İçeriğe geç

P01-D05-M01-01·Tez kurma

Araştırılabilir soru

temel2.938 kelime≈ 20 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir felsefe yazısının sorusu, bir konudan ayrı olarak kurulmalı ve yazının ölçeğinde bir argümanla cevaplanabilecek kadar dar, ama bir cevabı tartışmaya değer kılacak kadar da anlamlı olmalıdır. Booth, Colomb ve Williams, bir araştırmanın bir konudan bir soruya, bir sorudan da o sorunun önemine ilerlemesi gerektiğini gösterdi.

Eco, bir tez yazacak öğrencilere konuyu daraltmayı ve dar bir konuyu derinlemesine ele almayı öğütledi. Platon'un Menon'undaki arama paradoksu, araştırılabilir bir sorunun cevabı bilinmeyen ama bir cevabı tanıyabilecek kadar iyi kurulmuş bir soru olması gerektiğini düşündürdü.

Araştırılabilir bir soru dört adımla kurulur: konuyu soruya çevirmek, soruyu yazının ölçeğine göre daraltmak, onun bir metne, örneğe ya da ayrıma bağlanıp bağlanmadığını sınamak ve sorunun önemini bir cümleyle yazmak.

Buna üç itiraz yöneltildi: büyük soruların dar sorulara indirgenemeyeceği, araştırılabilirliğin yazmadan önce bilinemeyeceği ve dar bir sorunun önemini yitireceği söylendi.

Bu yüzden bir felsefe yazısına başlamak, bir konu seçmek değil, yazının ölçeğine sığan ve büyük bir soruya bağlı kalan bir soru kurmaktır.

Açılış sahnesi

Ece, dönem sonu için on sayfalık bir felsefe yazısı yazması gerektiğini öğreniyor ve konusunu hemen seçiyor: özgür irade. Konu ona çok ilginç geliyor ve üzerine okuduğu birkaç şey var. Bir hafta boyunca notlar alıyor, kütüphaneden kitaplar ödünç alıyor ve bir giriş paragrafı yazmaya çalışıyor. Ama her denediğinde paragraf ya çok genel kalıyor, "insanlar yüzyıllardır özgür iradeyi tartışmıştır" gibi cümlelerle doluyor, ya da her şeyi söylemeye çalışıp hiçbir şey söylemiyor. On sayfanın neyle dolacağını, yazının nereye gideceğini bilmiyor.

Okuma grubunda Mert, Ece'ye yazısının sorusunu tek bir cümleyle söylemesini istiyor. Ece, "özgür irade var mı?" diyor. Mert, bu sorunun iki bin yıldır tartışıldığını, on sayfada cevaplanamayacağını ve Ece'nin bir konu seçtiğini ama henüz bir soru seçmediğini söylüyor. Birlikte konuşurken Ece, okuduğu kitaplardan birinde, bir kişinin başka türlü davranamayacağı durumda bile sorumlu tutulabileceğini gösteren bir örneğe rastladığını hatırlıyor ve soruyu yeniden kuruyor: "Bir kişinin başka türlü davranma olanağı yoksa, yaptığından ahlaken sorumlu tutulabilir mi?" Ece, bu sorunun on sayfada tartışılabileceğini, okuduğu bir örneğe bağlandığını ve bir cevap vermeyi mümkün kıldığını fark ediyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının yeni kursu olan Felsefi Yazma'nın ilk dersinde, bir felsefe yazısına başlarken hangi sorunun gerçekten araştırılabilir olduğunu, bir sorunun ne zaman çok geniş, ne zaman çok dar olduğunu ve iyi bir yazı sorusunun nasıl kurulacağını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Felsefi Metin Okuma kursu, bir metnin sorusunu bulmayı okumanın ilk işi saydı. Bu kurs aynı işi tersinden yapıyor: bir yazının sorusunu kurmak, yazmanın ilk işidir. Bir okur bir metnin sorusunu bulamadığında metin dağınık görünür. Bir yazar yazısının sorusunu kuramadığında ise yazı gerçekten dağınık olur. P00'da bir sorunun kapsamını belirlemeyi ve açık problemleri gördük. Bu ders, bu araçları belirli bir yazının ölçeğine, yani sınırlı bir sayfa sayısında bir cevap verebilecek bir soruya uyguluyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Wayne Booth, Gregory Colomb ve Joseph Williams, bir araştırmanın bir konudan bir soruya, bir sorudan da o sorunun neden önemli olduğuna ilerlemesi gerektiğini gösterdi. Umberto Eco, bir tez yazacak öğrencilere konuyu daraltmayı ve dar bir konuyu derinlemesine ele almayı öğütledi. Platon'un Menon'undaki bir soru ise bilmediğimiz bir şeyi nasıl arayabileceğimizi sorarak, araştırılabilir bir sorunun ne kadarını önceden bilmemiz gerektiğini düşündürür.

