Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir aporia, bir felsefi diyaloğun hiçbir tanıma varmadan bittiği andır; bir tanım yokluğudur ama bir bilgi yokluğu değildir, çünkü düşen her tanım kavramın bir sınırını gösterir.
Lysis'in sonu bir kavramı yaşamda doğru kullanıp tanımlayamamanın açık bir kabulünü, Theaitetos'un sonu bir aporianın hazırlık ve ölçülülük olarak iki kazanımını, Matthews'in kitabı ise şaşkınlığın felsefenin merkezinde durduğunu gösterdi.
Bir aporia dört adımla verimli kılınır: aporiayı açıkça adlandırmak, düşen tanımları ve karşı örnekleri bir haritaya yazmak, olumsuz kazanımları çıkarmak ve bir sonraki konuşmanın sorusunu kurmak.
Aporianın bir başarısızlığın kibar adı olduğu, katılımcıları hiçbir şey öğrenmemiş bıraktığı ve felsefi tembelliği meşrulaştırdığı itirazları, aporia haritasının öğrenileni görünür kıldığını, kazanımın aporiayla ne yapıldığına bağlı olduğunu ve verimli bir aporianın soruyu daha iyi bir soruya dönüştürdüğünü gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir diyaloğu bir aporiayla kapatmak, bir yenilgiyi kabul etmek değil, neyin bilinmediğini ve neyin artık bilindiğini birlikte kaydetmek ve ertesi sabahki konuşmanın sorusunu kurmaktır.
Açılış sahnesi
Ece'nin yeni tanımı, sorumluluğu eylemin kişinin kendi, nedenlere duyarlı kararından çıkmasına bağlıyor. Okuma grubu bir sonraki toplantısını bu tanımın bir terimine ayırıyor: nedenlere duyarlı karar nedir? Deniz bir öneri getiriyor: karar, kişinin iyi bir neden olsaydı başka türlü karar vereceği bir karardır. Tolga bir karşı örnek getiriyor: kişi iyi bir neden olsaydı başka karar verecekti, ama o neden hiçbir zaman ortaya çıkmadı; kararı yine de nedenlere duyarlı mı? Deniz tanımı onarıyor. Selin, bu kez gruba katılmış, bir ikinci karşı örnek getiriyor. Tolga bir üçüncüsünü.
İki saat sonra grup, üç ayrı tanım denemiş ve üçü de düşmüş. Kimse yeni bir öneri getiremiyor. Ece masaya bakıp bir tür hayal kırıklığı hissediyor: iki saat konuşulmuş, ama nedenlere duyarlı kararın ne olduğunu hâlâ bilmiyorlar. Tolga, toplantıyı bir başarısızlık olarak kapatmaya hazırlanırken Mert araya giriyor ve gruptan son on dakikayı, neyi bilmediklerini değil, neyi öğrendiklerini yazmaya ayırmasını istiyor. Grup tahtaya yazmaya başlıyor ve iki saatin boşa geçmediğini, ama kazandıkları şeyin bir tanım olmadığını fark ediyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Diyalog ve Tartışma kursunda, bir felsefi diyaloğun bir çıkışsızlıkla bitmesinin ne anlama geldiğini, katılımcıların bu durumda ne kazandığını ve bir aporianın bir düşüncenin sonu mu yoksa başlangıcı mı olduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin P00 ile bağını kuralım. P00'da aporiayı bir kavram olarak tanıdık: bir tartışmanın, iki tarafın da haklı göründüğü ve yolun tıkandığı noktası; Sokrates'in konuşmalarının çoğu burada biter. Bu modülün önceki dersleri, bir Sokratik diyaloğun adımlarını izledi: tanım isteme, karşı örnek, çelişki. Bu ders, bu adımların çoğu zaman vardığı yere bakıyor: hiçbir tanımın ayakta kalmadığı, katılımcıların başladıkları yerden daha şaşkın olduğu bir son. Soru, bu sonun ne işe yaradığıdır.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Platon'un Lysis diyaloğunda Sokrates, dostluğun ne olduğu üzerine uzun bir konuşmanın sonunda, kendisinin ve iki gencin birbirinin dostu olduklarını düşündüklerini ama dostun ne olduğunu bulamadıklarını söyler ve bunun gülünç bir durum olduğunu kabul eder. Theaitetos'un sonunda Sokrates, bilginin üç tanımının da düştüğünü kabul eder, ama genç Theaitetos'un bu konuşmadan bir şey kazandığını söyler. Gareth Matthews ise Sokrates'e yakıştırılan imgeler üzerinden şaşkınlığın felsefedeki yerini tartışır ve felsefenin özünde çözülmemiş şaşkınlıklarla uğraşmak olduğunu savunur.
