Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Tarihsel bir metni bugünden okumak kaçınılmazdır, ama bunu fark etmeden yapmak, yazarın kendi sorusunu okurun sorusuyla karıştıran bir yanılgıya dönüşür. Butterfield, tarihin bugüne doğru ilerleyen bir yol olarak yazılmasını eleştirdi ve bu yazımın geçmişi anlamayı engellediğini gösterdi.
Kuhn, bilim ders kitaplarının geçmişi bugünkü sorulara göre yeniden yazdığını ve bu yolla köklü değişimleri görünmez kıldığını gösterdi. Rorty, felsefe tarihinin hem geçmiş filozofları kendi dönemlerinde anlayarak hem de onları bugünle bilinçli olarak konuşturarak yazılabileceğini savundu.
Tarihsel bir metin dört soruyla okunur: metin hangi soruya cevap veriyor, okurun sorusu onunla aynı mı, metin bugüne bilinçli olarak mı bağlanıyor ve yazar hangi ölçütle değerlendiriliyor?
Buna üç itiraz yöneltildi: anakronizmden kaçınmanın imkânsız olduğu, anakronizm kaygısının metnin bugüne bir şey söylemesini engellediği ve geçmiş yazarları ahlaki olarak değerlendirmenin bir görev olduğu söylendi.
Bu yüzden tarihsel bir felsefe metnini okumak, onu geçmişe hapsetmek ya da bugüne eritmek değil, onun kendi sorusunu okurun sorusundan ayırmak ve ikisini de bilinçli olarak okumaktır.
Açılış sahnesi
Okuma grubunda Deniz, Locke'un Yönetim Üzerine İkinci İnceleme'sini bitirmiş ve heyecanla konuşuyor. Locke'un insanların özgür ve eşit doğduğunu, yönetimin yönetilenlerin rızasına dayandığını ve yetkisini kötüye kullanan bir yönetime direnme hakkı olduğunu söylediğini anlatıyor ve Locke'un bugünkü anlamda bir demokrat, hatta insan haklarının ilk savunucusu olduğunu ekliyor. Deniz, Locke'un metninin bugünkü bir anayasa tartışmasında hiç değiştirilmeden kullanılabileceğini düşünüyor.
Mert, Deniz'den Locke'un "herkes" derken kimi kastettiğini metinde aramasını istiyor. Deniz metne döndüğünde, Locke'un siyasal topluma katılım ve rıza hakkında konuşurken belirli bir mülk sahibi erkek kesimini düşündüğünü düşündüren yerlere rastlıyor ve Locke'un kendi döneminde belirli sömürge yatırımlarına katıldığını gösteren bir dipnota takılıyor. Locke'un metni bugünkü demokrasi tartışmalarına kaynaklık etmişti, ama Locke onu bugünkü bir demokrasi için yazmamıştı. Deniz, Locke'u kendi döneminin sorularına cevap veren bir yazar olarak okumak yerine, onu bugünkü bir tartışmanın bir tarafı yaptığını fark ediyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Metin Okuma kursunda, tarihsel bir felsefe metnini okurken ona kendi dönemimizin kavramlarını ve sorularını yüklemekten nasıl kaçınacağımızı ve bunun nerede kaçınılmaz, nerede bir yanılgı olduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. P00'da anakronizmi, bir metni yazıldığı dönemin kavramlarıyla değil sonraki dönemlerin kavramlarıyla okumak olarak tanımladık. Dönem dili dersi, bu yanılgının tek tek sözcüklerdeki biçimini, yani tarihsel anlam kaymasını ele aldı. Bu ders, anakronizmin bütün bir okumadaki biçimine bakıyor: bir yazarı bugünkü bir tartışmanın tarafı saymak, onun tarihini bugüne doğru ilerleyen bir yol olarak yazmak ya da onun ahlaki ve siyasal görüşlerini bugünkü ölçütlerle yargılamak.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Herbert Butterfield, tarihin bugüne doğru ilerleyen bir yol olarak yazılmasını eleştirdi ve bu yazıma bir ad verdi. Thomas Kuhn, bilim ders kitaplarının bilimin geçmişini bugünkü sorulara göre yeniden yazdığını ve bu yolla geçmişteki bilim insanlarını bugünkü sorularla uğraşıyormuş gibi gösterdiğini gösterdi. Richard Rorty ise felsefe tarihinin iki meşru yolla yazılabileceğini savundu: geçmiş filozofları kendi dönemlerinin dilinde anlamak ve onları bugünkü sorularla bilinçli olarak konuşturmak.
