Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Yorumlar arasında seçim, tek bir kesin ölçüte indirgenemez ama bir zevk meselesi de değildir ve gerekçeli bir seçim, yorumları birden çok ölçütle sınayıp ölçütler çatıştığında bir gerekçeyle karar vermeyi gerektirir. Dworkin, bir yorumun metne uyumu ile metni en iyi ışıkta gösterip göstermediğini ayırdı.
Kuhn, paylaşılan ölçütlerin seçimi yönlendirdiğini ama tek başına belirlemediğini gösterdi. Fish, yorumların geçerliliğinin bir yorum topluluğunun ölçütlerine bağlı olduğunu ileri sürdü ve bu, ölçütlerin kendisini de sorgulamayı sağladı.
Gerekçeli bir seçim dört adımla yapılır: yorumları kursun sorularıyla sınamak, her ölçütte hangisinin güçlü olduğunu yazmak, çatışan ölçütlerin ağırlığını gerekçelendirmek ve seçimi onu değiştirebilecek kanıtla birlikte ölçülü biçimde yazmak.
Buna üç itiraz yöneltildi: seçimin sonunda bir zevk meselesi olduğu, ölçütlerin birbirine karşı tartılamayacağı ve seçimi askıya almanın daha dürüst olduğu söylendi.
Bu yüzden bir felsefe metnini okumanın son adımı, yorumların çoğulluğu karşısında susmak ya da birine teslim olmak değil, bir seçimi gerekçeleri ve sınırlarıyla birlikte savunmaktır.
Açılış sahnesi
Deniz, Hume'un olandan olması gerekene geçiş pasajı üzerine ödevini yazmaya oturuyor ve tartışmanın haritasını önüne koyuyor. Haritada üç sütun var: pasajı kesin bir yasak olarak okuyanlar, onu belirli bir geçişe yönelik bir uyarı olarak okuyanlar ve onu Hume'un kendi dönemindeki belirli ahlak sistemlerine yönelik bir eleştiri olarak okuyanlar. Üç okumanın her biri ikna edici görünüyor, her biri pasajın bazı sözcüklerine dayanıyor ve her birini savunan saygın yorumcular var. Deniz, ödevinde birini savunması gerektiğini biliyor, ama nasıl seçeceğini bilmiyor.
Okuma grubunda Deniz, sorusunu açıkça soruyor: "Üç yorum da iyi görünüyorsa, hangisini seçeceğime neye göre karar vereceğim? Hangisini daha çok sevdiğime mi?" Mert, Deniz'e bu kursun şimdiye kadar öğrettiği araçları bir kez daha, bu kez bir seçim için kullanmasını öneriyor. Pasajın sorusu ne, Hume'un kitabının tezi ne, pasaj kitabın yapısında nerede duruyor, "olmalı" sözcüğü on sekizinci yüzyılda ne anlama geliyordu, pasaj kime yönelikti ve Hume'un öteki metinleri ne söylüyordu? Deniz, bu soruları üç okumaya ayrı ayrı sorduğunda, üçünün aynı ölçüde iyi olmadığını, ama yine de tek bir kesin cevabın da çıkmadığını görüyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Metin Okuma kursunun son dersinde, bir felsefe metni üzerine birbiriyle yarışan okumalar arasında nasıl gerekçeli bir seçim yapabileceğimizi ve bu kursun araçlarını bu seçimde nasıl bir araya getirebileceğimizi soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Bu kursun yorum dersi, bir yorumu kapsama sınamasıyla, yani metnin ne kadarını açıkladığına bakarak değerlendirmeyi öğretti ve açık kalan bir soru bıraktı: iki yorum aynı ölçüde kapsamlı ve tutarlı olduğunda nasıl seçim yapılır? Bu ders o soruya dönüyor. Kapsama tek ölçüt değildir. Bir yorumun metnin kendisine direnen yerlerini nasıl ele aldığı, yazarın öteki eserleriyle ne kadar uyuştuğu, metnin dönemine ve muhatabına ne kadar uygun düştüğü de seçimin ölçütleri arasındadır.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Ronald Dworkin, bir yorumun iki boyutta değerlendirilebileceğini savundu: metne ne kadar uyduğu ve metni ne kadar iyi bir ışıkta gösterdiği. Thomas Kuhn, bilimde kuramlar arasında seçim yapmayı sağlayan ölçütlerin seçimi yönlendirdiğini ama tek başına belirlemediğini gösterdi ve bu gözlem yorumlar arası seçime de uygulanabilir. Stanley Fish ise bir metnin anlamının, onu okuyan yorum topluluğunun paylaştığı varsayımlarla belirlendiğini ileri sürdü ve bu, yorumlar arası seçimin sınırları üzerine ciddi bir soru sorar.
