Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir felsefe metni üzerine süren bir literatür tartışması, ilk bakışta bir karmaşa gibi görünse de çoğu zaman metnin kilit bir pasajının farklı okumaları etrafında örgütlenir. MacIntyre'ın Hume tartışması, birkaç cümlelik bir pasajın bir literatürün merkezi olabildiğini gösterdi.
Raphael ile Macfie'nin Adam Smith sorununa yanıtı, bir tartışmanın bazen metnin kendisinde bulunmayan bir sorun üzerine kurulabildiğini ve ortak kabul sorgulandığında dağılabildiğini gösterdi. Hardie'nin Aristoteles ayrımı, bir yorumcunun önerdiği bir ayrımın bir tartışmanın dilini belirleyebildiğini gösterdi.
Bir tartışma dört adımla haritalanır: kilit pasajı bulmak, tarafların onu nasıl okuduğunu yazmak, ortak kabulleri ve ayrılma noktalarını ayırmak ve kendi katılım noktamızı belirlemek.
Buna üç itiraz yöneltildi: ikincil literatürün metinden uzaklaştırdığı, haritalamanın tartışmayı olduğundan düzenli gösterdiği ve yeni bir okurun uzun bir tartışmaya katılamayacağı söylendi.
Bu yüzden bir literatür tartışmasını okumak, makaleleri tek tek tüketmek değil, onların metnin neresinde ayrıldığını görüp o haritanın içinde kendi sesimize bir yer bulmaktır.
Açılış sahnesi
Deniz, Hume üzerine bir ödev yazmak istiyor ve konusunu seçmiş: Hume'un olandan olması gerekene geçilemeyeceği görüşü. Kütüphanede bu konu üzerine yazılmış makaleleri aramaya başlıyor ve birkaç saat içinde onlarca makaleyle karşılaşıyor. Bazıları Hume'un bu geçişi kesin olarak yasakladığını söylüyor, bazıları Hume'un yalnız bir uyarıda bulunduğunu, bazıları da Hume'un kendisinin bu geçişi yaptığını savunuyor. Makaleler birbirine atıf yapıyor, birbirini eleştiriyor ve Deniz hangisinden başlayacağını bilmiyor.
Okuma grubunda Mert, Deniz'e makaleleri bir kenara bırakıp önce Hume'un pasajını yeniden okumasını öneriyor. Pasaj kısa: Hume, okuduğu her ahlak sisteminde yazarın bir süre olağan akıl yürütmeyle ilerleyip birden "dır" ve "değildir" yerine "meli" ve "memeli" ile bağlanan önermelere geçtiğini, bu yeni ilişkinin nasıl çıkarıldığının açıklanması gerektiğini söylüyor. Mert, Deniz'e bütün makalelerin aslında bu birkaç cümleyi farklı okuduğunu, tartışmanın bu pasajın etrafında döndüğünü söylüyor. Deniz makalelere yeniden döndüğünde, her birinin pasajın hangi sözcüğünü nasıl okuduğunu soruyor ve tartışmanın bir karmaşa değil, birkaç ayrılma noktasının etrafında örgütlenmiş bir yapı olduğunu görmeye başlıyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Metin Okuma kursunda, bir felsefe metni üzerine süren bir tartışmayı nasıl haritalayacağımızı, tarafların nerede ayrıldığını nasıl bulacağımızı ve bir tartışmaya hangi noktadan katılabileceğimizi soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Argüman Çözümleme ve Haritalama kursunda, Horn'un tartışma haritası kavramıyla uzun süren bir tartışmanın sorularını, cevaplarını ve argümanlarını bir haritada göstermeyi gördük. Bu ders, o aracı bir felsefe metni üzerine yazılmış ikincil literatüre uyguluyor. Burada tartışmanın merkezinde bir soru değil, bir metin vardır: taraflar aynı metni farklı okur ve tartışma, çoğu zaman metnin belirli bir pasajının ya da belirli bir sözcüğünün nasıl okunacağı üzerine döner.
