Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir diyalogda çelişki, karşıdakinin kendi iki kabulü yan yana konarak gösterilir ve dışarıdan bir iddia getirmediği için en güçlü sınama hamlesidir; ama kendi başına iki kabulden hangisinin bırakılacağını söylemez.
Gorgias'taki çelişki bir kabulün bazen düşünceden değil utançtan gelebildiğini ve Sokrates için kendi kendisiyle tutarlı olmanın temel bir yükümlülük olduğunu, Vlastos'un makalesi bir çelişkinin yalnızca tutarsızlığı gösterip hangi kabulün yanlış olduğunu göstermediğini, Ramsey'in gözlemi ise çelişkinin çoğu zaman iki tarafın paylaştığı sessiz bir varsayımdan doğduğunu gösterdi.
Çelişki dört adımla ele alınır: iki kabulü kendi sözleriyle yan yana koymak, çelişkinin gerçek olup olmadığını birlikte sınamak, bir kabulü bırakmadan önce ortak varsayımı aramak ve çıkış yolunu karşıdakine bırakmak.
Çelişki göstermenin utandırdığı, çelişkiden bir kabulü bırakarak çıkılması gerektiği ve bazı çelişkilerin yaşamın parçası olduğu itirazları, utancın çelişkinin sunuluşundan geldiğini, iki kabulün çoğu zaman sessiz bir üçüncü cümle olmadan çelişmediğini ve değer gerilimlerinin mantık çelişkilerinden ayrı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir diyalogda çelişki, karşıdakini yenmenin değil, onun kabullerinin arkasındaki sessiz varsayımı birlikte bulmanın bir yoludur.
Açılış sahnesi
Seminerden birkaç gün sonra okuma grubu toplanıyor. Tolga, Ece'nin seminerde Selin'le birlikte tahtaya yazdığı tanımı bir kâğıda geçirmiş: bir kişi, eyleminin sonucu üzerinde bilgi ve denetim olanağı varsa ve o eylemden dolayı övgüyü ya da suçlamayı hak ediyorsa sorumludur. Kâğıdın altına Ece'nin yazısının tezini yazmış: bir kişi, başka türlü davranma olanağı olmasa da kendi nedenleriyle davrandıysa ahlaken sorumlu tutulabilir. Tolga iki cümleyi Ece'ye gösteriyor ve tek bir soru soruyor: denetim olanağı, başka türlü davranma olanağı değil mi?
Ece iki cümleye bakıyor ve ilk kez bir tür baş dönmesi hissediyor. Tolga haklıysa, Ece seminerde, kendi yazısının tezine aykırı bir tanımı kabul etmiş. Ya tanım yanlış, ya tez. Ece önce tanımdan vazgeçmek istiyor, çünkü tanımı seminerde aceleyle kurmuştu. Ama tanım, üç karşı örnekten, yani vazoyu kıran çocuktan, yorgun yetişkinden ve hekimden sonra, dikkatle kurulmuştu ve o örneklerde Ece'nin sezgilerini gerçekten yansıtıyordu. Tezinden vazgeçmek ise bütün yazısından vazgeçmek demek. Deniz, Ece'ye acele etmemesini öneriyor: bir çelişkiyle karşılaşmak, hemen bir şeyi bırakmayı gerektirmez. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Diyalog ve Tartışma kursunda, bir felsefi diyalogda karşıdakinin kabul ettiği iki şeyin birbiriyle çeliştiğini nasıl göstereceğimizi, bir çelişkiyle karşılaşan kişinin ne yapabileceğini ve çelişkinin bir yenilgi mi yoksa bir düşünme fırsatı mı olduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin P00 ile bağını kuralım. P00'da Sokrates'in sınama yöntemini, elenkhosu, tanımladık: karşıdakinin kendi söylediklerinden yola çıkılır ve o cümlelerin birbiriyle çeliştiği gösterilir. Bu ders, o yöntemin diyalogdaki işleyişine yakından bakıyor ve iki yeni soru soruyor. Birincisi, çelişkiyi gösteren kişi bunu karşıdakini küçük düşürmeden nasıl yapabilir? İkincisi, çelişkiyle karşılaşan kişi, iki kabulünden hangisini bırakacağına nasıl karar verir, ya da ikisini birden bırakmadan çelişkiden çıkmanın bir yolu var mıdır?
