsili ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir sözlü tartışmada orada olmayan bir görüş, anında ve kaynağa bakılmadan aktarılır ve bu aktarım, aktaranın kendi görüşüne göre biçimlenmiş olabilir. Adil temsil, görüşün kimin görüşü olduğunu söylemeyi, nedenini aktarmayı, bir savunucunun onaylayıp onaylamayacağını sormayı ve emin olunmayan yerleri açıkça belirtmeyi gerektirir. Böyle bir temsil, bir tartışmanın itirazlarını bir karikatüre değil, gerçek bir görüşe yöneltir ve tartışmanın sonuçlarının güvenilir olmasını sağlar.

Açık kalan sorular

Sofist'teki Yabancı, maddecileri sözde daha iyi kılmayı önerdi. Ama bir görüşü savunucularından daha iyi kılmak, onu savunucularının tanımayacağı bir görüşe dönüştürmek değil midir? Bir görüşü güçlendirmek ile onu değiştirmek arasındaki sınır nerededir?

Caplan'ın testini geçen biri, karşı çıktığı görüşü gerçekten anlamış mıdır, yoksa yalnızca o görüşün dilini taklit etmeyi mi öğrenmiştir? Bir görüşü savunucusu kadar iyi anlatabilen biri, neden hâlâ ona karşı çıkar?

Bir görüşün birçok savunucusu varsa ve savunucular kendi aralarında anlaşamıyorsa, o görüşün adil temsili hangi savunucunun görüşü olmalıdır? Bir geleneği adil temsil etmek, onun en yaygın biçimini mi, en güçlü biçimini mi, yoksa en tipik biçimini mi aktarmaktır?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışBir görüşü eleştirmenlerinden tanımak.
Doğrusu

Bir görüşü yalnızca onu eleştiren kaynaklardan öğrenmek, onun en kolay çürütülen biçimini aklında taşımaya yol açar. Bir görüş, mümkünse en az bir savunucusunun kendi yazısından okunur.

Yaygın yanlışBir geleneği tek bir cümleyle özetlemek.
Doğrusu

"Bağdaşmazcılar şunu düşünür" demek, bir geleneğin savunucuları arasındaki farkları siler. Temsil edilen görüşün hangi savunucuya ya da hangi biçime dayandığı söylenir.

Yaygın yanlışAktarımı sorgulamadan itiraza geçmek.
Doğrusu

Bir görüş aktarıldıktan sonra hemen ona itiraz etmek, aktarımın kendisinin adil olup olmadığını sormayı atlar. İtirazdan önce, aktarımın bir savunucu tarafından onaylanıp onaylanmayacağı sorulur.

Yaygın yanlışEmin olunmayan noktayı gizlemek.
Doğrusu

Aktarımın bir noktasından emin olmadan onu kesinmiş gibi sunmak, grubun o noktayı çürüterek görüşün kendisini çürüttüğünü sanmasına yol açar. Emin olunmayan yer açıkça belirtilir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir sözlü tartışmada orada olmayan bir görüş, anında ve kaynağa bakılmadan aktarılır ve bu aktarım, çoğu zaman görüşün eleştirmenlerinden tanınmasından doğan bir temsil kaymasıyla, görüşün en kolay çürütülen biçimine dönüşebilir.

Sofist'teki Yabancı'nın önerisi orada olmayan bir görüşü en dikkatli savunucularının dile getireceği biçimde aktarmanın hakikatin peşinde olmanın bir gereği olduğunu, Cicero'nun Tanrıların Doğası Üzerine'si her görüşü bir savunucusunun ağzından aktarmanın değerini, Caplan'ın testi ise adil temsilin bir savunucunun aktarımından ayırt edilemeyecek kadar iyi olabileceğini gösterdi.

Orada olmayan bir görüş dört adımla adil temsil edilir: görüşün kimin görüşü olduğunu söylemek, nedenini aktarmak, bir savunucunun onaylayıp onaylamayacağını sormak ve emin olunmayan yeri açıkça belirtmek.

Adil temsilin olanaksız olduğu, tartışmayı uzattığı ve bazı görüşlerin bunu hak etmediği itirazları, açık temsilin bir savunucu yokken yapılabilecek en iyisi olduğunu, adil olmayan bir temsilin daha çok zaman kaybettirdiğini ve adil temsilin bir görüşe saygınlık değil ona yönelen bir cevap kazandırdığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden bir tartışmada orada olmayan bir görüşü adil temsil etmek, ona karşı çıkmayı ertelemek değil, karşı çıkılan şeyin gerçekten o görüş olduğundan emin olmaktır.

Sonraki derse köprü

Kerem, grubun ilk toplantısında bağdaşmazcılığın yanlış aktarıldığını söylediğinde, yüzünün asıldığını Selin fark etmişti. Toplantıdan sonra Kerem, Selin'e grubun bağdaşmazcılığa karşı sıraladığı itirazları dinlerken kendisine saldırılıyormuş gibi hissettiğini anlatıyor: bağdaşmazcılık onun tezinin konusuydu ve yıllarını ona vermişti. İtirazlar bir görüşe yönelmişti, ama Kerem onları kendine yönelmiş gibi duymuştu.

Bir felsefi tartışmada görüşler ile onları savunan kişiler arasındaki bağ güçlüdür. Bir kişi bir görüşü yıllarca savunmuşsa, o görüşe yönelen bir itiraz ona kendi kimliğine yönelmiş gibi gelebilir. Öte yandan, bir tartışmacı karşısındakinin görüşüne değil, onun kişiliğine, niyetine ya da geçmişine yönelen bir itiraz da yapabilir. İki durumda da tartışma, görüşlerin değil kişilerin tartışmasına dönüşür.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Kişi ve görüş ayrımı dersi, bir felsefi tartışmada bir görüşe itiraz etmek ile o görüşü savunan kişiye saldırmak arasındaki farkı, bir itirazın kendisine yönelmiş gibi hissedildiği durumlarda ne yapılabileceğini ve kişi ile görüşü birbirinden ayırmanın bir tartışmayı nasıl değiştirdiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.