Ardından üç itirazı tartacağız: yorumlar arasında seçimin sonunda bir zevk meselesi olduğu, ölçütler birbirine karşı tartılamayacağı için seçimin keyfî olduğu ve seçimi askıya almanın, yani birden çok yorumu açık tutmanın daha dürüst olduğu itirazları.
Sonda, bu kursun araçlarını bir araya getiren dört adımlık bir seçim yöntemi göstereceğiz: yorumları kursun sorularıyla sınamak, her ölçütte hangi yorumun güçlü olduğunu yazmak, ölçütler çatıştığında hangisinin bu metin için daha ağır bastığını gerekçelendirmek ve seçimi, onu değiştirebilecek kanıtı da belirterek ölçülü bir biçimde yazmak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir felsefe metni üzerine birbiriyle yarışan birden çok okuma aynı ölçüde ikna edici göründüğünde, aralarında nasıl gerekçeli bir seçim yapabiliriz?
Ölçülü iddiam şu: yorumlar arasında seçim, tek bir kesin ölçüte indirgenemez ama bir zevk meselesi de değildir, ve gerekçeli bir seçim, yorumları metnin sorusu, tezi, yapısı, dönem dili, muhatabı ve eser içi bağlamı gibi birden çok ölçütle ayrı ayrı sınamayı, her ölçütte hangi yorumun güçlü olduğunu açıkça yazmayı, ölçütler çatıştığında bu metin için hangisinin daha ağır bastığını gerekçelendirmeyi ve seçimi onu değiştirebilecek kanıtı da belirterek ölçülü biçimde yazmayı gerektirir, çünkü ölçütler seçimi belirlemese de onu yönlendirir ve bir seçimin gerekçesi, okura onu sınama olanağı verir.
Sıfır noktası
Bir felsefe metni üzerine birden çok okuma bulunması olağandır ve bu kursun birçok dersi bu çoğulluğu gösterdi. Aynı pasaj farklı okunabilir, aynı yorum farklı değerlendirilebilir ve aynı tartışmanın birkaç tarafı uzun süre ayakta kalabilir. Ama okur, bir ödev yazarken, bir derse hazırlanırken ya da bir görüşü savunurken, çoğu zaman bir seçim yapmak zorundadır. Bu seçimin nasıl yapılacağı, bu kursun son sorusudur.
İki kolay yol vardır ve ikisi de yanıltıcıdır. Birinci yol, bir yorumu en ünlü yorumcu tarafından savunulduğu, en yeni olduğu ya da okura en çok hitap ettiği için seçmektir. Bu, bir seçim değil, bir otoriteye ya da bir zevke teslim olmaktır. İkinci yol, yorumlardan hiçbirini seçmemek ve hepsinin eşit ölçüde geçerli olduğunu söylemektir. Bu da bir seçim değil, seçimden kaçmaktır ve okur, yorumların eşit olmadığı durumlarda bile onları eşit saymış olur.
Aradaki yol, yorumları gerekçeli ölçütlerle sınamaktır. Bu ölçütler bu kursun derslerinde birer birer ortaya çıktı: metnin sorusuna ve tezine uygunluk, metnin yapısındaki yere uygunluk, dönem diline ve çeviriye duyarlılık, anakronizmden kaçınma, muhataba ve eser içi bağlama uygunluk ve metnin kendisine direnen yerlerini açıklama. Bu ölçütler birlikte kullanıldığında, yorumlar çoğu zaman eşit görünmekten çıkar.