Ardından üç itirazı tartacağız: her okumanın zaten okurun döneminden yapıldığı ve anakronizmden kaçınmanın imkânsız olduğu, anakronizm kaygısının bir metnin bugüne bir şey söylemesini engellediği ve geçmiş yazarları ahlaki olarak değerlendirmenin bir yanılgı değil bir görev olduğu itirazları.
Sonda, tarihsel bir metni okurken dört soru önereceğiz: metin hangi soruya cevap veriyor, benim sorum onun sorusuyla aynı mı, metni bugüne bağlarken bunu bilerek mi yapıyorum ve yazarı değerlendirirken hangi ölçütü kullanıyorum?
Merkez soru
Sorumuz şu: tarihsel bir felsefe metnini okurken, ona kendi dönemimizin kavramlarını ve sorularını yüklemekten ne zaman kaçınmalıyız ve bunu ne zaman bilinçli olarak yapmak meşrudur?
Ölçülü iddiam şu: tarihsel bir metni okurken anakronizm, okurun kendi dönemini metne yüklemesi olarak tamamen kaçınılmaz değildir, ama yazarın ne söylediğini anlamaya çalışırken fark edilmeden yapıldığında bir yanılgıya dönüşür, ve bu yanılgıdan kaçınmak, metnin kendi sorusunu okurun sorusundan ayırmayı, metni bugüne bağlarken bunu bilinçli ve açık bir işlem olarak yapmayı ve yazarı değerlendirirken kendi döneminin ölçütleriyle mi bugünün ölçütleriyle mi değerlendirdiğini söylemeyi gerektirir, çünkü aynı metin hem kendi döneminin bir cevabı hem de bugünkü bir tartışmanın bir kaynağı olabilir ve bu ikisini karıştırmak, yazarın ne söylediğini de, bugün ne işe yarayabileceğini de bulanıklaştırır.
Sıfır noktası
Geçmişi okurken onu bugünden okuruz ve bu kaçınılmazdır. Kendi dilimizle, kendi kavramlarımızla ve kendi sorularımızla okuruz ve bir metne bizi ilgilendiren şeyler için başvururuz. Bu durum, geçmiş felsefe metinlerinin bugün hâlâ okunmasının nedenidir: bize söyleyecek bir şeyleri olduğu için onları okuruz.
Ama bu kaçınılmaz durum, fark edilmediğinde bir yanılgıya dönüşür. Okur, metnin kendi sorusunu kendi sorusuyla bir tutabilir ve yazarın hiç sormadığı bir soruya verdiği cevabı arayabilir. Okur, geçmişi bugüne doğru ilerleyen bir yol olarak okuyabilir ve her yazarı, bugünkü görüşlere ne kadar yaklaştığına göre değerlendirebilir. Okur, yazarın ahlaki ve siyasal görüşlerini, yazarın kendi döneminde bulunmayan ölçütlerle yargılayıp onu ya bugünün bir kahramanı ya da bir kötüsü yapabilir.
Deniz'in Locke okuması bu yanılgıların birincisine düşmüştü. Locke'un rıza ve direnme hakkı üzerine söyledikleri, bugünkü demokrasi tartışmalarına gerçekten kaynaklık etmişti. Ama Deniz, Locke'u bu tartışmaların bir tarafı yaparak, onun kendi döneminde kime ve neye karşı yazdığını, kimi "herkes" saydığını ve bu görüşlerin hangi sınırlar içinde durduğunu görmemişti. Locke'u bugüne bağlamak meşruydu. Onu bugünün bir yazarı sanmak değildi.
Argümanın yapısı
Tarihsel bir felsefe metnini okurken dört soru sorulabilir.