Ardından üç itirazı tartacağız: büyük felsefe sorularının dar sorulara indirgenemeyeceği, bir sorunun araştırılabilir olup olmadığının yazmadan önce bilinemeyeceği ve dar bir sorunun felsefi önemini yitireceği itirazları.

Sonda, araştırılabilir bir yazı sorusunu dört adımla kurmanın yolunu göstereceğiz: konuyu soruya çevirmek, soruyu yazının ölçeğine göre daraltmak, sorunun bir metne ya da bir örneğe bağlanıp bağlanmadığını sınamak ve sorunun önemini bir cümleyle yazmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir felsefe yazısına başlarken, sınırlı bir yazıda gerçekten tartışılabilecek ve bir cevaba ulaşabilecek bir soruyu nasıl kurarız?

Ölçülü iddiam şu: bir felsefe yazısının sorusu, bir konudan ayrı olarak kurulmalı ve yazının ölçeğinde, yani sınırlı bir sayfa sayısında bir argümanla cevaplanabilecek kadar dar, ama bir cevabı tartışmaya değer kılacak kadar da anlamlı olmalıdır, ve araştırılabilir bir soru kurmak, konuyu bir soruya çevirmeyi, soruyu yazının ölçeğine göre daraltmayı, onun bir metne, bir örneğe ya da bir ayrıma bağlanıp bağlanmadığını sınamayı ve sorunun neden önemli olduğunu bir cümleyle yazmayı gerektirir, çünkü soru, yazının geri kalanının neye hizmet edeceğini belirler.

Sıfır noktası

Bir felsefe yazısı yazmaya başlayan kişi çoğu zaman bir konu seçer: özgür irade, adalet, bilinç, Tanrı'nın varlığı. Konular ilginçtir ve üzerine çok şey yazılmıştır. Ama bir konu, bir yazının sorusu değildir. Konu, yazının hakkında olduğu alanı gösterir. Soru ise yazının o alanda neyi çözmeye çalıştığını söyler. Konu seçmiş ama soru seçmemiş bir yazar, konu hakkında bildiği her şeyi yazmaya çalışır ve yazı bir ansiklopedi maddesine ya da bir derleme notuna dönüşür.

Bu yüzden bir yazının ilk işi, konuyu bir soruya çevirmektir. Ama her soru bir yazı sorusu değildir. Bazı sorular çok geniştir: "özgür irade var mı?" sorusu felsefe tarihinin bütününü kapsar ve on sayfada ancak yüzeysel bir özetle karşılanabilir. Bazı sorular ise çok dardır: "Filanca yazar bir makalesinin üçüncü sayfasında hangi örneği kullanmıştır?" sorusu bir cevap verir ama bir tartışma açmaz. Araştırılabilir bir soru, bu iki uç arasında durur.

Ece'nin ilk sorusu çok genişti. İkinci sorusu ise hem dar hem de anlamlıydı: bir kişinin başka türlü davranamadığı durumda sorumlu tutulup tutulamayacağını soruyordu, bu soru okuduğu bir örneğe bağlanıyordu ve bir cevabı savunmayı mümkün kılıyordu. Soru daralmıştı, ama özgür irade konusunun kalbinden kopmamıştı: sorumluluk ile başka türlü davranma olanağı arasındaki ilişki, o konunun merkezî sorularından biriydi.

