Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir karşı görüşü güçlü sunmak, onun yalnızca sonucunu değil, savunucularının ona neden inandığını da aktarmak ve onu savunucularının kendi görüşleri olarak tanıyacakları biçimde kurmaktır.
Aquinas'ın kendi tezine karşı en güçlü itirazlarla açtığı madde, Kant'ın Constant'ı onun kendi sözleriyle aktarması ve Hume'un Diyaloglar'daki ses dengesi, karşı görüşe tanınır güç vermenin üç biçimini ve bu dengenin sınırını gösterdi.
Karşı görüş dört adımla güçlü sunulur: çekirdeğini bulmak, mümkünse savunucusunun kendi sözleriyle aktarmak, sunarken cevabı araya sokmamak ve sunulan biçimi bir tanınma sınamasından geçirmek.
Güçlü sunumun okuru yanlış tarafa geçirebileceği, yerin sınırlı olduğu ve en güçlü biçimin tek olmadığı itirazları, okurun karşı görüşe geçmesinin argümanın gerçek durumunu yansıttığını, çekirdeğin tek bir cümleyle söylenebildiğini ve yazarın hangi savunucuya cevap verdiğini açıkça söyleyebildiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir karşı görüşü güçlü sunmak, kendi argümanını zayıflatmak değil, cevabını gerçek bir görüşe yöneltmek ve böylece onu karşı taraf için de ciddiye alınır kılmaktır.
Açılış sahnesi
Deniz'in sorusu okuma grubunda cevapsız kalmıyor. Mert, Ece'den yazısının ikinci bölümünü, yani Widerker'in ikilemini sunan bölümü, yüksek sesle okumasını istiyor. Bölüm iki paragraf. Birinci paragraf ikilemi üç cümlede anlatıyor: işaret kararla belirlenimci biçimde bağlıysa örnek belirlenimciliği varsayar, bağlı değilse fail başka türlü karar verebilir, bu yüzden Frankfurt örnekleri başarısız olur. İkinci paragraf ise hemen şu cümleyle başlıyor: "Ama bu ikilemin ilk boynuzu kolayca aşılabilir."
Okuma bitince Mert, gruba bir oyun öneriyor. Tolga'dan, Widerker'in makalesini okumuş ve ikna olmuş biri gibi davranmasını istiyor ve ona soruyor: Ece'nin birinci paragrafı senin görüşünü doğru anlatıyor mu? Tolga bir süre düşündükten sonra hayır diyor. Widerker'in ikilemi yalnızca bir mantık oyunu değil, arkasında özgürlükçü bir sezgi var: bir kişinin kararı gerçekten onun kararıysa, o karar önceden hiçbir işaretle kesin olarak bilinemez olmalıdır. Ece'nin anlatımı bu sezgiyi hiç anmıyor ve ikilemi bir teknik hile gibi gösteriyor. Tolga, bu anlatımı okuyan bir özgürlükçünün Ece'nin cevabını okumaya bile gerek duymayacağını, çünkü Ece'nin kendi görüşüne değil, onun bir karikatürüne cevap verdiğini düşüneceğini söylüyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Yazma kursunda, bir felsefe yazısında karşı çıktığımız bir görüşü, savunucularının kendi görüşleri olarak tanıyacakları en güçlü biçimde nasıl sunacağımızı ve bunun kendi argümanımızı neden güçlendirdiğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin D03 ile ilişkisini kuralım. Safsatalar ve Retorik kursunda korkuluk argümanını, yani bir görüşü gerçekte savunulandan daha zayıf biçimde kurup o zayıf biçimi çürütmeyi, bir safsata olarak tanıdık. Hayırseverlik ilkesini, sadakat ilkesini ve Rapoport kurallarını gördük. Bu kavramlar orada, bir tartışmayı değerlendiren okurun araçlarıydı. Bu ders onları yazarın masasına taşıyor: yazar kendi yazısında bir karşı görüşü sunarken, onu nasıl kurar, ne kadar yer verir ve sunduğu biçimin gerçekten güçlü olup olmadığını nasıl sınar?
