Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir felsefe yazısının kilit terimleri yazı boyunca aynı anlamda kullanılmalıdır; farklı zamanlarda yazılmış cümlelerde anlam kaydıran bir terim, yazarı kendi yazısında bir belirsizlik safsatasına düşürür.
Hobbes'un sayaç benzetmesi terimlerin anlamını hatırlamanın bir hesap disiplini olduğunu, Frege'nin keskin sınır istemi argümanın dayandığı terimlerin sınırlarının neden önemli olduğunu, Stevenson'ın ikna edici tanımları ise bir terimin anlamının bilerek de kaydırılabildiğini gösterdi.
Belirsiz terim dört adımla düzeltilir: kilit terimleri listelemek, her geçişlerinde yerine koyma sınamasını uygulamak, kayan terimi sabitlemek ya da bölmek ve yazının başında kısa bir yazı sözlüğü kurmak.
Tanımın yazıyı ağırlaştırdığı, bazı terimlerin keskin sınırlı olamayacağı ve tanımın tartışmayı karara bağladığı itirazları, yalnızca kilit terimlerin tanımlandığını, bulanık bir terimin de kaymadan kullanılabildiğini ve açık bir tanımın tartışmanın asıl yerini gösterdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir yazıda belirsiz terimi düzeltmek, her sözcüğü tanımlamak değil, argümanı taşıyan birkaç terimin yazının her yerinde aynı şeyi söylediğinden emin olmaktır.
Açılış sahnesi
Ece'nin tekrar haritası yazısının altı yerinde aynı ifadeyi gösteriyor: "zorunlu kılmak". Ece altı cümleyi alt alta okuyunca bir şeyden rahatsız oluyor. İkinci bölümdeki cümlede ifade, işaretin kararın olacağını kesin olarak göstermesi anlamında kullanılıyor: işaret belirdiğinde, failin ne karar vereceği artık bilinebilir. Üçüncü bölümün ilk paragrafında ise ifade, işaretin failin kararını bir tür mecburiyete bağlaması anlamında kullanılıyor gibi: işaret belirdiğinde, fail artık başka türlü karar veremez. İki anlam birbirine çok yakın, ama aynı şey değil.
Ece bunu okuma grubuna gösterdiğinde Tolga hemen iki anlamın farkının Ece'nin bütün argümanını etkilediğini söylüyor. Ece'nin dayanağı, zorunlu kılmanın belirlemek olmadığıydı. Zorunlu kılmak "kesin olarak göstermek" demekse, bu dayanak savunulabilir: hava tahmini yağmuru kesin olarak gösterebilir ama belirlemez. Ama zorunlu kılmak "başka türlü olmayı olanaksız kılmak" demekse, dayanak çok daha zayıflar, çünkü birinin başka türlü karar vermesini olanaksız kılan şeyin o kararı bir biçimde belirlediğini söylemek kolaydır. Deniz, Ece'nin argümanının birinci anlamdan başlayıp ikinci anlamla bittiğini, bunun da farkında olmadan yapılmış bir anlam kayması olduğunu ekliyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yazma kursunda, bir felsefe yazısında kilit terimlerin yazı boyunca aynı anlamda kullanılıp kullanılmadığını nasıl sınayacağımızı, belirsiz kalan bir terimi nasıl tanımlayacağımızı ve anlam kaydıran bir terimi nasıl düzelteceğimizi soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin D03 ve P00'daki derslerle ilişkisini kuralım. D03'te belirsizliği bir safsata olarak tanıdık: bir argüman bir sözcüğü bir öncülde bir anlamda, sonuçta başka bir anlamda kullandığında geçerli görünür ama değildir. P00'da çok anlamlılığı, eşadlılığı ve açık dokuyu tanımladık. D04'te bir filozofun metninde kendi terimine verdiği tanımı, yani metin içi tanımı, okur olarak bulduk. Bu ders, yazarın kendi yazısında aynı kusurun nasıl ortaya çıktığına bakıyor: yazar başkasının argümanındaki anlam kaymasını fark edebilir, ama kendi yazısında, farklı zamanlarda yazdığı cümlelerde bir terimin anlamının kaydığını çoğu zaman fark etmez.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Thomas Hobbes, Leviathan'ın dil üzerine bölümünde, kesin bir doğru arayan birinin kullandığı her adın neyin yerine geçtiğini hatırlaması gerektiğini söyler ve sözcükleri, bilgelerin hesap için kullandığı sayaçlara benzetir. Gottlob Frege, bir kavramın keskin sınırlı olması gerektiğini, sınırı bulanık bir kavramın mantıkta kullanılamayacağını savunur. Charles Stevenson ise bir terimin duygusal yükünü koruyup betimsel anlamını sessizce değiştirmenin, yani ikna edici bir tanım yapmanın, nasıl işlediğini gösterir.