Argümanın yapısı

Araştırılabilir bir yazı sorusu kurmak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, konuyu bir soruya çevirmektir. Konu bir sözcük ya da bir öbekle yazılır, ardından o konuda sorulabilecek birkaç soru sıralanır. Bu soruların her biri, bir cevap bekleyen bir cümle biçiminde yazılır. Ece'nin özgür irade konusu, bu adımda "özgür irade var mı?", "sorumluluk özgürlük gerektirir mi?" ve "belirlenimcilik doğruysa ceza haklı olabilir mi?" gibi sorulara çevrilebilirdi.

İkinci adım, soruyu yazının ölçeğine göre daraltmaktır. Yazının sayfa sayısı, zamanı ve yazarın erişebildiği kaynaklar göz önüne alınır ve soru, bu sınırlar içinde bir argümanla cevaplanabilecek hâle getirilir. Daraltma, sorunun kapsamını belirli bir yazara, belirli bir metne, belirli bir argümana ya da belirli bir ayrıma indirerek yapılabilir. Tolga'nın üç denemesi, bu adımın bir uygulamasıydı.

Üçüncü adım, sorunun bir metne, bir örneğe ya da bir ayrıma bağlanıp bağlanmadığını sınamaktır. Araştırılabilir bir felsefe sorusu, çoğu zaman bir yazarın bir metnine, tartışılan bir örneğe ya da bir kavram ayrımına bağlanır. Bu bağ, yazıya bir dayanak verir ve yazarın havada kalan genel iddialarla yetinmesini önler. Ece'nin sorusu, okuduğu bir örneğe bağlanıyordu.

Dördüncü adım, sorunun önemini bir cümleyle yazmaktır. Bu soru neden sorulmaya değer? Cevabı, hangi daha geniş soruya ya da hangi tartışmaya bir katkıda bulunur? Booth, Colomb ve Williams'ın kalıbının üçüncü parçası bu adımdır. Önemi yazılamayan bir soru, ya çok dardır ya da henüz yeterince düşünülmemiştir.

Görüşler ve pozisyonlar

Bir felsefe yazısının sorusunun nasıl seçileceği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, büyük soru görüşüdür. Buna göre felsefe, büyük sorularla uğraşır ve bir felsefe yazısı da bu sorulardan birine, örneğin özgür iradenin var olup olmadığına, doğrudan yönelmelidir. Dar sorular felsefenin değil, akademik teknik uzmanlığın işidir.

İkinci görüş, dar soru görüşüdür. Buna göre bir felsefe yazısı, ancak dar ve iyi tanımlanmış bir soruya yöneldiğinde gerçekten bir şey söyleyebilir. Büyük sorular bir yazıda ancak yüzeysel olarak ele alınabilir ve bir yazar bir şey eklemek istiyorsa dar bir soru seçmelidir. Eco'nun öğüdü bu görüşe yakındır.

Üçüncü görüş, bağlı soru görüşüdür. Buna göre bir yazı sorusu, yazının ölçeğinde dar olmalı, ama büyük bir soruya bağlı kalmalıdır. Dar soru, büyük sorunun bir parçasını ya da bir koşulunu ele alır ve yazının önemi, bu bağdan gelir. Booth, Colomb ve Williams'ın kalıbının üçüncü parçası bu bağı yazmayı ister.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Araştırılabilir soruyu ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir felsefe yazısı, bir sorunun cevabıdır ve iyi bir yazı, iyi bir soruyla başlar. İyi bir soru, yazının ölçeğine sığacak kadar dar, bir cevabı tartışmaya değer kılacak kadar anlamlı ve büyük bir soruya bağlı kalacak kadar geniştir.

Açık kalan sorular

Bir yazı sorusu yazarken değiştiğinde, ilk soruya ait bölümler ne olmalıdır? Yazar yazının başına dönüp yeni soruyu mu yazmalı, yoksa sorunun nasıl değiştiğini yazının bir parçası mı yapmalıdır?

Bir sorunun araştırılabilir olması, onun daha önce başkaları tarafından sorulmamış olmasını mı gerektirir? Bir öğrenci yazısında, daha önce sorulmuş bir soruyu yeniden sormak ve ona kendi cevabını vermek meşru mudur? Bu soru, bu kursun özgün katkı dersinde yeniden ele alınacak.

