İçeriğe geç

P01-D04-M03-02·Tarihsel metin

Çeviri

temel2.745 kelime≈ 18 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir çeviri, yazarın her sözcüğü için bir karar verir ve bu kararlar görünmez kaldığında okur, çevirmenin seçimini yazarın seçimi sanabilir. Schleiermacher, bir çevirmenin okuru yazara götürmek ya da yazarı okura getirmek arasında seçim yaptığını ve bu seçimin çevirinin bütün kararlarını etkilediğini gösterdi.

Hegel'in aufheben üzerine notu, bir sözcüğün iki karşıt anlamı birlikte taşıyabildiğini ve bir çevirinin bu iki anlamdan birini seçmek zorunda kalabildiğini gösterdi. Bettelheim, Freud'un İngilizce çevirisinin sözcük seçimleriyle onun düşüncesinin tonunu değiştirdiğini ileri sürdü.

Çeviriden okurken dört adım izlenir: çevirmenin önsözünü ve notlarını okumak, önemli terimlerin asıl sözcüklerini bulmak, bir karşılık tablosu tutmak ve mümkünse ikinci bir çeviriyle karşılaştırmak.

Buna üç itiraz yöneltildi: çeviriden okumanın özünde güvenilmez olduğu, dili bilmeyen okurun çevirmeni sorgulayamayacağı ve iyi bir çevirinin okuru bu kaygılardan kurtarması gerektiği söylendi.

Bu yüzden bir felsefe metnini çeviriden okumak, çeviriye körü körüne güvenmek ya da onu reddetmek değil, onun nerede karar verdiğini görmek ve yazarın sesini bu kararların arasından duymaya çalışmaktır.

Açılış sahnesi

Okuma grubunda Tolga ile Deniz, Hegel'in Mantık Bilimi'nden kısa bir bölümü iki farklı Türkçe çeviriden okumuşlar ve bölüm üzerine tartışıyorlar. Tolga'nın okuduğu çeviride Hegel, bir kavramın bir sonraki aşamada "ortadan kaldırıldığını" söylüyor. Deniz'in okuduğu çeviride aynı yerde kavramın "aşılıp korunduğu" yazıyor. Tolga, Hegel'in önceki kavramı bir kenara attığını düşünüyor. Deniz ise Hegel'in onu içine alıp sakladığını düşünüyor. İkisi aynı paragrafı okumuş, ama Hegel'in ne söylediği konusunda anlaşamıyor.

Mert, iki çevirinin aynı Almanca sözcüğü çevirdiğini ve bu sözcüğün Hegel'in kendisinin de dikkat çektiği bir özelliği olduğunu söylüyor: sözcük hem saklamak, korumak anlamına geliyor, hem de bir şeye son vermek, onu ortadan kaldırmak anlamına. Hegel, sözcüğün bu iki anlamı birlikte taşımasını kendi düşüncesi için bir kazanç sayıyordu. Tolga'nın çevirmeni bir anlamı, Deniz'in çevirmeni öbür anlamı öne çıkarmıştı. İki öğrencinin anlaşmazlığı Hegel'den değil, çevirmenlerin kararından doğuyordu. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Metin Okuma kursunda, bir felsefe metnini çeviriden okurken çevirmenin seçimlerini nasıl fark edeceğimizi ve bir çeviride kaybolan ya da eklenen anlamları nasıl bulacağımızı soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. P00'da, bazı felsefi terimlerin başka bir dile tam olarak çevrilemediği ve bu yüzden sürekli yeniden çevrildiği fikrini Cassin'in çevrilemezler kavramıyla gördük. Dönem dili dersi ise sözcüklerin zaman içinde anlam değiştirdiğini ele aldı. Bu ders, bu iki güçlüğün birleştiği yerde duruyor: bir felsefe metnini kendi dilinde okuyamayan okur, çevirmenin her sözcük için yaptığı seçimi, yazarın seçimi sanabilir.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Friedrich Schleiermacher, bir çevirmenin önünde iki temel yol bulunduğunu savundu: okuru yazara doğru götürmek ya da yazarı okura doğru getirmek. Hegel'in Mantık Bilimi'ndeki kısa bir not, bir sözcüğün iki karşıt anlamı birlikte taşıyabildiğini ve bir çevirinin bu iki anlamdan birini seçmek zorunda kalabildiğini gösterir. Bruno Bettelheim ise Freud'un İngilizce çevirisinin, Freud'un gündelik sözcüklerini Latince ve teknik terimlere çevirerek onun düşüncesinin tonunu nasıl değiştirdiğini ileri sürdü.