Ardından üç itirazı tartacağız: bir yazının her kilit terimini tanımlamanın yazıyı ağırlaştırdığı, bazı felsefi terimlerin doğası gereği keskin sınırlı olamayacağı ve bir terimi tanımlamanın tartışmayı önceden karara bağladığı itirazları.
Sonda, bir yazıda belirsiz terimi bulup düzeltmenin dört adımını göstereceğiz: yazının kilit terimlerini listelemek, her birinin yazıdaki her geçişinde, terimin yerine onun tanımını koyarak cümlenin hâlâ aynı şeyi söyleyip söylemediğini sınamak, kaydığı görülen terimi ya tek bir anlama sabitlemek ya da iki ayrı terime bölmek ve yazının başında kısa bir yazı sözlüğü kurmak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir felsefe yazısında kilit terimlerin yazı boyunca aynı anlamda kullanılıp kullanılmadığını nasıl sınarız, bir terim anlam kaydırdığında onu nasıl düzeltiriz ve belirsiz kalan bir terimi okura nasıl tanımlarız?
Ölçülü iddiam şu: bir felsefe yazısının kilit terimleri, yazının her yerinde aynı anlamda kullanılmalıdır ve yazar bunu, her terimin yerine onun tanımını koyup cümlenin hâlâ aynı şeyi söyleyip söylemediğine bakarak sınar, ve kaydığı görülen bir terimi ya tek bir anlama sabitler ya da iki ayrı terime böler ve yazının başında, argümanın dayandığı terimleri kısaca tanımlayan bir yazı sözlüğü kurar, çünkü farklı zamanlarda yazılmış cümlelerde anlam kaydıran bir terim, Ece'nin "zorunlu kılmak"ı gibi, argümanı bir anlamdan başlatıp başka bir anlamla bitirir ve yazarın kendi yazısında bir belirsizlik safsatasına düşmesine yol açar.
Sıfır noktası
Bir yazar kendi kullandığı terimlerin anlamını bildiğini düşünür. Terimi ilk kullandığında aklında belirli bir anlam vardır ve o anlamı yazı boyunca taşıdığını varsayar. Ama yazı farklı zamanlarda, farklı paragraflarda, farklı itirazlara cevap verilerek yazılır ve her seferinde terim, o paragrafın ihtiyacına göre biraz farklı bir anlama doğru esneyebilir. Bir itiraza cevap verirken terimi biraz daraltmak, bir örneği açıklarken biraz genişletmek kolaydır ve yazar bunu yaptığının farkında olmayabilir.
Bu kayma, D03'te gördüğümüz belirsizlik safsatasının yazarın kendi elindeki biçimidir. Safsata, bir argümanın bir terimi iki anlamda kullanarak geçerli görünmesiydi. Ece'nin argümanı da tam böyle bir yapıdaydı: ikinci bölümde "zorunlu kılmak"ı "kesin olarak göstermek" anlamında kullanmış, dayanağını bu anlamda savunmuş ve hava tahmini örneğini bu anlama göre kurmuştu. Ama üçüncü bölümün ilk paragrafında, Widerker'in ikilemini yeniden anlatırken, terimi Widerker'in kullandığı daha güçlü anlamda, yani "başka türlü olmayı olanaksız kılmak" anlamında kullanmıştı. Ece'nin cevabı birinci anlamda geçerliydi; Widerker'in itirazı ise ikinci anlamdaydı.
Bu yüzden belirsiz terimi bulmanın ilk ilkesi, terimin anlamını bildiğini varsaymamak ve onu her geçişinde ayrıca sınamaktır. Yazar, terimi ilk tanımladığı yerdeki anlamı yazar ve o anlamı terimin her geçişine taşıyıp cümlenin hâlâ aynı şeyi söyleyip söylemediğine bakar.