Sonra üç tartışmaya bakacağız. Hume'un olandan olması gerekene geçiş pasajı üzerine Alasdair MacIntyre'ın açtığı tartışma, bir tartışmanın kısa bir pasajın farklı okumalarından doğabildiğini gösterir. Adam Smith'in iki kitabı arasında bir çelişki bulunduğu iddiası ve bu iddiaya verilen cevaplar, bir literatür tartışmasının bazen sahte bir sorun üzerine kurulabildiğini gösterir. Aristoteles'in en yüksek iyi kavramı üzerine William Hardie'nin başlattığı tartışma ise bir tartışmanın taraflarının kullandığı ayrımın, tartışmanın kendisini biçimlendirebildiğini gösterir.
Ardından üç itirazı tartacağız: ikincil literatürü okumanın metnin kendisini okumaktan uzaklaştırdığı, bir tartışmayı haritalamanın onu olduğundan daha düzenli gösterdiği ve yeni bir okurun uzun bir tartışmaya katılabileceği bir yer bulunmadığı itirazları.
Sonda, bir literatür tartışmasını dört adımla haritalamanın yolunu göstereceğiz: tartışmanın kilit pasajını bulmak, tarafların bu pasajı nasıl okuduğunu yazmak, tarafların ortak kabullerini ve ayrılma noktalarını ayırmak ve kendi katılım noktamızı belirlemek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir felsefe metni üzerine uzun süren bir tartışmayla karşılaştığımızda, onu nasıl haritalarız, tarafların nerede ayrıldığını nasıl buluruz ve bu tartışmaya hangi noktadan katılabiliriz?
Ölçülü iddiam şu: bir felsefe metni üzerine süren bir literatür tartışması, ilk bakışta bir karmaşa gibi görünse de çoğu zaman metnin bir ya da birkaç kilit pasajının farklı okumaları etrafında örgütlenir, ve bir tartışmayı haritalamak, bu kilit pasajı bulmayı, her tarafın onu nasıl okuduğunu ayrı ayrı yazmayı, tarafların ortak kabullerini ayrılma noktalarından ayırmayı ve okurun kendi katılım noktasını, yani tartışmada sınanmamış kalan bir okumayı ya da bir ayrımı belirlemeyi gerektirir, çünkü tartışmanın taraflarını tek tek okuyan ama onların nerede ayrıldığını görmeyen okur, tartışmaya katılamaz, yalnız onu tekrarlar.
Sıfır noktası
Bir felsefe metni üzerine yazılmış ikincil literatür, zamanla bir tartışmaya dönüşür. Bir yorumcu bir okuma önerir, bir başkası ona itiraz eder, üçüncüsü iki okumanın da eksik olduğunu savunur ve bir süre sonra tartışmanın kendi tarihi, kendi terimleri ve kendi tarafları olur. Bu tartışmayla ilk kez karşılaşan okur, çoğu zaman makalelerin sayısından ve birbirine yaptıkları göndermelerden yılgınlığa düşer.
Bu yılgınlığın bir nedeni, okurun makaleleri tek tek, bir sıra hâlinde okumasıdır. Her makale kendi başına ikna edici olabilir ve okur, her yeni makaleyle görüşünü değiştirebilir. Ama tartışmanın yapısını görmeden, her makalenin tartışmanın hangi noktasında durduğunu ve kiminle ayrıştığını bilmeden, okur tartışmayı değil, yalnız bir dizi tek tek görüşü okumuş olur.
Deniz'in kütüphanede yaşadığı buydu. Mert'in önerisi, tartışmanın merkezine, yani bütün makalelerin okuduğu pasaja dönmekti. Pasaj bilindiğinde, her makale o pasajın bir okuması olarak yerleştirilebilir ve tartışmanın yapısı görünür olur. Bu kursun metnin sorusu dersinde öğrendiğimiz iş, bir literatür tartışmasında da geçerlidir: tartışmanın sorusu bulunmadan, tartışmanın cevapları anlaşılamaz.