Birinci soru, metnin hangi soruya cevap verdiğidir. Bu kursun metnin sorusu dersinde gördüğümüz iş, tarihsel bir metinde özellikle önemlidir: metin, yazarın döneminde hangi soruya cevap olarak yazıldı? Tolga'nın ilerleme çizgisindeki her filozofun kendi sorusunu yazması, bu sorunun uygulamasıydı.
İkinci soru, okurun sorusunun metnin sorusuyla aynı olup olmadığıdır. Okur, metne kendi ilgisiyle yaklaşır ve bu ilgi, metnin kendi sorusundan farklı olabilir. İki soru farklıysa, okur metnin kendi sorusuna verdiği cevabı, kendi sorusuna verilmiş bir cevap gibi okumamalıdır. Ece'nin Aristoteles okuması, bu iki sorunun karıştırılmasının bir örneğiydi.
Üçüncü soru, okurun metni bugüne bağlarken bunu bilerek yapıp yapmadığıdır. Metni bugünkü bir tartışmaya uygulamak meşrudur, ama bu, metnin ne söylediğini anlamaktan ayrı bir işlem olarak ve açıkça yapılmalıdır. Rorty'nin rasyonel yeniden kurması bu bilinçli işlemdir. Deniz'in ikinci okuması da buydu.
Dördüncü soru, okurun yazarı değerlendirirken hangi ölçütü kullandığıdır. Bir yazarın görüşleri, kendi döneminin ölçütleriyle ve bugünün ölçütleriyle değerlendirilebilir ve iki değerlendirme farklı sonuçlar verebilir. Okur, hangi ölçütü kullandığını açıkça söylemelidir. Locke'un siyasal toplum anlayışının sınırları, kendi döneminin ölçütleriyle bir yenilik, bugünün ölçütleriyle bir eksiklik olarak görülebilir ve iki hüküm birbirini dışlamaz.
Görüşler ve pozisyonlar
Tarihsel bir metni okurken anakronizmin yeri konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, tarihselcilik görüşüdür. Buna göre bir metni anlamanın tek yolu, onu kendi döneminin dili, soruları ve tartışmaları içinde okumaktır ve bugünkü soruları metne yöneltmek her zaman bir yanılgıdır. Butterfield'ın eleştirisi bu görüşe yakındır.
İkinci görüş, güncellik görüşüdür. Buna göre geçmiş felsefe metinlerinin değeri, bugünkü sorulara bir şey söylemelerindedir ve onları bugünkü sorularla okumak, onları canlı tutmanın yoludur. Metnin kendi döneminin soruları ise ancak tarihçilerin ilgisini çeker.
Üçüncü görüş, çift okuma görüşüdür. Buna göre bir metin hem kendi döneminin içinde anlaşılmalı hem de bugünkü sorularla bilinçli olarak konuşturulmalıdır ve iki okuma ayrı tutulmalıdır. Rorty'nin tarihsel ve rasyonel yeniden kurma ayrımı bu görüşün temelidir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Anakronizmi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Geçmişi bugünden okumak kaçınılmazdır, ama geçmişi bugün sanmak kaçınılmaz değildir. Bir metni hem kendi döneminin bir cevabı olarak hem de bugünkü bir tartışmanın bir kaynağı olarak okumak mümkündür, yeter ki okur bu iki okumayı birbirinden ayırsın ve hangisini yaptığını bilsin.
Açık kalan sorular
Bir metnin kendi dönemindeki sorusu, bugünkü okur tarafından ne ölçüde bilinebilir? Metnin izleri yetersiz kaldığında, okurun kurduğu tarihsel soru da bir tür anakronizm midir?
Rorty'nin rasyonel yeniden kurması, bir yazarı bugünkü sorularla konuştururken onun hiç söylemediği şeyleri ona söyletebilir. Bu yeniden kurmanın, yazarın metnine sadakatsizlik olmadan ne kadar ileri gidebileceğinin bir sınırı var mıdır?