Sonra üç kaynağa bakacağız. Thomas Aquinas, Summa Theologiae'nin Tanrı'nın varlığını tartıştığı maddesini, kendi tezine karşı en güçlü iki itirazla açar; bunlardan biri kötülük sorunudur. Immanuel Kant, yalan söyleme üzerine kısa bir yazısında, karşı çıktığı Benjamin Constant'ın itirazını Constant'ın kendi sözleriyle aktarır. David Hume ise Doğal Din Üstüne Diyaloglar'da, tartışan kişilere o kadar dengeli sesler verir ki okurlar yüzyıllardır hangi kişinin Hume'un kendi görüşünü söylediğini tartışır.
Ardından üç itirazı tartacağız: karşı görüşü güçlü sunmanın okuru yanlış tarafa geçirebileceği, yazıya ayrılan yerin sınırlı olduğu ve bir görüşün en güçlü biçiminin tek olmadığı itirazları.
Sonda, bir karşı görüşü güçlü sunmanın dört adımını göstereceğiz: görüşün çekirdeğini, yani onu savunanların ona neden inandığını bulmak, görüşü mümkünse savunucusunun kendi sözleriyle aktarmak, görüşü sunarken yazarın kendi cevabını araya sokmamak ve sunulan biçimi bir tanınma sınamasından geçirmek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir felsefe yazısında karşı çıktığımız bir görüşü, savunucularının kendi görüşleri olarak tanıyacakları en güçlü biçimde nasıl sunarız ve bu sunumun gerçekten güçlü olup olmadığını nasıl sınarız?
Ölçülü iddiam şu: bir karşı görüşü güçlü sunmak, onun yalnızca sonucunu değil, savunucularının ona neden inandığını, yani görüşün çekirdeğindeki sezgiyi ya da gerekçeyi de aktarmak, onu mümkünse savunucusunun kendi sözleriyle sunmak ve sunarken yazarın kendi cevabını araya sokmamaktır, ve sunumun gücü, görüşün bir savunucusunun o sunumu okuyup "evet, benim görüşüm bu" diyip demeyeceğiyle sınanır, çünkü yazarın cevabı ancak karşı görüşün gerçek biçimine yöneldiğinde karşı taraf için bir anlam taşır ve karikatüre verilen bir cevap, Ece'nin ikinci bölümünde olduğu gibi, karşı tarafı yazıyı okumaya bile yöneltmez.
Sıfır noktası
Bir yazar karşı çıktığı bir görüşü sunarken, farkında olmadan onu kendi cevabına uygun biçimde kurar. Bu bir hile değildir; yazar karşı görüşü, kendi cevabının gözünden görür. Ece, ilk boynuzu aşabileceğini bildiği için, ikilemi o boynuzun kolayca aşılabileceği biçimde anlattı. Anlatımında yanlış bir şey yoktu: ikilemin iki boynuzu doğru aktarılmıştı. Eksik olan, ikilemin neden güçlü göründüğüydü.
Bir görüşün sonucunu doğru aktarmak ile onu güçlü sunmak aynı şey değildir. Bir görüşün gücü çoğu zaman sonucunda değil, onu savunanların ona neden inandığında yatar. Widerker'in ikilemini kabul eden bir özgürlükçü, ikilemin mantık yapısından çok, bir kararın gerçekten özgür olması için önceden kesin olarak bilinemez olması gerektiği sezgisinden etkilenir. Bu sezgi anılmadan sunulan bir ikilem, savunucusunun gözünde bir iskelettir.
D03'teki korkuluk argümanı, bir görüşü bilerek ya da bilmeyerek çarpıtmaktı. Yazıda ise daha ince bir tehlike var: görüşü çarpıtmadan, ama onun çekirdeğini dışarıda bırakarak sunmak. Bu, bir korkuluk kadar belirgin değildir, çünkü sunulan her cümle doğrudur. Ama savunucusu o sunumu okuduğunda kendi görüşünü tanımaz.
Görüşler ve pozisyonlar
Bir felsefe yazısında karşı görüşün nasıl sunulacağı konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, asgari sunum görüşüdür. Buna göre yazar, karşı görüşü yalnızca kendi cevabının anlaşılması için gereken kadar sunmalıdır. Yazının amacı karşı görüşü anlatmak değil, ona cevap vermektir ve karşı görüşe fazla yer ayırmak, yazıyı yazarın kendi katkısından uzaklaştırır.