Ardından üç itirazı tartacağız: çeviriden felsefe okumanın özünde güvenilmez olduğu, çevirmenin seçimlerini sorgulamanın asıl dili bilmeyen bir okur için imkânsız olduğu ve iyi bir çevirinin okuru bu kaygılardan kurtarması gerektiği itirazları.

Sonda, bir felsefe metnini çeviriden okurken dört adım önereceğiz: çevirmenin önsözünü ve notlarını okumak, önemli terimlerin asıl sözcüklerini bulmak, bir karşılık tablosu tutmak ve mümkünse ikinci bir çeviriyle karşılaştırmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir felsefe metnini kendi dilinde okuyamadığımızda, çevirmenin yaptığı seçimleri nasıl fark ederiz ve bir sözcüğün çevirisinin metnin anlamını değiştirdiği yerleri nasıl buluruz?

Ölçülü iddiam şu: bir çeviri, yazarın her sözcüğü için bir karar verir ve bu kararlar çoğu zaman görünmezdir, ama asıl dili bilmeyen bir okur bile bu kararları çevirmenin önsözünden ve notlarından, önemli terimlerin asıl sözcüklerinden, aynı asıl sözcüğün çeviride nasıl karşılandığını izleyen bir tablodan ve mümkünse ikinci bir çeviriyle karşılaştırmadan fark edebilir, çünkü çevirinin tek bir sözcüğü, yazarın iki anlamlı bir terimini tek anlama indirebilir ve okurun anladığı şey yazarın değil çevirmenin görüşü olabilir.

Sıfır noktası

Felsefe okurlarının çoğu, felsefe tarihinin büyük metinlerini çeviriden okur. Bu, bir eksiklik değil, felsefenin yayılmasının koşuludur: Platon'u Yunanca, Kant'ı Almanca, İbn Sina'yı Arapça okuyabilen okur azdır ve çeviriler olmadan bu metinler çoğu okura kapalı kalırdı. Ama çeviriden okumak, metinle okur arasına bir üçüncü kişi, yani çevirmen koyar ve çevirmen, okurun göremediği birçok karar verir.

Bu kararların çoğu zararsızdır: bir sözcük sırası, bir cümle yapısı, bir deyimin karşılığı. Ama felsefe metinlerinde bazı sözcükler argümanın bütün yükünü taşır ve bu sözcüklerin çevirisi, argümanın ne söylediğini değiştirebilir. Hegel'in iki anlamlı sözcüğünü "ortadan kaldırma" diye çeviren bir çevirmen, Hegel'e bir şeyi atma düşüncesini, "koruyarak aşma" diye çeviren bir çevirmen ise bir şeyi saklama düşüncesini yükler. İki çeviri de sözcüğün bir anlamını doğru verir, ama ikisi de öbür anlamı kaybettirir.

Bu yüzden çeviriden okuyan okurun ilk işi, çevirinin bir karar zinciri olduğunu kabul etmektir. Metnin her cümlesi yazarın düşüncesinden çok, yazarın düşüncesinin çevirmen tarafından yorumlanmış bir hâlidir. Bu kabul, çeviriye güvenmemeyi değil, onun kararlarını görmeyi sağlar.

Argümanın yapısı

Bir felsefe metnini çeviriden okurken dört adım izlenebilir.

Birinci adım, çevirmenin önsözünü ve notlarını okumaktır. Çevirmenler, önsözlerinde çoğu zaman hangi yolu izlediklerini, hangi terimleri nasıl karşıladıklarını ve hangi güçlüklerle karşılaştıklarını anlatır. Dipnotlar ve köşeli ayraç içinde verilen asıl sözcükler, çevirmenin kararlarının en açık izleridir. Tolga ile Deniz'in önsözlerde buldukları, iki çevirinin neden ayrıldığını açıklıyordu.