Argümanın yapısı
Bir literatür tartışmasını haritalamak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, tartışmanın kilit pasajını bulmaktır. Tartışmanın makaleleri hangi metin parçasına tekrar tekrar dönüyor, hangi pasajı alıntılıyor, hangi sözcüğü farklı okuyor? Kilit pasaj bazen birkaç cümledir, Hume'un olan ve olması gereken pasajı gibi, bazen de birkaç bölüme dağılmış bir dizi pasajdır, Aristoteles'in mutluluk pasajları gibi. Deniz'in Mert'in önerisiyle pasaja dönmesi, bu adımın uygulamasıydı.
İkinci adım, tarafların kilit pasajı nasıl okuduğunu ayrı ayrı yazmaktır. Her taraf için, pasajı hangi anlamda okuduğu, bu okumayı metnin hangi başka yerleriyle desteklediği ve hangi sonuca vardığı bir satırla yazılır. Bu, bir tartışma haritasının satırlarıdır. Deniz'in üç sütunu bu adımın ürünüydü.
Üçüncü adım, tarafların ortak kabullerini ve ayrılma noktalarını ayırmaktır. Taraflar hangi varsayımı paylaşıyor ve tam olarak nerede ayrılıyor? Ayrılma noktası çoğu zaman kilit pasajın belirli bir sözcüğündedir. Ortak kabul ise çoğu zaman sorgulanmaz ve tartışmanın temelinde durur. Ece'nin Adam Smith sorununda bulduğu, sorgulanmamış bir ortak kabuldü.
Dördüncü adım, kendi katılım noktamızı belirlemektir. Haritada tarafların sınamadığı bir okuma, sorgulanmamış bir ortak kabul, gözden kaçmış bir pasaj ya da tartışmanın kullandığı bir ayrımın sınırı var mı? Katılım noktası, okurun tartışmayı tekrarlamak yerine ona bir şey eklemesini sağlar. Tolga'nın dostluk bölümlerine yönelmesi bu türden bir katılım noktasıydı.
Görüşler ve pozisyonlar
Bir literatür tartışmasının nasıl okunacağı konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, metin önceliği görüşüdür. Buna göre bir okur, bir tartışmaya girmeden önce metni kendisi okumalı ve kendi okumasını kurmalıdır. İkincil literatür ancak bundan sonra, okurun kendi okumasını sınamak için okunmalıdır, çünkü tartışmayla başlayan okur, metni tarafların gözüyle görür.
İkinci görüş, tartışma önceliği görüşüdür. Buna göre bir metnin ne söylediği, onun üzerine süren tartışmanın içinde görünür olur. Tartışmayı bilmeyen okur, metnin tartışmalı yerlerini fark etmez ve onları sorunsuz sanar. Bu yüzden tartışma, metni okumanın bir parçasıdır.
Üçüncü görüş, harita görüşüdür. Buna göre okur, metni ve tartışmayı birlikte okumalı, ama tartışmayı tek tek makaleler olarak değil, kilit pasaj, ortak kabul ve ayrılma noktaları etrafında örgütlenmiş bir yapı olarak okumalıdır. Harita, okurun tartışmada kaybolmasını önler ve ona bir katılım noktası bulmasını sağlar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Literatür tartışmasını ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir felsefe metni üzerine süren bir tartışma, metnin tükenmediğinin ve hâlâ düşündürdüğünün işaretidir. Bu tartışmayı okumak, makaleleri tek tek tüketmek değil, onların metnin hangi pasajında, hangi kabul üzerinde ve hangi noktada ayrıldığını görmek ve bu haritanın içinde kendi sesimize yer açmaktır.
Açık kalan sorular
Bir literatür tartışmasının kilit pasajı, tarafların bir kısmı tarafından yanlış seçilmişse, yani tartışma metnin gerçekten tartışmalı olmayan bir yerinde yoğunlaşıyorsa, bunu nasıl fark edebiliriz? Tartışmanın kendi merkezi de bir yorum mudur?
Bir tartışmanın ortak kabulü sorgulanıp tartışma dağıldığında, eski tartışmanın makaleleri değersiz mi olur? Adam Smith sorunu üzerine yazılmış makaleler, sorun dağıldıktan sonra da Smith'i anlamaya bir şey katar mı?