Görüşler ve pozisyonlar
Bir felsefe yazısında terimlerin nasıl tanımlanacağı konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, baştan tanım görüşüdür. Buna göre bir felsefe yazısı, Hobbes'un geometrisi gibi, kullanacağı bütün kilit terimleri en başta açıkça tanımlamalı ve yazı boyunca bu tanımlara bağlı kalmalıdır. Tanımsız bir terim, argümanda bir belirsizlik kaynağıdır.
İkinci görüş, kullanımda tanım görüşüdür. Buna göre felsefi terimlerin çoğu, yazının başında tanımlanamayacak kadar karmaşıktır ve anlamları, yazı ilerledikçe kullanım içinde ortaya çıkar. Baştan verilen bir tanım ya çok genel kalır ya da tartışmayı önceden karara bağlar; terimin anlamı, yazının bütününden okunmalıdır.
Üçüncü görüş, kilit terim görüşüdür. Buna göre yazarın bütün terimleri tanımlaması gerekmez, ama argümanın dayandığı ve iki anlamda okunabilecek birkaç kilit terimi açıkça tanımlaması ve yazı boyunca bu tanımlara bağlı kalıp kalmadığını sınaması gerekir. Öteki terimler gündelik ya da yerleşik felsefi anlamlarıyla kullanılabilir.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, tanımın disiplin sağladığını doğru görür, ama bir yazının her terimini tanımlamanın okuru yazının asıl işinden uzaklaştırdığını göz ardı eder. İkinci görüş, felsefi terimlerin karmaşıklığını doğru görür, ama anlamı yalnızca kullanıma bırakılan bir terimin, Ece'nin "zorunlu kılmak"ında olduğu gibi, yazarın fark etmediği biçimde kayabileceğini hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir yazıda belirsiz terimi bulup düzeltmek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, yazının kilit terimlerini listelemektir. Kilit terim, argümanın dayandığı ve iki anlamda okunabilecek terimdir. Yazar, tezinin, dayanağının ve ayrımlarının terimlerini alır ve her biri için sorar: bu terim, okurun ya da karşı tarafın farklı bir anlamda anlayabileceği bir terim mi? Bu listede genellikle üç ile beş terim kalır.
İkinci adım, her kilit terimin her geçişinde yerine koyma sınamasını uygulamaktır. Yazar, terimin ilk tanımlandığı yerdeki anlamı bir cümleyle yazar ve bu cümleyi terimin her geçişine koyar. Cümle hâlâ aynı şeyi söylüyorsa terim tutarlıdır. Cümle değişiyor, anlamsızlaşıyor ya da yanlış bir çıkarım yapıyorsa, terim o yerde kaymıştır.
Üçüncü adım, kaydığı görülen terimi düzeltmektir. İki yol vardır. Birinci yol, terimi tek bir anlama sabitlemek ve kaydığı yerdeki cümleyi bu anlama göre yeniden yazmaktır. İkinci yol, terimin iki anlamının da yazıda gerekli olduğu durumlarda, onu iki ayrı terime bölmektir: her anlama ayrı bir ad verilir ve yazı boyunca iki ad karıştırılmaz.
Dördüncü adım, yazının başında kısa bir yazı sözlüğü kurmaktır. Bu sözlük, bir terimler listesi değil, girişin içinde ya da hemen sonunda yer alan ve argümanın dayandığı iki üç terimin nasıl kullanılacağını söyleyen kısa bir paragraftır. Okur bu paragraftan sonra, terimin yazının her yerinde aynı anlamda kullanılacağını bilir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Belirsiz terimi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir felsefe yazısının kilit terimleri, yazı boyunca aynı anlamda kullanılmalıdır; ama farklı zamanlarda yazılmış cümlelerde bu anlam, yazarın fark etmediği biçimde kayabilir. Yazar kilit terimlerini listeler, her geçişlerinde yerine koyma sınamasını uygular, kayan terimi sabitler ya da böler ve yazının başında kısa bir yazı sözlüğü kurar. Böylece yazı, kendi içinde bir belirsizlik safsatasına düşmez ve okur tartışmanın asıl yerini görebilir.
Açık kalan sorular
Bir terimi iki ayrı terime bölmek, ne zaman bir kavrayıştır, ne zaman kavramsal ayrım dersinde gördüğümüz bir kaçış ayrımıdır? Ece'nin "önceden göstermek" ile "olanaksız kılmak" ayrımı, bağımsız bir kanıt gerektirir mi?