İkinci görüş, en güçlü biçim görüşüdür. Buna göre yazar, karşı görüşü onun mümkün olan en güçlü biçiminde sunmalıdır; gerekirse savunucularının kendilerinin de kurmadığı bir güçte, onların argümanındaki boşlukları doldurarak. Yazarın cevabı ancak en güçlü biçime karşı başarılıysa gerçekten başarılıdır.
Üçüncü görüş, tanınır güç görüşüdür. Buna göre yazar, karşı görüşü savunucularının kendi görüşleri olarak tanıyacakları en güçlü biçimde sunmalıdır. Yazar görüşün çekirdeğini aktarır ve argümanını hayırseverlikle kurar; ama görüşü savunucularının hiç savunmadığı bir biçime dönüştürmez, çünkü o zaman cevabı gerçek savunuculara değil, yazarın kendi icadına yönelir.
Bu ders üçüncü görüşü temel alır. Birinci görüş, yazının kendi katkısına odaklanması gerektiğini doğru görür, ama karşı görüşün çekirdeğini dışarıda bırakan bir asgari sunumun, Ece'nin ilk anlatımında olduğu gibi, karşı tarafı yazıdan uzaklaştırdığını göz ardı eder. İkinci görüş hayırseverliği doğru önemser, ama görüşü savunucularının tanımayacağı kadar değiştiren bir güçlendirmenin de bir tür çarpıtma olduğunu hesaba katmaz.
Argümanın yapısı
Bir karşı görüşü güçlü sunmak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, görüşün çekirdeğini bulmaktır. Yazar, karşı görüşün sonucunu değil, savunucularının ona neden inandığını arar: görüşü onlar için inandırıcı kılan sezgi, gözlem ya da gerekçe nedir? Bu çekirdek çoğu zaman görüşü savunan metnin girişinde, örneklerinde ya da savunucunun başka görüşlere yönelttiği itirazlarda bulunur.
İkinci adım, görüşü mümkünse savunucusunun kendi sözleriyle aktarmaktır. Yazarın kendi cümleleriyle yaptığı bir özet, farkında olmadan görüşü kendi cevabına uygun biçime sokabilir. Savunucunun kendi sözlerinden kısa bir alıntı, okura görüşün gerçekte nasıl ifade edildiğini gösterir ve yazarın özetini sınamasına izin verir.
Üçüncü adım, görüşü sunarken yazarın kendi cevabını araya sokmamaktır. "Bu görüş, yanlış olarak, şunu savunur" ya da "bu görüşün naif varsayımına göre" gibi ifadeler, görüşü sunarken onu değerlendirir. Görüşün sunumu ile yazarın cevabı ayrı paragraflarda, açık bir geçişle ayrılır; okur görüşü önce kendi gücüyle görür, sonra yazarın cevabını okur.
Dördüncü adım, sunulan biçimi bir tanınma sınamasından geçirmektir. Yazar sunduğu paragrafı, görüşün bir savunucusunun gözüyle okur ya da bir arkadaşından bunu yapmasını ister: bu savunucu, bu paragrafı okuyup "evet, benim görüşüm bu, ve ben ona bunun için inanıyorum" der mi? Demezse, sunum ya çekirdeği eksik bırakmıştır ya da görüşü değiştirmiştir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Karşı görüşü ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir felsefe yazısının cevabı, ancak karşı görüşün gerçek biçimine yöneldiğinde karşı taraf için bir anlam taşır. Karşı görüşün çekirdeğini aktarmak, onu savunucusunun kendi sözleriyle sunmak ve sunarken yazarın cevabını araya sokmamak, bu gerçek biçimi okurun önüne koyar. Tanınma sınamasından geçen bir sunum, yazarın cevabının karikatüre değil, gerçek bir görüşe verildiğini gösterir ve bu, yazarın argümanını zayıflatmaz, onu karşı taraf için de ciddiye alınır kılar.
Açık kalan sorular
Bir yazar, karşı görüşün savunucusunun kendisinin de fark etmediği bir gerekçeyi bulursa, onu sunuma eklemeli midir? Bu, görüşü güçlendirmek mi, yoksa savunucunun tanımayacağı bir görüşe dönüştürmek midir?
Hume'un Diyaloglar'ındaki ses dengesi bir felsefe yazısı için örnek alınabilir mi? Bir yazar, kendi tezini açıkça söylemek yerine, karşıt görüşleri dengeli biçimde sunup yargıyı okura bırakabilir mi?