Bir yazarın ahlaki görüşleri kendi döneminin ölçütleriyle sıradan, bugünün ölçütleriyle kabul edilemez olduğunda, bu yazarın felsefi argümanlarını okurken bu görüşleri ne ölçüde hesaba katmalıyız? Bir argümanın değeri, onu savunan kişinin başka görüşlerinden bağımsız mıdır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışYazarı bugünkü bir tartışmanın tarafı sanmak.
Bir yazarın metni bugünkü bir tartışmaya kaynaklık etmiş olabilir, ama yazar onu o tartışma için yazmamıştır. Yazarın kendi sorusu, okurun sorusundan ayrı yazılmalıdır.
Yaygın yanlışGeçmişi bugüne doğru bir çizgi olarak okumak.
Geçmiş filozofları bugünkü bir görüşe ne kadar yaklaştıklarına göre sıralamak, onların kendi sorularını görmemeye yol açar. Her filozofun kendi dönemindeki sorusu ayrıca sorulmalıdır.
Yaygın yanlışDers kitabı özetini metin sanmak.
Bir filozofun bugünkü bir ders kitabındaki özeti, çoğu zaman ona bugünkü bir soruyu yükler. Filozofu tanımak için, özetin değil metnin kendisine bakılmalıdır.
Yaygın yanlışDeğerlendirme ölçütünü söylememek.
Bir yazarı kendi döneminin ölçütleriyle mi bugünün ölçütleriyle mi değerlendirdiğini söylemeyen okur, iki farklı hükmü birbirine karıştırır. Hangi ölçütün kullanıldığı açıkça belirtilmelidir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Tarihsel bir metni bugünden okumak kaçınılmazdır, ama bunu fark etmeden yapmak, yazarın kendi sorusunu okurun sorusuyla karıştıran bir yanılgıya dönüşür. Butterfield, tarihin bugüne doğru ilerleyen bir yol olarak yazılmasını eleştirdi ve bu yazımın geçmişi anlamayı engellediğini gösterdi.
Kuhn, bilim ders kitaplarının geçmişi bugünkü sorulara göre yeniden yazdığını ve bu yolla köklü değişimleri görünmez kıldığını gösterdi. Rorty, felsefe tarihinin hem geçmiş filozofları kendi dönemlerinde anlayarak hem de onları bugünle bilinçli olarak konuşturarak yazılabileceğini savundu.
Tarihsel bir metin dört soruyla okunur: metin hangi soruya cevap veriyor, okurun sorusu onunla aynı mı, metin bugüne bilinçli olarak mı bağlanıyor ve yazar hangi ölçütle değerlendiriliyor?
Buna üç itiraz yöneltildi: anakronizmden kaçınmanın imkânsız olduğu, anakronizm kaygısının metnin bugüne bir şey söylemesini engellediği ve geçmiş yazarları ahlaki olarak değerlendirmenin bir görev olduğu söylendi.
Bu yüzden tarihsel bir felsefe metnini okumak, onu geçmişe hapsetmek ya da bugüne eritmek değil, onun kendi sorusunu okurun sorusundan ayırmak ve ikisini de bilinçli olarak okumaktır.
Sonraki derse köprü
Deniz, Locke'un ikinci incelemesini kendi döneminin içinde okurken bir soruyu cevapsız bıraktı: Locke bu metni kime yazıyordu? Metnin okuru kimdi, Locke kimi ikna etmeye, kime cevap vermeye ya da kimi uyarmaya çalışıyordu? Bu soru, metnin ne söylediğinin yanında, metinle ne yapıldığını da soruyordu.
Bir metin boşlukta yazılmaz, belirli bir okur kitlesine, belirli bir rakibe ya da belirli bir siyasal duruma yönelik olarak yazılır. Yazarın muhatabını bilmek, bir cümlenin bir iddia mı, bir uyarı mı, bir alay mı yoksa bir savunma mı olduğunu belirleyebilir. Aynı cümle, farklı muhataplara söylendiğinde farklı bir iş görür.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Yazarın muhatabı dersi, tarihsel bir felsefe metnini okurken yazarın kime yazdığını ve bu metinle ne yapmaya çalıştığını nasıl bulacağımızı ve bunun metnin anlamını nasıl değiştirdiğini soruyor.