Argümanın yapısı
Yorumlar arasında gerekçeli bir seçim yapmak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, yorumları bu kursun sorularıyla sınamaktır. Her yorum için sorulur: metnin sorusuna ve tezine uyuyor mu, pasajın yapıdaki yerini hesaba katıyor mu, anahtar sözcükleri dönem diliyle mi okuyor, çeviriden doğan bir anlam kaymasına dayanıyor mu, anakronik bir soru yöneltiyor mu, muhataba ve eser içi bağlama uyuyor mu ve metnin kendisine direnen yerlerini açıklıyor mu? Deniz'in üç okumayı bu sorulardan geçirmesi, kesin yasak okumasını zayıflattı.
İkinci adım, her ölçütte hangi yorumun güçlü olduğunu yazmaktır. Sonuçlar bir tabloya yazılır: satırlarda ölçütler, sütunlarda yorumlar. Bu tablo, yorumların hangi ölçütlerde eşit, hangilerinde farklı olduğunu gösterir. Ece'nin tablosu, iki okumanın eser içi bağlam ve muhatap ölçütlerinde ayrıldığını gösterdi.
Üçüncü adım, ölçütler çatıştığında bu metin için hangisinin daha ağır bastığını gerekçelendirmektir. Kuhn'un gösterdiği gibi, ölçütler kendi aralarındaki ağırlığı belirlemez. Okur, bu metnin türüne, sorusuna ve bağlamına bakarak hangi ölçütün burada daha önemli olduğunu gerekçelendirir. Deniz, Hume'un pasajının kısa ve kitabın bütününe bağlı bir pasaj olduğunu, bu yüzden eser içi bağlam ölçütünün burada muhatap ölçütünden daha ağır bastığını savunabilir, ama bu bir gerekçedir ve tartışılabilir.
Dördüncü adım, seçimi onu değiştirebilecek kanıtı da belirterek ölçülü biçimde yazmaktır. Seçilen yorum, "doğru yorum" olarak değil, "bu ölçütlere göre en iyi gerekçelendirilmiş yorum" olarak sunulur ve hangi kanıtın bu seçimi değiştirebileceği açıkça yazılır. Bu, seçimi keyfî bir tercihten gerekçeli bir yargıya çevirir ve okura onu sınama olanağı verir.
Görüşler ve pozisyonlar
Yorumlar arası seçim konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, tek doğru yorum görüşüdür. Buna göre bir metnin tek bir doğru yorumu vardır, çoğu zaman yazarın kastettiği anlamdır ve yorumlar arası seçim, bu doğru yoruma en yakın olanı bulmaktır. Bu görüş, yorum dersinde gördüğümüz Hirsch'in anlam ölçütüne yakındır.
İkinci görüş, yapıcı yorum görüşüdür. Buna göre birden çok yorum metne uyabilir ve bunlar arasında seçim, metni en iyi ışıkta gösteren yorumu bulmaktır. Seçim, uyum bir sınır, en iyi ışık bir tercih ölçütü olarak yapılır. Dworkin bu çizgidedir.
Üçüncü görüş, topluluk görüşüdür. Buna göre bir yorumun geçerliliği, onu okuyan topluluğun ölçütlerine bağlıdır ve yorumlar arası seçim, bir topluluğun ölçütleri içinde yapılabilir ama topluluklar arası bir tarafsız ölçüt yoktur. Fish bu çizgidedir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Yorumlar arası seçimi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir felsefe metni üzerine birden çok yorum bulunması, metnin zenginliğinin bir işaretidir. Ama bu zenginlik, okuru seçim yapmaktan muaf tutmaz. Gerekçeli bir seçim, bir yorumu mutlak doğru ilan etmek değil, onu belirli ölçütlerle sınanmış ve belirli kanıtlarla değişebilir bir yargı olarak savunmaktır.
Açık kalan sorular
Bir metnin bütün yorumları belirli bir yorum topluluğunun ölçütleriyle yapıldığında, farklı topluluklardan gelen yorumlar arasında bir seçim yapmak mümkün müdür? Topluluklar arasında ortak bir ölçüt var mıdır, yoksa her seçim bir topluluğun içinde mi kalır?
Bir okur, bir yorumu metnin en iyi ışıkta gösterdiği için seçtiğinde, bu seçim yazarın gerçekten ne dediğine dair bir yargı mıdır, yoksa metinle ne yapmak istediğimize dair bir karar mı? Bu iki soru ne ölçüde ayrılabilir?