Menon'un paradoksu bir yazı sorusu için gerçekten bir güçlük müdür, yoksa gündelik araştırmada her zaman çözülen bir sorun mu? Bir sorunun cevabını tanıyabilmek için ne kadarını önceden bilmek gerekir?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışKonuyu soru sanmak.
Doğrusu

"Özgür irade", "adalet" ya da "Platon'un Devlet'i" bir konudur, bir soru değildir. Yazının sorusu, bir cevap bekleyen bir cümle olarak yazılmalıdır.

Yaygın yanlışYazı ölçeğini hesaba katmamak.
Doğrusu

Bir soru kendi başına ne geniş ne dardır, yalnız bir yazının ölçeğine göre öyledir. On sayfalık bir yazı için seçilen soru, bu sayfalar içinde bir argümanla cevaplanabilmelidir.

Yaygın yanlışCevabı bilinen soruyu seçmek.
Doğrusu

Cevabı yazarın zaten bildiği bir soru, bir yazı sorusu değil, bir özet sorusudur. Araştırılabilir bir soru, cevabı bilinmeyen ama bir cevabı tanıyabilecek kadar iyi kurulmuş bir sorudur.

Yaygın yanlışSorunun önemini yazmamak.
Doğrusu

Dar bir soru, neden sorulmaya değer olduğu söylenmediğinde teknik bir ayrıntıya dönüşür. Sorunun hangi daha geniş soruya bağlandığı bir cümleyle yazılmalıdır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir felsefe yazısının sorusu, bir konudan ayrı olarak kurulmalı ve yazının ölçeğinde bir argümanla cevaplanabilecek kadar dar, ama bir cevabı tartışmaya değer kılacak kadar da anlamlı olmalıdır. Booth, Colomb ve Williams, bir araştırmanın bir konudan bir soruya, bir sorudan da o sorunun önemine ilerlemesi gerektiğini gösterdi.

Eco, bir tez yazacak öğrencilere konuyu daraltmayı ve dar bir konuyu derinlemesine ele almayı öğütledi. Platon'un Menon'undaki arama paradoksu, araştırılabilir bir sorunun cevabı bilinmeyen ama bir cevabı tanıyabilecek kadar iyi kurulmuş bir soru olması gerektiğini düşündürdü.

Araştırılabilir bir soru dört adımla kurulur: konuyu soruya çevirmek, soruyu yazının ölçeğine göre daraltmak, onun bir metne, örneğe ya da ayrıma bağlanıp bağlanmadığını sınamak ve sorunun önemini bir cümleyle yazmak.

Buna üç itiraz yöneltildi: büyük soruların dar sorulara indirgenemeyeceği, araştırılabilirliğin yazmadan önce bilinemeyeceği ve dar bir sorunun önemini yitireceği söylendi.

Bu yüzden bir felsefe yazısına başlamak, bir konu seçmek değil, yazının ölçeğine sığan ve büyük bir soruya bağlı kalan bir soru kurmaktır.

Sonraki derse köprü

Ece'nin yeni sorusu, bir kişinin başka türlü davranma olanağı olmadığında sorumlu tutulup tutulamayacağını soruyordu. Ama bir soru, bir yazının yalnız başlangıcıdır. Ece, yazısının bu soruya hangi cevabı vereceğine de karar vermek zorundaydı: evet mi, hayır mı, yoksa belirli koşullarda mı?

Bir felsefe yazısı, sorusuna bir cevap verir ve bu cevap yazının tezidir. Felsefi Metin Okuma kursunda bir metnin tezini bulmayı gördük. Yazarken ise tezi bulmak değil, kurmak gerekir ve iyi kurulmuş bir tez, okurun onu yazının başında görebileceği kadar açık, yazının geri kalanının onu savunabileceği kadar da belirli olmalıdır.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Açık tez dersi, bir felsefe yazısının tezini nasıl açık ve belirli bir cümleyle kuracağımızı ve belirsiz bir tezin yazının geri kalanını nasıl zayıflattığını soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.