İkinci adım, önemli terimlerin asıl sözcüklerini bulmaktır. Asıl dili bilmeyen bir okur bile, çevirinin terim dizininden, bir felsefe sözlüğünden ya da ikincil bir kaynaktan, yazarın en önemli terimlerinin asıl dildeki karşılığını öğrenebilir. Bu, çeviriyi okumayı bırakmak değil, onun hangi sözcüklerde karar verdiğini bilmektir.

Üçüncü adım, bir karşılık tablosu tutmaktır. Her önemli asıl sözcük için, çevirinin onu farklı yerlerde nasıl karşıladığı yazılır. Tablo, bir asıl sözcüğün birden çok karşılıkla verildiği ya da birden çok asıl sözcüğün tek bir karşılığa indirildiği yerleri gösterir. Deniz'in tablosu, Tolga'nın çevirisindeki aynı sözcüğün üç farklı karşılığını buldu.

Dördüncü adım, mümkünse ikinci bir çeviriyle karşılaştırmaktır. Aynı metnin iki çevirisi, özellikle farklı yolları izleyen iki çeviri, birbirinin kararlarını görünür kılar. İki çevirinin ayrıldığı yerler, çoğu zaman asıl metnin zor ya da çok anlamlı olduğu yerlerdir. Ece'nin iki Freud okuması, bu karşılaştırmanın bir örneğiydi.

Görüşler ve pozisyonlar

Çeviriden felsefe okumanın nasıl yapılacağı konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, güven görüşüdür. Buna göre iyi bir çeviri, yazarın düşüncesini okura yeterince aktarır ve okur, çevirmenin kararlarını sorgulamadan metni okuyabilir. Çevirinin kusurları, felsefi argümanın özünü değiştirmeyecek kadar küçüktür.

İkinci görüş, asıl dil görüşüdür. Buna göre bir felsefe metni ancak kendi dilinde gerçekten anlaşılır ve çeviri, en iyi durumda bile, okura yazarın değil çevirmenin düşüncesini sunar. Ciddi bir felsefe okuru, en azından önemli metinlerin dilini öğrenmelidir.

Üçüncü görüş, karar görüşüdür. Buna göre çeviri bir karar zinciridir ve okur, asıl dili bilmese bile bu kararları önsözlerden, notlardan, terim dizinlerinden ve ikinci bir çeviriden fark edebilir. Okurun işi, çeviriye körü körüne güvenmek ya da onu tümden reddetmek değil, onun kararlarını görmektir. Schleiermacher'in iki yol ayrımı ve Bettelheim'ın eleştirisi, bu kararların nerede ve nasıl yapıldığını gösterir.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Çeviriyi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir felsefe metnini çeviriden okumak, bir yazarı başka birinin sesiyle dinlemektir. Bu sesi reddetmek, metni okumamak olur. Ona körü körüne güvenmek ise çevirmenin kararlarını yazarın düşüncesi sanmaktır. Aradaki yol, çevirinin nerede karar verdiğini görmek ve yazarın sesini bu kararların arasından duymaya çalışmaktır.

Açık kalan sorular

Bir yazar kendi metninin çevirisini gözden geçirip onayladığında, örneğin kendi döneminde yapılmış bir çeviriye katkıda bulunduğunda, o çeviri asıl metinle aynı yetkiye sahip midir? Yazarın onayladığı bir değişiklik, çeviri mi sayılır, yoksa metnin yeni bir hâli mi?

Bir dilde felsefe yapma geleneği büyük ölçüde çevirilerle kurulduğunda, örneğin Türkçede birçok felsefe teriminin ilk kez çevirilerle üretildiği durumda, çevirmenin kararları o dilin felsefi sözcük dağarcığını nasıl biçimlendirir?