Sonra üç kaynağa bakacağız. Platon'un Gorgias diyaloğunda Sokrates, Gorgias'ın iki kabulünün çeliştiğini gösterir ve Gorgias'ın öğrencisi Polos, hocasının ikinci kabulü yalnızca utandığı için yaptığını söyler; aynı diyalogda Sokrates, kendi kendisiyle çelişmektense bütün dünyayla çelişmeyi yeğleyeceğini söyler. Gregory Vlastos, Sokrates'in yönteminin bir sorununa dikkat çeker: bir çelişki, karşıdakinin tezinin yanlış olduğunu değil, yalnızca kabullerinin birbiriyle tutarsız olduğunu gösterir. Frank Ramsey ise iki tarafın da haklı göründüğü bir tartışmada, doğrunun çoğu zaman iki tarafın da sorgusuz kabul ettiği bir varsayımı reddetmekte yattığını söyler.
Ardından üç itirazı tartacağız: çelişki göstermenin karşıdakini utandırdığı, çelişkiden her zaman bir kabulü bırakarak çıkılması gerektiği ve bazı çelişkilerin yaşamın bir parçası olduğu itirazları.
Sonda, bir diyalogda çelişkiyi göstermenin ve ona cevap vermenin dört adımını göstereceğiz: karşıdakinin iki kabulünü kendi sözleriyle yan yana koymak, iki kabulün gerçekten çeliştiğini birlikte sınamak, hangisinin bırakılacağına karar vermeden önce ikisinin de dayandığı ortak bir varsayım aramak ve çelişkiden çıkış yolunu karşıdakine bırakmak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir felsefi diyalogda karşıdakinin iki kabulünün birbiriyle çeliştiğini nasıl gösteririz ve bir çelişkiyle karşılaşan kişi, kabullerinden hangisini bırakacağına ya da ikisini birden korumanın bir yolu olup olmadığına nasıl karar verir?
Ölçülü iddiam şu: bir diyalogda çelişki, karşıdakinin iki kabulü onun kendi sözleriyle yan yana konarak ve çelişkinin gerçek olup olmadığı birlikte sınanarak gösterilir, ve çelişkiyle karşılaşan kişi, bir kabulünü hemen bırakmak yerine önce iki kabulün de dayandığı ortak bir varsayımı arar, çünkü bir çelişki, Vlastos'un gösterdiği gibi, iki kabulden hangisinin yanlış olduğunu kendi başına söylemez ve çoğu zaman, Ramsey'in önerdiği gibi, çelişkiyi doğuran şey iki kabulün kendisi değil, ikisinin arkasındaki sorgulanmamış bir varsayımdır.
Sıfır noktası
Bir çelişkiyle karşılaşmak, bir karşı örnekle karşılaşmaktan daha rahatsız edicidir. Karşı örnek dışarıdan gelir: biri bir durum getirir ve o durumun tanımı sınadığını gösterir. Çelişki ise içeriden gelir: kişinin kendi söylediği iki şey yan yana konur ve ikisinin birlikte doğru olamayacağı gösterilir. Kişi, kendisine karşı bir şey söylenmediğini, yalnızca kendi sözlerinin kendisine gösterildiğini görür.
Bu yüzden çelişki, bir diyalogdaki en güçlü hamledir ve en kolay yanlış kullanılan hamledir. Güçlüdür, çünkü karşıdaki onu dışarıdan gelen bir iddia olarak reddedemez. Kolay yanlış kullanılır, çünkü çelişkiyi gösteren kişi bunu bir zafer anı gibi sunabilir ve karşıdaki, çelişkiden çıkmanın yolunu düşünmek yerine utanmaya ve savunmaya geçer.
Ece'nin çelişkisi, bu iki yönü de taşıyordu. Tolga iki cümleyi yan yana koymuştu ve Ece hiçbirini reddedemiyordu: ikisi de Ece'nin kendi sözleriydi. Ama Tolga bunu bir zafer olarak değil, bir soru olarak sunmuştu: denetim olanağı, başka türlü davranma olanağı değil mi? Bu soru, Ece'ye çelişkinin gerçek olup olmadığını düşünme fırsatı veriyordu. Belki de iki cümle, ilk bakışta göründüğü kadar çelişmiyordu.
Görüşler ve pozisyonlar
Bir diyalogda çelişkiyle karşılaşan kişinin ne yapması gerektiği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, zayıf halka görüşüdür. Buna göre çelişkiyle karşılaşan kişi, iki kabulünden daha zayıf olanını, yani daha az gerekçelendirilmiş, daha aceleyle yapılmış ya da daha az önemli olanını bırakmalıdır. Ece'nin seminer tanımı, yazısının tezinden daha aceleyle kurulmuştu; bu görüşe göre Ece tanımı bırakmalıdır.