Bir yorumun seçilmesi, onu seçen okurun sonraki okumalarını nasıl etkiler? Bir kez seçilen yorum, okurun metnin başka yerlerini okuma biçimini, farkında olmadan, kendi lehine mi yönlendirir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışÜnlü yorumcuya göre seçmek.
Bir yorumu en ünlü, en yeni ya da en çok atıf alan yorumcu savunduğu için seçmek, bir seçim değil, bir otoriteye teslim olmaktır. Yorum, kendi gerekçeleriyle sınanmalıdır.
Yaygın yanlışBütün yorumları eşit saymak.
Birden çok yorumun bulunması, hepsinin eşit ölçüde iyi olduğunu göstermez. Ölçütler uygulandığında, yorumların çoğu zaman eşit görünmekten çıktığı görülür.
Yaygın yanlışTek bir ölçüte güvenmek.
Kapsam, uyum ya da en iyi ışık gibi tek bir ölçüt, yorumlar arasında seçimi belirlemeye yetmez. Birden çok ölçüt birlikte kullanılmalı ve çatıştıkları yerler ayrıca tartılmalıdır.
Yaygın yanlışSeçimi kesin sunmak.
Gerekçeli bir seçim bile, yeni bir kanıtla değişebilir. Seçimi "doğru yorum" olarak değil, "bu ölçütlere göre en iyi gerekçelendirilmiş yorum" olarak sunmak ve onu değiştirebilecek kanıtı belirtmek gerekir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Yorumlar arasında seçim, tek bir kesin ölçüte indirgenemez ama bir zevk meselesi de değildir ve gerekçeli bir seçim, yorumları birden çok ölçütle sınayıp ölçütler çatıştığında bir gerekçeyle karar vermeyi gerektirir. Dworkin, bir yorumun metne uyumu ile metni en iyi ışıkta gösterip göstermediğini ayırdı.
Kuhn, paylaşılan ölçütlerin seçimi yönlendirdiğini ama tek başına belirlemediğini gösterdi. Fish, yorumların geçerliliğinin bir yorum topluluğunun ölçütlerine bağlı olduğunu ileri sürdü ve bu, ölçütlerin kendisini de sorgulamayı sağladı.
Gerekçeli bir seçim dört adımla yapılır: yorumları kursun sorularıyla sınamak, her ölçütte hangisinin güçlü olduğunu yazmak, çatışan ölçütlerin ağırlığını gerekçelendirmek ve seçimi onu değiştirebilecek kanıtla birlikte ölçülü biçimde yazmak.
Buna üç itiraz yöneltildi: seçimin sonunda bir zevk meselesi olduğu, ölçütlerin birbirine karşı tartılamayacağı ve seçimi askıya almanın daha dürüst olduğu söylendi.
Bu yüzden bir felsefe metnini okumanın son adımı, yorumların çoğulluğu karşısında susmak ya da birine teslim olmak değil, bir seçimi gerekçeleri ve sınırlarıyla birlikte savunmaktır.
Sonraki derse köprü
Deniz'in ödevinin sonuç paragrafı, bir okumayı savunuyordu. Ama bu paragrafı yazmak, yalnız okuma değil, yazma da gerektiriyordu. Deniz, ödevine başlarken ne sormak istediğini, hangi tezi savunacağını ve ödevinin kapsamını belirlemek zorunda kalmıştı ve bunları belirlemek, okumadan farklı bir işti.
Bu kurs, bir felsefe metnini nasıl okuyacağımızı sordu. Programın bir sonraki kursu ise bir felsefe metnini nasıl yazacağımızı soruyor. Okuma ile yazma birbirinden ayrılmaz: iyi bir okur, bir metnin sorusunu, tezini ve yapısını bulabilen okurdur, iyi bir yazar ise okurunun bunları bulabileceği bir metin kuran yazardır.
Bir sonraki ders, programın yeni kursu olan Felsefi Yazma'yı açıyor. Araştırılabilir soru dersi, bir felsefe yazısına başlarken hangi sorunun gerçekten araştırılabilir olduğunu, bir sorunun ne zaman çok geniş, ne zaman çok dar olduğunu ve iyi bir yazı sorusunun nasıl kurulacağını soruyor.