Bir çeviri, asıl metinden daha açık ya da daha tutarlı olduğunda, bu çeviri asıl metne sadakatsiz mi sayılmalıdır, yoksa onun bir iyileştirmesi mi?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışÇevirmenin seçimini yazarın seçimi sanmak.
Doğrusu

Bir çevirideki her sözcük, çevirmenin bir kararıdır. Bir terimin çevirisi metnin anlamını belirliyor gibi göründüğünde, önce onun asıl sözcüğü ve çevirmenin kararı sorulmalıdır.

Yaygın yanlışÖnsözü ve notları atlamak.
Doğrusu

Çevirmenin önsözü ve dipnotları, çevirinin hangi yolu izlediğini ve hangi terimlerde karar verdiğini gösteren başlıca yerlerdir. Onları atlamak, çevirinin kararlarını görünmez bırakmaktır.

Yaygın yanlışAynı Türkçe sözcüğü aynı asıl sözcük sanmak.
Doğrusu

Bir çeviri, farklı asıl sözcükleri tek bir Türkçe karşılıkla ya da aynı asıl sözcüğü farklı karşılıklarla verebilir. Bir karşılık tablosu bu durumları görünür kılar.

Yaygın yanlışTek bir çeviriye bütün ağırlığı vermek.
Doğrusu

Bir metnin ikinci bir çevirisi, özellikle farklı bir yol izleyen bir çeviri, ilk çevirinin kararlarını görünür kılar. Tek bir çeviriden okuyan okur, o çevirinin kararlarını metnin kendisi sanabilir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir çeviri, yazarın her sözcüğü için bir karar verir ve bu kararlar görünmez kaldığında okur, çevirmenin seçimini yazarın seçimi sanabilir. Schleiermacher, bir çevirmenin okuru yazara götürmek ya da yazarı okura getirmek arasında seçim yaptığını ve bu seçimin çevirinin bütün kararlarını etkilediğini gösterdi.

Hegel'in aufheben üzerine notu, bir sözcüğün iki karşıt anlamı birlikte taşıyabildiğini ve bir çevirinin bu iki anlamdan birini seçmek zorunda kalabildiğini gösterdi. Bettelheim, Freud'un İngilizce çevirisinin sözcük seçimleriyle onun düşüncesinin tonunu değiştirdiğini ileri sürdü.

Çeviriden okurken dört adım izlenir: çevirmenin önsözünü ve notlarını okumak, önemli terimlerin asıl sözcüklerini bulmak, bir karşılık tablosu tutmak ve mümkünse ikinci bir çeviriyle karşılaştırmak.

Buna üç itiraz yöneltildi: çeviriden okumanın özünde güvenilmez olduğu, dili bilmeyen okurun çevirmeni sorgulayamayacağı ve iyi bir çevirinin okuru bu kaygılardan kurtarması gerektiği söylendi.

Bu yüzden bir felsefe metnini çeviriden okumak, çeviriye körü körüne güvenmek ya da onu reddetmek değil, onun nerede karar verdiğini görmek ve yazarın sesini bu kararların arasından duymaya çalışmaktır.

Sonraki derse köprü

Tolga, Hegel'in iki anlamlı sözcüğünü "ortadan kaldırma" diye okuduğunda, Hegel'e bugünkü bir düşünceyi, yani eskiyi atıp yeniye geçme düşüncesini yüklemişti. Bu, yalnız bir çeviri sorunu değildi. Tolga, Hegel'i kendi döneminin ilerleme anlayışıyla okumuştu.

Tarihsel bir metni okurken en yaygın yanılgılardan biri, ona yazıldığı dönemde bulunmayan kavramları, soruları ve beklentileri yüklemektir. Okur, bir düşünürü bugünkü bir tartışmanın tarafı sanabilir, onun hiç sormadığı bir soruya verdiği cevabı arayabilir ya da onun kavramlarını bugünkü kavramlarla bir tutabilir. Bu yanılgı, tek tek sözcüklerde değil, bütün bir okumada işler.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Anakronizm dersi, tarihsel bir felsefe metnini okurken ona kendi dönemimizin kavramlarını ve sorularını yüklemekten nasıl kaçınacağımızı ve bunun nerede kaçınılmaz, nerede bir yanılgı olduğunu soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.