İkinci görüş, çelişkiye katlanma görüşüdür. Buna göre bazı çelişkiler hemen çözülemez ve kişi, iki kabulünün de güçlü gerekçeleri varsa, çelişkiyi bir süre taşıyabilir. Çelişkiyi zorla çözmek, iki kabulden birinin taşıdığı gerçek bir kavrayışı kaybettirebilir.
Üçüncü görüş, ortak varsayım görüşüdür. Buna göre çelişkiyle karşılaşan kişi, bir kabulünü bırakmadan önce, iki kabulün birbirine bağlanmasını sağlayan ve genellikle söylenmemiş bir varsayım arar. Çelişki çoğu zaman bu varsayımdan doğar ve varsayım reddedildiğinde, iki kabul birlikte korunabilir. Bu varsayım bulunamazsa, zayıf halka görüşüne dönülür.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, bir çelişkinin bir şeyin bırakılmasını gerektirdiğini doğru görür, ama bırakılacak şeyin iki kabulden biri olmayabileceğini, Ece'nin durumunda olduğu gibi sessiz bir üçüncü cümle olabileceğini göz ardı eder. İkinci görüş, çelişkiyi zorla çözmenin tehlikesini doğru görür, ama bir çelişkiyi taşımanın, onun kaynağını aramaktan kaçınmanın bir yolu olabileceğini hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir diyalogda çelişkiyi göstermek ve ona cevap vermek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, karşıdakinin iki kabulünü kendi sözleriyle yan yana koymaktır. Çelişkiyi gösteren kişi, karşıdakinin söylediklerini kendi özetiyle değil, karşıdakinin kendi sözleriyle aktarır ve "şunu söyledin, bunu da söyledin" der. Bu, karşıdakinin kendi sözlerini tanımasını ve çelişkinin dışarıdan getirilmiş bir iddia olmadığını görmesini sağlar.
İkinci adım, iki kabulün gerçekten çeliştiğini birlikte sınamaktır. İki cümle ilk bakışta çelişiyor gibi görünebilir, ama terimleri farklı anlamlarda kullanılıyorsa ya da biri ötekinin kapsamadığı bir durumdan söz ediyorsa, çelişmeyebilir. Çelişkiyi gösteren kişi ve karşıdaki, iki cümlenin tam olarak neyi söylediğini birlikte sorar.
Üçüncü adım, hangisinin bırakılacağına karar vermeden önce ikisinin de dayandığı ortak bir varsayım aramaktır. İki cümlenin çelişmesi için çoğu zaman üçüncü bir cümle gerekir: iki cümleyi birbirine bağlayan ve genellikle söylenmemiş bir varsayım. Bu varsayım bulunduğunda sorulur: bu varsayım doğru mu? Değilse, iki kabul birlikte korunabilir.
Dördüncü adım, çelişkiden çıkış yolunu karşıdakine bırakmaktır. Çelişkiyi gösteren kişi, karşıdakine hangi kabulü bırakması gerektiğini söylemez. Çelişkiyi gösterir, sınamaya katılır ve ortak varsayımı birlikte arar; ama hangi yolu seçeceği karşıdakinin kararıdır. Bu, çelişkiyi bir yenilgiden bir düşünme fırsatına çevirir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Çelişkiyi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir diyalogda çelişki, karşıdakinin kendi kabullerini ona göstererek düşünceyi en güçlü biçimde sınar. Ama çelişki kendi başına hangi kabulün bırakılacağını söylemez. Çelişkiyle karşılaşan kişi, önce iki kabulün gerçekten çelişip çelişmediğini sınar, sonra ikisinin de dayandığı sessiz bir varsayımı arar ve ancak böyle bir varsayım bulunamazsa zayıf olan kabulü bırakır. Çelişkiyi gösteren kişi ise çıkış yolunu karşıdakine bırakır. Böyle yürütülen bir sınama, bir yenilgi değil, bir düşünme fırsatıdır.
Açık kalan sorular
Vlastos'un sorusu çözülebilir mi? Sokrates'in karşıdakinin her yanlış inancının arkasında onu çürütecek doğru inançlar bulunduğu varsayımı, ne ölçüde savunulabilir? Bir kişinin bütün inançları birbirine bağlı mıdır, yoksa bazıları birbirinden bağımsız ve hepsi yanlış olabilir mi?
Ramsey hamlesi her çelişkide mümkün müdür? Bazı çelişkiler, iki tarafın paylaştığı bir varsayımdan değil, gerçekten birbirine aykırı iki inançtan doğuyorsa, ortak bir varsayım aramak yalnızca bir kararı ertelemek midir?