Ardından üç itirazı tartacağız: aporianın yalnızca bir başarısızlığın kibar adı olduğu, aporia ile biten bir diyaloğun katılımcıları hiçbir şey öğrenmemiş bıraktığı ve aporianın felsefi bir tembelliği meşrulaştırdığı itirazları.
Sonda, bir diyaloğu bir aporiayla verimli biçimde kapatmanın dört adımını göstereceğiz: aporiayı açıkça adlandırmak, düşen tanımları ve onları düşüren karşı örnekleri bir aporia haritasına yazmak, bu haritadan olumsuz kazanımları, yani artık bilinen şeyleri çıkarmak ve aporiadan bir sonraki konuşmanın sorusunu kurmak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir felsefi diyalog hiçbir tanıma varmadan bir çıkışsızlıkla bittiğinde, bu bir başarısızlık mıdır, yoksa katılımcılar bu çıkışsızlıktan bir şey kazanır mı ve bir aporiayı bir düşüncenin başlangıcına nasıl dönüştürürüz?
Ölçülü iddiam şu: bir aporia, doğru yürütülmüş bir diyalogda bir başarısızlık değil, bir tür kazanımdır, çünkü katılımcılar hangi tanımların neden düştüğünü, yani kavramın hangi sınırlarının herhangi bir tanımın karşılaması gereken koşullar olduğunu artık bilir ve bilmediklerini bilmek, bildiğini sanmaktan daha iyi bir başlangıçtır, ama bu kazanım kendiliğinden gelmez: katılımcılar aporiayı açıkça adlandırmalı, düşen tanımları ve karşı örnekleri bir haritaya yazmalı, bu haritadan olumsuz kazanımlarını çıkarmalı ve aporiadan bir sonraki konuşmanın sorusunu kurmalıdır, yoksa aporia, grubun ilk toplantısının sonunda olduğu gibi, yalnızca bir hayal kırıklığı olarak kalır.
Sıfır noktası
Bir felsefi diyaloğa katılan kişi, çoğu zaman bir cevapla ayrılmayı bekler. Bir soru sorulmuş, iki saat konuşulmuştur; bu sürenin sonunda bir tanım, bir sonuç ya da en azından bir öneri olmalıdır. Diyalog hiçbir tanıma varmadan bittiğinde, katılımcılar bir hayal kırıklığı hisseder: zaman boşa gitmiş gibidir.
Sokratik diyalogların çoğu tam da böyle biter. Kharmides'te ölçülülüğün, Lakhes'te cesaretin, Euthyphron'da dindarlığın, Lysis'te dostluğun ne olduğu bulunamaz. Bu diyaloglar, bir çözüm sunmak yerine, katılımcıları ve okuru bir çıkışsızlığın içinde bırakır. İlk bakışta, bu Sokrates'in yönteminin bir başarısızlığı gibi görünür: yöntem tanımları yıkabilir ama kuramaz.
Ama bu diyalogların hiçbiri gerçekten boş bitmez. Kharmides'te ölçülülüğün sakinlik olamayacağı, çünkü bazı durumlarda hızın daha iyi olduğu öğrenilmiştir. Lakhes'te cesaretin yalnızca savaşta yerinde durmak olamayacağı, çünkü geri çekilerek de cesaretle savaşılabildiği öğrenilmiştir. Her düşen tanım, kavramın bir sınırını gösterir. Aporia, bir tanım yokluğu değil, tanımın karşılaması gereken koşulların bir listesidir; yalnız bu liste çoğu zaman yazılmadan kalır.
Görüşler ve pozisyonlar
Bir felsefi diyaloğun aporiayla bitmesi konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, başarısızlık görüşüdür. Buna göre bir aporia, diyaloğun amacına ulaşamadığını gösterir. Diyaloğun amacı bir kavramın tanımını bulmaksa ve bu tanım bulunamamışsa, diyalog başarısız olmuştur. Aporiayı bir kazanım olarak sunmak, bu başarısızlığı kibar bir adla örtmektir.