Karşı görüşün savunucusu artık yaşamıyorsa ya da görüş yalnızca yazılı bir gelenekte sürüyorsa, tanınma sınaması nasıl yapılır? Bir yazar, ölmüş bir filozofun kendi görüşünü tanıyıp tanımayacağını nasıl bilebilir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKarşı görüşün yalnızca sonucunu aktarmak.
Bir görüşün sonucunu doğru aktarmak, onu güçlü sunmak değildir. Savunucularının ona neden inandığı, yani görüşün çekirdeği de aktarılır.
Yaygın yanlışSunarken değerlendirmek.
"Bu görüş, yanlış olarak" ya da "bu görüşün naif varsayımı" gibi ifadeler, karşı görüşü sunarken ona cevap verir. Sunum ile cevap ayrı tutulur.
Yaygın yanlışKarşı görüşü kendi cevabına uygun biçime sokmak.
Yazarın kendi cümleleriyle yaptığı özet, farkında olmadan görüşü yazarın cevaplayabileceği biçime dönüştürebilir. Savunucunun kendi sözlerinden kısa bir alıntı, bu kaymayı ortaya çıkarır.
Yaygın yanlışKarşı görüşü savunucusunun tanımayacağı kadar güçlendirmek.
Görüşü hiç kimsenin savunmadığı bir güce çıkarmak, cevabı gerçek savunuculara değil yazarın kendi icadına yöneltir. Güçlendirme, savunucunun tanıyacağı sınırda kalır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir karşı görüşü güçlü sunmak, onun yalnızca sonucunu değil, savunucularının ona neden inandığını da aktarmak ve onu savunucularının kendi görüşleri olarak tanıyacakları biçimde kurmaktır.
Aquinas'ın kendi tezine karşı en güçlü itirazlarla açtığı madde, Kant'ın Constant'ı onun kendi sözleriyle aktarması ve Hume'un Diyaloglar'daki ses dengesi, karşı görüşe tanınır güç vermenin üç biçimini ve bu dengenin sınırını gösterdi.
Karşı görüş dört adımla güçlü sunulur: çekirdeğini bulmak, mümkünse savunucusunun kendi sözleriyle aktarmak, sunarken cevabı araya sokmamak ve sunulan biçimi bir tanınma sınamasından geçirmek.
Güçlü sunumun okuru yanlış tarafa geçirebileceği, yerin sınırlı olduğu ve en güçlü biçimin tek olmadığı itirazları, okurun karşı görüşe geçmesinin argümanın gerçek durumunu yansıttığını, çekirdeğin tek bir cümleyle söylenebildiğini ve yazarın hangi savunucuya cevap verdiğini açıkça söyleyebildiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden bir karşı görüşü güçlü sunmak, kendi argümanını zayıflatmak değil, cevabını gerçek bir görüşe yöneltmek ve böylece onu karşı taraf için de ciddiye alınır kılmaktır.
Sonraki derse köprü
Ece'nin ikinci bölümü artık Widerker'in ikilemini çekirdeğiyle, bir alıntıyla ve Ece'nin cevabından ayrı bir paragrafta sunuyor. Ece'nin üçüncü bölümü de bu ikileme cevap veriyor. Ama grup, iki bölümü art arda okuduktan sonra yeni bir soru soruyor: Ece'nin cevabı ikilemin hangi parçasına yöneliyor? İkilemin sonucunu mu reddediyor, bir öncülünü mü, yoksa öncüllerden sonuca geçişi mi?
Güçlü sunulmuş bir itiraza verilecek cevap, itirazın neresine dokunduğunu açıkça söylemelidir. Bir cevap itirazın sonucunu reddedebilir, bir öncülünü çürütebilir, itirazın dayandığı bağı zayıflatabilir ya da itirazın kapsamını daraltabilir. Her cevap türü farklı bir şey gösterir ve farklı bir karşılık doğurur. Karşı görüşü güçlü sunmak ilk adımdı; ona gerçekten cevap vermek ikinci adımdır.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. İtiraz ve cevap dersi, bir felsefe yazısında güçlü sunulmuş bir itiraza nasıl cevap vereceğimizi, cevabın itirazın hangi parçasına yöneldiğini okura nasıl söyleyeceğimizi ve itiraz ile cevap arasındaki alışverişi bir bölüm ölçeğinde nasıl kuracağımızı soruyor.