Frege'nin keskin sınır istemi ile Wittgenstein'ın bulanık kavramları savunması arasında, bir felsefe yazısı için hangisi daha iyi bir rehberdir? Bir yazı, keskin sınırlı olmayan bir kavram üzerine kesin bir argüman kurabilir mi?
Her tanım, belli ölçüde bir ikna edici tanım mıdır? Bir yazarın bir terime verdiği tanım, terimin duygusal yükünden hiç yararlanmadan yapılabilir mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışTerimin anlamını bildiğini varsaymak.
Yazar kendi terimini ilk kullandığı andaki anlamda taşıdığını düşünür, ama farklı zamanlarda yazılmış cümlelerde terim kayabilir. Kilit terim her geçişinde ayrıca sınanır.
Yaygın yanlışHer terimi tanımlamak.
Bir yazının bütün terimlerini tanımlamak, okuru yazının asıl işinden uzaklaştırır. Yalnızca argümanı taşıyan ve iki anlamda okunabilecek kilit terimler tanımlanır.
Yaygın yanlışKayan terimi tek anlama zorlamak.
Bir terimin iki anlamı da yazıda gerekliyse, onu tek bir anlama sabitlemek ya kendi argümanını ya da karşı tarafın itirazını yanlış aktarır. Böyle bir terim iki ayrı terime bölünür.
Yaygın yanlış"Gerçek" ya da "asıl" niteleyicisiyle tanım yapmak.
"Gerçek özgürlük" ya da "asıl adalet" gibi ifadeler, terimin olumlu yükünü koruyarak anlamını değiştirebilir. Yazar hangi anlamı kastettiğini niteleyiciye başvurmadan açıkça söyler.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir felsefe yazısının kilit terimleri yazı boyunca aynı anlamda kullanılmalıdır; farklı zamanlarda yazılmış cümlelerde anlam kaydıran bir terim, yazarı kendi yazısında bir belirsizlik safsatasına düşürür.
Hobbes'un sayaç benzetmesi terimlerin anlamını hatırlamanın bir hesap disiplini olduğunu, Frege'nin keskin sınır istemi argümanın dayandığı terimlerin sınırlarının neden önemli olduğunu, Stevenson'ın ikna edici tanımları ise bir terimin anlamının bilerek de kaydırılabildiğini gösterdi.
Belirsiz terim dört adımla düzeltilir: kilit terimleri listelemek, her geçişlerinde yerine koyma sınamasını uygulamak, kayan terimi sabitlemek ya da bölmek ve yazının başında kısa bir yazı sözlüğü kurmak.
Tanımın yazıyı ağırlaştırdığı, bazı terimlerin keskin sınırlı olamayacağı ve tanımın tartışmayı karara bağladığı itirazları, yalnızca kilit terimlerin tanımlandığını, bulanık bir terimin de kaymadan kullanılabildiğini ve açık bir tanımın tartışmanın asıl yerini gösterdiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir yazıda belirsiz terimi düzeltmek, her sözcüğü tanımlamak değil, argümanı taşıyan birkaç terimin yazının her yerinde aynı şeyi söylediğinden emin olmaktır.
Sonraki derse köprü
Ece terimini ikiye bölerken Widerker'in makalesine yeniden baktı ve Widerker'in "olanaksız kılmak" anlamını tam olarak hangi cümlede kurduğunu aradı. Bulduğu cümle, Ece'nin karşı görüşü güçlü sunma dersinde alıntıladığı cümle değildi; Ece o alıntıyı başka bir sayfadan almıştı ve şimdi alıntının sayfa numarasının da yanlış olduğunu fark etti. Deniz de kendi yazısında, bir şerhten aktardığı bir yorumu şerhin gerçekte savunup savunmadığından emin olamadığını söylüyor.
Bir felsefe yazısının kaynakları, yazının argümanının bir parçasıdır. Bir alıntı yanlış aktarıldığında, bir görüş yanlış bir yazara atfedildiğinde ya da bir kaynak gösterilen sayfada bulunmadığında, yazının güvenilirliği sarsılır ve karşı görüşe verilen cevap, karşı görüşün kendisine değil, onun yanlış bir aktarımına yönelmiş olabilir.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Kaynak kontrolü dersi, bir felsefe yazısını bitirdikten sonra alıntıların, atıfların ve aktarılan görüşlerin kaynaklarıyla gerçekten uyuşup uyuşmadığını nasıl sınayacağımızı ve bir kaynağı doğru aktarmanın yazının argümanı için neden önemli olduğunu soruyor.