İkinci görüş, arınma görüşüdür. Buna göre aporianın amacı bir tanım bulmak değil, katılımcıları bildiklerini sandıkları şeylerden arındırmaktır. Kişi bir kavramı bildiğini sanıyorsa öğrenmeye çalışmaz; aporia, onun bilmediğini göstererek öğrenmeye kapı açar. Theaitetos'un sonu bu görüşün en açık ifadesidir.
Üçüncü görüş, harita görüşüdür. Buna göre aporia yalnızca bir arınma değil, olumlu bir bilgi de üretir: düşen her tanım, kavramın bir sınırını gösterir ve bu sınırların listesi, bir sonraki tanım denemesinin karşılaması gereken koşulları verir. Ama bu bilgi, katılımcılar onu açıkça yazmadıkça kaybolur.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve ikinci görüşü onun bir parçası olarak görür. Birinci görüş, bir tanımın bulunamamasının bir eksiklik olduğunu doğru görür, ama her düşen tanımın bir şey öğrettiğini göz ardı eder. İkinci görüş, bilmediğini bilmenin değerini doğru görür, ama aporiadan çıkarılabilecek olumlu bilgiyi, yani kavramın sınırlarını, yeterince vurgulamaz.
Argümanın yapısı
Bir diyaloğu bir aporiayla verimli biçimde kapatmak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, aporiayı açıkça adlandırmaktır. Diyaloğun sonunda katılımcılardan biri, bir tanıma varılamadığını açıkça söyler. Bu, bir başarısızlık itirafı değil, bir durum tespitidir: "Nedenlere duyarlı kararın ne olduğunu bulamadık." Aporiayı adlandırmak, onu gizlemekten ya da onu bir çözümmüş gibi sunmaktan kaçınmaktır.
İkinci adım, düşen tanımları ve onları düşüren karşı örnekleri bir aporia haritasına yazmaktır. Katılımcılar, diyalog boyunca önerilen her tanımı ve her tanımı düşüren karşı örneği bir listeye yazar. Bu harita, diyaloğun iki saat boyunca ne yaptığını gösterir: hangi yollar denendi, hangileri neden kapandı.
Üçüncü adım, bu haritadan olumsuz kazanımları çıkarmaktır. Her düşen tanım, bir olumsuz kazanım verir: nedenlere duyarlı karar, kişinin tek bir iyi nedene tepki vermesi olamaz, çünkü Tolga'nın karşı örneği bunu gösterdi. Bu olumsuz kazanımlar, bir sonraki tanım denemesinin karşılaması gereken koşullardır. Katılımcılar onları birer cümle olarak yazar.
Dördüncü adım, aporiadan bir sonraki konuşmanın sorusunu kurmaktır. Olumsuz kazanımlar listelendiğinde, çoğu zaman bir yeni soru ortaya çıkar: bütün bu koşulları karşılayan bir tanım mümkün mü? Ya da bu koşullardan biri, kavramın kendisi hakkında daha derin bir şey mi gösteriyor? Bu soru, bir sonraki konuşmanın başlangıç noktasıdır.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Aporiayı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir felsefi diyalog bir tanıma varmadan bittiğinde, bu bir tanım yokluğudur ama bir bilgi yokluğu değildir. Düşen her tanım, kavramın bir sınırını gösterir ve bu sınırlar birlikte, herhangi bir tanımın karşılaması gereken koşulları verir. Katılımcılar aporiayı adlandırdığında, onu bir haritaya yazdığında, olumsuz kazanımlarını çıkardığında ve bir sonraki sorularını kurduğunda, aporia bir düşüncenin sonu değil, başlangıcı olur.
Açık kalan sorular
Sokrates'in diyaloglarının aporiayla bitmesi, Platon'un bilinçli bir öğretim tercihi midir, yoksa Sokrates'in kendi bilgisizliğinin dürüst bir kaydı mı? Platon'un sonraki diyaloglarında aporianın azalması, onun Sokrates'in yönteminden uzaklaştığını mı gösterir?
Bir aporia haritası, her zaman bir sonraki tanımın koşullarını verir mi? Bazı aporialar, kavramın kendisinin tutarsız olduğunu, yani hiçbir tanımın bütün koşulları birlikte karşılayamayacağını gösteriyor olabilir mi?