Bir kişinin çelişkisini göstermek, ona saygının bir biçimi midir, yoksa onun bir düşünme biçimini ona dayatmak mı? Sokrates'in muhataplarının birçoğu, kendi çelişkilerini gördükten sonra diyalogdan öfkeyle ayrıldı. Bu, yöntemin bir başarısızlığı mıdır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışÇelişkiyi bir zafer olarak sunmak.
Bir kişinin iki kabulünü yan yana koyup "çelişiyorsun" demek, onu utandırır ve savunmaya iter. Çelişki bir soru olarak sunulur ve çıkış yolu karşıdakine bırakılır.
Yaygın yanlışÇelişkinin gerçek olup olmadığını sınamamak.
İki cümle ilk bakışta çelişiyor gibi görünebilir, ama terimleri farklı anlamlarda kullanılıyorsa çelişmeyebilir. Çelişki gösterilmeden önce iki cümlenin tam olarak ne söylediği birlikte sorulur.
Yaygın yanlışHemen bir kabulü bırakmak.
Çelişkiyle karşılaşan kişi, iki kabulünden birini hemen bırakırsa, çelişkiyi doğuran sessiz bir varsayımı hiç görmeyebilir. Önce ortak bir varsayım aranır.
Yaygın yanlışBir değer gerilimini mantık çelişkisi sanmak.
İki değerin bir durumda birbirine karşı tartılması gerekmesi, onların birlikte tutulamayacağı anlamına gelmez. "Her zaman" ve "her koşulda" gibi mutlak niteleyiciler, çoğu zaman bir değer gerilimini bir çelişkiye dönüştürür.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir diyalogda çelişki, karşıdakinin kendi iki kabulü yan yana konarak gösterilir ve dışarıdan bir iddia getirmediği için en güçlü sınama hamlesidir; ama kendi başına iki kabulden hangisinin bırakılacağını söylemez.
Gorgias'taki çelişki bir kabulün bazen düşünceden değil utançtan gelebildiğini ve Sokrates için kendi kendisiyle tutarlı olmanın temel bir yükümlülük olduğunu, Vlastos'un makalesi bir çelişkinin yalnızca tutarsızlığı gösterip hangi kabulün yanlış olduğunu göstermediğini, Ramsey'in gözlemi ise çelişkinin çoğu zaman iki tarafın paylaştığı sessiz bir varsayımdan doğduğunu gösterdi.
Çelişki dört adımla ele alınır: iki kabulü kendi sözleriyle yan yana koymak, çelişkinin gerçek olup olmadığını birlikte sınamak, bir kabulü bırakmadan önce ortak varsayımı aramak ve çıkış yolunu karşıdakine bırakmak.
Çelişki göstermenin utandırdığı, çelişkiden bir kabulü bırakarak çıkılması gerektiği ve bazı çelişkilerin yaşamın parçası olduğu itirazları, utancın çelişkinin sunuluşundan geldiğini, iki kabulün çoğu zaman sessiz bir üçüncü cümle olmadan çelişmediğini ve değer gerilimlerinin mantık çelişkilerinden ayrı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir diyalogda çelişki, karşıdakini yenmenin değil, onun kabullerinin arkasındaki sessiz varsayımı birlikte bulmanın bir yoludur.
Sonraki derse köprü
Ece'nin çelişkisi bir Ramsey hamlesiyle çözüldü: sessiz varsayım bulundu ve reddedildi. Ama okuma grubu Gorgias'ı yeniden okurken başka bir şey fark ediyor: Sokrates'in diyaloglarının birçoğu, bir çelişkiyle ya da bir dizi çelişkiyle biter ve hiçbir çözüme varmaz. Kharmides'in üç tanımı da, Lakhes'in cesaret tanımları da, Euthyphron'un dindarlık tanımları da düşer ve diyalog, katılımcıların başladıkları yerden daha şaşkın olduğu bir noktada kapanır.
Bir diyaloğun bir çözüme varmadan, bir çıkışsızlıkla bitmesi bir başarısızlık mıdır? Yoksa bu çıkışsızlığın kendisi, bir şeyi bilmediğini bilmek gibi, bir tür kazanım mıdır? Yunancada bu duruma aporia, yani yolsuzluk, çıkışsızlık denir ve P00'da onu bir kavram olarak tanıdık.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Aporia dersi, bir felsefi diyaloğun bir çıkışsızlıkla bitmesinin ne anlama geldiğini, katılımcıların bu durumda ne kazandığını ve bir aporianın bir düşüncenin sonu mu yoksa başlangıcı mı olduğunu soruyor.