Bir yorumcunun önerdiği bir ayrım, Hardie'ninki gibi, bir tartışmanın dilini belirlediğinde, bu ayrım metnin kendisinde bulunan bir ayrım mıdır, yoksa yorumcunun metne getirdiği bir araç mı? Tartışmanın taraflarının bu ayrımı kullanması, onun metne uygun olduğunu gösterir mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışMakaleleri tek tek, sırayla okumak.
Bir literatür tartışmasını makalelerin sırası içinde okuyan okur, her yeni makaleyle görüşünü değiştirir ve tartışmanın yapısını görmez. Makaleler bir haritaya yerleştirilmelidir.
Yaygın yanlışKilit pasaja dönmemek.
Bir tartışmanın makaleleri, metnin belirli bir pasajının okumalarıdır. Bu pasaja dönmeden makaleleri okumak, tartışmayı metinden koparmaktır.
Yaygın yanlışOrtak kabulü görmemek.
Tarafların sorgulamadan paylaştığı varsayım, tartışmanın temelinde durur. Onu görmeyen okur, tartışmanın bütün taraflarının aynı noktada yanılıyor olabileceğini fark etmez.
Yaygın yanlışTartışmayı tekrarlamak.
Bir tartışmanın taraflarını özetleyen bir çalışma, tartışmaya bir şey eklemez. Katılım noktası, tartışmanın haritasında sınanmamış kalan bir yeri göstermekle bulunur.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir felsefe metni üzerine süren bir literatür tartışması, ilk bakışta bir karmaşa gibi görünse de çoğu zaman metnin kilit bir pasajının farklı okumaları etrafında örgütlenir. MacIntyre'ın Hume tartışması, birkaç cümlelik bir pasajın bir literatürün merkezi olabildiğini gösterdi.
Raphael ile Macfie'nin Adam Smith sorununa yanıtı, bir tartışmanın bazen metnin kendisinde bulunmayan bir sorun üzerine kurulabildiğini ve ortak kabul sorgulandığında dağılabildiğini gösterdi. Hardie'nin Aristoteles ayrımı, bir yorumcunun önerdiği bir ayrımın bir tartışmanın dilini belirleyebildiğini gösterdi.
Bir tartışma dört adımla haritalanır: kilit pasajı bulmak, tarafların onu nasıl okuduğunu yazmak, ortak kabulleri ve ayrılma noktalarını ayırmak ve kendi katılım noktamızı belirlemek.
Buna üç itiraz yöneltildi: ikincil literatürün metinden uzaklaştırdığı, haritalamanın tartışmayı olduğundan düzenli gösterdiği ve yeni bir okurun uzun bir tartışmaya katılamayacağı söylendi.
Bu yüzden bir literatür tartışmasını okumak, makaleleri tek tek tüketmek değil, onların metnin neresinde ayrıldığını görüp o haritanın içinde kendi sesimize bir yer bulmaktır.
Sonraki derse köprü
Deniz, Hume tartışmasının haritasını çıkardıktan sonra bir soruyla kaldı: üç sütundan hangisi doğruydu? Harita, tarafların nerede ayrıldığını gösteriyordu, ama hangisinin Hume'u daha iyi okuduğunu söylemiyordu. Deniz ödevinde bir okumayı savunmak zorundaydı ve bunun için bir ölçüte ihtiyacı vardı.
Bir metin üzerine birden çok okuma aynı ölçüde ikna edici göründüğünde, okur aralarında bir seçim yapmak zorunda kalır. Bu seçim bir zevk meselesi değildir, ama tek bir kesin ölçüte de indirgenemez. Bir okumanın metnin ne kadarını açıkladığı, metnin kendisine direnen yerlerini nasıl ele aldığı, yazarın öteki eserleriyle ne kadar uyuştuğu ve metnin kendi dönemindeki bağlamına ne kadar uygun düştüğü, bu seçimin ölçütleri arasındadır.
Bir sonraki ders, bu kursun son dersi. Yorumlar arası seçim dersi, bir felsefe metni üzerine birbiriyle yarışan okumalar arasında nasıl gerekçeli bir seçim yapabileceğimizi ve bu kursun araçlarını bu seçimde nasıl bir araya getirebileceğimizi soruyor.