Matthews'e göre bir şaşkınlığı çözmeden bırakmak, onu hiç fark etmemekten daha felsefidir. Ama bir kişi hiçbir şaşkınlığı çözmeden yaşayabilir mi? Felsefi şaşkınlık ile gündelik kararlar arasındaki ilişki nasıl kurulmalıdır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışAporiayı gizlemek.
Bir diyalog bir tanıma varmadan bittiğinde, bunu bir çözümmüş gibi sunmak ya da hiç anmamak, katılımcıların neyi bilmediklerini görmelerini engeller. Aporia açıkça adlandırılır.
Yaygın yanlışAporiayı bir başarısızlık olarak kapatmak.
"Hiçbir şeye varamadık" diyerek bir diyaloğu kapatmak, konuşmanın ürettiği olumsuz kazanımları kaybettirir. Diyaloğun son dakikaları, neyin öğrenildiğini yazmaya ayrılır.
Yaygın yanlışOlumsuz kazanımları yazmamak.
Düşen tanımlar ve onları düşüren karşı örnekler yazılmadığında, bir sonraki konuşma aynı tanımları yeniden deneyebilir. Aporia haritası, denenen yolları kaydeder.
Yaygın yanlışAporiada durmak.
Bir aporia, bir sonraki konuşmanın sorusuna dönüştürülmediğinde, bir kaçışa dönüşür. Aporiadan bir sonraki soru kurulur ve araştırma sürer.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir aporia, bir felsefi diyaloğun hiçbir tanıma varmadan bittiği andır; bir tanım yokluğudur ama bir bilgi yokluğu değildir, çünkü düşen her tanım kavramın bir sınırını gösterir.
Lysis'in sonu bir kavramı yaşamda doğru kullanıp tanımlayamamanın açık bir kabulünü, Theaitetos'un sonu bir aporianın hazırlık ve ölçülülük olarak iki kazanımını, Matthews'in kitabı ise şaşkınlığın felsefenin merkezinde durduğunu gösterdi.
Bir aporia dört adımla verimli kılınır: aporiayı açıkça adlandırmak, düşen tanımları ve karşı örnekleri bir haritaya yazmak, olumsuz kazanımları çıkarmak ve bir sonraki konuşmanın sorusunu kurmak.
Aporianın bir başarısızlığın kibar adı olduğu, katılımcıları hiçbir şey öğrenmemiş bıraktığı ve felsefi tembelliği meşrulaştırdığı itirazları, aporia haritasının öğrenileni görünür kıldığını, kazanımın aporiayla ne yapıldığına bağlı olduğunu ve verimli bir aporianın soruyu daha iyi bir soruya dönüştürdüğünü gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir diyaloğu bir aporiayla kapatmak, bir yenilgiyi kabul etmek değil, neyin bilinmediğini ve neyin artık bilindiğini birlikte kaydetmek ve ertesi sabahki konuşmanın sorusunu kurmaktır.
Sonraki derse köprü
Okuma grubunun aporia haritası, dört kişinin iki saat boyunca birlikte kurduğu bir şeydi. Hiçbiri tanımı tek başına bulmaya çalışmamıştı: Deniz bir tanım önermiş, Tolga onu bir karşı örnekle düşürmüş, Selin bir ikinci karşı örnek getirmiş, Ece üç karşı örneğin ortak noktasını görmüştü. Haritanın üçüncü sütunu, hiçbir üyenin tek başına yazamayacağı bir sütundu.
Sokratik diyalog çoğu zaman bir yarışma gibi görünür: Sokrates sorar, muhatabı cevap verir ve yenilir. Ama diyaloğun asıl gücü, iki ya da daha çok kişinin, tek başına hiçbirinin varamayacağı bir yere birlikte varabilmesinde yatar. Bunun için katılımcıların birbirini yenmeye değil, birlikte bir soruyu araştırmaya yönelmesi gerekir.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Ortak araştırma dersi, bir felsefi diyaloğu bir yarışmadan bir ortak araştırmaya nasıl dönüştüreceğimizi, katılımcıların farklı rolleri nasıl üstlenebileceğini ve bir grubun tek başına hiçbir üyesinin varamayacağı bir kavrayışa nasıl varabileceğini soruyor.